“Biraz geç oldu biliyorum ama hadi kutlamayı başlatalım! Şerefe!”
“““Şerefe!”””
Alisa’nın öncülüğünde, masanın iki yanına cinsiyetlerine göre ayrılmış altı genç, bardaklarını tokuşturdu. Okul çıkışıydı ve Masachika da dahil olmak üzere Fortitude üyeleri, bir karaoke salonunda başarılarını kutluyordu. Odanın iç tarafına doğru erkekler tarafında Masachika, Takeshi ve Hikaru; karşılarında ise Alisa, Sayaka ve Nonoa oturuyordu.
Alisa, bardağını Masachika’nınkine biraz mesafeli ve gergin bir şekilde değdirirken bakışlarını gizlice kaçırsa da, diğer dördü durumu fark etmemiş gibi sohbete daldı.
“Başımıza bir sürü iş geldi ama sonunda her şeyin yoluna girmesine çok sevindim!”
“Hem de nasıl… Bir an için gerçekten endişelenmiştim.”
“Hikaru, miden nasıl oldu?”
“Şimdi iyiyim. Teşekkürler Alya.”
Hikaru, o serserinin yumruk attığı karnını ovarak mahcup bir şekilde gülümsedi.
“Hâlâ olanlara inanamıyorum. Serseriler tarafından dövülmek sadece çizgi romanlarda olur sanıyordum.”
“Bazı insanlarla mantıklı konuşamazsınız zaten. Yine de günümüzde birinin, başka okuldan birine durup dururken yumruk atması beni biraz şaşırttı.”
“Değil mi? Japonya’nın çok daha güvenli bir yer olduğunu düşünürdüm… Ama sanırım bu tamamen nerede olduğunla alakalı.”
Bunu söyleyen kız da az kalsın yabancı birinin gözlerini oyacaktı…
Masachika, Nonoa’nın yorumuna içinden gülerken bakışlarını başka yöne çevirdi. Yine de onu eleştirecek durumda değildi; sonuçta kızı kurtarmak için bir haydudun ön dişlerini dökmüştü. Üstelik yaşananları Alisa’ya anlatmamıştı ve başkalarının da bilmesini pek istemiyordu, bu yüzden konuyu açmamaya karar verdi.
“Beni asıl şaşırtan, üç beş kuruş için başka okullarda olay çıkarmaya hevesli öğrencilerin olması.”
“Bilmiyorum dostum. Yani, şeker babalık falan gibi şeyleri duymuşsundur? Sırf nakit para için yasa dışı işlere bulaşan öğrenciler bile var. Görünüşe bakılırsa para için her şeyi yapacak insanlar her zaman çıkıyor.”
“…Evet, sanırım her şey büyüdüğün çevreye bağlı.”
Masachika, Takeshi’nin durup dururken şeker babalık konusunu açmasına sinirlenerek ona dik dik baktı ve konuyu değiştirmeye karar verdi.
“Her neyse, Nao ve diğerleriyle arayı düzelttiniz mi?”
Takeshi ve Hikaru, Masachika’nın sorusuyla hazırlıksız yakalanmış gibi birbirlerine baktılar; yüzlerinde buruk bir ifade vardı.
“Evet… Sayılır.”
“Tabii bu her şeyin eskisi gibi olduğu anlamına gelmiyor ama en azından yakında tekrar buluşmak için sözleştik.”
“Öyle mi? Bunu duyduğuma sevindim,” dedi Masachika başını sallayarak. Konuyu daha fazla deşmemeye kararlıydı.
Aralarındaki ilişkiye daha derinlemesine girmeye ya da bozulan dostluklarını onarmadaki rolünü açık etmeye hiç niyeti yoktu. Okul festivalinden sonra Nao’dan biraz sert davrandığı için bizzat özür dilemişti ama o zaman bile Luminous’un akıbetini sormamıştı.
Onların işine karışmasam daha iyi olur. Zaten gereğinden fazlasını yaptım… Ayrıca Takeshi ve Hikaru biraz daha iyi görünüyor, önemli olan da bu.
Masachika bunları düşünürken önündeki devasa patates kızartması yığınından bir tane ağzına attı. Ancak Nonoa, şaşırtıcı bir şekilde konuya ilgi gösterdi.
“Eee? Şey mi yani…? Luminous tekrar bir araya gelecek mi gelmeyecek mi?”
“Ah, şey… Sanırım?”
“Yine de yeni bir vokalist bulmamız lazım, bizimki başka okula transfer oldu çünkü.”
