"Yuki Suou mu yaptı bunu?"
"Maalesef o yaptı. Bu yüzden, biliyorum çok ani oldu ama Sayaka, Takeshi ve Hikaru ile birlikte bizim takımlardan birini oluşturabilir misin diye sormaya gelmiştik..."
Ertesi gün, Takeshi ve Hikaru Koşu etkinliğinde yardım etmeyi kabul ettikten sonra, Alisa ve Masachika teneffüste F sınıfına gidip durumu Sayaka’ya anlattılar.
"Pekala, olur. Benim için sorun değil... Yine de çok dikkatsizce davranmışsınız. Herkesi parmağında oynatıp maçın formatını tamamen kendi çıkarına olacak şekilde değiştirtmiş," diye cevap verdi Sayaka, gözlüğünü yavaşça yukarı iterken.
"Evet... Bu sefer beni fena oyununa getirdi..."
Sayaka, başını önüne eğmiş, omuzları çökmüş duran Alisa’ya göz ucuyla bir bakış attı.
"Dövünüp durmak ve karalar bağlamak herkesin harcı. Bir dahaki sefere böyle bir şeyin yaşanmaması için neler yapabileceğini düşünmeye başlasan nasıl olur?" dedi Sayaka, sözünü hiç sakınmadan.
"...Haklısın."
Alisa, Sayaka’nın bu amansız ve sert tavrına rağmen onu onaylayarak başını sallamakla yetindi. Masachika ise bu duruma daha fazla kayıtsız kalamayıp araya girme ihtiyacı hissetti.
"Yani, elimizden pek bir şey gelmezdi aslında. Yuki’nin söyledikleri mantıklıydı. Karşımıza kusursuz bir stratejiyle çıktı."
Masachika ortamı yumuşatmaya çalışsa da Sayaka sadece hıhlayarak karşılık verdi.
"Öyle olsa bile, teklifini hemen kabul etmek zorunda değildiniz. Eğer fiziksel farkları bahane edecekseniz, 'O zaman biz de dengeyi sağlamak için sadece kızlardan yardım alırız,' diyerek karşı atak yapabilirdiniz. Sonuçta Nonoa ve ben size yardım etmeyi zaten kabul etmiştik, değil mi? Bunun size kesinlikle hiçbir zararı olmazdı."
"...Bunu düşünemedim bile."
"Takım savaşları olsa bile, katılımcıların kimler olacağını önceden açıklama şartı koşabilirdiniz. Öne sürebileceğiniz bir sürü koşul vardı aslında."
Sessizlik
Sayaka, argümanlarını sakin ve son derece doğal bir tonda sıralarken, Masachika ve Alisa gözleri faltaşı gibi açılmış halde kalakaldılar. Kız haklıydı. Masachika, o an Chisaki ve Maria da Yuki’ye destek verince önündeki kargaşaya o kadar odaklanmıştı ki bunları düşünmeye fırsat bulamamıştı.
Onun yerine, doğrudan başka kimi bulabiliriz diye düşünmeye başlamıştı. Ancak şimdi oturup sakin kafayla değerlendirince, Yuki’nin teklifini hiçbir şart koşmadan kabul etmesine aslında hiç gerek olmadığını fark etti.
"Tamamen haklısın. Galiba üzerine düşünmemiz gereken çok şey var."
"Kesinlikle..."
Hemen beyaz bayrağı çekip yenilgiyi kabul eden Masachika ve Alisa’nın bu haline Sayaka yine hıhladı.
Yüzlerine bakmaya bile tahammül edemiyor gibiydi; her zamankinden daha soğuk, hatta neredeyse asık suratlı bir hali vardı. Bu durum Masachika’nın kafasını karıştırdı. Alisa ise buna takılmadan başını salladı ve doğrudan Sayaka’nın gözlerinin içine bakarak konuştu:
"Eleştirilerin için gerçekten teşekkür ederim. Yardım ettiğin için çok şanslıyız."
"...Güzel," diye kestirip attı Sayaka, bir yandan gözlüğünü düzeltirken. Ancak tepkilerindeki bir detay Masachika’nın zihninde bir şimşek çakmasına neden oldu.
Bir dakika. Yoksa...?
Zihnindeki bu teoriyi hemen reddetmeye çalışsa da mantıklı gelen tek açıklama buydu.
Alya’nın takımındaki yerini başkasına kaptırdığı için mi surat asıyor bu kız?!
Sayaka gözlüğünü düzeltirken yüzünü eliyle gizlemeye çalışsa da Masachika onun aslında keyfinin yerinde olduğunu hissedebiliyordu. Onu izledikçe, ortaokuldan kalma o ciddi imajının yavaş yavaş yıkılması Masachika’yı şaşkına çeviriyordu.
"Umarım seni çok bekletmemişimdir."
"Hayır, sorun değil."
