Eve geldiğinizde kapıda sizi o klasik güzelliğiyle çocukluk arkadaşınızın karşıladığını hayal edin; dizlerinin üzerine çökmüş, her iki elinin üç parmağı yere değecek şekilde kusursuz bir geleneksel selam vaziyeti almış... Ya da yalnız yaşadığınızı ama kapıdan içeri adım attığınızda sizi dünya tatlısı bir hizmetçi kızın karşıladığını düşünün. Her iki durumda da sağlıklı ve oyun düşkünü her genç erkek havalara uçardı; Masachika da bu konuda bir istisna değildi.
"Hoş geldiniz, Usta."
"S-selam..."
Bu yüzden, ilk bakışta her gencin rüyası gerçek olmuş gibi görünüyordu. Ön kapıyı açar açmaz, aynı zamanda çocukluk arkadaşı olan güzel bir hizmetçi tarafından zarafetle selamlanmıştı. Kızın uzun, parlak siyah saçları hizmetçi üniformasının üzerine bir tül gibi dökülüyordu. Tam hayallerdeki Japon kadınıydı. Ancak, normal bir insan gibi selam vermemeye karar verdiği an, tüm o çekicilik bir anda uçup gitti.
"...Ne yapıyorsun sen?"
Geleneksel selamla uzaktan yakından alakası olmayan bir şekilde, avuçlarını iki yanına düzce yapıştırmış, alnını yere sürtüyordu. Kim bilir ne zamandır bu halde bekliyordu? Masachika bile bu durumdan ürkmüştü.
"İki rakip arasındaki bir rekabet olsa da, sebep olduğum sayısız—"
"Dur. Alnını yere yapıştırmış bir halde kendini açıklamaya çalışmanı dinlemek istediğimi mi sanıyorsun gerçekten? En azından başını kaldır."
"Hayır, önce özür dilemeliyim—"
"Senin kafan orada dururken ayakkabılarımı çıkaramıyorum. Bir hizmetçinin asıl görevi önce usta kişiyi eve buyur etmek değil midir?"
Masachika, o inatçı başını kaldırmasını sağlamak için kızın hizmetçilik adabını sorgulamaya karar verdi... Fakat çocukluk arkadaşının verdiği cevap, hayal gücünün çok ötesindeydi.
"Lütfen vücudumu dilediğiniz gibi kullanabileceğiniz bir paspas olarak hayal edin."
"Fetişlerimizi kendimize saklayalım, olur mu? Hem insanlara paspas gibi davranmamalısın."
"Bunun yerine başka tür bir minder mi olmamı öneriyorsunuz?"
"Hayır," diye cevap verdi Masachika anında, yüzünü hiç bozmadan. Derin bir iç çektikten sonra çömeldi, kasıtlı olarak takınabileceği en soğuk ve sert bakışı attı ve ciddi bir sesle ona seslendi.
"Ayano."
"...!"
Ses tonundan Masachika'nın sinirlendiğini anlamış gibi, başını tereddütle kaldırdı. Masachika kızın gözlerinin derinliklerine baktı ve sessizce sordu:
"Ne biçim bir hizmetçi ustasına emir verir?"
"...!"
"Ayağa kalk."
"Emredersiniz, Usta!"
Ayano bir hışımla ayağa fırlayınca Masachika nihayet ayakkabılarını çıkarıp antreden içeri girebildi.
"Eğer o bilgi yarışması için özür dilemeye çalışıyorsan, hiç zahmet etme. Birbirimize rakiptik ve kurallara göre oynadık. Şayet bir sebepten bana bilerek müsamaha gösterseydin, asıl o zaman kızardım."
"Ben... Asla öyle bir şey yapmazdım..."
"Değil mi? O yüzden özür dilemeyi kes."
Hizmetçisi çantasını elinden alırken, Masachika kızın omzuna hafifçe vurdu.
"Hey, şey... Şu senin görünmez çi dal—"
"O konuyu bir daha asla açma."
Eski yarayı deşip üzerine tuz basmasına izin vermeden konuyu kapatan Masachika, hızla banyoya kaçtı; ellerini yıkayıp gargara yaptı. İşi bitince odasına yöneldi ancak Ayano banyo kapısının önünde, içinde nemli bir havlu olan sepetle onu bekliyordu.
"Lütfen terinizi silmek için bunu kullanın."
"Ah, teşekkürler."
Odasına geçti, okul üniformasını çıkardı ve nemli havluyla vücudunu silmeye başladı. Tam ev kıyafetlerini giymişti ki kapı çalındı.
"Gir."
"Affedersiniz."
Hizmetçi içeri girmeden önce eğilerek selam verdi; nemli havlunun olduğu sepeti ve Masachika'nın kirli kıyafetlerini hızla topladı.
