Suya Düşen İlk Damla

“Ortağım olarak her zaman canla başla çalışıyorsun, o yüzden sınav notların için endişelenme. Önemli bir mesele değil.”

“Gerçekten mi...?”

Belki de birbirlerinin yüzüne bakmadıkları içindi ama Alisa’nın sözleri her zamankinden daha nazik ve samimi gelmişti. Masachika bir an şaşırsa da içini gerçek bir rahatlama kapladı.

“Teşekkür ederim, Alya.”

“...”

İçten teşekkürü dile getirdikten sonra üzerlerine huzurlu bir sessizlik çöktü...

“Hey... Masachika, ben—”

Fakat tam Alisa önemli bir şey söyleyecekmiş gibi göründüğü sırada, Nonoa aniden araya girdi.

“Aman Allahım. Kuze, ne oldu sana?”

“!”

Aniden duyulan sesle Masachika da Alisa da yerlerinden sıçradı. Masachika yüzündeki çay şişesini çekip doğruldu. Nonoa, mahmur gözlerle ona baka kalmıştı. Üstelik yoldan geçen birkaç kişi de onlara doğru bakıyordu.

“Burnumun kanamasını durdurmak için buz yapıyordu! Değil mi?” diye telaşla açıklama yaparken yardım almak için Alisa’ya döndü. Alisa bir kez daha irkilse de tereddütle başını salladı.

“A-aynen... Şey, ah... Ben gidip kendime yeni bir içecek alayım, bu artık soğuk değil...”

“Ha? Hayır, dur. Ben iyiyim artık.”

Ancak Alisa onun itirazlarını görmezden gelerek alelacele yerinden fırladı ve oradan uzaklaştı. Masachika onun bu hızlı kaçışını tarif edilemez bir ifadeyle izlerken, Nonoa merakla ona dönüp sordu: “Bir şeyi mi böldüm?”

“Yok, sorun değil... Bu arada, senin sıran bitti mi?”

Konuyu sıradan bir şekilde değiştirdiğinde Nonoa, yüzündeki her zamanki sıkılmış ifadeyle ellerini sallayıp barış işareti yaptı.

“Siz Alisa ile gittikten sonra, kalan panelleri on üç atışta vurdum.”

“Hadi canım?! Bu neredeyse yüzde yetmişlik bir isabet oranı demek. İnanılmaz.”

“Evet, spor konusunda epey iyiyimdir,” dedi Nonoa gayet doğal bir tavırla ve Alisa’nın az önce oturduğu yere yerleşti.

“...? Diğerlerinin atış yapmasını izlemeyecek misin?”

“Şu an sıra Hikaru ve Lea’da ya... Eğer orada kalsaydım Saya ile çok konuşurduk, Takeshi’ye engel olmayı hiç istemedim.”

Nonoa’nın bu rahat yorumu karşısında Masachika şaşkınlıkla kaşlarını çattı. Yine de çevresini kontrol ettikten sonra aklına takılan şeyi sormaya karar verdi.

“Buna razı mısın gerçekten?”

“Neye razı mıyım?”

“Diyelim ki Sayaka ve Takeshi’nin yıldızı barıştı... Ve sevgili oldular.”

Nonoa bu ihtimal karşısında gözünü bile kırpmadı. Masachika ise bir sonraki kelimelerini dikkatle seçerek onun gözlerinin içine bakmaya devam etti.

“Doğrusunu söylemek gerekirse, Sayaka’nın bir erkek arkadaşı olması seni pek mutlu etmeyecekmiş gibi duruyor.”

“Lafı dolandırma. Onların arasını bozmaya çalışacağımdan mı korkuyorsun?”

“...Biraz.”

Masachika bunu inkar etmek yerine bakışlarını Nonoa’dan ayırmadı. Nonoa ise beklendiği üzere donuk bir ifadeyle omuz silkti.

“Onlara engel olmak gibi bir niyetim kesinlikle yok. Neden olsun ki? Ben sadece Saya’nın mutlu olmasını istiyorum.”

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten. Eğer Saya mutlu olursa, sanırım bu beni de mutlu eder.”

