"Alya? Şey... İyi misin?"
Apartmandan çıkıp asansöre doğru ilerlerken Masachika’nın sorduğu bu soru havada asılı kaldı.
Sessizlik
Masachika dün gece yatağa girdiğinde bile zihnini kurcalayan Yuki düşüncelerinden bir türlü kurtulamamış, ne zaman uykuya daldığını, hatta uyuyup uyumadığını bile hatırlayamamıştı. Kahvaltı vakti bir sis bulutu içinde geçmişti; aklı hâlâ başka yerlerdeyken kulağına çalınan acınası Rusça fısıltılar onu bir anda gerçekliğe döndürdü. Başını çevirdiğinde, o gün gördüğü o uğursuz ölüm gölgesinin kızın üzerine çöktüğünü fark etti. Alisa, babasının bir gece önceden kalan o aşırı acı körisini daha yeni bitirmişti.
Masachika hemen mutfağa koşup ona biraz süt getirdi ama sütü içtikten sonra bile Alisa’dan çıt çıkmadı. Sanki ruhu bedeninden sökülüp alınmış gibi bitkin görünüyordu; bakışları ürkütücü derecede boştu.
Öğğ... Dikkat etmediğim için şikayet etmeye hakkım yok biliyorum ama yapma be baba. Bu kadar acı bir köriyi ona ikram ederken ne düşünüyordun?
Öfkesinin yanlış yere yöneldiğinin farkında olsa da Alisa’yı bu hale getirdiği için içten içe babasına söyleniyordu.
"Çok özür dilerim! Gerçekten! Sadece nazik olmaya çalışıyordun ama..."
Kyoutarou, Alisa yemek yüzünden "hayata gözlerini yumduğundan" beri durmadan özür dileyip duruyordu. Kötü bir niyeti olmadığı, köriyi gerçekten sadece "birazcık" acı sandığı her halinden belliydi. Masachika bu durumu gayet iyi anlıyordu; zira babasının seyahatlerinden getirdiği tuhaf ya da aşırı egzotik atıştırmalıkların ve yemeklerin kurbanı olmaya zaten alışıktı. Yine de babasının, kendi damak tadının diğer insanlardan bambaşka bir boyutta olduğunu artık kabul etmesi ve biraz daha ölçülü davranması gerektiğini düşünüyordu.
Gerçi, belki de bilinçaltında kendisi kadar eşsiz bir damak tadına sahip birini arıyordur?
Zihni bu düşüncelerle meşgulken asansör geldi. Masachika, Alisa ile birlikte içeri girdi. Grip olan biriyle temas ettiği için ne olur ne olmaz diye maskesini taktı. Birinci kata inip binadan çıktılar. Okula doğru yürümeye başladıklarında Alisa aniden sordu:
"Siz... her zaman böyle şeyler mi yersiniz?"
"Ha? Yok canım, her zaman değil. Yani okulda öğle yemeği için ne getirdiğimi görüyorsun, değil mi? Genelde sade ve normal şeyler yerim. O köri babamın özel bir şeyler hazırlama çabasıydı sadece..."
"Anladım..."
"Gerçekten üzgünüm. Bilerek yapmadı, bunu bilmelisin. Sadece tat alma duyusu çoğu insanınki gibi çalışmıyor..."
"Hayır, sorun değil. Sadece daha fazla eğitim almam gerek. Hepsi bu..."
"Eğitim derken?"
Alisa’nın konuşma tarzı Ayano’yu andırmaya başlayınca Masachika onun ciddi bir hastalığa yakalanmış olabileceğinden endişelenmeye başladı. Sonra Alisa’nın neden sabahın köründe evine geldiğini hatırlamak için hafızasını yokladı.
"Günaydın Masachika. Böyle çat kapı geldiğim için üzgünüm. Sadece dün evvelsi gün Yuki’nin evinde neler olduğunu merak ediyordum. Okulda bunları konuşamayacağımızı düşündüm, bu yüzden sabah beraber yürürken konuşuruz demiştim."
Hah, tamam ya. Bu yüzden gelmişti.