“Anladım,” diye yanıtladı Nonoa. Gerçekten ilgilenip ilgilenmediğini anlamak zordu. Takeshi’nin bakışları bir an Alisa’ya kaydı, sonra tereddütle sordu:
“Bu arada… Belki… Grubumuzda şarkı söylemeye devam etmek ister miydin?”
“Ha?! Ben…”
Alisa bakışlarını kaçırdı ama Masachika onun ne hissettiğini çok iyi biliyordu. Fortitude sadece festival için kurulmuş geçici bir gruptu ve Alisa aslında Luminous’un bir üyesi değildi. Sadece boşluğu doldurmuştu. Bu yüzden ondan kurulu düzenini bırakıp bir şarkıcı olmasını bekleyemezlerdi. Luminous’un asıl üyelerinin barışma sürecinde olduğu da düşünülürse, durum iyice karmaşıklaşıyordu.
“…Öğrenci konseyi işleriyle çok meşgul olacak, sonuçta bu yıl pek üyemiz yok. Tabii Chisaki gibi sınırsız kondisyon sahibi biri iki kulübü birden idare edebilir ama Alya’nın omuzlarındaki yük zaten ağırken bu ona biraz fazla gelir.”
Alisa’nın zor durumda kaldığını fark eden Masachika hemen yardıma yetişti. Takeshi mahcup bir şekilde sırıttı.
“Evet, tahmin etmiştim. Kusura bakma Alya. Sadece şarkı söyleyişin harika olduğu için sormadan edemedim.”
“Ş-şey, hayır. Önemli değil. Yardımcı olamadığım için ben üzgünüm.”
Alisa’nın da yüzünde pişmanlık dolu bir ifade belirdi ancak ortam tam ağırlaşmak üzereyken, neşeli ve duruma pek uymayan bir ses sessizliği bozdu.
“O zaman ben yapabilir miyim? Harbiden şarkı söylemeyi denemek istiyorum.”
““Ne?!””
Nonoa elini havaya kaldırmıştı; Takeshi ve Hikaru şaşkınlıktan donakaldı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
“Nonoa… Emin misin?”
“Hmm? Alisa ve Saya gibi öğrenci konseyinde ya da disiplin kurulunda değilim, o yüzden neden olmasın ki? Yani, bir sorun göremiyorum?”
“Hayır, tabii ki sorun değil. Sadece… Takeshi yeni bir gruba katılmaya alışıp alışamayacağını merak ediyor. Biz birbirimizi tanıyoruz ama onlar senin için tamamen yabancı…”
“Ne? Umrumda değil,” diye kayıtsızca yanıtladı Nonoa. Hikaru ve Takeshi bakıştıktan sonra Takeshi çekinerek konuştu.
“Eğer senin için uygunsa… Seni aramızda görmeyi çok isteriz. Tabii önce diğer ikisine de sormamız lazım…”
“Tamamdır. Netleşince haber verirsiniz, olur mu? Ha, madem buradayız, size neler yapabileceğimi göstereyim bari, değil mi?” Nonoa tableti eline aldı ve Luminous’un aşina olduğu cover parçalardan birini seçti. “Ses deneme, bir iki.”
Ayağa kalkıp mikrofonun sesini ayarladı. Sayaka da hemen ardından kanepedeki tefi kaptığı gibi pozisyonunu aldı.
Hmm? Tef mi?
Masachika tam onlara doğru döndüğü sırada… Olağanüstü derecede güçlü ve etkileyici bir performans başladı. Nonoa’nın o her zamanki uyuşuk halinden eser kalmamıştı; çiğ ve enerji dolu bir sesle sert bir rock şarkısı patlatıyordu. Bu sırada Sayaka, inanılmaz bir beceri ve hızla tef çalarken yüzündeki o alışılmadık ciddiyeti koruyordu. Odadaki dört çift göz şaşkınlıkla Nonoa ve Sayaka arasında mekik dokudu. Şarkı bittiğinde ise odada alkış tufanı koptu.
“O-oha, efsaneydi be.”
“Evet… Alya gibi söylemiyor ama kendi tarzında gerçekten çok iyi.”
“Teşekkürler.”
Ancak Takeshi ve Hikaru’nun samimi övgülerinin ortasında Masachika yorum yapmadan duramadı.
“Durun, durun, bir saniye. Tamam, harikaydı da… Bu da nereden çıktı şimdi? Sadece şarkı söylemek de değil, o tef olayı neydi öyle? Neden ikiniz de gizli becerilerinizi şimdi sergiliyorsunuz? Sanki çoktan son patronu yenmiş ve en iyi ekipmanları kuşanmış iki kişiye bakıyor gibiyim.”