"Ah, bunu yapmana gerek yoktu..."
"Zaten çamaşır odasına gidiyordum."
"Öyle mi? Sağ ol."
"Övgüleriniz lütfettiniz," diye karşılık verdi kız. Yanlışlıkla önemli bir şeyi yıkamamak için kirli gömleğin cebini alışkanlıkla kontrol ediyordu. Birkaç saniye geçti ki, sağ eli aniden donup kaldı; cebin içinden tek bir kağıt parçası... ya da kağıda benzeyen bir şey çıkardı. Aslında bu, o günün erken saatlerinde hizmetçi kafesinde Nonoa ile çekindiği fotoğraftı.
"Ah, o şey—"
Masachika ne olduğunu anladığı an içgüdüsel bir şekilde kendini açıklamaya yeltendi. Ancak daha cümlesini bitiremeden Ayano fotoğrafı ters çevirdi; anında gözleri fal taşı gibi açıldı, gözbebekleri büyüdü.
"Oha...?!?!"
Yüzü ifadesizleşmişti; odaklanmamış bakışlarıyla elindekini görüp görmediği bile belli değildi. Tek net olan şey, Ayano'nun gördüğü şey karşısında o kadar şoka girdiğiydi ki gözbebekleri normal boyutunun iki katına çıkmıştı. Bu ürkütücü manzara Masachika'nın sırtından aşağı soğuk terler dökülmesine sebep oldu.
Dur bir dakika... Bu, kocasının kıyafetlerinde bir gece kulübü kartviziti bulan eşlerin durumuna benzemedi mi şimdi?
Muhtemelen bir pembe dizide gördüğü bu sahne aklına gelince, olabildiğince sakin kalarak durumu açıklamaya çalıştı.
"O mu? Şey, D sınıfı ve F sınıfı o kafeyi beraber işletiyordu. Sadece öğle yemeği için uğramıştım ama şu meşhur şansım yine yaver gitti ve bu fotoğrafı çektirmek zorunda kaldım."
Tuhaftı. Doğruyu söylüyordu ama yine de zavallıca bir bahaneymiş gibi geliyordu; konuştukça daha da acizleştiğini hissedince susmaya karar verdi. Zaten Ayano hiç tepki vermiyor gibiydi. Açıklamasını dinleyip dinlemediği bile meçhuldü.
"...Peki," diye mırıldandı, gözbebekleri hâlâ büyüktü.
"Hadi ama, yapma şunu. Özür dilerim. Gerçekten. Birinin o bakışlarla sadece 'peki' demesi, 'Neden?' diye sayıklamasından çok daha korkunç; çünkü peki derken aslında hiç de iyi olmadığını biliyorsun!"
"Hayır, sorun yok... Sadece hizmetlerimden memnun kalmadınız," diye cevap verdi Ayano; donuk, dümdüz bir ses tonuyla Masachika'nın paniklemiş yüzüne bakmıyordu bile.
"Hayır, cidden. Beni dinle. Seni başka bir hizmetçiyle falan aldatmadım, bunun senin hizmetlerinle de alakası yok..."
Ayano bakışlarını yavaşça Masachika'ya çevirdi. En azından onu dinleyecek kadar sakinleştiğini görmek Masachika'yı rahatlatmıştı; bu yüzden hizmetçi kafeleri ile kendisi gibi gerçek hizmetçiler arasındaki farkı ve bunları neden birbirine karıştırmaması gerektiğini anlatmaya başladı.
"...İşte bu yüzden ikisi uzaktan yakından aynı şey değil. Anladın mı?"
"Evet, anlıyorum."
"Gerçekten mi? Güzel."
Kızın yavaşça başını salladığını görmek içini bir rahatlamayla doldurdu... Ama bu sadece bir an sürdü.
"Ustama o kadar suçluluk hissettirdim ki beni neşelendirmeye bile çalıştı... Bir hizmetçi olarak sınıfta kaldım!"
"Beni dinliyor musun sen?!"
Masachika'nın bu çaresiz yakarışına rağmen Ayano önünde eğildi ve o tuhaf bakışları, hissiz ses tonuyla yemin etti:
"Bu gece, sizi memnun etmek ve tatmin olmanızı sağlamak için elimden gelen her şeyi yapacağım."
Dünya tatlısı bir hizmetçinin size hizmet edeceğini söylemesi bir gencin rüyasıydı ve her erkeğin kalbini hızlandırırdı... Ancak Masachika'nın tüyleri diken diken olmuş, ensesindeki saçlar dikleşmişti.
"..."
"..."
"...Ah, yeni bir video yüklenmiş."
"..."
Böyleyken konsantre olmam imkansız!!