Kızın Suou ailesinin evinde olanları sormaya geldiğini hatırlayan Masachika, ne kadarını anlatması gerektiğini tarttı. Sonunda annesiyle ilgili detayların üstünden üstünkörü geçip Gensei ile olan konuşmasına odaklanmaya karar verdi.
"Şey... Alya, şu son iki gün Suou malikanesinde yaşananlar hakkında..."
Alisa irkilerek duruşunu dikleştirdi. Masachika onun dinlemeye hazır olduğunu anlayınca anlatmaya başladı. Uzun süredir devam eden çatışmaların ardından annesiyle nasıl barıştığını anlattı. Suou ailesinin varisi olarak geri dönmek için Gensei ile pazarlık yaptığını... ve Gensei’nin bunu tek bir şartla kabul ettiğini söyledi: Öğrenci konseyi başkanı olması gerekiyordu.
"Anlıyorum."
"Seçimleri bir pazarlık kozu olarak kullandığım için üzgünüm, sonuçta bu yola beraber çıktık. Tabii senin yerine geçmeyi asla düşünmediğimi söylememe gerek bile yok. Onu ikna etmenin başka bir yolunu bulacağım."
Bu son kısım biraz beyaz yalandı. Şu an Gensei’yi nasıl ikna edeceği konusunda en ufak bir fikri yoktu. Dürüst olmak gerekirse büyükbabasıyla zaten yapabileceği kadar uzlaşmıştı ama Alisa’yı kenara itip öğrenci konseyi başkanı olmaya da hiç niyeti yoktu.
"Hayır, sorun değil... Ama sana sormak istediğim bir şey var," dedi Alisa. Masachika’nın gerçekle yalanın harmanlandığı açıklamasına kararsız bir şekilde başını sallayarak onay vermişti.
"Nedir?"
Alisa düşüncelere dalarak durunca Masachika da durup ona döndü.
"Büyükbabandan seni aileye geri kabul etmesini ve varisliğini onaylamasını istemeden önce Yuki ile konuştun mu?" diye sordu Alisa, yüzünde sıkıntılı bir ifadeyle.
Yuki’nin adı geçer geçmez Masachika’nın yüzü bir anlığına buruştu, sonra cevap verdi:
"Hayır... Yani, sonradan ona anlattım tabii."
"Sana kızdı mı?"
Nokta atışı tahmini karşısında Masachika’nın nefesi kesildi.
"Biliyordum," diye mırıldan Alisa. Çocuğun tepkisi her şeyi anlatmaya yetmişti zaten.
"Kötü bir niyetin olmadığını biliyorum... ama kızmasına şaşırmadım."
"Evet... Onunla önceden konuşmadan varislik makamını elinden almaya çalıştığım için kendimi suçlu hissediyorum."
"Bunu anlıyorum ama..."
"Ama ne?"
"Şey..."
"Çekinme. Aklından geçeni söyle lütfen. Ne dersen de kızmayacağım," diye teminat verdi Masachika, kızın tereddüt dolu, kendisini süzen bakışlarına karşılık vererek.
Alisa birkaç saniye düşündükten sonra cevap verdi:
"Nasıl desem... Suou ailesinin varisi olmayı, yani diplomat olmayı sanki üzerine kalmış bir yük gibi anlatıyorsun..."
"Evet ama... Öyle zaten. Bu insanın canı istediği için yapacağı bir şey değil."
"Senin için öyle, değil mi?"
Masachika bir an sustu, sonra hızla başını iki yana salladı.
"Hayır... Yuki de bunu istemiyor. Yani, bir gün diplomat olmak istediğini söylediğini bir kez bile duymadım."
Yuki küçüklüğünden beri pek çok hayalinden bahsetmişti ama ne hikmetse bir kez bile diplomat olma arzusunu dile getirmemişti. Masachika da tam olarak bu yüzden kız kardeşinin bu yolda sadece mecburiyetten ilerlediği sonucuna varmıştı. Alisa ise şüpheyle başını yana eğdi.
