“Hmm? Yani, çocukluk arkadaşın ve eski ortağın olması üzerinden ona takılamayacak olmam kötü oldu tabii ama hepsi bu.”
“Eski ortak derken, ortaokulda beraber yürüttüğümüz Öğrenci Konseyi görevinden bahsediyorsun, değil mi? Çünkü kurduğun cümle sanki sevgiliymişiz gibi bir hava yaratıyor. Hem sen en başta kıza neden sataşıyordun ki? Rahat bırak onu artık.”
“Bir dakika. Bu durumda benim imalı bir kız kardeş başrolü olmam gerekmiyor mu?”
“Sana dur dedim.”
“Ama ağabeyine masumca sokulan, onu kendine saklamak için her şeyi yapmaya hazır küçük kız kardeş olarak Alya’nın önünde durma fikri de kulağa hiç fena gelmiyor.”
“Beni görmezden gelmeyi bırak.”
“Ooo.♪ İhtimaller derya deniz.♪”
“...Eğlenmene sevindim.”
Yerinize taze pijamalarını giymiş olan Yuki, yatağa doğru hafif adımlarla adeta dans ederek ilerledi ve yüzünde uçarı, gamsız bir gülümsemeyle kendini arkaya doğru yatağa bıraktı.
“Sahi, eve dönmeni sağlayan kişi Alya’ydı, değil mi?”
“...! Evet, sanırım öyle.”
“Ooo. Çok ilginç. Küçük kardeşin olarak, böylesine harika bir partnerle ödüllendirilmiş olman beni çooook mutlu etti.”
“...”
Bu yorum Masachika’yı nedense utandırmıştı. Bakışlarını kaçırınca Yuki bıyık altından gülümsedi.
“Yaptıkları için ona gerçekten minnettarım. Çünkü o olmasaydı şimdi burada olmazdın,” diye ekledi Yuki, bu kez sesi samimiydi.
Hiçbir gizli anlam taşımayan, tamamen masumca bir tespitti bu... Ancak yine de Masachika’nın kalbine suçluluk duygusuyla örülü bir sızı saplandı.
“...Özür dilerim. Benim yüzümden çok yalnız kalmış olmalısın.”
“N-ne? Bu da nereden çıktı şimdi?” Yuki yapmacık bir şekilde güldü. Doğrulurken gülümsemesine bir şaşkınlık emaresi eşlik ediyordu.
“Ne oldu? Büyükbabam bir şey mi dedi?” diye sordu şakacı bir tonla.
Kız kardeşinin nezaketiyle duygulanan Masachika başını kaldırdı, dudaklarında buruk bir tebessüm vardı.
“Hayır... Onunla bir ilgisi yok. Bunu sana çok daha önce söylemeliydim. Hepsi bu.” Bir kez daha derin bir saygıyla eğildi. “Her şeyi senin omuzlarına yıktığım için özür dilerim. Biliyorum, çok geç kaldım ama bundan sonra o yükü ben sırtlanacağım.”
“Şey... Ne? Kusura bakma ama neden bahsettiğin hakkında en ufak bir fikrim bile yok,” dedi Yuki, kafasını yana eğerek huzursuz bir gülümsemeyle.
“Büyükbabamdan beni tekrar varis yapmasını istedim,” diye açıkladı Masachika. Ciddi bakışlarını kız kardeşine dikmişti.
“...Ne?”
“Bu yük senin taşıman gereken bir şey değildi. Benim ağırlığımdı. Sen benim uğruma kendini feda etmeye devam ederken, artık acizce kafamı çevirip başka yöne bakamam.”
Yuki yavaşça gözlerini yere indirdi ve kısık bir sesle mırıldandı:
“Kendimi ‘feda mı’ ediyorum? Affedersin? Sen bunu gerçekten söylüyor musun?”
Kız kardeşinin o ciddi ve pes tonu Masachika’yı bir anda hazırlıksız yakalamıştı.
“Yu—”
“Ben...!” Kardeşinin sözünü sert bir çıkışla kesti. “Geride kalma kararını ben verdim! Çünkü bu aile için elimden geleni yapmak istedim!”
Yataktan fırlayan Yuki, ağabeyine öfkeyle baktı; yüzünde inkar edilemez bir kızgınlık alevi yanıyordu.
“Ve bu hiç değişmedi! Hayatımı bu şekilde yaşadım ve yaşamaya da devam edeceğim; çünkü ben böyle yaşamak istiyorum! Bunca yıldır bana en yakın olan sensin ama yine de sen...!” Bir an için kelimeler boğazına dizildi, ardından dişlerini sıkıp feryat etti: “Beni sadece acınası bir kurban olarak mı görüyorsun?!”