Nonoa’nın bu denli fedakarca konuşması Masachika’yı sözsüz bıraktı. Tamamen ifadesiz bir yüzle ona yandan bir bakış atan Nonoa, sonra genişçe sırıttı.

“Duygularını daha ne kadar belli edebilirsin?”

“...Kusura bakma. Senden böylesine fedakarca bir söz duyunca şaşırdım sadece.”

“Ha-ha. Aklına geleni olduğu gibi söylüyorsun, değil mi?”

“Eğer seni kırdıysam özür dilerim.”

“Bırak Allah aşkına. Bunları söyleyebiliyorsun çünkü beni kırmayacağını zaten biliyorsun.”

Sesindeki kasten hoşnutsuz tonla Nonoa, boşluğa dalar gibi gökyüzüne baktı. Bir anlık sessizliğin ardından aniden konuyla alakasız bir yorumda bulundu.

“Kristal arp mıydı? Sanırım öyle deniyordu. Bardaklara su doldurup onları arp gibi çalıyorsun hani?”

“...? Ee?”

“Özdeş bardakları aynı miktar suyla doldurursan, birini çaldığında diğeriyle rezonansa girer.”

“...Neden bahsediyorsun sen?”

Masachika, sohbetin nereye varacağını tamamen şaşırmış bir halde başını yana eğse de Nonoa ona bakmadan duygusuzca devam etti:

“Benim bardağım mı? Bahse girerim benim bardağım saçma sapan bir kalınlıkta ve garip bir şekildedir.”

“!”

Masachika, Nonoa’nın ne demeye çalıştığını nihayet anlayınca gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Etrafımdaki bardaklar ne kadar müzikal olursa olsun, benimki yerinden oynamıyor. Ama cidden çok şey denedim, biliyor musun? Hiçbiri işe yaramadı. Ses çıkarsın diye bardağıma kaç kez vurmaya çalıştım ama olmadı. Sonunda sadece yakındaki diğer bardakları kırdım, kendi suyumda bir dalgalanma bile yaratamadım. Ta ki Saya bana o tokatı atana kadar.” Nonoa, geçmişi düşünüyormuşçasına sırıttı. Sonra şaşırtıcı derecede nazik bir sesle itiraf etti: “Benim suyumda o dalgalanmayı yaratan Saya oldu. Benim o garip şekilli bardağımla rezonansa giren tek bardak Saya’nınkiydi. İşte bu yüzden... Eğer o mutlu olursa, eminim ben de mutlu olurum.”

Bu bir bakıma aşk ilanı gibiydi. Masachika, dile getirilmesi bile kutsal sayılabilecek bu sözler karşısında baka kalmıştı.

Yine de... En yakın arkadaşlarından birinin nihayet aşkı bulabilmesi için bir adım daha ileri gitmeye karar verdi.

“Bu, onun için senden daha önemli birini bulması anlamına gelse bile mi? Onunla daha az vakit geçirecek olsan bile mi?”

“Şey...”

Nonoa, Masachika’nın bu pat damdan düşer gibi sorduğu küstahça soruyu düşünürken etrafına bakındı ama bir anlık sessizliğin ardından genişçe sırıttı.

“Sanırım o zaman... Yalnızlık hissinin nasıl bir şey olduğunu nihayet görebileceğim.”

İfadesi neredeyse neşeliydi. Yandan profili, Masachika’ya normal bir insan gibi mutluluk veya üzüntü yaşamamış bir kızın verdiği mücadelelere dair bir içgörü sunuyordu.

Belki de sadece bir yanılsamaydı. Belki de Masachika’nın bu kızın da sıradan biri olduğuna dair duyduğu umut, onu böyle görmesini sağlıyordu. Yine de...

“...” Bakışlarını yere indirip başını kaşıdı. Bir anlık tereddütten sonra o tarafa bakmadan konuştu. “...Konuşmak istersen her zaman dinlemeye hazırım.”

Birkaç saniye cevap bekledi ama ses gelmedi. Yandan bir bakış attığında Nonoa’nın şaşkın bakışlarıyla karşılaştı ve hemen gözlerini kaçırdı.