Sayaka gözlüklerini yukarı itti ve son derece doğal bir tavırla cevap verdi: “Şey… Söyleyebildiğim şarkı sayısı pek fazla değil, ben de karaoke yaparken ortam gerilmesin diye bunu yapmayı öğrendim.”
“Ah, anladım. Pardon.”
Masachika, sahip olduğu o keskin duyular sayesinde, Sayaka’nın aslında söyleyebileceği şarkı sayısının az olmadığını; aksine, sevdiği şarkıların tamamen otaku türüne kaydığını hemen anlamıştı.
“Ben de sadece, hani, birine söylemenin bir anlamını görmedim?”
“Evet, bu tam senden beklenecek bir hareket.”
Masachika, o keskin duyularıyla “Sadece kimseye söylemek istemedim,” cümlesinin arkasındaki o dile getirilmeyen anlamı da gayet iyi kavramıştı.
“Her neyse, geçtim mi?” diye sordu Nonoa mikrofonu indirirken.
“Evet, geçtin!”
“Evet, mükemmeldi.”
Takeshi ve Hikaru hemen onayladılar.
“Yaşasın.”
Nonoa, her zamanki gibi ruhsuz sesi ve yarı baygın bakışlarıyla ağır ağır yumruğunu havaya kaldırdı. İlk bakışta gerçekten mutlu olup olmadığı tartışılırdı ama Masachika, Nonoa’nın aslında havalara uçtuğunu bir şekilde biliyordu.
“…Bir gruba bu kadar kaptırıp bağımlı olmana şaşırdım doğrusu.”
“Hmm? Gerçekten mi?”
Masachika dürüst fikrini dile getirince Sayaka da hemen ona hak vererek sohbete katıldı.
“Evet, ben de gerçekten şaşırdım. Performansa bu kadar odaklanacağını beklemiyordum. Duyduğuma göre, çalıştığı hizmetçi kafesinde müşterilere servis yaparken bile gösterinin reklamını yapmış.”
“Dur bir dakika. Harbiden mi?”
“Neee? Reklam falan yapmadım. Kişisel hayatımla işimi asla birbirine karıştırmam, hele ki sınıfa özel ödül verildikten sonra.” Nonoa, Sayaka’nın iddiasını elinin tersiyle itti ama gözlerini kaçırmadan da edemedi. “Yani, insanlar kafede ne zaman çalışacağımı sorup duruyordu, ben de artık orada pek olmayacağımı çünkü okul bahçesinde performans sergileyeceğimi söylüyordum.”
“…Anlıyorum.”
“Ha-ha… Evet, sanırım bu pek reklam sayılmaz.”
“Şey… Bana daha çok gizli pazarlama gibi geldi.”
“Gizli pazarlama sayıldığını sanmıyorum…”
Nonoa’nın bu düz açıklaması, kabullenmiş bir şekilde iç çeken Sayaka dışındaki herkeste hafif bir gülümsemeye neden oldu.
“Ama en başından beri kişisel hayatınla işini birbirine karıştırmıyor muydun? Sayaka ile birlikte hizmetçi kafesinde çalışabilmek için olay çıkardığını duymuştum,” dedi Masachika.
“Hiç de olay çıkarmadım. Sadece festivaldeki sınıf etkinliği sorulduğunda ‘Sınıf ne yaparsa yapsın Saya ile birlikte yapmak istiyorum’ dedim, sonra herkes bir şekilde ayarladı işte.”
“D Sınıfı’nın dünyası gerçekten senin etrafında dönüyor, değil mi?”
Kişisel hayat ve iş arasındaki sınırları bulanıklaştırmaktan bahsetmişken, hanımefendisinin sınıf etkinliğine yardım eden malum bir hizmetçi de vardı; bu yüzden Masachika adaletli davranıp konuyu kapatmaya karar verdi.
O sırada ortama çok iyi uyum sağladığı için pek üzerinde durmamıştım ama Ayano C Sınıfı’ndaydı…
Dün bu konu aklına bir anda takılmıştı ama Yuki’ye sorduğunda, kendisi yokken Ayano’nun onun yerine geçtiğini öğrenmişti. Kimsenin ruhu duymadan yapılmış, kusursuz bir görev değişimiydi.
“Takeshi, Hikaru, ya siz? Kızların hizmetçi kafesine bakmaya vaktiniz oldu mu?”
“E-evet, performanstan sonra şöyle bir uğradık.”
