"Özür dilerim dedim ya. Hadi ama, asma suratını."
"Ben gayet iyiyim."
A Sınıfı öğrencileri tarafından "ergenlik abidesi" damgasını yedikten sonra Masachika, Alisa’nın gönlünü almak ve ortamı yumuşatmak ümidiyle koridorda onun peşinden sürükleniyordu. Aslında kızın neden bozulduğunu gayet iyi anlıyordu. Sonuçta Alisa onca insanın tezahüratı altında gerçek bir şov sergilemişti. İlk denemesinde çuvallamış olsa da, muhtemelen sayısız defa ıskaladığı o balonu sonunda oltasının ipiyle yakalamayı başarmıştı. Tam o intikamın tadını çıkaracakken arkasını dönüp yanındaki iki kişinin o can hıraş mücadelesini izlemek yerine kendi aralarında eğlendiğini görmesi, bardağı taşıran son damla olmuştu. Takeshi ve Hikaru aynısını kendisine yapsa, Masachika da kendini inanılmaz derecede dışlanmış ve yalnız hissederdi.
""
"...Rusça mırıldanıp durma. Beni korkutuyorsun."
Onun böyle mırıldanması, Masachika için bambaşka bir sebepten ötürü dayanılmazdı.
"Şey... Kulağa bahane gibi gelecek biliyorum ama seni o balon avında izlemeyi gerçekten planlıyordum. Ama kalabalığı gördün. Herkes etrafını sarmış, yolu kapatmıştı. Çok popülersin..." diye geveledi Masachika. Alisa saçlarıyla oynayarak ona bir bakış attı.
"...Herkesin bel bağladığı adam söylüyor bunu."
"Ha? Neden bahsediyorsun?"
"Nöbet sıran geldiğinde doğal bir şekilde ipleri eline aldın. Sınıf arkadaşlarımız ne dersen onu yaptı."
"...Ha, o mesele."
Haklı bir noktaya parmak basmıştı. Masachika, farkında olsun ya da olmasın, okul festivali komitesinin bir üyesi olarak sınıf arkadaşlarına epey yol göstermişti. Yine de, hakkındaki düşünceler değişmiş olsa da, akranlarının çoğu ilk dönemin sonuna kadar onun aptal ve tembel bir inek olduğunu düşünüyordu. Elbette kimse yüzüne karşı dalga geçecek kadar ileri gitmiyordu ama orta halli bir aileden gelmesinin de etkisiyle, çoğu kişi ona tepeden bakıyordu.
Aslında Masachika diğer öğrencilerin kendisi hakkında ne düşündüğünü pek de umursamıyordu. Hatta biraz küçümsenmenin, akranlarıyla olan ilişkilerini yürütmekte işine yarayacağını düşünüyordu. "Sivrilen çivi çekici yer" ya da "Çok bilen az konuşur" gibi sözler boşuna söylenmemişti. Kendini ön plana çıkarmak dikkat çekerdi; ancak insanlar onu önemsiz biri olarak görürse gardlarını indirirler, bu da onun güven kazanmasını kolaylaştırırdı. Nihayetinde, güvenlerini kazandıktan sonra değerini kanıtlaması çocuk oyuncağı olurdu. Dahası, bir kez onun gerçek değerini gördüklerinde ona karşı davranışları değişirdi; değişmezse de, dizginleri tamamen eline alana kadar onları biraz pohpohlaması yeterliydi. Fakat genel olarak Masachika, kimsenin ondan bir beklenti içine girmesini istemiyordu.
"Evet... Sanırım haklısın."
Kendi değerini kanıtladığı bir anı hatırlayamıyordu ama sınıfın ona karşı daha olumlu bakmaya başladığını hissediyordu. Bu değişimin sebebi ise üzerine düşünülecek bir şey bile değildi. Her şey öğrenci konseyine katıldıktan sonra değişmişti.
"Kapanış töreninde yaptığın konuşma etkili olmuştur."