Bilgisayarında tüm internet dünyası önünde olmasına rağmen, ekrandakinden ziyade arkasındaki kişiye odaklanmıştı. Onu "memnun edeceği" ve "tatmin bırakacağı" yönündeki iddiasını duymak başta onu korkutmuştu ama neyse ki Ayano henüz çizgiyi aşacak bir şey yapmamıştı... Şimdilik. Odasının köşesinde sessizce dikiliyordu... Ve başından beri bunu yapıyordu. Sadece dikilmek.
Bırakın kendisine baktığını hissetmeyi, varlığını bile belli etmemesi etkileyici olsa da şaşırtıcı değildi; ancak orada olduğunu bilmek Masachika'nın gevşemesini imkansız kılıyordu. Daha da kötüsü, arkasını dönse tek göreceği şey kendisine dik dik bakan o kapkara gözler olacaktı. Neydi bu? Bir korku filmi falan mı?
C-cidden, böyle rahat edemem...! Yuki her zaman böyle mi yaşıyor? Buna nasıl katlandığına inanamıyorum...
Kızın sinirlerinin ne kadar çelik gibi olduğunu hayal edince korkuyla titredi ama hemen ardından fikri değişti.
Aslında düşününce, eskiden ben de buna tamamen alışıktım. Sanırım sadece alışmak gerekiyor. Sonuçta beraber büyüdüler.
Suou malikanesinden taşındığından beri Masachika, yalnız yaşamaya çabuk adapte olmuştu. Üstelik çocukluk arkadaşı olsalar bile, Masachika ve Ayano ergenlik çağında iki karşı cinsti. Çoğu zaman bunu dert etmese de, Yuki'nin yanındayken olduğu gibi kendini tamamen koyveremiyordu.
Yuki odamda takılırken sorun etmiyorum... Ayano'nun sadece çalışmak için burada olması ve beraber bir şeyler yapmaya hiç niyetinin olmaması da durumu zorlaştırıyor tabii...
Masachika, çocukluk arkadaşı köşede bütün gün öylece beklerken yatakta yayılıp çizgi roman okuyacak kadar yüzsüz biri değildi. Bu yüzden tek seçeneği kıza mola verdirmekti ama...
"Hey, şey... Ayano?"
"Buyurun, Usta?"
"Öylece hiçbir şey yapmadan durmak sıkıcı olmalı, değil mi? Ben de pek bir şey yapmıyorum zaten, istersen gidip seni mutlu edecek bir şeyler yapabilirsin, biliyorsun değil mi?"
"Beni bu mutlu ediyor."
"Ah... Peki..."
Eve geldiğinden beri bu haldeydi; şimdi de fikrini değiştirmesine imkan yoktu.
"O zaman şu 'Usta' meselesini konuşalım..."
"...Onun nesi var?"
"Yani, şey... Beni biraz rahatsız ediyor," diye tereddütle cevap verdi. Bu söz üzerine Ayano'nun gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Ama... Diğer bütün kızlara size 'Usta' dedirtmiştiniz."
“Ne? Gerçekten buna mı bozuldun?” diye sordu Masachika, yüzünde en ufak bir mimik oynamıyordu ama Ayano cevap vermedi… Yine de kulak kabarttığında, kızın kendi kendine bir şeyler mırıldandığını duyabiliyordu. Ne fısıldadığını anlayamayacak kadar uzaktaydı ama karanlık bir köşede, o ifadesiz, porselen bebek kadar güzel yüzü ve zifiri karanlık gözleriyle mırıldanan bir kızda inkar edilemez derecede ürkütücü bir yan vardı. Sanki bir lanet okuyormuş gibi görünmesi, Masachika’nın sessizce önüne dönmesine yetti.
İç çeker… Asla rahat yüzü göremeyeceğim.
Gevşemek için omzunu dairesel hareketlerle çevirirken aklından geçen tek şey buydu. Ta ki aniden tam arkasında bir varlık hissedip sırtından aşağı soğuk terler boşalana kadar.
“Usta.”
“E-evet?”
Ses o kadar yakından gelmişti ki, Masachika omzu hâlâ havadayken boynunu tuhaf bir açıyla ona doğru çevirdi. Beklediği gibi Ayano, zifiri karanlık gözlerini ona dikmiş, tuhaf bir baskı kurarak tepesinde dikiliyordu.
“Size masaj yapmamı ister misiniz?” diye sordu kısık bir sesle.
“…Masaj mı?”
“Evet, omuzlarınız tutulmuş görünüyor ve son zamanlarda çok meşguldünüz. Bir masajın size iyi geleceğini düşündüm.”
“A-anladım… Tamam.”
Hizmetçisi, yorgun düşmüş usta omuzlarını gevşetmeyi teklif ediyordu. Normalde buna minnettar olması ve kabul etmesi gerekirdi ama…
Evet, bu işin içinde bir bit yeniği var gibi hissediyorum.
