Bu sırada, tüm o konuşmaların asıl kahramanları olan Alisa ve Masachika, Suou malikanesine doğru giden bir otobüsteydiler. Çift kişilik koltukta yan yana oturuyorlardı. Aralarında tek kelime geçmese de Alisa’nın sağ eli, sanki elle tutulamayan bir şeyi bir arada tutmaya çalışıyormuşçasına Masachika’nın sol eline sıkıca kenetlenmişti.
…
Göz ucuyla Masachika’ya baktı. Masachika’nın yan profili her ne kadar hiçbir duygu belirtmese de uzaklara dalıp giden bakışları, derin düşüncelere daldığını ve kendi iç dünyasıyla bir hesaplaşma içinde olduğunu ele veriyordu.
Şu an onu rahatsız etmesem daha iyi olacak galiba.
Artık pişmanlık duygusuyla kavruluyor gibi görünmüyordu. Eğer durum buysa, onu kendi haline bırakmak en mantıklısıydı. Zaten Alisa’nın az önce söyledikleri pek de etkili olmamıştı; sonuçta hitabet yeteneği hiçbir zaman güçlü yanı olmamıştı. Bir başka deyişle, eğer Masachika’nın şu an teselli edilmeye ihtiyacı yoksa, sessiz kalması ona daha çok yardımcı olacaktı.
Bu sonuca varan Alisa, yüzünü pencereye dönüp düşüncelerine teslim oldu. Fırtına sonunda dindiğine göre, artık zihnini meşgul eden tek bir mesele kalmıştı. Daha açık konuşmak gerekirse…
Öz kardeşim derken neyi kastediyorsun sen?!
İşte buydu. Sakinliğini geri kazandığı an, Alisa’nın zihni bu tek soruyla dolup taşmaya başlamıştı. Yuki ile geçmişteki tüm karşılaşmaları bir bir su yüzüne çıkıyor, kafasının içinde takılmış bir kaset gibi dönüp duruyordu.
O zaman tüm o olanlar neydi peki?!
Bir anı hepsinden daha canlı bir şekilde zihninde belirdi: Gece çökerken boş sınıfta Yuki ile yüzleştiği o an.
“Sana onu sevdiğimi söyledim, bu yüzden sen de bana tam olarak ne hissettiğini söylemek zorundasın!”
Yuki’nin o baskın tavrı karşısında Alisa, Masachika’yı ona bırakmayacağını büyük bir özgüvenle ilan etmişti. Bu, bir rekabetten doğan bir tepkiydi; Yuki’nin onun çocukluk arkadaşı ve ortaokuldaki öğrenci konseyi ortağı olmasına verilen bir cevaptı. O kararlı çıkışı yapmazsa, Yuki’nin onu elinden alacağından korkmuştu. Ancak…
Kız kardeşi miymiş?! Kız kardeşi mi?! Ne? Yani ben şimdi onun küçük kız kardeşine, abisini ona vermeyeceğimi mi söyledim? Sapık bir takipçi gibi mi yani? Hayır… Hayıııır!!
Alisa olduğu yerde kıvranmak ve yüzünü ellerinin arasına gömmek istiyordu ama yüzündeki o ciddi ifadeyi korumak için elinden geleni yapıyordu… Sonra Maria’nın hoşlandığı çocuk olan Sah mıydı neydi, onun aniden yanına gelip, “Masha’yı sana yar etmem! O benim!” diye bağırdığını hayal etti.
Hic şüphe yoktu. Kulağa tam bir kaçık gibi gelirdi. Bu durum tek kelimeyle tuhaftı ve muhtemelen kız kardeşine, çıktığı kişiyi bir kez daha gözden geçirmesini söylerdi. Ve gelgelelim, tam olarak böyle davranan kişi bizzat Alisa’nın kendisiydi.
I-ıh…!! Aaaarghhh…!!
“Alya?”
“…!”
Masachika’nın sesiyle irkilen Alisa, hızla ona döndüğünde çocuğun ona hafif bir şaşkınlıkla baktığını gördü.
“Bir sorun mu var?”
“Ah, şey… Hayır. Yok bir şey…”
“Emin misin?”
“Eminim,” diyerek onu temin etti. Hemen ardından başını başka yöne çevirdi. Masachika da muhtemelen konunun üzerine gitmek istemediğini hissettiğinden başka bir şey demedi ve o da önüne döndü.
Alisa, penceredeki yansımasını izlerken rahatlamayla hafifçe içini çekti.