Masachika öğle yemeğinde Maria tarafından öğrenci konseyi odasına çağrılmıştı. Sessiz odanın kapısını açtığında, Maria’yı koltukta tek başına otururken buldu.
"..."
Maria ile geçenlerde yaşadığı etkileşimi ürkütücü bir şekilde anımsatan bu durum, yanına yaklaşırken Masachika’nın içinde tuhaf bir huzursuzluk uyandırdı.
"Şey... Ne hakkında konuşmak istemiştin?"
"Hmm... Otur şöyle."
Maria, sınavlar öncesindeki o anı hatırlatırcasına yanındaki boş yeri işaret ettiğinde Masachika nefesini tuttu.
Besbelli geçen günkü olay hakkında konuşmak için beni çağırdı, değil mi?
O olaydan beri Maria ona karşı biraz tuhaf, sanki eli ayağına dolanıyor gibi davranıyordu. Masachika, kendi içindeki bu tuhaflığın ilk aşkına karşı depreşen duygularından kaynaklandığını biliyordu ama Maria’nın neden böyle davrandığını bir türlü çözemiyordu.
Eğer bunun hakkında konuşacaksak, konuşalım. Korkup kaçacak değilim. Kendi hislerimi de artık bir düzene koymak istiyorum.
Kendini adeta bir savaşa hazırlar gibi kuran Masachika, Maria’nın yanına oturdu. Maria ise bir dakika boyunca doğru kelimeleri arıyormuşçasına kucağına bakarken, o da sabırla bekledi.
"Şey... Kuze..."
"Efendim?"
Masachika’nın ciddi bir tavırla dikleştiğini gören Maria, derin bir nefes alıp sordu: "Bana... Cinsel anlamda ilgi duyuyorsun, değil mi?"
"...Ne?"
Bu tamamen beklenmedik soru karşısında Masachika’nın zihni bir anlığına bomboş kaldı. Maria ise panikle ellerini sallamaya başladı.
"Ah! Hayır! Seni azarlamak için söylemedim... Sadece... Ergenlik çağındaki erkeklerin böyle şeylerden hoşlandığını biliyorum! Yani bunun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum ama..."
Sesi giderek kısıldı ve utançla başını öne eğdi. Sonra, birdenbire belinden bükülerek derin bir reverans yaptı.
"Çok özür dilerim! Bu ihtimal aklımın ucundan bile geçmemişti! Ben de durmadan sana dokunup sarılıp durdum..." Maria başını yavaşça kaldırıp bakışlarını kaçırdı ve mahcup bir edayla ekledi: "Senin için çok... Zor olmalı, değil mi? Böyle şeyler hissetmene rağmen bir şey yapamıyor olmak... Gerçekten çok, çok özür dilerim! Ne yaptığımın hiç farkında değildim!"
Masachika bir kez daha eğilen kızın başına bakarken donup kaldı.
B-buna nasıl bir cevap vermem gerekiyor şimdi?
Tam bir cehennem azabıydı bu. Ergenlik çağındaki bir erkek için bundan daha beteri olamazdı. Annesi tarafından elinde müstehcen bir dergiyle yakalanmış gibi hissediyordu. Tabii Masachika daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştı ama bir kadının karşısına geçip tüm bu arzularını ve niyetlerini açık açık yüzüne vurması tam olarak o hissi veriyordu.
Şey... Özür dilerse kabul mü etmeliyim? Ama bu suçumu itiraf etmek olur... Yani, bazen ona baktığım doğru... Arzulayarak baktığım da doğru! Ama bu sadece ergen olduğum için, o da zaten—
Aniden başını iki yana salladı.
Hayır, bu sadece bir bahane. Nonoa’ya ya da Elena’ya asla bu gözle bakmıyorum...
İşte o an gerçek suratına bir tokat gibi çarptı.
Maria’ya baktığında bir şeyler hissettiği doğruydu ve bu duyguları besliyor olması, ona karşı romantik hisler beslediğinin en açık kanıtıydı. Ancak...
Ama mesele sadece bu değil... Tuhaf. Masha’nın aslında Mah olduğunu sonunda kendime itiraf edebildiğim şu anlarda... Kendimi çok suçlu hissediyorum.
Masachika, o küçük kıza dair güzel anılarını kendi kirli arzularıyla lekeliyormuş gibi hissetti. Şimdi, biraz gecikmiş de olsa, bu şehvet dolu düşüncelere karşı duyduğu muazzam tiksinti dalgası içinde büyüdü. Olduğu yerde yer yarılsa da içine girseydi keşke.
"Lütfen eğilmeyi bırak... Özür dilemeni gerektirecek bir şey yapmadın."
Ağır bir suçluluk duygusu altında ezilen Masachika, konuyu kapatmak için elinden geleni yapmaya çalıştı ama Maria aniden başını kaldırıp ona öyle bir baktı ki irkilir gibi oldu.
"O zaman Kuze...!"
"E-evet?"