"Ha? Şey... Evet, muhtemelen," diyerek onayladı Masachika bir an düşündükten sonra. Geriye dönüp baktığında, tüm okula ortaokuldayken perde arkasındaki öğrenci konseyi başkan yardımcısı —bir nevi gölge başkan yardımcısı— olduğunu söylediğini hatırladı. Yuki olağanüstü yetenekli bir partnerdi, bu yüzden Yuki sahneye çıktığında Masachika gözlerden uzak kalmayı ve onu arka planda desteklemek için elinden geleni yapmayı seçmişti. Bu yüzden çoğu öğrenci, kapanış töreninde bizzat kendisi açıklayana kadar onun ortaokuldaki görevinden bihaberdi. Sınıf arkadaşları bile bu haberi duyunca şoka girmişti.
"Sanırım herkesin benim hakkındaki fikrini biraz olsun iyileştirmiştir? Sonra ikinci dönem başlayınca, festival komitesinde çalışırken de biraz saygılarını kazanmış olabilirim. Kendimi övüyormuş gibi hissetmeye başladım..."
"Bence olan bu. Sana, bana olduğundan çok daha fazla güveniyorlar."
"Yok canım... Sadece yapacağımı bildikleri için bütün sıkıcı işleri üzerime yıkıyorlar," diye şaka yaptı Masachika. Alisa’nın yine onun partneri olmaya layık olmadığını düşünmesinden endişelenmişti. "Ama ne yaparsın... Yetenek dediğin, varsa gizleyemiyorsun," dedi ve perçemlerini parmaklarıyla geriye doğru tarayarak küstahça sırıttı.
"" diye fısıldadı Alisa Rusça. Sonra dudak bükerek başka tarafa baktı.
"Şey... Hâlâ kızgın mısın?"
"Hayır. Sadece sözünü unutursun diye endişelendim."
"Sözümüz mü?"
Masachika tam bir kafa karışıklığıyla başını yana eğdi... ve kızın delici bakışlarıyla karşılaştı. Telaşla hafızasını yokladı ve sonunda jeton düştü: Müzik odasının yanındaki merdivenlerde yaptıkları o konuşma.
"O-ohhh, o mu? Okul festivalini birlikte gezeceğimize dair verdiğimiz sözü mü kastediyorsun? ...Bir dakika. Şu an yaptığımız şey tam olarak bu değil mi?"
"Bu... Bu sayılmaz. Beni davet bile etmedin."
"...? Bu o kadar önemli mi?"
"Çok önemli. Ayrıca sözümüz sadece festivali beraber gezmek değildi. Bana iyi vakit geçirteceğine dair söz vermiştin."
Diğer bir deyişle, Alisa şu an hiç eğlenmiyordu. Hatta Masachika yüzünden keyfi kaçmıştı, yani bu konu tartışmaya kapalıydı.
"<Üstelik sadece ikimiz de değildik.>"
Ah, doğru... Haklı bir nokta.
""
Özür dilerim.
""
Şimdi işleri sadece yokuşa sürüyorsun.
Görünüşe göre Alisa, ondan resmi bir randevu teklifi bekliyordu. Davranışlarına bakılırsa, tüm gücün kendisinde olduğu bir prenses konumunda kalmak istiyordu. Sanki "Gururunu ayaklar altına alıp beni davet edersen, festivalde bana iyi vakit geçirtmene izin verebilirim," der gibiydi. Eğer durum buysa, Masachika neden "bu sayılmaz" dediğini biraz olsun anlayabiliyordu.
"Özür dilerim... Yarın bunu telafi edeceğim, tamam mı?"
"...Peki," diye kısa kesti Alisa. Masachika'nın "şimdi geziyoruz ya işte" tavrına bozulduğu her halinden belliydi, dudak bükerek yüzünü başka yöne çevirdi.
Şimdi ne olacak? Yani, belli ki hatalı olan benim ama yine de...
Alisa hışımla önden yürürken Masachika, "En azından telafi etmem için bana bir şans verdiği için şükretmeliyim," diye düşündü.
Ancak az ileride telefonunu havaya kaldırmış bir öğrenciyi fark edince, Masachika hızla Alisa’nın önüne atıldı ve kızın vücudunu gizlemek için sağ eliyle cübbesini iki yana açtı.
"Hop, yavaş gel bakalım. Bu güzel elfin fotoğrafını çekmek istemeni gayet iyi anlıyorum ama önce izin alman gerekir," dedi Masachika yarı şaka yollu bir uyarıyla. Erkek öğrenci yüzünü ekşitip hızla oradan uzaklaştı ancak Masachika'nın rahatlaması sadece birkaç saniye sürdü.
