"Küçük kız kardeşim Yuki’nin özgürlüğünü kendi çıkarlarım uğruna feda ettiğimi fark ettim ama buna rağmen bu gerçekle yüzleşmeyi reddettim. Günlerimi dönüştüğüm o acınası, bencil ve başarısız herif olarak boşa harcadım. Ben buyum işte... Masachika Kuze denilen adamın özeti bu."
Alisa, karşısındaki çocuğun nefret ve pişmanlık dolu bu itirafını dalgın bir halde dinliyordu. Çocuk, sanki hüküm giymeyi bekleyen bir günahkar gibi başını öne eğmişti. Yuki’nin aslında öz kardeşi olduğu gerçeğiyle başlayan bu itiraf, Alisa için şu an sindirilmesi imkansız derecede ağırdı; yine de bazı taşlar sonunda yerine oturmaya başlıyordu.
Demek öyle...
Masachika’nın gülümsemesinde, en başarılı olduğu anlarda bile hep bir gölge gizliydi. Övgülerden kaçıyor, takdir edilmekten rahatsız oluyor ve sessizce spot ışıklarının uzağında duruyordu. Alisa şimdi bunun nedenini tam anlamıyla kavramıştı. Tüm bunların altında köklü bir kendini reddediş ve mevcut varlığının kardeşinin fedakarlığı sayesinde olduğu inancı yatıyordu.
"Gurur duyabileceğim hiçbir şeyim yok... Hiçbir şeyim... Ben beş para etmez pisliğin tekiyim..."
Alisa, bunun nasıl bir his olduğunu merak etmeden duramadı. Kendisi de kendi yaşam tarzını savunmamanın acısını, yaptığının doğru olup olmadığını bilmemenin sancısını ama başka türlü yaşamayı da becerememenin ne demek olduğunu biliyordu.
Yine de, bir insanın kendi hayatını böylesine kökten reddetmesinin nasıl bir duygu olduğunu hayal bile edemiyordu. Bu yüzden onu teselli edecek tek bir kelime bile bulamadı. Tek hissettiği derin bir kederdi.
"Hepsi koca bir hataydı... En başından beri."
Çocuğun kendi vicdan azabında boğuluşunu izlemek yürek parçalayıcıydı. Alisa, ona yardım edemediği, tek bir kelime bile söyleyemediği için kendi çaresizliğine öfkeleniyordu. Ancak...
"Masachika Kuze bir hataydı."
Bu sözleri duyduğu an göğsünde bir şeylerin patladığını hissetti.
"...Bir hata mı?" Kelimeler, daha ne olduğunu anlamadan dudaklarından dökülüverdi. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Her şeyin koca bir hata olduğunu mu?"
Kelimelerle birlikte gözyaşları da boşalırken sesi titriyordu. Yüzünden süzülen keder nehirlerini silmeye tenezzül bile etmeden, öfkeyle bakarak Masachika’nın omuzlarına yapıştı. Çocuk çenesini kaldırdığı anda haykırdı:
"Sen! Benimle tanıştın, değil mi?!"
Buğulu gözlerinin ardından, çocuğun gözlerinin aniden irileştiğini gördü. Bakışları artık kuşkuya yer bırakmayacak şekilde birleşmişti. Masachika’nın zihni karanlık bir yerlerde olsa da, sadece bu temas bile Alisa’nın kalbinin sevinçle çarpmasına yetti.
Masachika, Suou ailesinde kalsa bile belki yine tanışırlardı. Ancak o gün sınıfta tanıştığı Masachika, olmaya çalıştığı o kusursuz, beyefendi ve pürüzsüz çocuk olsaydı... Alisa ona asla bu kadar çekilmezdi.
Aşık olduğu ve gerçekten sevdiği kişi, tam karşısında duran Masachika Kuze’ydi. Kusursuz olmaktan çok uzaktı, saymakla bitmeyecek eksikleri vardı ama Alisa artık o hatalar dahil her şeyine tapıyordu. Bu yüzden, o insanın bir "hata" olarak nitelendirilmesine asla izin veremezdi.
"Az önce tanıştığımıza şükrettiğini söylemiştin. O zaman... O zaman hepsi sadece bir yalan mıydı?" diye mırıldandı. Başı öne eğikti, hala omuzlarını sıkıca tutuyordu.