Kollarını iki yana açtı, vücudunu Masachika’ya doğru hafifçe yaklaştırdı. Ciddi bir yüz ifadesi ve kıpkırmızı yanaklarla haykırdı:
"Kendimi affettirmek için... Vücuduma istediğin kadar dokunmana izin vereceğim!"
"...Ne?"
"İsteyip de yapamadığın ne varsa hepsini çıkar, hevesini al istiyorum."
"Konunun buraya geleceğini hiç tahmin etmemiştim!!"
Normalde böyle bir durumun araya mesafe girmesine, daha dikkatli davranmalarına sebep olması gerekmez miydi? Nasıl oldu da olay tam tersi yönde bu kadar tırmanabildi? Ve neden, her şey bir yana, benim bu korkunç ve şehvetli düşüncelerimi resmen kabul ediyor?
"S-sorun değil! Sen olduğun için benim için sakıncası yok Kuze! Biraz utanıyorum ama elimden geleni yapacağım!"
"Benim için sakıncası var ve elinden geleni yapmana falan gerek yok!" diye bağırdı Masachika. Maria’nın gözleri dönmüş, yanakları al al olmuştu.
Olmayacak böyle. Bu kız durumu o kadar çok kafasında kurmuş ki sonunda beyni yanmış!
Masachika şaşkınlık içinde ne yapacağını bilemez halde debelenirken, Maria iyice yoldan çıkmış gibi görünüyordu...
"H-her neyse, ne hissettiğini anlıyorum Masha! Düşünceli davrandığın için de teşekkürler!"
Durumu toparlayamayan Masachika, Maria’yı durdurmak için ellerini öne doğru uzattı ve ağzına ne gelirse söylemeye başladı.
"Ama lütfen bunu yapma! Evet, itiraf ediyorum... Sana o gözle baktığım oluyor ama kendimin bu yanından nefret ediyorum... Ve eğer sana dokunursam, bu kendimden iğrenme duygusu muhtemelen beni öldürür!"
Ne dediğini tam olarak bilmeden, gözlerini sımsıkı yumup avazı çıktığı kadar bağırdı... Öğrenci konseyi odasını ağır bir sessizlik kapladı; sadece saatin tıkırtısı duyuluyordu. Ta ki Maria’nın hafif kıkırtısını işitene kadar. Masachika yavaşça gözlerini açtığında, Maria’nın sanki rahatlamış gibi yumuşacık gülümsediğini gördü.
"...Masha?"
"Ah, hayır. Bir şey yok. Özür dilerim. Sadece senin gerçekten Sah olduğunu düşünüyordum."
"...?"
Kafası karışsa da, Maria sakinleşmiş göründüğü için Masachika kollarını temkinli bir şekilde indirdi. Kız ona dingin bir ifadeyle baktı ve saygıyla bir kez daha eğildi.
"Özür dilerim. Artık bir erkek olduğun gerçeğiyle yüzleşince biraz korktum."
"Hı-hı... Anlıyorum..."
Yani, onun hakkında kirli düşüncelerim olduğunu anlayınca korktu, öyle mi? diye düşündü Masachika. Üzerine çöken çaresizlik dalgasıyla yine acı içinde dizlerinin üzerine çökmek ve oracıkta can vermek isterken... Maria gülümsedi ve itiraf etti:
"Ama şimdi iyiyim... Çünkü bana zarar verecek hiçbir şey yapmayacağını biliyorum. Sen hâlâ yıllar önceki o nazik Sah’sın."
"Şey..."
Maria’nın sözlerini zihninde tartan Masachika, hâlâ tam olarak çözememiş olsa da bir sonuca vardı.
"Beni test mi ediyordun?"
"Şey... Özür dilerim. Sanırım içten içe yapmak istediğim tam olarak buydu."
"'Sanırım' demek, ha?"
Maria özür dileyen bir ifadeyle kaşlarını çattı.
"Yine de söylediklerimde ciddiydim. Bir erkek olarak hislerini hiç hesaba katmadan sana bu kadar çok sarıldığım için kendimi suçlu hissediyorum. Bana dokunmanda da bir sakınca görmezdim ama... Senin benden daha çok telaşlandığını görmek beni ne kadar rahatlattı bilemezsin."
Gözlerinin kenarları şefkatle kırışırken kısık sesle kıkırdadı.
"Hâlâ hiç değişmediğini anlamamı sağladı... Sanırım bir anlığına o kadar korktum ki ne yapacağımı şaşırdım."
"Şey... Ama... Yani..."
Masachika bakışlarını kaçırdı ve mırıldanarak başını kaşımaya başladı:
"Bir konuda haklıydın. Bana bu kadar çok dokunman biraz... 'sıkıntılı' oluyor... O yüzden belki biraz azaltabilirsin?"
"Heh heh. Bakalım, elimden geleni yaparım."
"Yani hiçbir şey değişmeyecek mi?"