"Öyle olsa bile, bu yaptığın işte bir anlam bulamayacağın anlamına gelmez. Şöyle düşün; çok çalışıyorsun, yaptığın işle gurur duyuyorsun ve sonra biri gelip 'Vah vah, çok zorlanıyor olmalısın. Merak etme, ben devralırım,' diyor. Bu seni hiç rahatsız etmez miydi?"
Masachika donup kaldı. Yuki’nin gerçekten diplomat olmayı ve Suou ailesinin başına geçmeyi isteyebileceği ihtimali aklının ucundan bile geçmemişti.
"En azından benim için konuşursak... Başladığım bir işi, en başta istememiş olsam bile ne kadar zor olursa olsun bitirmek isterdim. Üstelik birinin, sırf yük olduğunu düşündüğü için bir şeyi elimden almasını istemezdim. 'Ben gerçekten sorunlarını başkasına yıkıp kaçacak biri gibi mi görünüyorum? Beni böyle mi görüyorlar?' diye düşünürdüm."
Masachika tamamen sözsüz kalmıştı. Suou ailesinin sorumluluklarını sadece bir "yük" olarak görmek, yıllardır bu sorumlulukları omuzlayan Yuki’ye hakaret olurdu. Bu düşünce zihninde hiç yer etmemişti.
"Tabii bu sadece benim hissiyatım. Ona sormadan Yuki’nin ne hissettiğini bilemeyiz..."
"Evet... Ama söylediklerin mantıklı." Hareketlerinin ne kadar bencilce ve kibirli olduğunu ancak şimdi fark ediyordu. Yine de farkına vardıktan sonra bile son bir düşünceyi mırıldandı: "Ben... Sadece onun özgür olmasını istemiştim."
Yuki yatakta küçük bir çocuk gibi ağlamıştı. O küçücük bedenin ne kadar büyük bir yük taşıdığını düşündükçe Masachika’nın hâlâ gözleri doluyordu. Her yere gidebilecek kadar sağlıklı bir vücuda kavuşmuştu ama o eve zincirlenmiş durumdaydı. Masachika bütün kalbiyle kız kardeşini özgür bırakmak istiyordu.
"Onu gerçekten önemsediğin çok açık."
Alisa ona yaklaştı ve şefkatli bir jestle sağ koluna hafifçe dokundu. Masachika gözlerini ona dikerek kekeleyerek cevap verdi:
"Ama haklısın... Aslında mesele benim kaçmak yerine yapmam gerekeni kabul etmemdi... ama Yuki’nin gözünde, onun yıllardır verdiği emeği küçümsemiş oldum. Sonuçta... onu özgürleştirmek istemem sadece benim egomdan ibaretti..."
"Kendini bu kadar hırpalama. Niyetin iyiydi ve Yuki de bunun farkındadır."
Masachika dün babasının söylediklerini hatırlayınca yüzünde buruk bir tebessüm belirdi.
"Ha ha! Babam da benzer bir şey söylemişti... Birbirimizi önemsediğimiz sürece her şeyin yoluna gireceğini söyledi," diye mırıldandı. Sonra aniden başını kaldırıp daha canlı bir gülümsemeyle devam etti:
"Kusura bakma. Bir an için çok karamsarlaştım. Ama teşekkür ederim. Bana gerçekten üzerine düşünecek çok şey verdin."
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Hadi bakalım, okula gidelim artık."
Topuklarının üzerinde dönüp okula doğru yürümeye başladığında, arkadan bir el sol koluna dolandı ve onu sıkıca kavradı.
"..?!"
Kolundaki ani sıcaklığın şaşkınlığını yaşarken, kız ona iyice sokuldu ve kulağına yumuşak bir fısıltı çalındı.
"Seni ben de çok önemsiyorum."
Bunu söyler söylemez kolunu bıraktı ve hızlı adımlarla öne geçti. Masachika, kızın dokunduğu kolunu garip bir şekilde ovarak şaşkınlık içinde olduğu yerde kalakaldı.
...Beni neşelendirmeye mi çalışıyordu?