Gözyaşları yere damlamaya devam ederken, dışarıdan darmadağın göründüğünün farkındaydı. Niyeti bu değildi. Tek istediği onu teselli etmekti ama bunun yerine bencilce ve duygusal davranmış, sanki onu suçlarmış gibi konuşmuştu.
Ben... Ben berbat biriyim...
Duygu fırtınası dindiğinde yerini pişmanlığa bıraktı. Kendini acınası hissediyordu. Kelimelerin altında ezilerek yere çöktü, gözyaşları sessizce akarken içine kapandı. Fakat o anda, omzuna nazikçe bir el konuldu.
"Teşekkürler, Alya."
Alisa, bu teşekkür karşısında şaşkınlıkla başını kaldırdı. Gözleri yeniden buluştu. Çocuğun bakışlarında hala acı vardı ama hafifçe gülümseyerek gözlerini kıstı. Yanaklarından süzülen yaşları görünce bir sonraki kelimelerini dikkatle seçti.
"Haklısın. Seninle tanışmam... ve ortak olmamız... hepsi yaptığım o hata sayesinde oldu."
Masachika, sanki iç dünyasıyla yüzleşiyormuş gibi gözlerini yumdu; yavaşça başını salladı ve sonra tekrar açtı.
"Evet, düşününce hepsinin bir hata olmadığını anlıyorum. Şimdi gerçekten böyle hissediyorum," dedi tüm samimiyetiyle ve başını öne eğdi.
"Özür dilerim. Düşüncesizlik ettim. Seni incitmek istememiştim. Yani..."
Başını tekrar kaldırıp doğrudan Alisa’nın gözlerinin içine baktı.
"Seninle tanışmak, başıma gelen en güzel şeylerden biriydi. Gerçekten."
Bu sözler Alisa’nın kalbinin delicesine çarpmasına neden oldu. Az önce üzerine çöken o hüzün ve pişmanlık eriyip gitti; yerini sevinç ve şefkate bıraktı... Ama bu duyguları açıkça gösterecek kadar cesur değildi.
"<...Benim için de öyle.>"
Başını eğip dudaklarını dizine bastırarak usulca mırıldandı. Masachika ne dediğini sormaya fırsat bulamadan Alisa gözyaşlarını sildi, ayağa kalktı ve hala bankta oturan ortağına elini uzattı.
"Hadi."
"Ha?"
Şaşkın bakışlarına doğrudan karşılık vererek cevapladı:
"Yuki’yi görmeye gidiyoruz... Bu pişmanlığı geride bırakabilmen için."
Masachika’nın gözlerinde bir korku kıvılcımı parladı ve yüzü kaskatı kesildi... Ancak bakışlarını tekrar kaçırmasına izin vermeden, Alisa kararlı bir şekilde ilan etti:
"Yanında olacağım. Senin yanında durma ve sana destek olma sırası bende... O yüzden tek kelime etme ve sadece elimi tut!"
Masachika’nın omuzları sarsıldı ama gözleri bir kez daha Alisa’nınkilerle kenetlendi. İçindeki huzursuzluk, elini Alisa’nınkine bırakırken yok oldu.
Elini sıkıca kavrayan Alisa, onu yukarı doğru çekip ayağa kaldırdı. Sonra elini bırakmadan arkasını döndü ve yola doğru yürümeye başladı.
"Ha? Hey, dur bir dakika. Ciddi miyiz? Şimdi mi? Daha doğum günü partin bile bitmedi. Kendi partinin ortasında öylece çekip gidemezsin!"
"Annemle babam ve Maşa idare ederler. Diğerlerinden de sonra özür dilerim zaten."
"Saçmalama, olmaz öyle şey... En azından bir ceket al. Hem oraya nasıl gitmeyi planlıyorsun?"
"Taksi, otobüs... Bir yolunu buluruz işte. Uzatma da yürü! Hadi!"
"Taksi mi? Yanında para var mı ki—"
"Hadi diyelim!"
Alisa, Masachika’ya itiraz şansı tanımadan, onu elinden sürükleyerek ileri atıldı... O sırada karanlığın içinden bir gölge onları izliyordu.
Hmm... Görünüşe bakılırsa geç kalmışım.