Maria o her zamanki neşeli gülümsemesiyle üsteledi: "Bu kadar çok sevdiğim birine dokunmak istemem çok mu garip?" Sonra ses tonunu biraz daha ciddileştirerek ekledi:
"Ama... Hmm... Sanırım bundan sonra sana dokunmadan önce bir uyarı yapmaya çalışacağım."
"Ama yine de sarılmaya devam edeceksin, öyle mi...?"
"Evet."
Maria kollarını iki yana açtı. Masachika bu tuhaf şekilde tanıdık sahne karşısında yüzünü buruştururken, kız neşeyle sırıtıp önerisini sundu:
"Hadi, sarılıp barışalım."
"..."
Masachika'nın aklına gelen ilk şey, "Biz ne için barışıyoruz ki?" oldu. Ancak bu soru, kızın o meleksi gülümsemesi karşısında tüm önemini yitirdi.
Evet... Tıpkı benim hâlâ Sah olmam gibi... Masha da hâlâ Mah'dı.
Bu sarılmanın altında muhtemelen derin bir anlam yoktu diye düşündü. Kavga ettikten sonra barışan iki çocuktan farkları yoktu. Bu yüzden, tıpkı küçüklüklerindeki gibi saf bir şekilde ona karşılık vermesi yeterliydi.
"Pekala, tamam. Sarılıp barışalım."
Böyle düşünmek omuzlarındaki yükü hafifletmiş gibi hissettirdi. Hafif bir tebessümle öne eğilip Maria'ya nazikçe sarıldı. Maria da ona karşılık verip sıkıca sarılırken, büyük bir memnuniyetle kulağına doğru kıkırdadı.
""
Sanki içi rahatlamış gibi bu kelimeleri belli belirsiz mırıldandı ve sonra—
Şap!
"Ne...?!"
Masachika, yanağında hissettiği dudakların sıcaklığıyla irkilerek geri sıçradı.
Maria, gözlerinde oyunbaz bir parıltıyla ayağa kalktı; bu, muhtemelen çocukken yapamayacağı bir bakıştı. İşaret parmağını dudaklarına götürüp dalga geçercesine, "Sadece bundan sonra uyarı yapmaya 'çalışacağımı' söylemiştim♪" dedi.
Muzip bir göz kırpışıyla öğrenci konseyi odasından seke seke çıktı... Arkasında ise kendini koltuğa bırakıp yüzünü kolçağa gömen ve "Öleceğim galiba!" diye feryat eden bir Masachika bıraktı.
Okul çıkışında Masachika ve Alisa, öğrenci konseyi görevlerini bitirdikten sonra spor kıyafetlerini giyip okul binasının arkasına geçtiler. Onlar vardıktan kısa bir süre sonra Maria, birkaç dakika sonra da Elena göründü.
"Selam, naber? Off, dışarısı biraz serinmiş, değil mi?" Elena kısa kollu tişörtünün içinde çıplak kollarını ovuştururken Masachika kaşlarını çattı.
"İyi misin? Bugün çok sert idman yapmayacağız, istersen üzerine bir ceket alabilirsin..."
"Aman, biraz hareket etmeye başlayınca ısınırım."
"Emin misin? Alya, Masha, sizin için de aynısı geçerli. Üşürseniz çekinmeden ceket giyin."
"Ben iyiyim."
"Ben de♪"
"...Lütfen şifayı kapmayın, tamam mı?"
Masachika kızlara karşı daha düşünceli davranamadığı için hafif bir suçluluk hissederken, yanında duran Elena, Alisa ve Maria'ya baktı.
"Her neyse... Demek spor kıyafetleriniz bunlar ha? Güzeeel," diye yorum yaptı.
Masachika, kızın ne kadar arzulu bir ses tonuyla konuştuğunu duyunca tiksinerek ona ters ters baktı ama Elena sadece sırıttı; gözleri tıpkı bir sapık gibi keyifle kısıldı.
"Hı hı... Şimdiden ağzımın suyu akmaya başladı. Yani bu beni gerçekten çok azdır—"
"Elena, seni dışarı çıkarabilir miyim?"
"Ne? Bana randevu mu teklif ediyorsun yoksa—?"
Elena abartılı bir şekilde kıvranırken, Masachika hızla elini havaya kaldırıp kızın gözlerinin önünde hayali bir karate vuruşu yaptı.
"..."
"Hay aksi. Benim hatam. Bir dahakine ıskalamam."
Masachika elini tekrar havaya kaldırınca Elena, onun kastettiği şeyin 'dışarı çıkarmak' değil de 'devre dışı bırakmak' olduğunu anladı. Ciddi bir ifadeyle ağzını kapatıp kocaman, yalvaran gözlerle ona baktı.
"Bu benim ilk seferim, o yüzden nazik ol, tamam mı?"
Masachika, kızın dileğini yerine getirip kafasına hafifçe vurdu.
"Mmm... Çok zalimsin Kuze. Bir kadına vurduğuna inanamıyorum. Ya vurulmaktan hoşlanmaya başlarsam ne yapacaksın?"