Neyse ki üstelemedi… Şimdilik bunu aklımdan çıkarsam iyi olacak. Zaten düşündükçe işler daha da sarpa sarıyor…
Böylece, şu an için idrak etmesi gereken çok fazla şey olduğundan düşüncelerini askıya almaya karar verdi.
Üstelik elini tutuyorum, gerilirsem hemen anlar…
İşte o an, gerçek dank etti.
B-ben Masachika’nın elini mi tutuyorum?!
Alisa’nın vücudundan yıldırım çarpmışçasına bir elektrik akımı geçti. El ele tutuşmak aslında o kadar da büyük bir mesele değildi. Daha önce de birkaç kez elini tutmuştu ama bu seferki farklıydı. Artık ona karşı hisleri olduğunu biliyordu ve hoşlandığın birinin elini tutmak, bir arkadaşın elini tutmaktan tamamen farklıydı! Ve işin daha kötüsü…
Dur bir dakika. Sakin ol ve düşün…
Parktaki bankta elini tutmuştu ama otobüs durağına geldiklerinde bırakmışlardı. Sonra tam otobüse bindikleri an tekrar kenetlenmişlerdi… Evet, inkâr edilecek bir yanı yoktu.
Yapan bendim?! Elini ben mi tuttum?!
Elbette art niyetli değildi, bu fırsatı gizlice elini tutmak için de kullanmamıştı. Sadece kaçıp gitmediğinden emin olmak istemişti. Hepsi buydu.
E-evet, sadece ona yol göstermek istedim… Tıpkı onun bana yaptığı gibi… Hepsi bu!
Yine de… Alisa hoşlandığı çocuğa karşı bu hamleyi bizzat kendisi yapmıştı ve bu pek de üstü kapalı bir hareket sayılmazdı. Resmen eline yapışıp onu otobüse sürüklemişti. Sanki…
Dominant bir kadınmışım gibi davranıyorum!
Alisa içten içe yüzünü avuçlarına gömüp sessiz bir kükreyişle isyan etti. Ona göre normal bir kız, hoşlandığı çocuğun elini tutmak için böyle atılmazdı. Tüm cesaretlerini toplasalar bile bu kadar girişken olmazlardı. Bunun yerine ellerini ürkekçe uzatır ve çocuğun tutmasını beklerlerdi. Sıradan bir kızın yapması gerekenin bu olduğunu düşünüyordu.
Ama hiçbir şey olmamış gibi bir çocuğun elini tutmak mı? Bunu ancak her önüne gelene mavi boncuk dağıtan hafifmeşrep bir kız yapardı! Hoşlandığı çocuğun peşinden ancak böyle yırtık ve flörtöz kızlar koşardı!
Edep! Bir hanımefendi edepli ve öz disiplinli olmalı!
Alisa, görgü kurallarının parça parça yok olduğunu hissederek içten içe kıvranıyordu. Hmm? Daha önce çok daha cesur şeyler mi yapmıştı? Hayır, o sadece o ukala ve sinir bozucu erkek arkadaşıyla dalga geçip üstünlüğü ele almak içindi. Onu baştan çıkarmaya falan çalıştığı yoktu… Elbette şu an da öyle bir amacı yoktu!
“B-baştan çıkarmak” mı? Ne kadar utanç verici! Bu kesinlikle asil bir hanımefendinin yapacağı bir şey değil!
Gerçekten böyle hissediyordu… Ama o zaman… Neden kalbi bu kadar hızlı çarpıyordu? Kendini Masachika’yı ayartırken ve normalde çok soğukkanlı olan o çocuğu kontrolünü kaybedip onu deli gibi arzularken hayal etti. Karnından kalbine doğru bir şeylerin kabardığını hissetti… Ve hemen ardından kendi kendine fırça kaydı.
Seni aptal! Ne diye hayallere dalıyorsun?! Hem de böyle bir zamanda! Masachika ayrı düştüğü ailesiyle yüzleşmek üzere! İçindeki iblislerle savaşıyor! O yüzden şu aşk sarhoşu beynini durdur ve hayal kurmayı kes, aptal!
Göz ucuyla yanına baktığında, Masachika’nın ifadesinde hafif bir hüzün olduğunu fark etti. Kimin elini ilk kimin tuttuğunu ya da neden tuttuğunu dert edecek bir durumda olmadığı çok açıktı.
Gördün mü? Masachika’nın böyle aptalca şeyler için harcayacak vakti yok!