Ayano’nun az önce onu “tatmin” edeceğini söylemesi, Masachika’nın içindeki o fesat tarafı huylandırmıştı. Kafasının içinde tehlike çanları çalıyor, bunun sıradan bir masaj olmayacağını haykırıyordu.
“Şey, yani… Hmm… Sanırım olabilir…”
“Yuki Hanım’a her gün masaj yapıyorum ve kendisi her zaman çok memnun kalıyor.”
Masachika teklifi tekrar tarttı; belki de kızın bu hizmet etme arzusunu dindirmenin tek yolu buydu. Hem, Yuki’ye edepsizce bir masaj yapacak hali yoktu ya…
“Başlayalım mı? Benim için yatağa uzanabilir misiniz?”
İçimdeki edepsiz içerik alarmı son ses çalıyor.
Bu düşünce az kalsın ağzından kaçacaktı.
“Sadece omuzlarıma masaj yapacaksın, değil mi? Burada otursam da olur…”
“Bence tüm kasılmış kaslarınızı gevşetmeliyiz.”
“Ö-öyle mi? Hepsini mi?”
“Evet. Her yeriniz düğüm düğüm olmuş. Ancak, hepsini güzelce ovup sizi bir rahatlattığımda çok daha iyi hissedeceğinize garanti veririm.”
“Tamam. Bunu bilerek yapıyorsun, değil mi?”
“…? Neyi bilerek yapıyorum?”
Masachika hizmetçiye dik dik baktı; kızın kafasının üzerinde hayali bir soru işareti canlandırmak hiç de zor değildi ama o ifadesiz suratından bir şey okumak imkansızdı. Duygularını yansıtan tek yer olan gözleri bile şimdi nedense bomboştu, ne düşündüğünü kestirmeyi imkansız kılıyordu.
Yine beni korkutuyor. Ayano, gözlerin neden zifiri karanlık? Hangi duygu gözlerini bu kadar karartıyor?
Eğer reddederse başına gelebilecekleri düşündükçe ensesindeki tüyler diken diken oldu. Bu yüzden, her ne kadar temkinli olsa da yatağa yüzüstü uzandı.
“Affedersiniz,” diyerek hemen özür diledi Ayano ve bacaklarını iki yana açıp kalçasının üzerine tünedi. Masachika’nın tüm vücudu kaskatı kesilmişti.
S-sorun değil. Vücudunu bana yaslaması ya da tuhaf yerlerime dokunması umurumda bile değil! Zerre kadar takmıyorum!
Gelecek her türlü rezilliğe karşı kendini hazırladı ama sonuçta… Gerçekten de gayet normal ve masum bir masaj oldu. Ayano, gerekenden fazlasına dokunmadı bile.
“Oh be… Harika hissettirdi.”
“Bunu duyduğuma sevindim.”
“Teşekkürler. Gerçekten makbule geçti. Ha, bir de aşağılık bir sapık olduğum için üzgünüm.”
“…?”
Kızın şaşkınlığına rağmen Masachika daha fazla açıklama yapmayı reddetti; çünkü kızın aslında onun o kaskatı kesilmiş… alt kısımlarını da rahatlatacağını düşündüğünü söylemekten iyi bir sonuç çıkmayacağını biliyordu.
“Şimdi daha iyi hissettiğinize göre, akşam yemeğini hazırlamaya başlıyorum.”
“Ah… Teşekkürler…”
“Rica ederim. Hazır olduğunda sizi çağırırım.”
Masachika yatakta miskin miskin uzanırken, Ayano’nun sessizce odadan çıkışını göz ucuyla izledi. Masaj yapılan omuzlarında ve belinde hâlâ huzurlu bir sıcaklık vardı, bu da hareket etme isteğini tamamen yok ediyordu. Çok geçmeden, vücuduna yayılan ve göz kapaklarını ağırlaştıran o muazzam sıcaklığa teslim oldu…
“…sta. Usta.”
“Hmm?”
Gözlerini açtığında, ruhunun derinliklerine bakan iki zifiri karanlık boşlukla karşılaştı; omuzları nazikçe sarsılıyordu.
“…Aya…no…?”
“Evet Usta. Benim, Ayanonuz.”
“…Kusura bakma. Uyuyakalmışım.”
“Çok yorgun olmalısınız. Akşam yemeği için hazır mısınız? Yoksa önce banyoya mı girmek istersiniz? Ya da—?!”
“Yemek,” dedi Masachika, sözünü keserek.
“…Pekala.”
Uğursuz bir önseziyle yataktan fırlayan Masachika, doğruca oturma odasına yöneldi. Masanın çoktan kurulduğunu ve çeşit çeşit yemeğin dizildiğini gördü.