"O zaman sayemde bir mazoşist olursun."
"Oha! Sen nasıl bir canavarsın?! Beni mazoşiste çevirdikten sonra ne yapacaksın peki?!"
"Seni görmezden geleceğim."
"Yani beni öylece kullanıp kenara mı atacaksın?!"
Elena ağzından bir başka edepsiz laf daha kaçırınca, Masachika yine kızın ensesine şakadan vurdu. Tabii ki bu daha çok gösteriş amaçlı, bilek hareketiyle yapılan sahte bir tokat gibiydi ve aslında parmak uçlarıyla ancak dokunuyordu. Yine de Elena, bir oyuncu olmasından beklendiği üzere abartıyla başını tutup acı çekiyormuş gibi yaptı.
"Mmm... Sanırım az önce birkaç müstehcen beyin hücremi kaybettim..."
"Hadi hemen pozisyon alın artık. Atı oluşturmamız lazım."
Zihni tamamen dünyevi arzularla bulanmış olan üst sınıf öğrencisini görmezden gelmeye karar verip Alisa ve Maria'ya döndü... İkisi de onlara tarif edilemez ifadelerle bakıyordu.
"...Ne oldu?"
Maria başını hafifçe yana eğdi, parmağını dudaklarına bastırarak Masachika'nın geri çekilişini izledi.
"Siz ikiniz gerçekten iyi anlaşıyorsunuz♪"
"Ne? Sana gerçekten öyle mi geliyor?"
"Daha önce bir kızla hiç bu kadar teklifsiz konuştuğunu görmemiştim..."
"Hayır, ben—"
"Yuki'nin yanında hep böyleyim," diye düşündü Masachika. Sonra aniden onunla sadece özel hayatlarında, küçük kız kardeş modundayken bu kadar rahat konuştuğunu fark etti.
Yani okulda başka hiçbir kızla bu kadar senli benli konuşmuyor, hele ki böyle şakalaşmıyordu.
"Iıı...! Hadi ama, ne alakası var? Daha önemlisi, şey... Karnın görünüyor Masha," dedi Masachika. Maria'nın spor kıyafetinin altından görünen göbek deliğine gözü takılınca hemen bakışlarını kaçırdı.
"Ha? Ah..."
Maria kıyafetini düzelttikten sonra Masachika ona arkasını döndü.
"Tamam, önce pozisyon alma pratiğiyle başlayacağız. Masha, Elena; boşta kalan ellerinizi omuzlarıma koyarken diğer ellerinizle ellerimi tutmanızı istiyorum... Evet, aynen böyle."
Masachika hâlâ ileriye bakarken arkadan Maria ve Elena ile kollarını kenetledi... Ama tam o anda jeton düştü.
Bir dakika... Resmen sevgiliymişiz gibi el ele tutuşuyoruz...
Ancak o bunu fark ettiği anda, arkasında ve solunda iki kişi daha tam olarak aynı yorumu yaptı.
"Dur bir dakika. Aman Tanrım... Resmen bir çift gibi el ele tutuştuk. Çok utandım."
"Ay, haklısın♪"
Elena'nın parmakları Masachika'nınkiler arasında sinirle kıpırdanırken, Maria bilerek sağ elini daha sıkı kavradı... Tüm bunlar olurken Alisa'nın dondurucu bakışları Masachika'nın yanağını delip geçiyordu.
"...Alya, üstümüze çıkman için hazırız."
"..."
Masachika bunların hiçbirini fark etmemiş gibi davranarak Maria ve Elena ile birlikte yere çömeldi. Binicileri olan Alisa, bacaklarını kızların üzerinden aşırıp yavaşça üzerlerine yerleşti.
"Ooo! Alisa'nın yumuşacık kalçası koluma mı değiyor?!"
"Çıktın mı? Tamam, şimdi ayaklarını ellerimizin üzerine koy—"
"Bekle! Bu nasıl bir güreş hamlesi böyle?!" Elena parmakları eziliyormuş gibi bağırınca Masachika hafif bir iç çekerek tutuşunu gevşetti ve kızın rahat bir nefes almasını sağladı.
"Ah, ah, ah... Masachika'nın parmak hünerleri az kalsın beni diz çöktürecekti. Bu kadar sert olacağını beklemiyordum."
"Gerçekten hiç bıkmıyorsun, değil mi?"
"Heh. Beni ben yapan da bu zaten."
"...Müsaadenizle?"
"Ah, tabii."
"Buyur başkan."
Alisa, bıkkın ve soğuk bir sesle ayağıyla Masachika ve Elena'nın kollarına hafifçe vurdu, bu da birleşik ellerini açmalarını sağladı. Ardından ayakkabısız ve çorapsız ayaklarını nazikçe uzatılmış avuçlarına yerleştirdi.