Nonoa, kayıp olan doğum günü kızını aramak bahanesiyle kurt adam oyununda bilerek erkenden elenmişti. Ayano, Nonoa’ya Yuki’nin durumunu anlatmış, bu da Nonoa’nın aklına bir plan düşürmüştü: Masachika’yı, yatağa düşmüş kardeşini görmesi için Suou malikanesine gitmeye ikna edecekti. Planı, onu kederle darmadağın etmek, sonra da teselli ederek kalbine sızmaktı.
"Konuşmak istediğimde beni sonuna kadar dinlemiştin, şimdi de ben seni dinleyeceğim. Yani, senin hakkında pek çok şeyi bildiğime eminim; Yuki ve Yuushou meselesi gibi, kimsenin bilmediği şeyler. Bu yüzden sana en objektif görüşü ben verebilirim."
"Teşekkürler... Ama şu an iyiyim."
"...Dayanabilecek misin?"
"Evet, halledebilirim. Sağ ol."
"Pekala."
Kujou ailesinin salonunda Masachika ile aralarında geçen konuşma buydu. O an etrafta başkaları olduğu için çocuk endişelerini dile getirmemişti ama Nonoa emindi ki, yalnız olsalardı Masachika şüphesiz ona içini dökerdi.
Cık. Kuze’nin bana açılmasına ramak kalmıştı.
Uzun zamandır mesafeli davranıyor, o korunaklı kalbine yaklaşmasına izin vermiyordu; ama Nonoa o an çok yaklaştığını, onun o ham ve filtresiz duygularına dokunacak kadar yakın olduğunu hissetmişti.
Ancak Alisa ondan önce davranmış ve planını bir anda yerle bir etmişti.
"..."
Uzaktan bile Masachika’nın içindeki o bulanık karmaşa hissediliyordu; normalde bu gece onun bu zayıflığını ele geçirmesi gerekiyordu. Ondan sonra, üzerindeki bu hakimiyetle canı ne isterse yapabilirdi.
Kulağına şefkatli yalanlar fısıldayıp kalbini usulca çalabilirdi. Ya da o kalbi paramparça edip onunla soğukça dalga geçebilir, ardından ortaya çıkan çaresizliğin tadını çıkarabilirdi. Sadece bunu hayal etmek bile göğsündeki o cansız kalbin tuhaf bir heyecanla kıpırdamasına yetiyordu.
Ah, ne kadar canlandırıcı... Saya’dan başka birinin bana böyle hissettirebileceğine inanmak gerçekten güç.
Tam da bu yüzden, o mükemmel fırsatın gözlerinin önünde kapılıp gitmiş olması midesini bulandırıyordu.
Öğğ... Her şeyi mahvediyor... Çok sinir bozucu. Bir dakika. Ben şimdi kıskanıyor muyum?
Bu, sevilmeyen birine karşı hissedilen o sıradan rahatsızlık değildi. Yapış yapış, sızlatan bir huzursuzluktu. Dudakları istemsizce büküldü ve yeri öfkeyle tekmeleme arzusu duydu. Yine de her şey kötü değildi. Aslında bu, Masachika ile yolları kesişmeseydi asla tanışamayacağı bir duyguydu.
Yine de berbat bir durum.
Sıkılmaktan iyiydi ama yine de deneyimlemek istediği bir duygu değildi. Her halükarda... Alisa ayak bağı oluyordu.
Ama yapacak bir şey yok. Arkadaşlarımı incitmek istemem.
Bu düpedüz bir yalandı. Arkadaşlarini incitmek Nonoa için hiçbir anlam ifade etmiyordu. Sadece ailesi ona arkadaşlarına değer vermesini söylediği için böyle davranıyordu; onların kurallarını çiğneyemediği için de bu ilişkilerin zarar görmemesi adına gereken minimum çabayı gösteriyordu. Ancak...
Evet, elden bir şey gelmez... Yine de aşkta ve savaşta her yol mübahtır.
Annesi bir keresinde aşkın bir savaş olduğunu ve aşk uğruna yapılan her şeyin affedileceğini söylemişti. Bu yüzden Nonoa, Masachika’ya karşı hissettiklerini "aşk" olarak tanımlamaya karar verdi. Bu da demek oluyordu ki, ne olursa olacaktı.
"Dostluk, aşkın yanında pamuk ipliğine bağlı bir kavramdır... ya da onun gibi bir şey. Ha-ha."