“Çok bitkin görünüyordunuz, bu yüzden bu gece soğuk domuz eti yapmaya karar verdim.”
“Oha, harika. Ekim ayı için bugün bayağı sıcaktı, o yüzden bu mükemmel olmuş… Büyücü kostümüyle dolaşmak da o sıcağa pek yardımcı olmadı herhalde…”
Sadece bir şey kafasını kurcalıyordu.
“…Neden sadece tek kişilik porsiyon var?” diye sordu, sadece kendi önünde tabak olduğunu fark edince.
“Bir hizmetçi, ustasıyla aynı masada yemek yememeli,” diye yanıtladı Ayano, hiç sektirmeden.
“Hadi ama, benimle ye. Her zaman beraber yeriz.”
“Bu gece sizin her zamanki hizmetçiniz değilim.”
“Bu ne demek bilmiyorum ama kulağa havalı geliyor.”
“…Daha fazla et haşlamak çok uzun sürer, o yüzden lütfen beni dert etmeyin ve afiyetle yiyin,” diyerek Masachika’nın sandalyesini çekti; gence oturmaktan başka çare bırakmamıştı. Ardından hızla mutfağa döndü. “Ne kadar pilav istersiniz?”
“Her zamanki miktar.”
“Nasıl isterseniz.”
Pilavı kaseye zarifçe doldurduktan sonra Ayano hızla odaya döndü, kaseyi masaya bıraktı ve hatta suyunu bile doldurdu. Ancak bundan sonra, sanki ait olduğu yer orasıymış gibi Masachika’nın çaprazında ayakta beklemeye başladı.
“…Tekrar teşekkürler.”
“Afiyet olsun.”
Ana yemek, bol sebze yatağında servis edilen ve üzerine ponzu sirkesi gezdirilmiş soğuk domuz etiydi. İlk lokmasında hepsinden bir parça aldı. Çıtır sebzeler ve soğuk et, ponzu sirkesiyle harika bir uyum yakalamıştı ama ağzındaki o mükemmel iş birliğini tamamlayan asıl şey dumanı tüten beyaz pilavdı.
“…Bu gerçekten çok iyi olmuş.”
“Çok teşekkür ederim.”
Şüphesiz lezzetli bir yemekti ama kızın arkasında dikilmesi yüzünden tam olarak gevşeyemiyordu. Derken, kusursuz bir zamanlamayla adeta yoktan bir el havlusu ve baharatlar bitiverdi. Su tazelemesi veya pilav eklemesi için ağzını açmasına bile gerek kalmıyordu. Üstelik yemeğini bitirir bitirmez, hizmetçi kirli tabakları ustalıkla topladı. Servis daha kusursuz olamazdı… Yine de Masachika yemeğine odaklanamıyordu.
Hmm… Suou malikanesinde yaşarken bu durum normal geliyordu sanırım… ama bugünlerde buna alışamayacak kadar halktan biri oldum galiba.
Tam bu sonuca varmışken, kız aniden ona seslendi.
“Usta, kulaklarınızı temizlememi ister misiniz?”
“K-kulaklarımı mı?”
“Evet. İster misiniz?” diye sordu Ayano; cevap beklemeden çoktan yanına çökmüştü bile.
“Buyurun,” diyerek dizine vurdu.
Şey… Sanırım buna biraz zorlanıyorum?
Kızın simsiyah gözlerindeki o karanlığı görünce, reddetmenin bir seçenek olmadığını anlamıştı.
“Pekala… Teşekkürler…” diye mırıldanarak başını çekinerek kızın dizine koydu. O yumuşak hisse, burun deliklerini gıdıklayan harika, hafif bir koku eşlik ediyordu.
Yani… Hizmetçi kıyafetli bir kıza kulaklarımı temizletmek, sanki tekinsiz bir dükkana düşmüşüm gibi hissettiriyor…
Bu düşünce tüm vücudunu kaskatı yaparken, Ayano başlayacağını haber verdi ve kulak çubuğu yavaşça Masachika’nın kulağına girdi.
Ah… Ama bu aslında bayağı iyi hissettiriyor…
Birinin kulaklarını temizlemesinden bu yana yıllar geçmişti ve bu, hayal edebileceğinden çok daha güzel bir duyguydu. Kızın narin parmakları başına ve yanaklarına sürtünürken, kulağının içinde hafifçe gıdıklayıcı ama hoş bir his duyuyordu. Başta ensesinden yukarı soğuk bir ürperti tırmansa da, his giderek o kadar keyifli bir hal aldı ki hiç bitmesin istedi.
Ah… Çok iyi… Çok huzurlu…
Masachika, Ayano’nun yanağına değen vücut ısısı ve kulak temizliğinin verdiği o rahatlıkla yavaş yavaş kendinden geçiyordu ki… aniden o şefkatli dokunuş kesildi.