Ona dönüp bakmadan hızla uzaklaşmasını izlerken Masachika’nın yüzünde geniş bir gülümseme oluştu.
"Ben de."
Bu jesti hakkında soru sorulmasını istemediği her halinden belli olan ortağına bakıp kısık sesle kıkırdadı. Sonra bakışlarını tekrar önüne indirerek hem adımlarına hem de düşüncelerine geri döndü.
Suou ailesinin başına geçmek onu mutlu etmeyecek mi? O zaman ben—
Bu sırada önden yürüyen Alisa da kendi düşünceleri içinde kaybolmuştu.
Sadece öğrenci konseyi başkanı olmaktan vazgeçersem... Masachika ailesine geri dönebilir miydi?
Masachika'nın dedesi Gensei'nin öne sürdüğü şart buydu. Bu, Masachika'nın pişmanlıklarını geride bırakması ve arzusuna kavuşması için aşması gereken bir engeldi; bu yüzden Alisa ona yardım etmeyi canıgönülden istiyordu. Ancak...
Öğrenci konseyi başkanı olmayı çok istiyordum ama sadece kendi arzum için onun ailesi tarafından kabul edilmesine engel olmaya hakkım var mı? Onun ve ailesinin meselelerine öncelik vermemiz gerekmez mi?
Alisa, her zaman zirveyi hedeflediği için öğrenci konseyi başkanlığının peşinden gitmişti. Aynı zamanda, seçtiği yaşam yolunun yanlış olmadığını kanıtlamak için çevresindeki herkesten takdir görmeye çalışıyordu. Dahası, artık Masachika ve Sayaka gibi kendisini destekleyen insanların beklentilerini karşılama zorunluluğu hissediyordu. Fakat tüm bunlar, gerçekten Masachika'nın dileğinden daha mı öncelikliydi?
Başkan yardımcısı da olabilirim... Hayır. Ama ben...
Düşüncelere dalarak mekanik bir şekilde ilerlemeye devam etti.
Aralarındaki sabit mesafeyi koruyarak ve bakışlarını yere dikerek, Alisa ve Masachika okul yolunda sessizlik içinde yürüdüler. Kendi iç dünyalarına gömülmüş bir halde okul sınırlarına yaklaşırlarken, gözlerini üzerlerine dikmiş olan ve sayıları giderek artan Seirei Akademisi öğrencilerinden tamamen habersizdiler.
"Oha. Şunlar Masachika ve Alisa değil mi?"
"Evet, ta kendileri... Okula beraber mi geliyorlar?"
"Bilmem. Pek öyle görünmüyor."
"Hı? Hey, şuna baksana."
"Ha? Şey değil mi bunlar, seçimlerde yarışan o iki çocuk. Okula beraber geliyorlar... Sevgili mi bunlar yoksa?"
"Sanmam... Şunlara baksana. Konuşmuyorlar bile. Aralarındaki mesafeye bak bir de."
"Belki de kavga etmişlerdir? Ama kavgalı olsalar birbirlerinden daha da uzak dururlardı..."
"Bir dakika. Belki de sadece tesadüftür? Belki daha birbirlerini fark etmemişlerdir bile."
"Ciddi misin? İkisinin de birbirini fark etmemiş olmasına imkan yok... Bir bit yeniği var bu işte."
"Garip..."
Dört bir yandan üzerlerine çevrilen meraklı bakışlar eşliğinde okul kapısından geçtiler. Hâlâ çevrelerinde olup bitenden bihaber, ana girişteki ayakkabı dolaplarına yöneldiler, terliklerini giydiler ve 1-B sınıfına doğru ilerlediler.
...Fakat Alisa kapıyı yana doğru kaydırıp açtığı anda dona kaldı.
"Oha. Alya. Ne oldu?"
Alisa'nın peşinden sınıfa girmek üzere olan Masachika, kızın topuğuna basmamak için ani bir fren yaptı. Ardından üzerinden neler olup bittiğine bakmak için öne doğru eğildi ve karşılaştığı beklenmedik manzara karşısında gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Bu da ne?!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.