"Sahi mi? Sorunca fotoğraf çekebiliyor muyuz yani?"
Yakındaki bir grup kız öğrenci, sanki Masachika'nın dediğini ciddiye almışlar gibi akıllı telefonları ellerinde başlarına üşüştü. Masachika donup kaldı ama bununla da bitmedi. O sırada oradan geçen diğer öğrenciler de bir fırsat yakaladıklarını anlayınca durakladılar.
"Hayır, şey... O sadece lafın gelişiydi, yani—"
"Alisa! Bu tarafa bak!"
"Elf Prensesi! Fotoğrafınızı çekebilir miyim?"
"Affedersiniz. Sakıncası yoksa sizinle bir fotoğraf çekilmeyi çok isterim..."
Bir sürü dışa dönük tip, Masachika’yı hiç tınlamadan Alisa’nın etrafını sarmaya başladı.
Yuh?! Gerçekten çok ısrarcılar! Ne yapmalıyım? Seçim kampanyasının ortasındayız diye daha mı müsamahakar olsam? Bu kızlar uygunsuz bir fotoğraf çekecek değiller ya... Bir dakika. Eğer birine izin verirsem, okulun yarısı sıraya girecek.
Masachika önce Alisa'nın ne yapmak istediğini anlamak için arkasına döndü, ancak onun zaten kendisine sıkıntılı bir bakışla baktığını gördü.
Ah, anladım... Evet. Şu an fotoğraf için gülümseyecek modda falan değil. Sert durup bu kızlara nazikçe gitmelerini söylemem lazım.
Tam reddetmek için önüne dönmüştü ki...
"Hanımlar, bu kadar ısrarcı olmak pek zarif bir davranış değil."
Masachika dahil herkes, ortamı bir anda sessizliğe gömen o vakur sesin geldiği yöne baktı. Bir anda hepsinin zihni boşaldı; karşılarında cesaret ve erdemin vücut bulmuş hali gibi duran bir grup kadın şövalye vardı. En önde ise bal sarısı saçlarını spiral bukleli iki yanağına asmış, ışıl ışıl bir güzelliğe sahip bir kız duruyordu. Kız kendo kulübü kaptanı ve disiplin kurulu başkan yardımcısı Sumire Kiryuuin’den başkası değildi.
"Sumire...!"
"Ne kadar heybetli...!"
Alisa ile fotoğraf çekilmek isteyen kızlar bile Sumire’nin o asil cazibesine kapılmıştı. Sumire ağır adımlarla onlara yaklaştı ve Masachika ile göz göze geldi. Onun yardıma geldiğini anlayan Masachika, cübbesini tuttuğu elini yavaşça indirdi. Sumire tatmin olmuş bir tavırla hıhladıktan sonra bakışlarını tekrar kız öğrencilere çevirdi:
"Bir hanımefendiye yaklaşırken şövalye gibi davranmalısınız; etrafını sarmayın. İzleyin ve öğrenin..."
Sumire pelerinini zarifçe arkasına savurdu, ardından tek dizinin üzerine çöktü. Sağ elini göğsüne koyarken sol elini Alisa’ya uzattı.
"Ey güzel elf prensesi, bu anı sonsuzluğa hapsetmeme izin vererek beni onurlandırır mısınız?"
"...T-tamam."
Şövalyenin bu adabı, her genç kızın hayalini süsleyen masal prenslerini andırıyordu. Alisa bile farkında olmadan onay vermişti.
"Aaaaaaay!!"
Kızların çığlıkları koridorda öyle bir yankılandı ki pencereler zangırdadı... Hatta gerçekten titrediler. Sumire, bu coşkunun ortasında sanki Alisa'yı korurcasına rahat bir tavırla ayağa kalktı.
“Anladınız mı hanımefendiler? Seirei Akademisi’nde nezaketsizliğe yer yoktur,” diyerek yumuşak ama otoriter bir tonda uyardı onları. “Tabii hiçbirinizin bir anda benim kadar zarif olmasını beklemiyorum, bu yüzden size bu işin nasıl yapıldığını bizzat öğretebilirim herhalde,” diye devam etti Sumire. Bu sırada göz ucuyla en yakındaki kıza bir bakış attı.