“Bitti. Diğer kulağınızı da temizleyebilmem için öbür tarafa döner misiniz?”
“Ha? Ah…”
Bittiği için biraz hayal kırıklığına uğrasa da, ruh gibi öbür tarafına döndü ve o an görüş alanındaki tek şeyin hizmetçi üniforması olduğunu fark etti. Ancak bu, aynı zamanda bir şeyi idrak ettiği an oldu.
Bir dakika. Şu an bayağı sakat bir pozisyondayım…
Kıyafetin kesimi yüzünden kestirmek zor olsa da, burnunun ucunun kızın alt karın bölgesine gömüldüğünü anlamak için dedektif olmaya gerek yoktu. Yine de ne kadar tehlikeli bir durumda olduğunu fark ettiği o saniyede, Ayano diğer kulağını temizlemeye başladı. O gıdıklayıcı, aşırı derecede huzurlu his tekrar baskın gelerek tüm gücünü söküp aldı.
Ah…! Eh… Ne olursa olsun artık…
Masachika yavaş yavaş dünyadan koptu. Eğer gerçekten rahatsız olsaydı gözlerini kapatabileceğini düşündü ve sonunda kendini tamamen Ayano’ya teslim etti. Yanağı ve burnunun ucu kızın sıcaklığına gömülmüşken, neredeyse kızın başını kollarında şefkatle tuttuğunu hissetmeye başlamıştı. Saf bir mutluluk anıydı bu.
“…Bu çok iyi geldi,” diye mırıldandı odasına girer girmez gayriihtiyari. Ayano’nun akşam yemeğini yiyor oluşundan faydalanan Masachika, az önce kulağının temizlenmiş olmasının verdiği o haz dolu hisse bıraktı kendini. Gevşemiş bir halde zaman yavaşça akıp giderken… aniden bir şeyi fark etti.
Doğru ya. Hala fırsatım varken gidip bir banyo yapsam iyi olacak.
Ayano muhtemelen şu sıralar bulaşıkları yıkıyordu. Masachika’nın kendi uydurduğu tabirle, Ayano Süper Hizmet Modu’ndayken en dikkatli olması gereken zaman banyo vaktiydi; bu yüzden şu an banyoya girmek en güvenli seçenek gibi duruyordu. Ne de olsa küvete girdiği an kızın gelip sırtını yıkamayı teklif etme ihtimali bir hayli yüksekti.
Banyo suyu da muhtemelen ısınmış, hazır bekliyordur. Ayano bulaşıkları bitirmeden hızlıca girip çıkarım.
Masachika kararını verince yanına yedek kıyafetlerini aldı, onları arkasında gizleyerek sanki tuvalete gidiyormuş gibi odadan çıktı. Kıyafetlerini çamaşır sepetine bıraktıktan sonra, her ihtimale karşı kapıyı kapatmak için arkasını döndüğünde Ayano’yu tam eşikte dikilirken buldu.
“Oha?!”
“Müsaade ederseniz sırtınızı yıkayayım.”
“Biliyordum!” diye patladı Masachika. Sonucun bu kadar bariz olmasına rağmen yine de şaşkınlıkla geri çekilmişti. “Ama buna izin veremem! Olmaz! Bir saniye düşünsene!”
“Ben bir sorun görmüyorum. Siz hazır olduğunuzda ben de hazır olacağım.”
Ayano bu sert reddediş karşısında istifini bile bozmadı; aksine, olduğu yerde hizmetçi üniformasını çıkarmaya başladı.
“Ne...?! Dur, yapma—!”
Ancak daha Masachika lafını bitiremeden üniforma yere düşmüştü bile... Altından ise daha önce plaja gittiklerinde giydiği o mayo ve bir silah çıktı. Bir mayo, dizüstü çoraplar, bir saç bandı ve bir silah.
Hmm... Bunu ancak gerçek bir sapık takdir edebilirdi.
Ayano önce silahını bıraktı, ardından dizüstü çoraplarını çıkarıp ondan önce banyoya adımını attı.
“Hey, bekle—!”
Masachika onu durduramadan kapı kapandı. Genç çocuk olduğu yerde kalakaldı.
“Yani... Şimdi hiçbir şey yokmuş gibi içeri mi girmem gerekiyor?”
Ayano’nun bugünkü tavırlarına bakılırsa, ne derse desin geri adım atmayacağı belliydi. Gerekirse bütün gece banyoda onu beklerdi.
P-peki... Şey... Sonuçta üzerinde mayo var... Yani sanırım bir sakıncası yok, değil mi? Hem o mayonun benim evimde ne işi var? Yuki’nin dolabında falan mı kalmıştı?