“Sonuçta Takeshi’de travma yaratacak bir şey yapmadığından emin olmak için gözümü üstünde tutmam lazım.”

Bakışlarını kaçırarak utancını gizleme konusunda ne kadar başarısız olduğunun o da farkındaydı... Derken, aniden yanı başında onun varlığını hissetti. Daha tepki veremeden sağ kolunun onunkine dolandığını fark etti. Şaşkınlıkla bakışlarını çevirdiğinde Nonoa’nın ona nefesini hissedecek kadar yakından baktığını gördü. Kızın oyuncu ifadesi onu ürkütmüştü. İçgüdüsel olarak geriye yaslanmaya çalıştı ama kolu sıkıca kavrandığı için bu çabası beyhudeydi.

Karşısında, eğlence dünyasında bile nadir rastlanacak kadar çarpıcı bir genç kadın yüzü vardı. Kız ona sıkıca sokulmuş, yumuşak göğüsleri koluna baskı yapıyordu. Ancak bir gencin hissetmesi gereken heyecan yerine, Masachika’nın kalbi saf bir içgüdüyle küt küt atmaya başladı; tehlikeyi sezmişti.

N-ne oluyor yahu? Eyvah. Beni yiyecek mi bu kız?!

Olağanüstü güzellikteki bir kız tarafından kucaklanmasına rağmen, kendini vahşi bir hayvan tarafından köşeye sıkıştırılmış bir köylü gibi hissediyordu. Heyecanlanıp ateşi çıkacağına, sırtından aşağı süzülen soğuk terlerle buz kesiyordu.

“Bu işe yarayabilir... Bu kesinlikle işe yarayabilir.” Nonoa, titreyen Masachika’yı izlerken gözleri parlayarak dudaklarını yaladı. Tıpkı avını iştahla süzen vahşi bir canavar gibiydi, bu da tehlike hissini körüklüyordu. Dudaklarını yavaşça onun yüzüne yaklaştırdı ve şehvetli bir sesle kulağına fısıldadı: “Hey, Kuze. Bir de sen bana vurmayı denesene? Belki bir dalgalanma yaratırsın.”

“Neden böyle bir şey yapayım ki?!” diye bağırdı Masachika. Bu ani ve anormal istek karşısında donup kalmıştı ama söylenenleri gerçekten idrak ettiğinde korkuyla titremeye başladı. “Beni rahat bırak, olur mu? Ben senin için fazla sıradan kaçarım zaten.”

“Emin misin? Çünkü eğer bana vurmazsan, seni kesinlikle öpeceğim.”

“N-ne diyorsun sen?! Hayır, dur!”

Ağzını kapatmak için içgüdüsel olarak sol elini kaldırdı ama Nonoa’nın o tekinsiz gülümsemesi daha da çarpıklaştı. Masachika’nın kalbine derin bir tehlike hissi saplandığı anda—

“Ne yapıyorsunuz siz?”

Hızla çarpan kalbi Alisa’nın sesini duyunca bir an durdu. O yöne baktığında, Alisa’nın elinde otomattan aldığı içecekle tamamen donup kalmış bir halde orada dikildiğini gördü. Masachika da söyleyecek söz bulamıyordu; bu duruma mantıklı bir açıklama getirmesinin imkanı yoktu. Nonoa ise gayet pişkin bir şekilde cevap verdi:

“Hmm? Aa, Kuze’yi baştan çıkarmaya çalışıyordum.”

“S-sen ne yapıyordun?!”

“Ne yani, bir sorun mu var? Kuze kimseyle çıkmıyor, değil mi?”

“......!”

Alisa tam bir şey söyleyecekken kelimeler boğazına dizilmiş gibiydi. Ancak onun konuşmakta zorlanırken yüzünün kaskatı kesildiğini görmek, Masachika’nın mantıklı düşünebilecek kadar sakinleşmesine yardımcı oldu.

Evet... Bir an için dondum kaldım ama tek yapmam gereken onu reddetmek, değil mi?

Zihni, ana karakterin kelimeleri toparlayamayıp her iki kızı da üzdüğü ve ortalığı cehenneme çevirdiği sayısız romantik komedi sahnesini hatırladı.

