Piyano ve Pazarlık

“Uyumak ve yemek yemek gibi arzuların yani.”

“Vay canına, demek insanlığın üç temel arzusunun vücut bulmuş halinden başka bir şey değilim…”

“Şaka yapıyorum Elena. Hâlâ servetin, popülerliğin ve güzelliğin var.”

“Cık! Ama…! Bir dakika. Bu kulağa hiç de fena gelmiyor.”

“Hatta iyi bir şey bile olabilir.”

“Ah… Sanırım hâlâ ermişlik mertebesine ulaşamadım.”

“Kimse sana er demiyor ama artık biraz durulmanın vakti geldi belki de.”

“Aslaaa. Ben hâlâ kız peşinde koşmak istiyorum.”

“Zaten etek giyiyorsun ya.”

“İstersen onu değiştirebiliriz.”

Masachika, Elena’ya ters ters baktı. Bu kız o kadar tuhaftı ki, küçük kardeş modundaki Yuki bile onun yanında melek gibi kalırdı.

“Böyle saçmalamayı gerçekten seviyorsun, değil mi?”

Masachika’nın buz gibi cevabı karşısında Elena, vücudunu abartılı bir şekilde kıvırarak alaycı bir gülümseme sundu.

“Neee? A-ama daha saçmalamaya başlamadık bile…”

“Onu kastetmedim.”

“Ha-ha… Şey, yani…”

Elena, zoraki bir gülümsemeyle mahcupça başını kaşıdı ve neşeyle itiraf etti: “Okuldaki herkes ya şakalarımı görmezden gelen aşırı hanımefendi ve beyefendi tipler ya da öyle tuhaf karakterler ki mecburen mantıklı taraf ben oluyorum. Senin gibi rahatça saçmalayabileceğim birini bulmak zor.”

“Herkesin yanında kendin olsan yeter… Aslında böyle davranmayacak kadar ciddi birisin.”

“Hey?! Bana ciddi biri deme! Değilim çünkü! Hatta artık bana Elena da deme. Bana kraliçem de… ve önümde diz çök çünkü ben okulun en edepsiz kızıyım.”

“Gel gör ki hakkında hiç tuhaf dedikodu duymuyorum.”

“Çünkü ben herhangi birine bağlanmayı sevmem. Eğer ortada bir bağlanma olacaksa, bağlayan taraf ben olurum.”

“Tabii, tabii. Evcilik oynamayı hâlâ sevmen çok havalı, Kraliçe Elena.”

Elena öfkeyle, “Oyun değil bu!” diye çıkışırken Masachika bıkkın bir bakış daha attı.

“…Eee? Ne istiyorsun?”

“Ah, doğru ya!”

Sanki buraya geliş amacını aniden hatırlamış gibi, Elena yüzüne karikatürize denecek kadar parlak bir gülümseme yerleştirip elini uzattı.

“Kuze, benimle bir sözleşme yap ve harem kralı ol.☆”

“Git başımdan.”

“Neden ama?!”

Gitmesi söylenince Elena, ellerini bam diye Masachika’nın sırasına vurdu.

“Harem krallığından bahsediyoruz burada! Lisedeki her erkek bu konumda olmak için canını verir!”

“Küçük bir detay dışında; senin o harem dediğin şey bando kulübün! Yani kral olmak derken, başkan olmamı istiyorsun sanırım. Ki bunu yapmam için hiçbir sebep yok!”

“Vay canına, çok keskinsin Kuze.”

Elena’nın samimi dirsek temaslarını savuşturan Masachika, kızın ifadesinin aniden ciddileştiğini fark etti.

“Tamam, özür dilerim. Baştan anlatacağım.”

“…Hı-hı.”

“Harem kralı meselesi şakaydı. Doğruyu söylemek gerekirse, bando kulübü için piyano çalmanı istiyorum.”

“…!”

Bu sözlerle sadece Masachika’nın değil, Alisa’nın da yüzü asıldı. Ancak Elena, tepkilerini fark etmemiş gibi ellerini çaresizce iki yana açtı.

“Bir süredir piyano çalan bir son sınıf öğrencimiz vardı ama üniversite sınavlarına çalıştığı için çok meşgulmüş, bıraktı. Yani şu an piyano çalacak kimsemiz yok. Elbette tüm parçalar için piyano gerekmiyor ama kulübe katılan herkes nefesli enstrümanları sevdiği için geliyor… Bu yüzden piyano çalmak isteyecek birini bulmakta zorlanıyoruz.”