…Tamam, “aptalca” demek biraz ağır kaçtı sanki, değil mi?
Kendi düşüncesini eleştirdikten sonra, kendini bir miktar sinirli buldu. Çocuğun dertlerinin çok daha büyük olduğunu biliyordu ama aşık bir kız olarak, onun bu kadar kayıtsız kalması Alisa’yı hem sinirlendiriyor hem de biraz endişelendiriyordu.
En azından birazcık utanabilir ya da gerilebilirdi. Ne yani? El ele tutuşmak onun için hiçbir özel anlam ifade etmiyor mu? Ufacık bir temas kalbini bile mi hızlandırmıyor? Ben bunu düşünmeden edemiyorum ama o…
Bu karmaşık hayal kırıklığı ve endişe hissiyle Alisa, Masachika’nın elini hafifçe sıktı. Masachika şaşkınlıkla iki üç kez gözlerini kırpıştırıp ona döndü.
“…? Alya?”
“Ah, şey…” Gözlerinin içine bakarken ifadesi merak doluydu. Alisa ne diyeceğini bilemeyip bocaladı ve aklına gelen ilk mantıklı şeyi yumurtlayıverdi. “Her şey yoluna girecek.”
“…Evet. Teşekkürler.”
Bu teselli tamamen dayanaksız ve o anlık uydurulmuş bir şey olsa da Masachika hafifçe gülümsedi, teşekkür etti ve en ufak bir utanç ya da gerginlik belirtisi göstermeden tekrar önüne döndü.
…Hıh.
Alisa’nın içindeki öfke ve endişe daha da büyüdü. Bunu böyle bırakamazdı; en azından Masachika’nın onu birazcık fark etmesini sağlamalıydı. Ama nasıl? Göğüslerini sergilemek ya da daha önceki gibi koluna yapışmak kesinlikle olmazdı. Çok bariz kaçardı. Üstelik yalnız da değillerdi. Yapacağı şey her neyse ince, doğal ve en önemlisi gizli bir niyet taşımıyormuş gibi görünmeliydi.
Ne yapabilirim ki…?
Düşüncelere daldığı sırada kenetli ellerini hatırladı. Koltukta aralarında öylece duruyorlardı; kendi eli onunkinin üzerindeydi… Ve o an alanın aslında ne kadar dar olduğunu fark etti.
İşte bu…!
Aklına aniden bir fikir geldi. Otobüs tam bir virajı alırken, merkezkaç kuvvetiyle dengesi bozulmuş gibi yaparak ağırlığını bilerek o tarafa verdi. İki bacağını da yana doğru kaydırırken, kenetli ellerinin kalçalarının altına kaymasına sessizce izin verdi ve ellerini bacaklarının altına kıstırdı.
“Ah! Pardon.”
“Hmm? Ha.”
Kısaca özür dilerken, tuhaf bir şey fark edip etmediğini anlamak için Masachika’nın yüzünü yakından izledi. Sonra otobüs düzelmeye başlayınca, sanki ellerini daha fazla ezmek istemiyormuş gibi bir tavırla, el ele tutuşan ellerini yavaşça —ama çok yavaşça— yukarı kaldırdı. Tabii ki ellerini kaldırması için başka hiçbir sebebi yoktu, zira hiçbir art niyeti bulunmuyordu… Sonra kenetli ellerini kendi uyluğunun üzerine koydu.
Titrer
Masachika’nın elinin o soğuk sırtı, Alisa’nın uyluğuna sıkıca temas edince sırtından aşağı hafif bir ürperti geçti. Ama soğukkanlılığını bozmadı, penceredeki camdan onu izlerken gayet sıradan bir tavırla dışarı bakmaya devam etti.
Nasılmış bakalım?!
Masachika’nın ifadesinde en ufak bir değişiklik bile yoktu. Hala dümdüz önüne bakıyordu; sol elinin Alisa’nın uyluğunda durduğundan tamamen habersizdi.
…
Alisa’nın tüm hevesi bir anda söndü ve yerini tarif edilemez bir utanç dalgasına bıraktı.
Ben ne yapıyorum böyle? diye geçirdi içinden. Sahi, tüm bunlar da neyin nesi? Aptal mıyım ben…? Aslında bunu sormaya bile gerek yok. Bir aptalım. Ne yapmaya çalışıyorum ki? Şu an aklından bile geçmiyorum… Bu gerçekten gülünç…
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.