Aynen öyle... Bu tip durumlarda işlerin sarpa sarmasının sebebi erkeğin kararsız kalmasıdır. Nonoa’yı açıkça reddetmek her şeyi anında çözecektir.

Hafifçe içini çektikten sonra Masachika tekrar Nonoa’ya döndü.

“Nonoa.”

“Efendim?”

“Üzgünüm ama sana karşı asla romantik bir ilgi duymam söz konusu olamaz. Açık konuşmak gerekirse, karşı cins olarak sende çekici bulduğum hiçbir yan yok.”

“Eyvallah. Ama bu benim seni baştan çıkarmaya çalışmaktan vazgeçmem için bir sebep değil.”

“Ha. Şey...”

Hiçbir şey çözülmemişti.

Bu kız çok fena... Hem de çok...

Nonoa'yı durdurmak için yeterince ikna edici bir bahane bulmakta ciddi anlamda zorlanıyordu, bu yüzden ağzına ne gelirse söylemeye başladı.

"Bir saniye, hepimiz sakinleşelim. Buraya Takeshi ve Lea’ya yardım etmek için geldik, değil mi? Şimdi burada olay çıkarırsak rolleri çalmış oluruz. Bu yüzden sadece Sayaka ve Lea’yı mutlu etmeye odaklanalım, olur mu?"

Sırf Sayaka’nın adını anarak bu işi bitirmeye çalıştığı çaresizce bir hamleydi ama şaşırtıcı bir şekilde Nonoa duruverdi. Birkaç kez yavaşça gözlerini kırpıştırdıktan sonra boş boş etrafa bakmaya başladı.

"Evet... Haklısın... Bir söz vermiştim," diye mırıldandı kendi kendine ve Masachika’nın kolunu usulca bıraktı. Özgürlüğüne kavuştuğu o anı fırsat bilen Masachika, hemen doğrulup Alisa’nın yanına gitti.

"Benim için zahmet edip içecek aldığın için gerçekten minnettarım ama burnumun kanaması durdu zaten..."

"Ah, peki..."

"Yine de teşekkürler. Gerçekten. Borcum ne kadar?"

"Parayı dert etme..."

"Hayır, ödemek istiyorum. Böyle şeyler önemlidir."

"Topu yüzüne çarpan bendim, benim hatamdı..."

"Dizine yatmama izin vererek ödeştin zaten," diye anında cevap verince Alisa sinirle dudak büktü. Masachika, sadece bu ifadeye bakarak bile kelimelerini pek iyi seçemediğini fark edip sustu.

"İnanılmazsın!" Alisa küçümseyen bir hıhlamayla içeceği ona doğru fırlattı, sonra arkasını döndü. "...Hadi gidelim. Herkes bizi bekliyor."

"A-ah, doğru."

"Tamamdır."

Alisa’nın ısrarıyla, havada hâlâ o ağır ve garip hava asılıyken atış poligonuna doğru ilerlediler.

"Hikaruuu, çok havalısın.♪ Futbolda bu kadar iyi olduğunu hiç bilmiyordum.♪"

"Ha ha ha. Teşekkürler..."

"Kusura bakma Sayaka. Bugün günümde değilim herhalde..."

"Özür dilemene gerek yok. Ben tek bir paneli bile vuramadım."

Oraya vardıklarında Lea’nın Hikaru’nun koluna yapışmış olduğunu, Takeshi’nin ise başını eğmiş Sayaka’dan özür dilediğini gördüler. Masachika’nın elinden gelen tek şey, içinden sessizce haykırmaktı.

Nasıl kaybedersin ya?!

Ve böylece kaybedenler, yani Takeshi ve Sayaka, serbest düşüş kulesine gönderildiler... ve Takeshi orada trajik bir şekilde can verdi. Huzur içinde yatsın.

"Haaah... Böyle olacağını biliyordun madem, baştan 'hayır' diyebilirdin. İddiaya girdik falan ama yine de..."