“Yani, piyano çalmak isteyenler zaten piyano kulübüne gidiyordur, değil mi?”

“Aynen öyle. Ben de ‘Ne yapacağız?’ diye düşünüyordum ki aniden…”

Elena onaylayarak gülümsedi ve kolunu Masachika’nın omzuna doladı.

“Nefesimi kestin. Bunca zamandır bu kadar yetenekli birinin bu kadar yakınımda olduğundan haberim yoktu.”

“Anlıyorum…”

“O yüzden benimle bir bağ kur ve harem kralımız ol.”

“Kalsın, almayayım.”

“Neden ya?!”

“İnsanların beni sözleşmelere zorlaması konusunda kötü tecrübelerim var. Ayrıca bu iş kral olmaktan çok uşaklığa imza atmak gibi duruyor.”

“Hadi amaaa, durumu olduğundan çok daha kötü gösteriyorsun… Heh. Sadece beraber kulüp etkinlikleri yapalım diyorum.☆ Tek istediğim bu.”

“İstediğin şey bundan çok daha fazlası!”

“Mmm… Sandığımdan daha inatçı çıktın…”

“Harem kralı olma teklifiyle beni kandırabileceğini düşünmen asıl beni şaşırttı.”

Masachika’nın bezgin halini gören Elena, tavrını ve ses tonunu değiştirdi.

“Kral Kuze, bando kulübünde bir sürü fıstık var, biliyorsun değil mi?”

“Bunun beni ikna edeceğine gerçekten inanıyor musun?”

“Ne kadar uzun süre performans sergileyebildiğini gördükten sonra hepsi parmak hareketlerine hayran kaldı.”

“Piyanodaki parmak hareketlerimden bahsediyorsun, değil mi?!”

Masachika, Alisa’nın önünde nasıl böyle konuşabildiğini sorgularcasına gözlerini kısarak Elena’ya baktı ama kız şaşkın bir ifadeyle karşılık verdi.

“Kuze, lütfen yanıldığımı söyle ama… Yoksa harem kurmak ilgini çekmiyor mu?”

“Mesele o değil.”

“O zaman mesele ne? Bak ne kadar samimi davranıyorum.”

Masachika düz bir sesle, “Bunun neresi samimi?” diye sordu. Elena kollarını kendine dolayıp hüsran dolu bir ifadeye büründü.

“O bakışlar… Dur bir dakika… Yoksa sözlerimin seni tatmin etmeye yetmediğini mi söylüyorsun?! Güzel… Seni nasıl mutlu edeceğimi biliyorum—”

“Hayır, teşekkürler.”

“Sana her şeyimi sunuyorum ve sen ‘hayır’ mı diyorsun?! Şu vücuda bak! Onunla ne istersen yapmakta özgürsün! Bu iyice olgunlaşmış vücudumu, içinde biriken tüm o gerginliği boşaltmak için kullan!”

“Olgunlaşmış mı?”

“Bütün gece benimle yıldızları sayabilirsin!”

“…”

“Ah. Pekala o zaman. Demek beni sessizlikle cezalandırıyorsun? Bana deliymişim gibi bakıyorsun. Heh. Beni rahat bırak artık, olur mu?”

Soğuk bakışların çapraz ateşinde kalan Elena, yılışık bir sırıtışla başını kaşıdı. Masachika ise derin bir iç çekti.

“Eğer gerçekten samimi olmak istiyorsan, normal bir insan gibi yardım iste.”

Masachika, kızın bir kez bile ciddi bir şekilde teklifte bulunmamasından bıkmış gibiydi. Elena’nın kaşları kalktı. Oyunbaz tavrını bir kenara bırakıp korkutucu derecede ciddi bir ifadeyle Masachika’ya tepeden baktı.

“Yani… Diz çökmemi mi istiyorsun?”

“Hayır, sadece normal olmanı—”

“Ah! Bu ne cüret?! Eski bir öğrenci konseyi başkan yardımcısı olan benim, konseyin sıradan bir üyesi olan senin gibi bir alt sınıf öğrencisini mutlu etmek için diz çökeceğimi mi sanıyorsun?”

Elena, küçümseyici bir edayla tükürürcesine konuştu… Sonra, tek bir akıcı hareketle aniden dizlerinin üzerine çöktü ve alnını yere koyarak dramatik bir şekilde secde etti.