Bu gizem bir yana, Ayano’nun mayo giymiş olması en azından mayo ile iç çamaşırı arasındaki farkı bildiğini gösteriyordu. Basitçe düşünürsek, belki de Masachika her şeyi kafasında kuruyor, boş yere endişeleniyordu; Ayano’nun uygunsuz bir şey yapmaya niyeti yoktu. Yaz tatilinde bir kez vücudunu tamamen ona sergilemiş olsa da, muhtemelen bunun bir daha yaşanmaması için çabalıyordu. Diğer bir deyişle, belki de ona güvenip istediğini yapmasına izin vermek güvenliydi...
Üstelik dürüst olmak gerekirse, yaptığı masaj ve kulak temizliği o kadar iyi gelmişti ki, şu sırt yıkama meselesinin nasıl olacağını içten içe merak ediyordu.
Kendini bildi bileli kimse onun sırtını yıkamamıştı. Dahası, bunun da diğer hizmetleri kadar keyifli olup olmayacağını merak etmekten kendini alamıyordu. Elbette içinde hafif bir suçluluk duygusu vardı ama merakı baskın çıktı. Sadece birkaç an tereddüt ettikten sonra soyundu, beline sıkıca bir havlu sarıp banyoya girdi.
“Sadece sırtımı yıkayacaksın, tamam mı? İşin biter bitmez de buradan çıkıyorsun,” diye talimat verdi, banyo taburesinin arkasında çömelmiş bekleyen hizmetçiye mümkün olduğunca sakin bir sesle.
“Nasıl isterseniz... Saçınızı da yıkamamı ister misiniz?”
“Hmm? Ah... Olur, tamam.”
Masachika, bakışlarını Ayano’nun olduğu yöne çevirmemek için elinden geleni yaparak tabureye oturdu. Ayano anında ellerine şampuan sıktı, suyun ısınmasını bekledi ve ardından saçlarını yıkamaya başladı. Her şey şampuanla başladı...
Oha... Cidden mi? Bu çok iyi hissettiriyor...
Sanki kuaförde saç kestirmeden önce yıkatıyormuş gibiydi... Hatta ondan da iyiydi. Ayano narin parmaklarıyla tam kıvamında bir baskı uyguluyor, parmaklarını saçlarının arasında gezdirip kafa derisini uyarırken masal gibi bir his veriyordu.
“Nasıl hissediyorsunuz? Çok mu sert? Yoksa fazla mı yumuşak?”
“Tam kıvamında.”
Masachika sadece hisse odaklanmak için gözlerini kapattı.
Yuki bunu her gün mü yaşıyor...? Eğer öyleyse onu feci kıskanırım. Şanslı pislik. Ama bir düşününce, Yuki’nin saçları çok gür. Ayano için zor olmalı...
Bu haz dolu deneyim bir anlık bir zaman diliminde geçip gitti. Ayano, yine şaşırtıcı olmayacak şekilde, uygunsuz sayılabilecek tek bir hareket bile yapmamıştı. Masachika’nın saçlarını ve sırtını yıkamayı bitirdikten sonra hemen banyodan ayrıldı. Arkasından o meşhur “Şuranızı da yıkamamı ister misiniz?” sorusu gelmedi.
...Görünüşe göre boşuna heyecan yapmışım.
Banyodan çıkıp odasına döndüğünde, asıl o zaman bir huzursuzluk ve utanç dalgası çöktü üzerine. Ayano onu memnun edeceğini söylediğinde, fesat zihni hemen en kötü senaryolara kaymıştı. Kızın o boş bakışları ve ona Usta diye hitap etmesi hala endişe verici olsa da, muhtemelen ona tıpkı Yuki’ye baktığı gibi bakıyordu. Yani onu bir karşı cins olarak değil, daha çok bir efendi gibi görüyordu. Tabii onu bir erkek olarak tamamen görmezden geldiği de söylenemezdi; sonuçta duygularını hesaba katmış ve bir mayo hazırlamıştı. Her halükarda Ayano’nun tek istediği, hizmetçilik mesleğine duyduğu gururla ona en iyi şekilde hizmet etmekti. Masachika’nın yozlaşmış zihni ise hala bir şeyler olmasını beklemekten kendini alamıyordu...
“Evet. Keşke ölseydim.☆”
Zihnindeki o yaramaz Yuki fısıldadı:
“Dürüst ol. Bir şeyler yapmasını umuyordun, değil mi? Seni küçük sapık.”
Yuki onun cesedini havaya uçurduktan sonra, melek Maria hemen araya girdi:
“Onu suçlama! O daha bir erkek çocuğu! Bu çok doğal!”
Ancak Maria’nın bu nazik sözleri açık yaraya limon sürmek gibi gelmişti, bu da Masachika’nın yaptıklarını daha fazla sorgulamasına neden oldu.
“Usta, içeri girebilir miyim?”