Alya'nın çıplak ayaklarına böyle dokunmak—
"Ooo! Alisa'nın kutsal ayakları mı?!"
Elena'nın aptalca sesi Masachika'nın dünyevi arzularını dağıtmayı başardı ve el pozisyonunu sakince ayarlamasını sağladı. Yanında daha telaşlı birinin olmasının insanı sakinleştirdiği söylenirdi ama yanında tam bir sapığın olması da Masachika'nın serinkanlı kalmasına yardımcı oluyor gibiydi.
"Pekala, herkes kalkmaya hazır mı? Üç deyince. Bir, iki, üç!"
Üçü aynı anda ayağa kalktı. Maria ve Elena ellerini Masachika'nın omuzlarına koyduktan sonra, Alisa da kendi ağırlığı üzerine binerken ellerini onlarınkilerin üzerine ekledi.
Iıı! Bu biraz...
"Ah, bu biraz şeymiş..."
"Of! Bu kadar ağır olacağını tahmin etmemiştim...! Yani kaba anlamda söylemiyorum tabii!"
Herkes ayağa kalkmayı başarmıştı ama dengede durmakta zorlanıyorlardı.
"Şey... Tamam millet. Hadi bu şekilde biraz hareket etmeyi deneyelim."
Her şey hazır olduğunda, duruşlarını bozmadan ileri, geri ve yanlara doğru temel yönlerde hareket etmeyi denediler. İlk başta uyum sağlamakta zorlansalar da Masachika'nın talimatları sayesinde yavaş yavaş alışmaya başladılar.
"Tamam, bu kadarlık yeter. Şimdi Alya, bakalım ayağa kalkabilecek misin?"
"Ne? ...Emin misin?"
"Evet, hareket ederken ayağa kalkmana gerek yok ama rakiplerin kafa bantlarını çalmak için doğrulman gerekecek."
"Tamam... Bir deneyeceğim," diye yanıtladı Alisa ve tam dik durana kadar kalçasını yukarı kaldırdı... O sırada Elena aniden çığlık attı.
"D-dur! Dur! Bu gerçekten can yakmaya başladı! E-elim kayacak!!"
Diğerleri onu dikkatlice yere indirmeden önce Alisa hızla kendini aşağı bıraktı.
"Oh be... Tahmin ettiğimden daha zormuş. Ayağa kalktığında işlerin bu kadar ağırlaşacağını beklemiyordum."
"Çünkü Alya'nın tüm ağırlığı ellerimizin üzerinde dengeleniyor."
"Evet... Ama bence bunun yarısı senin suçun Kuze."
"...Ya da belki de sürekli edepsiz yorumlar yapan o kız yüzündendir."
Masachika, ellerini sitemle sallayan Elena'dan bakışlarını hızla kaçırdı. Ancak bu sefer de Maria'nın açılan karnıyla göz göze gelince tekrar önüne bakmak zorunda kaldı.
"Masha... Karnın yine görünüyor."
"Ah! Şey..."
Maria telaşla üstünü başını düzeltirken, Elena bilmiş bir tavırla başını salladı.
"Normal tabii, göğüslerin bu kadar büyük olunca tişörtün sürekli yukarı sıyrılıyor."
Masachika duyduğu bu patavatsızca yorum karşısında şoke olup kendi tükürüğünde boğuldu; öksürük krizine girdiği için lafa giremedi. Onu durduracak kimse olmayınca Elena hedefini hemen Alisa'ya çevirdi.
"Aynısı senin için de geçerli Alisa. Yani benimkiler de büyüktür ama o koca memeleri gördükten sonra kendimi yetersiz hissetmeye başladım."
"Affedersin! Yanımızda bir erkek varken lütfen böyle şeylerden bahsetmeyi keser misin?!" diye çıkıştı Alisa. Sanki daha fazlasına dayanamayacakmış gibi arkasını dönmüştü. Yine de bu tepki Elena'yı keyiflendirdi; bakışlarını Masachika'ya dikti.
"Hmm? Ne var ki bunda? Bando kulübünde hep böyle konuşuruz."
"Cinsel tacizin kol gezdiği, harika bir çalışma ortamıymış sahiden."
"Herkesin yüzünün güldüğü şahane bir yerdir orası bir kere! Üstelik benim bir haremim bile var!" Elena, Masachika'nın sitem dolu bakışları altında dudak bükerek cevap verdi. Masachika ise iğneleyici bir tavırla mırıldandı:
"Hıh... Harem demek?"
"Evet? Bir sorun mu var?"
"Bando kampında bütün kız arkadaşlarına seninle banyo yapmaları için baskı yaptığın, sonra da odandaki banyoda tek başına yıkandığın yönünde bir dedikodu duymuştum."
"Dur orda!"
"Bir de şey demiştin sanki... 'Bu gece hiçbirinize uyku yok!' deyip gece yarısı olmadan sızıp kalmışsın."
"Kes şunu! Karizmamı çiziyorsun!"