“Lütfen bando kulübüne yardım et. Sana yalvarıyorum.”

“Ö-özsaygı eksikliğin dudak uçuklatıyor.”

“Hadi amaaa. Bizim için piyano çalmanı istiyorum! Bu benim lisedeki son performansım olacak! Ne istersen yaparım!”

Elena hâlâ dizleri yerdeyken Masachika’nın koluna yapışmıştı; bu durum çocuğu suçlu hissettirmeye başlıyordu.

“Tamam da, sen eski bir başkan yardımcısısın, o yüzden pek de—”

—bize yardım edemezsin, diyecekti ki… birden aklına bir şey geldi.

Bir dakika…? Bu yarış sadece eğlence içindi, değil mi?

İşin içindekilerin niyeti ne olursa olsun ya da dışarıdan nasıl görünürse görünsün, bu yarış aslında bir yan etkinlikti ve katılım zorunlu bile değildi. Bu yüzden…

Eski bir başkan yardımcısının bize katılması… sanırım gri bir alan. Sonuçta gerçekten önemli bir mesele olsaydı, yazısız bir kural olarak kalmazdı. Birileri bunu kâğıda dökerdi…

Başka bir deyişle, eğer birileri itiraz ederse laf cambazlığıyla zaferi kolayca elde edebilirdi.

Üstelik…

“Piyano” kelimesini duyduğundan beri zihninde dönüp duran annesinin hayaletine karşı Masachika bıyık altından gülümsedi.

Mah ile olan geçmişimle barıştım… Artık annemle olan meselelerimin de üstesinden gelme vaktim geldi.

Bunu düşünen Masachika ve Alisa göz göze geldi. Sessizce anlaştıktan sonra Masachika yavaşça Elena’ya döndü.

“Ne istersen yapacağını söylemiştin, değil mi?”

“Ha?”

Masachika, hazırlıksız yakalandığı belli olan Elena’ya tepeden bakarak sırıttı.

“O ‘iyice olgunlaşmış vücudunu’ kullanabileceğimi de söylemiştin, değil mi?”

“H-ha…? Şey…?”

Elena, sanki çocuğun ruhunda karanlık bir şeyler hissetmiş gibi aniden ayağa kalktı. Bakışları Masachika ve Alisa arasında gidip gelirken ifadesi kaskatı kesildi. Gözleri yaşlarla dolarken yanakları kıpkırmızı oldu ve sonra—

“Ben…”

“…?”

“Bugün altıma güzel bir iç çamaşırı giymemiştim!!”

“Saçmalamayı kes de buraya gel!!”

Masachika, elleriyle göğsünü siper edip korkmuş bir tavşan gibi kaçan ve gözyaşları içinde olan Elena’nın peşinden öfkeyle bağırdı.

Koridorda Elena ile meseleyi konuştuktan sonra sıralarına döndüklerinde, Alisa tereddütle sordu: “Bunun iyi bir fikir olduğuna emin misin?”

“Efendim? Ah. Şey, yerlere kadar eğilip diz çöktü ya… Hem sadece spor şenliğinden aralıktaki gösterilerine kadar yardımıma ihtiyaçları varmış… Eğer Elena’nın bize yardım etmesini sağlamanın yolu buysa, bence bu kârlı bir anlaşma.”

Masachika, Alisa’ya hafif bir tebessümle omuz silkti.

Nihayetinde Elena yarışa katılmayı kabul etmişti ama tek bir şartı vardı. Yine de şartın kendisi aslında Masachika tarafından önerilmişti, yani Elena aslında istedikleri her şeyi kabul etmiş sayılırdı. Karşılığında Masachika da, Elena’nın en başta istediği gibi bando kulübüne yardım etmeye söz vermişti.

“Her neyse, spor şenliği biter bitmez provaya başlamak istemesine inanamıyorum… Sanırım içten içe gerçekten ciddi biri… Mantıklı davranabiliyor. Üstelik eminim festivalden hemen sonra değil de bugün yardım istemeye gelmesinin sebebi, sınavların bitmesini beklemesiydi.”

Masachika, dışarıdaki çılgın kişiliğinin aksine üst sınıfının bu düşünceli yapısına içten içe kıkırdadı. Ancak Alisa bir kez daha sordu.

“Gerçekten emin misin?”

“…?”