“Ama Nonoa orada değildi.”
“Hadi ya, ciddi misin? Peki, çekilişe katıldınız mı bari?” Masachika, favori hizmetçileriyle fotoğraf çektirmek için can atan ve ağzının suyu akan sayısız erkeği hatırlayarak sırıttı. Ancak Takeshi onunla göz göze gelmekten kaçınıyor gibiydi; Masachika şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
“Dur bir dakika… Yoksa gerçekten katıldınız mı?”
Sayaka araya girerek gerçeği ifşa etti: “Aslında üç tane çekiliş bileti aldılar.”
“Ciddi olamazsın!”
Masachika’nın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı, şaşkınlıktan titriyordu.
Takeshi, “Şey, yani, şöyle ki…” diye kekeledi ama cümlesini toparlayamadan Sayaka bir iç çekerek devam etti:
“Üçüncü hakkında Takeshi kazanan bileti çekmeyi başardı. Ve seçebileceği onca kişi varken beni seçti. En hafif tabiriyle şaşırdım.”
“Y-yani, bilirsin işte? Sadece hatıra fotoğrafı çektirmek istemiştim. Seni her gün öyle giyinmiş görecek değiliz ya,” dedi Takeshi, adeta bir müzayede tellalı gibi hızlı hızlı konuşarak. Ama Masachika onun tavırlarında bir gariplik seziyordu.
Hmm? Neden bu kadar gerildi ki?
Masachika’nın kafası karışmış olsa da Alisa, arkadaşının davranışlarındaki tuhaflığı hiç fark etmemiş gibi onaylayarak başını salladı.
“Gerçekten de alışılmadık bir görüntüydü. Ama Masachika sanki Nonoa’yı daha çok beğenmiş gibiydi.”
“Hayır, Sayaka resmen beni buna zorladı.”
“Hmm? Nonoa ile fotoğraf mı çektirdin?”
“Evet… Şimdi düşününce, Sayaka, kazanan bileti çekmem için nasıl bir hile yaptın?”
Masachika konuyu hızla değiştirdi ama Sayaka’nın masumiyet taslayan bakışlarıyla karşılaştı.
“Güzel soru. Tamamen unutmuşum.”
“Hadi oradan.”
“Neler oldu ki?”
“Sadece mucizevi bir şekilde kazanan bileti çektim, merak ettim o kadar.”
Hikaru araya girerek durumu teyit etti: “Bir saniye. Kazanma ihtimali o kadar düşük müydü? Takeshi üçüncü denemesinde kazandı ya?”
Masachika, “Yedi biletten fazla alıp bir kere bile kazanamayan en az dört kişi gördüm,” dedi.
“Vay canına…”
Gruptaki üç erkek de bakışlarını Sayaka’ya çevirdi, o ise sadece omuz silkmekle yetindi.
“Festival komitesinden herhangi bir şikâyet almadık.”
“Tam da suçlu birinin söyleyeceği türden bir söz.”
Masachika ona sitemle dik dik bakarken, Alisa aniden bir şey hatırlamış gibi konuştu.
“Aklıma gelmişken, festivaldeki olay sırasında yaralanan olmadı değil mi? Bir grup serserinin sorun çıkarmak için D Sınıfı’na gittiğini duymuştum.”
“Önemli bir şey olmadı. Kızları biraz ürküttüler o kadar ama disiplin kurulu başkan yardımcısı meseleyi halletmiş.”
“Başkan yardımcısı mı? Ha, Kiryuuin mi? Violet Kiryuuin?”
Alisa’nın Sumire’den sözde gerçek adıyla bahsederken yaşadığı o huzursuzluk, Masachika’nın dudaklarında küstah bir sırıtışa sebep oldu.
“Hayır Alya. Ona Hanımefendi Violet demelisin. Kendisine öyle hitap edilmesine bayılır. Daha samimi hissettiriyormuş.”
“Bana daha çok onunla dalga geçiyormuşsun gibi geldi Masachika.”
“Aynen öyle dostum. Canına susamış olmalısın.”
Masachika gayet ciddi bir ifadeyle saçmalarken, en yakın iki arkadaşı ona boş gözlerle bakıyordu. Gerçekte Sumire’nin okuldaki şöhreti, herkesin erişemeyeceği bir noktada olduğu için Ulaşılamaz Güzellik unvanını sonuna kadar hak ediyordu.