Elena kollarını çılgınca sallayarak bahaneler üretmeye başladı; ertesi gün yapılacak işler olduğu için milleti yormamak adına erken uyumuşmuş... Maria ve Alisa onun bu bitmek bilmeyen bahanelerini görmezden gelirken, Maria sessizce Masachika'ya sordu:
"Bir dakika. Elena gerçekten öyle biri mi?"
"Aslında çok utangaç ve masumdur. Atıp tutar ama kimseye sarılamaz, dokunamaz bile. Özünde çok ciddi biridir."
"Hey! Seni duyabiliyorum!"
"Duy diye söylüyorum zaten."
"Çok adisin.☆"
"Öyle bir niyetim yoktu."
"Her neyse! Hakkımda asılsız dedikodular yaymayı bırak!"
"Merak etme. Sanırım herkes senin aslında ne kadar ciddi biri olduğunun zaten farkında."
Zaten bu yüzden kulüp başkanı seçildin, diye düşündü Masachika ama bunu dile getirmedi. Bunun yerine Alisa ve Maria'nın yanına geçip Elena'yı şefkatli bir bakışla süzdü. Elena bu bakışlar karşısında kızarıp titremeye başladı. Sonra birden yüzünü koluna gömdü, olduğu yerde dönüp hızla uzaklaştı.
"Vaaa! Hepinizi iftiradan dava edeceğim!"
"Konuşmalarımızı kaydetmediğin sürece mahkemede pek şansın olacağını sanmıyorum!"
Ancak Elena, Masachika'nın sakin cevabını umursamadan koşmaya devam etti ve okul binasının köşesini dönüp gözden kayboldu.
"Şey...? Daha antrenmanın ortasındaydık..."
Alisa, Elena'nın gidişini şaşkınlıkla izledikten sonra kafası karışmış bir halde Masachika'ya döndü. Masachika ise önemli bir şey değilmiş gibi omuz silkti.
"Endişelenme. Yapılması gereken bir iş varken öylece çekip gidecek biri değildir o."
Aradan sadece birkaç saniye geçmişti ki...
"Bak, geri geliyor..."
"Gördün mü? Ciddi biri demiştim."
"Buralara kadar gelebildin demek, ey yüce savaşçı."
"Normal insanlar gibi 'Hoş geldin' desen ölürsün sanki, değil mi?"
Okul çıkışındaki gizli antrenman bittikten sonra eve dönen Masachika, Yuki'yi oturma odasında yayılmış halde bulunca ona ters bir bakış attı. Genelde evin dekoruyla bütünleşen hizmetçinin etrafta olup olmadığını kontrol etmek için çevresine bakındı.
"...Bugün sadece sen mi varsın?"
"Ooo? Beni yetersiz mi buldun yoksa?"
"Bugünlük saçmalık kotamı doldurdum zaten."
"Yani tatlı niyetine Ayano'yu mu istiyorsun?!"
"Bu sonuca nasıl vardın, hiçbir fikrim yok."
Yuki kıkırdayarak sordu: "Bu arada, kotayı nerede doldurdun bakalım? Bugün yorucu biriyle mi takıldın? Elena gibi mesela?"
"...!"
Masachika, bu ismi duyar duymaz yanağının seğirmesine engel olamadı ve nerede açık verdiğini anladı. Koşu sırasında kendilerine kimlerin yardım edeceğini kimse görmesin diye özellikle okul binasının arkasında gizlice çalışmışlardı... Ama Yuki, sanki planlarını en başından beri biliyormuş gibi arsızca sırıtıyordu.
"Koşu antrenmanınız iyi geçti mi abiciğim?"
"...Eğer bu bildiklerini doğrulatmak için attığın bir yemse, tebrik ederim kardeşim."
"Ne? Kimseye yem attığım falan yok. Sadece bu kadar geç gelmen için başka bir sebep düşünemediğimden emin olmak istedim," dedi muzipçe sırıtarak. Masachika, tamamen oyuna getirildiğini fark edip o da gülümsedi.
"Eee? Bugün düşmanını gözetlemeye mi geldin?"
"Hmm? Hazır gelmişken bir sorayım dedim sadece. Ayrıca kimi getirdiğin umurumda bile değil. Kim gelirse gelsin, her halükarda ben kazanacağım."
"...Vay canına, amma özgüvenliymişiz. Hiç beklemediğin bir rakiple başa çıkabileceğini mi sanıyorsun gerçekten?"
"Beni küçümseme. Birinin kapasitesini tek bir bakışta anlayabilirim. Tıpkı bir manganın ne kadar müstehcen olduğunu daha ilk bölümden anlayabildiğim gibi!"
"Peh. Bunu ben de yaparım. Hem de çok kolay. Aslında sadece ilk birkaç renkli sayfaya bakmam yeterli."