"Biliyorsun... Piyano meselesi..." Alisa, Masachika’nın piyanoda eşlik edecek olması yüzünden endişeliydi. Çocuğun yüzündeki ifadeyi görünce kendi içinde tereddüt etse de kendini toparladı ve kafasındaki tahmini dile getirdi. "Çünkü... Piyanoyu pek sevmediğin izlenimine kapılmıştım."

Bu, Masachika Güz Tepeleri Festivali'nde piyano çalarken Alisa'nın hissettiği o içgüdüsel duyguydu. Onu ilk duyduğunda, Alisa’nın içini bir öfke dalgası kaplamıştı. Neden bu kadar iyi piyano çalabildiğini saklamıştı? Neden onunla aynı grupta olmak istememişti? Ve neden yeteneklerini tam da burada, herkesin önünde sergiliyordu?

Ancak onu dinledikçe, o çocuksu öfkesi yavaş yavaş dindi ve sonunda kendi sorusunun cevabını buldu: Masachika muhtemelen piyano çalmaktan zevk almıyordu. Hatta belki de ondan nefret ediyordu. Alisa’nın bu neredeyse sezgisel tahmini karşısında, Masachika şaşkınlıkla gözlerini fal taşı gibi açtı.

Biliyordum.

Sadece bu tepkisi bile Alisa’nın haklı olduğunu anlamasına yetti.

"Eğer istemediğin bir şeyi yapmaya kendini zorluyorsan, gidip ona hayır diyelim. Henüz çok geç değil. Yarışma için yardım edecek başka birini bulabiliriz."

Masachika, Alisa’nın sözlerinden sonra düşünceli bir ifadeyle bakışlarını kaçırdı. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından yavaşça cevap verdi:

"...Piyanodan tam olarak nefret ettiğim söylenemez. Ayrıca kendimi istemediğim bir şeyi yapmaya da zorlamıyorum."

Uzun bir duraksamanın ardından Alisa, bu kelimelerin onun kalbinin derinliklerinden geldiğini hissetti... Ama aynı zamanda, bir şeyler sakladığı duygusundan da kurtulamıyordu.

Yine yapıyor.

Bunu daha önce de yapmıştı. Masachika bir kez daha sorudan kaçmış, Alisa'nın daha derine inmesini engellemek istercesine konuyu geçiştirmişti. Ve başarılı da olmuştu.

Neden sadece ona soramıyorum? "Öyleyse piyanoyla ilgili sevmediğin şey ne?" "Öyleyse neden bizimle grupta çalmadın?"

Alisa böyle hissetse de boğazı düğümlendi, kelimeleri dışarı çıkaramadı. Bu kadar açık sözlü olmanın Masachika'yı çok uzaklara, ulaşılamaz bir yere itmesinden korktuğu için öylece donup kaldı.

"Sadece... buna karşı pek bir tutkum yok. Bu da beni biraz endişelendiriyor."

"Neden endişelendiriyor ki?"

"Şöyle düşün: Bir koroda veya orkestrada herkesin uyum içinde olması hayati önem taşır. Eğer herkes aynı sayfada değilse veya birisi müziğe kalbini koymuyorsa, ne kadar iyi olduğunun bir önemi kalmaz. Kulağa hoş gelmez," diye yanıtladı Masachika, her zamanki şakacı tavrıyla.

"Bu yüzden performansa zerre ilgisi olmayan benim gibi birini bando takımına dahil etmek, tam bir felaket reçetesi olurdu. En azından hayal kırıklığı yaratırdı. Tabii Elena'ya tüm bunları özellikle söylemedim," dedi Masachika, alaycı bir şekilde sırıtırken. O an Alisa her şeyi anladı.

Demek bu yüzden...

Masachika’nın müziğe karşı tutkusuzluğunun, aslında Alisa ile grupta yer almak istememesinin gerçek sebebi olduğunu fark etti. Kendi hevesizliğinin diğerlerini geride tutacağına inanıyordu. Bunu anlamak, Alisa’ya kısa süre önce deneyimlediği benzer bir duyguyu hatırlattı.

Tıpkı benim aşkı anlamamam gibi...

Etrafındakilerle aynı tutkuyu hissedemediği için Alisa, sanki dünyadaki tek soğuk ve gaddar insan kendisiymiş gibi derin bir yalnızlık ve soyutlanmışlık hissine kapılmıştı.

Sen de mi böyle hissediyorsun?