Sayaka, banka yığılıp kalmış Takeshi’ye bakarak bıkkınlıkla içini çekti. Takeshi bu korkunç düşüşün ardından ruhunu geri çağırmaya çalışırken, diğerleri yakındaki dönme dolapta bekliyorlardı. Sayaka ise ona göz kulak olmak için kalmıştı ve sonunda aklındakileri söylemeye karar verdi.

"Aslında... Heyecanlı oyuncaklardan hoşlanmadığını bize söyleyebilirdin. Lunaparkta takılmak zorunda değildik. Gidebileceğimiz bir sürü başka yer vardı."

Takeshi başını kaldırıp ona zayıf bir gülümseme sundu, bu da Sayaka’nın tekrar içini çekmesine neden oldu.

"Haaah... Her zaman başkalarının ihtiyaçlarını kendininkinden önde tutuyorsun. Arada sırada daha bencil olmana izin var."

"...Senin de pek bir farkın yok ama." Sayaka, bu hiç beklemediği cevap karşısında şaşırıp kaşlarını çatınca Takeshi yavaşça doğruldu ve doğrudan gözlerinin içine baktı. "Her zaman herkesin arasını iyi tutmaya öncelik veriyorsun ve kendini asla ilk sıraya koymuyorsun, Sayaka."

Sayaka şaşkınlıkla gözlerini kocaman açtı, sonra bakışlarını kaçırıp gözlüğünü yukarı itti.

"...Sırf herkesi bir arada tutmanın en kolay yolu bu olduğu için. Kendi kişisel çıkarları için başkalarını yönlendirmeye çalışanlara kimse güvenmez."

Sayaka için insan eylemlerinin arkasındaki itici güçler akıl ve faydaydı; yani rasyonellik ve kâr. Bunlara öncelik vererek grupları içinde tutarlı bir liderlik sergilemişti. Akla aykırı bulduğu duygulara ihtiyaç duymazdı; duyguları hesaba katsa bile onlar asla ana odağı olmazdı. Dahası, soğukluğu hakkında kim ne derse desin, Sayaka’nın bu yönünü değiştirmeye de hiç niyeti yoktu.

Gerçi bu tutum beni nereye getirdi, bir bak. İnsanların kalbine seslenen ve onlara duygusal olarak açılarak ilham veren Alisa’ya kaybettim... Onun hikayesinde kötü karakterden başka bir şey değilim.

Sayaka, içinde bir miktar kendini küçümseyen bir ifadeyle kıkırdadı... tam o sırada duymayı hiç beklemediği bir şey işitti.

"Sen muhteşemsin..." Sayaka, bu hayranlık dolu sesin geldiği yöne doğru kaşlarını çatarak döndü. Takeshi aceleyle bir açıklama kekelemek zorunda kaldı. "Ah, şey...! Kendi duygularını ve arzularını bastırıp herkesin mutluluğuna öncelik verebilen birini pek sık göremezsin... O yüzden, yani... bence bu muazzam bir şey. Senin gerçekten çok iyi bir insan olduğunu düşünüyorum..."

"..." Takeshi utangaç bir tavırla yanağını kaşıyarak ona iltifat edince Sayaka’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Bakışlarını ona dikti, bu da Takeshi’nin mahcup bir şekilde gözlerini kaçırıp önüne bakmasına neden oldu. Sayaka da önüne döndü, Takeshi’nin sözlerini zihninde tarttıktan sonra mırıldandı: "...Bunu bana daha önce hiç kimse söylememişti."

Geriye dönüp baktığında, karakteri hakkında başkalarından aldığı geri bildirimler neredeyse her zaman olumsuzdu: "soğuk", "sıkıcı" ve benzeri. Yetenekleri sık sık övülse de, kişiliği konusunda nadiren, hatta belki de hiç iltifat almamıştı; işte bu yüzden Takeshi’nin sözleri Sayaka için çok tazeleyici ve sarsıcıydı. Takeshi çekinerek devam etti:

"Okul festivalinde bile, o hizmetçi kafesi işini yaptın ve hiç ilgini çekmeyecek bir şey olduğu besbelli olmasına rağmen tek bir şikayet bile etmeden çok çalıştın... Bunun çok havalı olduğunu düşünmüştüm."