İyi bir aile geçmişi, büyüleyici bir dış görünüş ve harika bir kişiliğe sahip olmasına rağmen, eğer alçakgönüllülükle “Kendi hanımefendimle aynı ligde olduğumu düşünmek bile küstahlık olur!” demeseydi, okulun en güzel üç kızından biri olarak anılacaktı. Bu yüzden, Takeshi ve Hikaru’nun, böylesine saygı duyulan ve kıskanılan bir tanrıçayla dalga geçme cüretini gösteren Masachika karşısında dillerini yutmaları gayet doğaldı. Masachika ise zerre istifini bozmadı.
“Bu onun karakterinin bir kanıtı. Hepsi bu.”
Hikaru, “Öyle de denebilir herhalde,” diyerek bıkkınlıkla bir iç çekti ve sonra aniden bir şey hatırlamış gibi Sayaka’ya döndü.
“Bu arada, disiplin kurulu başkanı Sumire mi olacak? Taiki Kaji, güvenlik zaafiyetinin sorumluluğunu üstlenip istifa etti, değil mi?”
Masachika’nın kaşı hafifçe seğirdi. Taiki Kaji, ortaokulda öğrenci konseyi başkanıydı ve Masachika’nın arası özellikle iyi olan bir üst sınıftı. Taiki, Yuushou tarafından festival sırasında bazı yabancıların okula sızmasına yardım etmesi için zorlanmıştı ancak bu olay asla halka açılmadı. Bunun yerine, öğrencilerin bildiği kadarıyla Taiki, felaketi önleyemediği için sorumluluk aldığını iddia ederek istifa etmişti.
Taiki’nin bu sızma olayına karıştığına dair somut bir kanıt olmasa da, onun kaderini belirleyen Yuki’nin istekleri olmuştu. Zaten Taiki suçunu itiraf edip kefaret ödemek istemiş ama Yuki onu durdurmuştu. Her halükarda, Yuki festivalden sonra Masachika’yı bizzat arayıp durumu açıklamıştı.
“Yani dürüst olmak gerekirse, eğer o, yani Taiki, okuldaki itibarını mahvederse benim bir kazancım olmayacak. Bu yüzden ona, eğer bana bir iyilik yapmak istiyorsa güvenlik zaafiyetindeki rolü hakkında çenesini kapalı tutmasını ve seçim kampanyamda bana yardım etmesini söyledim.”
Normalde bir rakiple tartışılacak bir konu olmasa da Masachika, Yuki’nin isteğine saygı duyarak meseleyi kendine saklamaya karar vermişti. Elbette isteseydi, yapılan münazarayı ve üzerine girilen bahsi bir koz olarak kullanıp Yuushou’yu suç ortağı hakkında ifade vermeye zorlayabilirdi. Eğer Masachika sadece seçimi kazanmaya odaklansaydı, Taiki’yi de Yuushou ile birlikte aşağı çekmesi gerekirdi. Ancak bunu yapmadı çünkü Taiki, Masachika’nın derin saygı duyduğu biriydi.
Ben de masum sayılmam. Seçimi kaybettikten sonra ona karşı nasıl davranacağımı bilemediğim için Taiki’den uzaklaştım. Kazanacağından o kadar emindi ki sonuç onu yıkmış olmalı. Sevgili nişanlısından koparıldı, onu destekleyenler tarafından terk edildi… Bu yüzden yoldan çıkması şaşırtıcı değil.
Ve tüm bunlar olurken, birisi ona arkadaşı olduğunu ve seçim sonuçlarının saçmalıktan ibaret olduğunu söyleyip duruyordu; ona değer veriyor gibi görünen tek kişi aniden her şeyi düzeltebileceği bir yol olduğunu söylediğinde ne yapması bekleniyordu ki?
Yuushou, insanların negatif duygularını manipüle etme konusunda gerçekten bir büyücü gibi…
Masachika, entrikacı doğası sinsi bir prensten çok daha öteye giden okul arkadaşını düşünürken acı bir ifadeyle yüzünü buruşturdu. Ancak Sayaka, Masachika’nın tepkisini görmezden gelerek Hikaru’nun sorusuna kayıtsızca omuz silkerek yanıt verdi.
“Doğal olarak Sumire Kiryuuin görevi devralacak sıradaki kişi… Ama bu fikre pek sıcak bakmıyor gibi, sonuçta Yuushou onun kuzeni… Şu an için güçlü bir aday da yok, bu yüzden kurul kararı bir süreliğine askıya alacak.”