Bu yarım yamalak hatırladığı sözleri mırıldandıktan sonra Nonoa topuklarının üzerinde döndü ve Maria’dan ödünç aldığı anahtarla apartmana geri girdi. Kujou dairesine girdiğinde oturma odasının kapısını açtı. O anda Maria ile göz göze geldi ve kadının elindeki akıllı telefonu fark etti.
"Ah, Nonoa. Üzgünüm. Biliyorum onları aramaya gittin ama Alya az önce aradı ve Yuki’nin evine gittiğini söyledi..."
Nonoa aldığı bilgiyi zihninde tartıp biçtikten sonra az önce şahit olduğu sahneyi dürüstçe anlatmaya karar verdi.
"Ooo, evet. Alisa ile Kuze'nin beraber koşup gittiklerini gördüm. Demek oraya gidiyorlarmış..."
Maria kafa karışıklığı içinde başını yana eğdi. "Öyle mi? Pek detaya girmedi ama görünüşe bakılırsa acilen yanına gitmeleri gerekmiş."
Nonoa durumu hemen açıklığa kavuşturdu:
"Sanki böyle bir panik halindelerdi. Belki de çaresizce? Kesin bir şeyler oldu o zaman."
Karşılıklı konuşmaları dinleyen Touya, ağır ağır söze girdi.
"Evet... Küçük Kujou'nun kendi partisini böyle aniden terk etmesi için meselenin epey ciddi olması lazım."
"Kesinlikle... Bir dakika ama. Ben Yuki'nin halletmesi gereken acil bir işi olduğunu sanıyordum?"
Chisaki bir açıklama beklercesine etrafına göz gezdirdi ama kimse tatmin edici bir cevap veremedi. Neler olup bittiğini bilen tek kişi olan Nonoa ise Ayano'nun güvenini sarsmamak adına diğerlerini karanlıkta bıraktı.
"Aman, ne olduğunu kestirmek zor ama eminim geçerli bir sebebi vardır, bir sonraki görüşmemizde bize her şeyi anlatır!"
Takeshi, odaya çökmeye başlayan ağır havayı dağıtmak istercesine aşırı neşeli bir tonla söze girdi.
"Evet, haklısın. Masachika da yanında sonuçta, her şey yoluna girecektir," diye ekledi Hikaru da hemen, onu desteklercesine.
Touya dişlerini göstererek gülümsedi. "Şimdi düşününce... Yaz festivalinde de benzer bir şeyler olmuştu sanki. Hani şu havai fişek gösterisi sırasında."
"Hmm? Ha, evet ya! Kuze aniden Alya'nın elini kavrayıp beraber fırlayıp gitmişlerdi!"
"Dur bir dakika! Cidden mi?! Öyle mi yaptı?! Vay şanslı kerata...!"
Chisaki'nin yorumunun hemen ardından lafa atlayan Takeshi, festival anılarına gülerek ortamın havasını çabucak yumuşattı. Doğum günü kızının kendi partisinin ortasında sırra kadem basması ne kadar absürt olsa da, Alisa her zaman özünde çok iyi bir insan olduğu için tek bir ruh bile onu bu yüzden eleştirmedi.
Herkes ona gerçekten güveniyor... Bu güveni sarsmak muhtemelen epey zor olurdu.
Nonoa, her zamanki boş ifadesinin arkasında bu manzarayı kayıtsızca analiz ediyordu ki Sayaka birden biraz şaşkın bir tonda seslendi.
"Nonoa?"
"Hmm? Ne oldu Saya?"
"..."
"Ne?? Yapma böyle, kızarıyorum bak."
Sayaka gözlerini kaçırana dek Nonoa, arkadaşının bu dik dik bakışlarına ruhsuz bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Neyse... Bir şey içmek ister misin?"
"O! Evet, bana biraz gazoz getirir misin?"
"Cidden mi? Yine mi? Kaç bardak içtin zaten? Şişmanlayacaksın."
"Benim şişmanlamam imkansız gibi bir şey. Sorun olmaz. Bak? Hissediyor musun?"
Nonoa, karanlık niyetler besleyen birinden fersah fersah uzak, saf bir masumiyet saçan bir tavırla Sayaka'nın koluna sevimlilikle sokuldu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.