"..."

Sayaka sessizce gözlüğünü yukarı itti... Çünkü aslında hizmetçi kafesi fikrine canı gönülden katılmıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse baş hizmetçi olmaktan da keyif almıştı. Neden almasın ki? Ne de olsa o da bir inekti. Yine de Takeshi, Sayaka’nın iç dünyasından habersiz, derin bir nefes daha alıp devam etti:

"Ama biz... Biz arkadaşız... Belki benim yanımda daha kendin olabilirsin? Yani, daha girişken? Hep beraber böyle takıldığımızda..."

"Daha kendim olmak mı...?"

"E-evet, yani ne yapmak istiyorsan onu yapsan? Belki bu konuda daha açık olabilirsin? Mesela şu an burada sadece ben varım, o yüzden yapmak istediğin bir şey varsa bana söyleyebilirsin, biz de yaparız."

Sayaka, kendisinden beklenmeyecek bir şekilde, Takeshi’nin bu telaşlı ve dostane önerisine gülümsedi. Sonra hâlâ gülümseyerek banktan kalktı.

"Pekala, aslında buradayken yapmak istediğim bir şey var."

"O-oh? Tamam! Hadi yapalım!"

Takeshi, Sayaka’nın gülümsemesine baka kalıp bir an donup kaldı ama sonunda o da ayağa kalktı. İkisi yan yana yürümeye başladılar, aralarındaki atmosfer her zamankinden çok daha rahattı.

"Bir saniye... Şu yürüyen ikiliye bakın... Takeshi ve Sayaka mı onlar?" diye merak etti Masachika, dönme dolabın penceresinden aşağı bakarken. Karşısında oturan Alisa da onun bakışlarını takip etti; orada gerçekten de Takeshi ve Sayaka olduğu anlaşılan iki kişinin beraber uzaklaştığını gördü.

"Vay canına... Biraz endişeliydim ama görünüşe bakılırsa işler yolunda gidiyor," diye ekledi Masachika, hafif bir şaşkınlık ve rahatlama karışımıyla.

"..."

Alisa gözlerini ona dikmişti; zihninde az önce Lea’nın Hikaru’ya asıldığı, Nonoa’nın ise Masachika’nın koluna yapıştığı anlar canlanıyordu.

Âşık olmak gerçekten bu kadar muazzam bir şey mi?

Sorduğu şey alay ya da küçümseme değil, gerçek bir meraktı.

Çevresinde âşık olan insanları daha önce hiç görmemiş değildi. Touya ve Chisaki bunun apaçık örnekleriydi. Sonbahar Festivali zamanında, tüm okul neredeyse romantik bir enerjiyle çalkalanıyordu, öyle ki Alisa bile bunu anlayabiliyordu. Dahası, ablası bile yıllar önce ayrıldığı çocuğa hâlâ deliler gibi âşık görünüyorudu.

Alisa romantizmle hiç ilgilenmemiş olsa da, arkadaşlarının böyle aşka kapıldığını görmek... nedense sanki geride bırakılıyormuş gibi hissetmesine neden oluyordu.

Bana neler oluyor? Neden kendimi başkalarıyla kıyaslıyorum? Âşık olmak ve biriyle çıkmak aceleye getirilecek şeyler değil.

Zaten Alisa hiçbir zaman ciddi ciddi romantik bir ilişki peşinde koşmayı düşünmemişti. Ne birine aşık olduğunu hayal edebiliyor ne de romantik bir partnere ihtiyaç duyuyordu.

Ama...

Her zaman kendi başına iyi olacağına inanmasına rağmen, Alisa şüphesiz arkadaşlarıyla eğleniyor ve onların arkadaşlığından gerçekten keyif alıyordu. Başka bir deyişle... belki de aşk, hayal edebileceğinden çok daha iyi bir şeydi.

Aşkın ne olduğunu bilmem, onu anlamam mümkün mü?

Eğer mümkünse, bunun nasıl bir şey olduğunu bilmek istiyordu. Eğer gerçekten bu kadar harikaysa, bunu öğrenmeliydi. Özellikle Nonoa’nın Masachika ile flört ettiğine şahit olduktan sonra bunu düşünmeden edemiyordu.