“Anlıyorum… Ama evet, bu iş için ondan daha iyi pek kimse yok, o yüzden mantıklı. Ayrıca ortaokulda Taiki öğrenci konseyi başkanıyken o sadece sıradan bir üyeydi, disiplin kurulundaki ilişkileri onlara doğal gelmiş olmalı.” Hikaru aklına yatmış gibi başını salladı.
Nonoa aniden, “O zaman neden sen başkan olmuyorsun Saya?” diye yumurtladı.
“Olamaz.”
“Ne? Neden?”
Sayaka gayet doğal bir tonla açıkladı: “Hemen hemen herkes Sumire’ye tapıyor, bu yüzden disiplin kurulu başkanlığını devralabileceğimi ima etmem bile benden nefret etmelerine sebep olur.”
O sırada Alisa söze girdi.
“Ama ortaokuldaki münazarada onu yenmiştin, değil mi? Yani bu iş için ondan daha iyi biri varsa, o da sensin.”
“Ben…”
Alisa’nın beklenmedik yorumu karşısında şaşıran Sayaka, bakışlarını hızla kaçırdı. Alisa onun bu alışılmadık huzursuz tepkisine anlam veremese de Masachika neden böyle davrandığını çok iyi biliyordu.
Çünkü münazarada Sumire’yi alaşağı eden Sayaka değil, Nonoa’ydı… Üstelik gerçekten neler yaşandığını bilseydiniz, bunun kötü adamla saf kötülüğün kapışması gibi dehşet verici bir savaş olduğuna muhtemelen siz de hak verirdiniz…
Nonoa’nın gerçek yüzünü Masachika ve Yuki’ye gösteren işte o münazaraydı. Onun sadece tembel, ilgisiz ve gösteriş meraklısı bir kızdan fazlası olduğundan şüphelenmiş olsalar da o günden sonra onda bir gariplik olduğundan emin olmuşlardı. Tehlikeli bir rakipti; bu yüzden Sayaka ve Nonoa’nın seçimlerde sonuna kadar en dişli rakipleri olacağını hissetmişlerdi…
Ve şimdi oturmuş arkadaşlar gibi takılıyoruz… Hayat sürprizlerle dolu, değil mi?
Masachika yaşlı adamlar gibi derin düşüncelere dalmışken, kendini toparlamış görünen Sayaka hafifçe boğazını temizledi.
“…O üç yıl önceydi. Ayrıca birinci sınıf bir öğrencinin disiplin kurulu başkanı olmasına zaten izin vermezler.”
“Öyle mi?”
“Öyle. Üstelik…”
Sayaka’nın dudaklarında aniden muzip bir gülümseme belirdi.
“Görünüşe göre bir disiplin kurulu üyesinde olması gereken en önemli özellik… dövüş gücüymüş.”
“…Gerçekten mi?”
“Onun söylediklerini ciddiye alma Alya. Öyle bir şey yok. Disiplin kurulunun şu anki halinin tek sebebi Violet ve Chisaki. Buna garanti verebilirim.”
“…? Violet’i anladım da, neden Chisaki?”
“Şey, aslında o ortaokul boyunca ve lisenin ilk yılında disiplin kurulu üyesiydi.”
“Ha, doğru ya, buna benzer bir şeyler duyduğumu hayal meyal hatırlıyorum…”
“Ayrıca Violet’i bugünkü haline getiren kişi Chisaki’ydi. Yani anlayacağın, her şeyin başı o.”
“Disiplin kurulunu resmen bir dövüş sanatları grubuna dönüştürmek için ne yaşadı acaba?”
“Şey, o konu biraz...”
Masachika, Alisa’nın sorusu karşısında kem küm etti. Eğer dürüstçe cevap verecek olsaydı, “Chisaki zorbaları bir güzel benzettikten sonra hepsini disiplin kuruluna girmeye zorladı. Orada hem zihinsel hem de fiziksel olarak öyle bir pestillerini çıkardı ki, kurul resmen ıslahevine döndü. Olaylar böyle gelişti,” demesi gerekirdi. Ancak Masachika bunu anlatıp anlatmamak konusunda tereddüt ederken, Takeshi onun huzursuzluğunu fark edip lafa girdi.
“Chisaki demişken, okula sızan o serserilere ne yaptığını duydunuz mu? Resmen kıyamet kopmuş diyorlar.”
Masachika, neler olduğunu az çok tahmin etmesine rağmen şakayla karışık, “Kıyamet derken?” diye sordu. Chisaki’nin tam olarak nasıl bir cinnet geçirdiğini detaylarıyla bilmese de, münazaradan sonra merakına yenik düşüp disiplin kurulu odasındaki davetsiz misafirlere bakmaya gittiğinde; bir erkek öğrencinin bembeyaz bir suratla odadan dışarı fırladığını görmüştü. Çocuk kendi kendine, “İnsan... İnsan vücudu o şekillere girecek şekilde yaratılmamış...” diye sayıklıyordu.