"Tabii ki! Çünkü ilk sayfalardaki ten-kıyafet oranı, manganın ne kadar edepsiz olacağının en büyük kanıtıdır!" diye ünledi Yuki. Sesi sanki bu konuda uzmanmış gibi titriyordu; abisinin tepkisi ise oldukça sönüktü.
"Ee? Niye geldin buraya?"
"Affedersiniz? Bir de soruyor musun?" Yuki yavaşça ayağa kalkıp ellerini masaya vurdu. Abisine dik dik bakarak gürledi: "Sınavlardan sonra bütün o animeleri beraber izleyeceğiz diye söz vermiştik!"
"...Ha, doğru."
"Sakın unuttum deme! Sakın!"
"Hayır, sadece beynim biraz geç algıladı."
"RAM'in mi yetmiyor? Takviye yapalım sana. Hazır el atmışken harici bir hard disk de alalım."
"USB 1.0 kullanıyorum, o yüzden her halükarda okuması uzun sürer."
"Yükselt artık şu sistemi."
"Reenkarnasyon mu geçireyim yani?"
"Seninle beraber yaparım."
"Oh be, eksik kalma..."
"Yeni dünyadaki başrol kadın, aslında önceki hayatındaki kız kardeşinmiş."
"Bunun animesi zaten yoksa şaşırırım."
"Ve yeni dünyadaki küçük kız kardeşin de aslında önceki hayatındaki başrol kadınmış."
"İşler bir anda karmaşıklaştı."
"Bu arada, bu yeni bir dünya değil. Geçmişte yeniden doğuyorsun."
"...Hmm?"
"Ve şu anda, şimdiki dünyadaki küçük kız kardeş, başrol kadına 'Vücudumu geri ver!' diye bağırarak ona saldırmaya çalışıyor."
"Olay nasıl bir anda korku filmine döndü?! Tüylerim diken diken oldu."
"Adı da şu: 'Küçük Kız Kardeşim, Küçük Kız Kardeşim Olmayabilir.'"
"Bu isim, üvey kız kardeşli bir romantik komedi bekleyen tüm okurları acayip sinirlendirir."
"Serinin isminin asıl anlamı ancak ileride açıklanıyor zaten. Ben şahsen bu hikayeyi sevdim."
"Ben de sevdim ama beklediğim şey bu değildi."
"Neyse, anime izlemek buraya gelme sebeplerimden sadece biriydi."
"Hâlâ başka bir sebep mi var?"
"Sınavlardan önce seni hasta ettim ya, kendimi affettirmek istedim. Herhalde yani."
Masachika bir an için nutku tutulmuş gibi kaldı; sonunda Yuki'nin ciddi ifadesine karşı burukça gülümsedi.
Pekala, Alya fark ettiyse senin fark etmemene imkan yoktu zaten.
Kısa bir sessizlikten sonra Yuki, yüzleri arasında sadece birkaç milimetre kalana kadar cesurca ona yaklaştı.
"Şimdi daha iyi misin?"
"Evet, iyiyim. Peki ya senin sağ bacağın? Hâlâ ağrıyor mu?"
"Tamamen geçti."
"Gerçekten mi? Sevindim."
"O zaman koşu sırasında kozlarımızı adilce paylaşabiliriz demektir."
"Elde avuçta ne varsa ortaya koyacağız yani, ha?"
Karşılıklı meydan okuyan gülümsemelerden sonra Yuki, kollarını iki yana açarak daha oyuncu bir tavra büründü.
"Neyse, kendimi affettirmek için gecenin geri kalanında beni şımartmana ve sevmene izin veriyorum."
"...Bunun her zamankinden ne farkı var?"
"Mesele niyet. Ha, bu arada; hazır başlamışken beni yine prensesler gibi kucağına alsana?"
"Şimdi de bana iş mi kilitliyorsun... O zamanki güç adrenalin sayesindeydi, biliyorsun değil mi?"
"Ooo? Yani yapamam mı diyorsun? Bugün Alya'yı hiç zorlanmadan kaldırdın ama beni kaldıramıyor musun?"
"Tamam, tamam. Hazır mısın? Hop bakalım!"
Masachika kendini hazırladıktan sonra kollarını Yuki'nin omuzlarının ve dizlerinin arkasından geçirip onu tek hamlede yukarı kaldırdı.
"Vay canına! Bu harika! Ne kadar yüksekteyim böyle! Ha-ha-ha!"
"Hey?! Şöyle elini kolunu sallayıp durma!"
"Tamam! Şimdi anime bitene kadar beni böyle tutmaya devam et!"
"Kollarım kopar be kızım!"
"Koşu yarışından önce o kolları iş göremez hale getireceğim. Sonra da seçimi kazanacağım..."
"Hani adilce yarışacaktık?!"
Bu, ikisi için de sıradan bir gündü. Gündelik konuşmalarının arasında birbirlerine dair endişelerini gidermiş ve onurlu bir mücadele için sözleşmişlerdi.
Ve çok geçmeden, büyük hesaplaşma günü gelip çattı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.