Eğer Takeshi ile Sayaka, Hikaru ile Lea ve Masachika ile Nonoa sonunda bir araya gelirse, o zaman Alisa yapayalnız kalacaktı; işte bu yüzden içini bir aciliyet hissi kaplamıştı.

Masachika, Nonoa’yı kestirip attı ama...

Ama bunun nedeni... Masachika’nın zaten derinden âşık olduğu birinin olmasıydı. Alisa, Sonbahar Festivali’nde onun piyano çalışını duyduğu an buna emin olmuştu.

Ah...

Onun profiline bakarken, Alisa aniden o günkü yüz ifadesini hayal etti. Bakışları o kadar nazik ve kederliydi ki Alisa’nın kalbini sızlattı, bu da onun öne doğru eğilmesine neden oldu—

"Oha?!"

"...!"

Gondol aniden sarsılınca Alisa koltuğuna geri yaslanarak gerçek dünyaya döndü.

"Yapma şöyle, kabini sallama. Az kalsın ödümü patlatıyordun."

Masachika’nın o huzursuz ifadesini gören Alisa bir an duraksadı, sonra her zamanki muzip gülümsemesiyle ona karşılık verdi.

"...Aa? Korktun mu? Peki ya şuna ne dersin?!"

"Oha?!"

Gondolu tekrar sallayarak arkasına yaslandı, bu da Masachika’nın dengeyi sağlamak için kollarını ve bacaklarını iki yana açmasına neden oldu. Alisa onun bu tepkisini o kadar komik buldu ki gondolu daha da sallamaktan kendini alamadı.

"D-dur! Tehlikeli bu!"

"Pfft! Ha ha ha!"

Ve böylece, sanki bir çocuğunki gibi şakacı hareketleri devam etti; hem neşeli hem de biraz zoraki bir havada, ta ki gondol yere inene kadar.

"Eee... Nereye gittiklerine dair bir fikrin var mı?"

“Bana herhangi bir mesaj atmadılar.”

“Bana da.”

“O zaman pek uzağa gitmiş olamazlar…”

Dönme dolaptan indikten sonra, beş arkadaş bir yerlere kaybolan Takeshi ve Sayaka’yı aramaya koyuldu. Aralarındaki hava iyiyse keyiflerini kaçırmamak adına onları aramaktansa yürüyerek bulmaya karar verdiler. Ancak en son görüldükleri yöne doğru birkaç dakika yürüdükten sonra…

“Hah, oradalar işte.”

İkiliyi, yemek katının köşesindeki otomat makinelerinin hemen yanında buldular.

“Belki bir sonrakinde pembeyi bulurum…? Hayır, bu yeşil… Hmm… Tamam, sadece iki, yok yok, üç kez daha deneyeceğim…”

Sayaka, ayaklarının dibindeki kapsüllerle dolup taşan sepete aldırmadan bir otomat makinesine yapışmış, içeriye dikkatle bakarken kendi kendine mırıldanıyordu. Alisa ve Hikaru, Sayaka’nın gizli meraklı tarafını böylesine pervasızca sergilemesi karşısında şaşkınlıktan donakaldılar. Masachika bile bir an için ne diyeceğini bilemedi.

Ciddi mi bu?!

Yine de çabuk toparlanıp Takeshi’nin yanına koşturdu.

“Ş-şey, Takeshi. Ne oluyor burada…?”

Masachika, hoşlandığı kızın daha önce hiç görmediği gizli bir yönüne tanıklık eden arkadaşına bakarken tereddüt etti. O sırada Takeshi konuştu:

“Şuna bak Masachika… Sayaka hayatının en güzel anlarını yaşıyor.”

“…Seninle gurur duyuyorum. Sen gerçekten adamın dibisin.”

Sayaka’ya böylesine içten bir gülümsemeyle bakan Takeshi’nin bu tavrı karşısında Masachika, elini arkadaşının omzuna koydu. Gözlerinde samimi bir saygı vardı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.