Bu sözlerin üzerine bir de öğrencinin öğürmeye başlaması, Masachika’nın arkasına bakmadan geldiği yere dönmesi için yetmişti.
“Neler olduğu hakkında Sayaka’nın bir fikri vardır eminim.”
Masachika bakışlarını Sayaka’ya çevirdi, o ise sadece omuz silkip uzağa baktı.
“Aman, neyse ne. Daha güzel şeylerden konuşalım. Hikaru, Masachika’ya göstermeyecek misin?”
“Ha? Ah, doğru ya.”
Hikaru telefonunu çıkarıp birkaç saniye kurcaladıktan sonra ekranı Masachika’ya uzattı.
“Şuna bir bak. Aslında bunu daha sonra gruba atacaktım ama...”
“...? Hmm?”
Masachika kendisine uzatılan telefonun hoparlöründen gelen gürültüye anlam vermeye çalışarak başını yana eğdi, ancak ekranı gördüğü an gözleri fal taşı gibi açıldı. Kalabalığın başlarının üzerinden çekilen görüntüde, sahne kıyafetleri içindeki Alisa görünüyordu. Derken, dinleyicilerin uğultusunu yırtan güçlü bir girişle birlikte Alisa’nın sesi yankılandı.
“Bir arkadaşımdan biz çalarken video çekmesini istemiştim. Biraz uzaktan çekilmiş, önlerdeki insanların kafaları ve kolları görüntüyü kapatıyor ama hiç yoktan iyidir...”
Kabul etmek gerekirse, canlı performans kaydı pek de kaliteli sayılmazdı. Fakat inanılmaz coşkulu bir dinleyici kitlesinin arasından çekilen bu ham görüntü, o anın hararetini iliklerine kadar hissettiriyordu. Kalabalık müziğin ritmiyle dalgalanıp zıplıyor, başlangıçta biraz gergin görünen Alisa’nın ise yavaş yavaş tempoya ayak uydurduğu fark ediliyordu.
Vay canına... Bu inanılmaz...
Masachika, kalabalığın alkışlarını iliklerine kadar çeken Alisa’nın sahnede süzülüşünü izlerken gülümsedi. Arkadaşlarıyla bakışıp dinleyiciyi coşturmak için iş birliği yaptığı o anlar, yalnız prenses unvanından ne kadar uzak olduğunu kanıtlıyordu.
Çok ışıl ışıl görünüyor...
Ekranda izlediği Alisa ile gurur duyup onun adına mutlu olsa da, içindeki o hafif buruk yalnızlık hissini bir türlü söküp atamıyordu.
Benim konferans salonunda çaldığım zamanki tepkiyle alakası bile yok.
Masachika, zihninde taban tabana zıt olan bu iki performansı kıyaslarken içinden acı acı güldü. Video sona erdiğinde telefonu Hikaru’ya geri verdi.
“Harikaydı. Millet resmen çıldırmış. Derste neden peşinizi bırakmadıklarını şimdi daha iyi anlıyorum,” diyerek takıldı Masachika, kalbinde kabaran karanlık duyguları gizlemeye çalışarak. Ancak Hikaru, Alisa ve Takeshi ile tedirgin bir bakış alışverişinde bulunup temkinli bir şekilde gülümsedi.
“Evet, bayağı dikkat çekiyoruz...”
“Yorucu olmaya başladı ama...”
“Aynen öyle,” diyerek Takeshi, Hikaru ve Alisa aynı anda onaylayınca, Masachika merakla başını yana eğdi.
“Cidden mi...? Sen de mi Takeshi? En azından senin, sonunda popüler oldum diye sevinçten havalara uçacağını, karşı cinsin ilgisinden memnun kalacağını sanmıştım.”
Takeshi, Masachika’nın bu yorumu karşısında şaşkınlıkla gözlerini açtı, sonra nedense Sayaka’ya bir bakış atıp şiddetle başını salladı. Ancak bu aşırı tepkiyi tuhaf bulan tek kişi Masachika değildi; Hikaru da meraklanmış görünüyordu.
“...Sahi, şimdi fark ettim de, Takeshi onca kız etrafını sarmışken bile çok soğukkanlı davranıyor.”