Ağabeyinin gözleri şokla irileşti ama daha tek bir kelime edemeden Yuki çıplak ayağıyla onun omzuna bir tekme savurdu.
“Şaka mı yapıyorsun sen?! Defol! Çık dışarı!!”
Yuki hiç tereddüt etmeden bir dizi tekme savurarak ağabeyini kapıya doğru sürdü, ardından koridora fırlattı. Kapıyı güm diye kapattıktan sonra sırtını ahşaba yaslayıp nefes nefese kaldı.
“Hıff... Hıff... Mn! Öhö! Öhö!” Heyecanlanınca öksürüğü birden azmış, canı yanınca yüzünü buruşturmuştu. “Öğğ! Cık!”
Aslında Yuki, saniyeler öncesine kadar kendini neşeli görünmeye zorluyordu. Dün geceye dair anıları bulanık olsa da, ağabeyinin önünde o yaralı ve savunmasız halini sergilediğini hayal meyal hatırlıyordu; işte tam da bu yüzden o izlenimi silmek için şimdi kendini bu kadar zorluyordu.
Rol olsa bile fark etmez. İyiymiş gibi davranıyor olsam da önemli değil... Eğer bunu başarabilirsem, o zaman gerçeğe dönüşür, değil mi?
Gerçekten böyle hissediyordu ve bunca zamandır tam da bu amaç uğruna çabalıyordu. Oysa... ağabeyi az önce ona her şeyden vazgeçmesini söylemişti.
“Karşıma geçmiş ciddiyet taslıyor... Cık.”
İçindeki öfke yeniden harlandı ve kendi kendine söylendi. Ağabeyinin ona karşı suçluluk duyduğunu biliyordu ama onun kendisini hala korunmaya muhtaç, zavallı bir yaratık olarak gördüğünü asla tahmin etmemişti.
“Öğğ! Gerçekten sinir bozucu. Hepsi şu grip yüzünden oldu.”
Yatağa doğru sert adımlarla ilerledi ancak boy aynasındaki yansımasını görünce aniden donakaldı.
...Hayır, grip yüzünden değil.
Aynadaki o küçük, ince ve narin vücut... Çok eskilerde kalan, yatalak olduğu o günlerin silinmez izlerini hala taşıyan bir figürdü bu. Masachika’nın onu korunması gereken biri olarak görmesinin asıl sebebi kuşkusuz buydu; bir de “küçük kız kardeş” olması.
Neden onun küçük kız kardeşi olmak zorundaydım ki?
Eğer seçme şansı olsaydı, onun ablası olarak doğmayı dilerdi. Sırf ondan yaklaşık bir yıl sonra doğduğu için Masachika onu kayıtsız şartsız koruması gereken biri olarak görüyordu. Oysa Yuki ablası olsaydı, belki Masachika o ağır suçluluk duygusunu taşımazdı. Belki kendisinden bu kadar nefret de etmezdi.
Gerçi, ihtimaller üzerine kafa yormak yersiz.
Yuki gözlerini aynadan kaçırıp yatağa doğru sendeleyerek ilerledi ve yüzüstü şiltesine yığıldı. Ayano’nun kapıyı çalıp seslenmesine kadar da orada öylece gömülü kaldı.
“Yuki Hanım? Girebilir miyim?”
“...”
Yuki cevap vermeyince Ayano uyuduğunu varsaydı.
“Affedersiniz,” diye fısıldayarak odaya süzüldü. Yuki’yi üzerinde battaniye olmadan yüzüstü uzanmış halde buldu. Ancak Ayano üstünü örtmek için yaklaştığında...
“Yuki... Hanım...? Uyanık mısınız?”
Yuki’nin gözlerinin fal taşı gibi açık olduğunu ve pürdikkat yatağa baktığını fark edince, eli havada asılı kaldı.
“Şey... Bir şey mi oldu? Az önce yanından geçerken Masachika Bey’in dünyayla bağı kopmuş gibiydi...”
Ayano’nun ağzından o isim çıktığı an Yuki’nin öfkesi yeniden parladı. İki eliyle doğrulup boşluğa dik dik baktı.
“Ayano.”
“Buyurun?”
“...Gelecek yılki seçimi ne olursa olsun kazanacağız.”
“Ha? Şey, evet. Nasıl isterseniz.”
Ayano, bu ani çıkış karşısında şaşkınlığını gizleyemese de tereddütle başını salladı. Yuki ise hizmetçisine dönüp bakmadı bile; sadece dişlerinin arasından fısıldadı:
“Ona artık zayıf, acınası küçük bir kız olmadığımı göstereceğim.”
Ardından orada olmayan ağabeyine karşı kesin bir kararlılıkla ilan etti:
“Seni alt edecek olan kişi ben olacağım, ağabey.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.