Bu düşünce zihninden geçtiği an, "Sana katılmıyorum," diye karşılık verdi Alisa. Masachika, kızın sözlerindeki yoğunluktan irkilerek ona bakakaldı. Bakışlarını doğrudan onunkilerle birleştiren Alisa, devam etti: "Belki müziğe karşı bir tutkun yok. Ama..."

Masachika’nın geçmişinde neler olduğunu bilmese de, Alisa onun yanında bir şey öğrenecek kadar uzun süre kalmıştı.

"Tutkusu olanları desteklemek için büyük bir tutkun var. Fortitude'a yardım etmek için o kadar çabaladığında bunu bize gösterdin... Ve Öğrenci Konseyi Başkanı ile Başkanı Yardımcısı olarak beraber aday olmaya karar verdiğimizde bunu bana kanıtladın."

Sandalyesinde öne doğru eğildi, Masachika’nın ellerini tuttu ve duygularının ona ulaşmasını umarak dik dik gözlerinin içine baktı.

"Bu yüzden... her şey yoluna girecek. Elena'nın hayalini gerçekleştirebilirsin... Lütfen bu meselenin seni içten içe kemirmesine izin verme."

Sonunda neden böyle dediğini o da bilmiyordu. Kelimeler, gözlerinin içine bakarken dudaklarından dökülüvermişti... Ve Masachika’nın bakışlarının titrediğini gördüğünde, haklı olduğunu anında anladı. O şakacı, tasasız maskesinin altında Masachika acı çekiyordu ve muhtemelen çok uzun zamandır böyleydi...

"...!"

Bunu fark ettiği an, Alisa artık dayanamadı. Göğsü acıyla sıkıştı ve ne olduğunu anlamadan... Masachika’yı sıkıca kucakladı. Başını uzattı, dudaklarını kulağına yaklaştırdı ve boğazının derinliklerinden gelen düğümlenmiş bir sesle fısıldadı:

"Sence bir gün..." Sesi giderek zayıfladı, kelimeler boğazına takıldı. İçinin derinliklerinde pusuya yatmış bir korku vardı; daha ileri gitmenin korkusu onu susturmaya çalışıyordu. Yine de Alisa umutsuzca savaştı, sesi zar zor duyulan bir fısıltı halindeyken devam etti: "...bu acını benimle paylaşabilir misin?"

Alisa bu soruyu sormak için tüm cesaretini toplamıştı ama Masachika hemen cevap vermedi. Her saniyesi bir sonsuzluk gibi gelen, uzun ve sancılı bir sessizlik çöktü... Ta ki Masachika sonunda hafifçe başını sallayana kadar.

Alisa’nın kalbi rahatlama ve sevinçle dolup taşarken kollarını onun etrafında daha da sıkılaştırdı... Tam o sırada zihninden bir düşünce geçti: Belki de bunu ona söylemenin tam zamanıdır?

Nedir bu his...? Sanki şimdi ona anlatabilirmişim gibi geliyor.

Bunu ona söylemeyi o kadar uzun zamandır istiyordu ki, cesaretini toplayıp söze başlayacaktı... Sonra tam son saniyede fikrini değiştirdi.

Hayır. Eğer ona söyleyeceksem, yarışmadan sonrasını beklemeliyim.

Eğer söyleyecekse, bu kazandıktan sonra olmalıydı. Onun karşısında gururla durup bunu söylemek istiyordu ve bunu yapabilmek için...

Ne pahasına olursa olsun kazanmalıyım.

Yenilenmiş bir kararlılıkla önüne baktı... Ve o anda bakışları sınıfın kapısındaki Elena ile çakıştı.

"“...!”"

Göz göze geldikleri an ikisi de irkildi. Birkaç saniye boyunca öylece kalsalar da... Elena’nın beyni Alisa’nınkinden önce kendine gelmeyi başardı.

"Ah! Şey... Ayrıntıları h-henüz konuşmadığımızı fark ettim de," diye kekeledi Elena, yanakları yavaş yavaş kızarırken gözlerini çılgınca etrafta gezdirdi.

"H-her neyse, ben—hiçbir şey görmedim! Kimseye söylemeyeceğim! Söz veriyorum!!" diye çığlık attı, sanki bir cinayete tanık olmuş gibi korkmuş bir tavşan gibi arkasına bakmadan kaçtı.

"Kaçarken saçma sapan şeyler yumurtlamayı kes!" diye bağırdı Alisa, beyni nihayet normale döndüğü an.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.