“Ne? Hadi ama çocuklar... Önüme gelen herkes tarafından sevilmek istediğim falan yok. Ben sadece tek bir kızın gözüne girmek istiyorum...”
““...??””
Takeshi’nin inandırıcı olmaktan uzak, safça bir tavırla mırıldandığı bu sözler üzerine Masachika ve Hikaru şaşkın şaşkın bakıştılar. Takeshi, üzerindeki baskıya daha fazla dayanamayıp içeceğinden büyük bir yudum aldı ve başka yöne baktı.
“Hem okul festivali bittiğine göre önümüzde vize sınavları var! İşler iyice sarpa saracak! Bir de üstüne spor şenliği var...” dedi Takeshi, sesi çatallanarak.
Konuyu bu kadar bariz bir şekilde değiştirme çabası Masachika’yı şüphelendirse de bozuntuya vermedi.
“Doğru. Yılın bu zamanları yapacak çok şey oluyor.”
“Öğrenci konseyi de bayağı yoğundur herhalde, değil mi? Spor şenliğinde de çalışmanız gerekecek sonuçta.”
“Yok, spor şenliği o kadar yoğun geçmeyecek... İşlerin çoğunu spor şenliği komitesi hallediyor, konsey sadece birkaç küçük şeye yardım edecek. Bizim asıl yapmamız gereken, şenlikte katılacağımız etkinliklere karar vermek,” diye yanıtladı Masachika.
“Liseye geçtik sonuçta, o yüzden Run etkinliğini yapacaksınız herhalde?” diye araya girdi Nonoa.
“Ha, doğru ya... Şey... Onun için biraz hazırlık yapmamız gerekecek...”
“Run mı?”
Alisa’nın şaşkın ifadesini görünce, Masachika onun kafasının üzerinde hayali bir soru işareti belirdiğini kolayca tahmin edebiliyordu. Bu durum, ona bu konudan bahsetmeyi tamamen unuttuğunu fark ettirdi.
“Spor şenliğinin öğle arasında yaptığımız küçük bir eğlence. Temelde bir tür cesaret testi gibi; öğrenci konseyi başkanlığına aday olanların katıldığı süvari savaşı benzeri bir oyun. Bu yüzden adı Run. Bu arada, gerçekten sadece eğlencesine yapıyoruz, yani kaybetsen de sorun değil, başkanlık yarışından elendiğin falan anlamına gelmiyor.”
“Yine de kazansanız çok daha iyi olur,” dedi Nonoa, biraz patavatsızca bir yorum yaparak. Masachika bu yorum karşısında biraz düşünceli görünse de sonunda cevap verdi:
“Evet, kazanmak en iyisi olur. Dürüst olmak gerekirse şu an arkamızda iyi bir rüzgar var. Dönem başındaki konsey konuşmaları, festivaldeki bilgi yarışması, kargaşayı bastırıp herkesi sakinleştirmemiz... İnsanlar bizden Yuki ve Ayano’dan daha çok bahsediyor. Bu ivmeyi koruyup adımızı herkesin dilinde tutmak istiyorum.”
“Sana katılıyorum. Rüzgar beklediğimden daha fazla sizin lehinize dönmeye başladı,” dedi Sayaka aniden. Masachika ve Alisa’nın yüzü ciddileşince Sayaka kaşlarını çattı. “...Ne?”
“Senden böyle bir şey duymayı beklemiyordum, sadece ona şaşırdım...”
“Ben sadece gerçekleri dile getiriyorum,” diye üsteledi Sayaka, önüne bakarken. Bu sırada yanında oturan Nonoa, kıkırdayarak Sayaka’nın koluna girdi ve başını omzuna yasladı; kirpiklerinin altından ona bakıyordu.
“...Ne var Nonoa?”
“Hiç, bir şey yok.”
Sayaka, Nonoa’nın ne demeye çalıştığını az çok tahmin ettiği ve üstelemenin işleri daha da kötüleştireceğini bildiği için hafifçe içini çekti.
Resmen yuri mangalarından fırlamış bir sahne gibi...
Bu manzarayı karmaşık duygularla izleyen Masachika, tekrar Alisa’ya döndü.
“Her neyse, Sayaka haklı. Büyük bir dezavantajdan buralara kadar geldik, şimdi karşı atağa geçme vakti. Sadece eğlencesine olsa bile, şu Run etkinliğine katılalım ve kazanalım ki yakaladığımız bu havayı bozmayalım.”
Alisa ciddi bir bakışla başını sallayarak onayladı, tam o sırada ortamın havasını okumakta biraz zorlanan Takeshi araya girdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.