Aniden kapı çalınca Masachika panikle yerinde doğrulup duruşunu düzeltti.
“Tabii, gel.”
“Böldüğüm için özür dilerim ama size biraz sıcak süt getirdim.”
“Ah, sağ ol. Bugün gerçekten döktürdün.”
Sütten aldığı tek bir yudumla, sütün ve balın hafif tatlılığı ağzına yayıldı ve yüzünde bir gülümseme belirdi. Sanki bu süt kalbini bile ısıtmıştı, bu da gayriihtiyari ona teşekkür etmesini sağladı.
“Teşekkürler, Ayano.”
“Lafı bile olmaz.”
“Sadece bunun için değil... Yuki’ye her zaman destek olduğun için de teşekkür ederim.”
“...?”
Masachika sütün yüzeyine bakmaya devam etti. Ayano’nun şaşırdığını anlamak için arkasına bakmasına bile gerek yoktu.
“Bugün benimle ilgilenmek için elinden gelen her şeyi yaptın... Bu da Yuki’ye ne kadar değer verdiğini bir kez daha anlamamı sağladı. Eminim her Allah’ın günü onun kahrını çekmek için çok çalışıyorsundur... Bu yüzden sadece bir teşekkür etmek istedim.”
Masachika’nın gülümsemesi hafifçe buruk bir hal aldı.
“Onunla ilgilenmek benim görevimdi ama... Bir abi olarak sınıfta kaldım.”
“Siz öyle—”
“Öyle yaptım. Sebebinin bir önemi yok, gerçek şu ki tüm o saçmalıkları Yuki’nin üzerine yıktım ve onu kendi başına bıraktım. Şimdiyse kendi kendime bile açıklayamadığım bir duyguyla Yuki’ye değil, Alya’ya öğrenci konseyi başkanı olması için yardım ediyorum... Bu yüzden sana teşekkür etmeye hakkım bile yok muhtemelen,” diye itiraf etti Ayano’ya bakarken, yüzünde tatlı ama acı dolu bir gülümsemeyle.
“Ama yine de... Teşekkürler. Her zaman onun yanındasın, hep onu önceliğin yapıyorsun ve bu beni gerçekten çok mutlu ediyor. Bu yüzden... Lütfen onun yanında olmaya ve en çok güvenebileceği kişi kalmaya devam et,” diye ekledi, doğrudan gözlerinin içine bakarak ve kalbinin en derinlerinden gelen bir samimiyetle. Sanki Ayano’nun sonuna kadar açılmış gözlerindeki o karanlığa nihayet bir ışık sızmıştı... Ve kız gülümsedi.
“Beni çok onurlandırıyorsunuz, Usta Masachika.”
Bu duygu yüklü cevap Masachika’nın gülümsemesini geniş bir sırıtmaya dönüştürdü. Sütünden bir yudum daha alırken aralarındaki hava yumuşamıştı.
“Bu arada bu gerçekten çok güzelmiş. Yuki de seviyor mu bunu?”
“Evet, en sevdiklerinden biridir.”
“Öyle mi...? Bir düşününce, ben sormadıkça Yuki hakkında pek konuştuğunu duymuyorum.”
“İsterseniz size sayısız hikaye anlatabilirim.”
“Tamam, bu aslında hoş olabilir.”
Bunun üzerine Yuki hakkında hikayeler paylaştılar. Ancak Masachika sıcak sütünü bitirdiği sıralarda, Ayano saate bakıp yataktan kalktı.
“Yatış vakti geldi.”
“Haklısın... Ne de olsa yarın yoğun bir gün olacak. Üstelik yaptığın bu içecek beni güzelce ısıttı, sanırım bu gece biraz erken yatabilirim.”
“Gerçekten mi? İsterseniz bir bardak daha sıcak süt yapabilirim.”
“Gerek yok. Yine de sağ ol.”
Ayano, Masachika’nın boş bardağını aldıktan sonra sanki bir şey düşünmüş gibi kısa bir an duraksadı.
“Usta Masachika.”
“Hmm?”
“Göğüslerimi yastık olarak kullanmak ister misiniz?”
“Şaka mı yapıyorsun sen?! Tam da havaya girmiştik, her şeyi mahvettin!”
“Hanımefendi Yuki benim göğsümde uyumaya bayılır.”
“O aptal kız kardeşimi lanet olasıca!”
Masachika’nın kükremesi ortamda kalan son huzur kırıntısını da silip süpürürken, akıllı telefonu titredi. Ekranda Yuki’den gelen tek bir mesaj belirdi:
Hey, şey... Üzgünüm.
...Bu arada, göğüs yastığı teklifini sonunda reddetmişti. Feci halde aklı çelinmişti ama çelik gibi iradesi sayesinde hayır demeyi başarmıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.