“Sen, az önce gösterdiğimi dene bakalım, ben de sana yardım edeyim.”
“T-tamam... Şey... B-beni onurlandırır mısınız...?”
“Kelimeleri birebir ezberlemek zorunda değilsin. Kendi cümlelerini kur ama bir şövalye gibi asil ol.”
“Şey...! Acaba bir fotoğrafınızı çekebilir miyim?”
“Lütfen, çekinme.”
Zarifçe kıkırdayan Sumire, kamera için kusursuz bir poz verip gülümserken, aynı anda boşta kalan elini arkasına götürüp Masachika’ya işaret çaktı; Alisa’yı alıp oradan kaçmasını söylüyordu. Masachika gitmeden önce fısıltıyla teşekkür etmeyi de ihmal etmedi.
“Teşekkürler, Violet.”
“Benim adım Sumire!”
Görünen o ki böyle bir hengamenin ortasında bile Masachika’nın bu takılmasına pabuç bırakmaya niyeti yoktu. Masachika, trafiği yönetirken bir yandan da poz veren kıza bakıp hafifçe sırıttı.
“Vay be, bu işlerde gerçekten yetenekli. İnsanları nasıl büyüleyeceğini çok iyi biliyor. Gerçi kuzeni Yuushou gibi o da biraz fazla tiyatrovari takılıyor,” diye mırıldandı hayranlıkla. Yuushou’nun o soylu tavırlarını her zaman biraz itici bulmasının tek sebebi, muhtemelen kendisinin de bir erkek olmasıydı.
“Her neyse, iyi misin Alya? Popüler olmanın bedeli de bu sanırım.”
Alisa bakışlarını kaçırarak sessizce, “İyiyim... Yanımda olduğun için teşekkürler,” dedi.
“Lafı bile olmaz. Hatta muhtemelen işleri daha da kötüleştirdim, o yüzden asıl ben özür dilerim.” Masachika omuz silkti.
“Kendini suçlama. Zaten ne yapacağımı bilememiştim, seni suçlamaya hiç hakkım yok.”
“Eh, bu tarz şeyler son kez yaşanmıyor, o yüzden belki de ikimizin de bu durumlarla nasıl başa çıkacağımız konusunda biraz çalışması gerekiyor.”
“...Evet.”
Bundan sonra pek konuşmadılar. Alisa daha iyi hissetse de havada hafif bir gerginlik vardı ve Masachika bunu nasıl dağıtacağını düşünüyordu. Çözüm arayan gözleri etrafta gezinirken aniden yakındaki bir sınıfa takıldı.
“A, burası Masha ve Chisaki’nin bahsettiği illüzyonist barı olmalı. Bir baksak mı?”
“Ha? ...Olur, bakalım.”
“Pekala o zaman. Affedersiniz, iki kişilik yer var mı?”
“Buyurun, istediğiniz yere oturabilirsiniz.”
Girişteki öğrenci onlara eşlik ederken, Masachika içerisinin beklediğinden çok daha loş olması karşısında şaşkınlıkla gözlerini kıstı. Arka planda çalan yumuşak caz müziği, mekânın rahat atmosferini tamamlıyordu. Uzun masalar, açık tarafı girişe bakacak şekilde U düzeninde dizilmişti ve her masada farklı bir yakın mesafe sihirbazlık gösterisi sergileniyordu.
“A, Alya! Kuze! Geldiğiniz için teşekkürler.♪”
Tanıdık sesi duyunca o tarafa döndüler; Maria onlara el sallıyordu.
“Oha! Masha... Çok... olgun görünüyorsun.”
“Gerçekten mi? Teşekkürler. Vay canına! Alya, sen de çok tatlı olmuşsun!”
Masha’nın her zamanki neşeli gülümsemesi Masachika’yı da gülümsetecekti neredeyse; ancak gömlek ve yelekten oluşan barmen kıyafeti ile mekânın dingin havası birleşince, her zamankinden çok daha çekici ve olgun bir hava katmıştı ona. Maria, Masachika’dan zaten büyüktü ama şu an tam anlamıyla tatlı ve olgun bir abla tipine bürünmüştü, bu da çocuğun kalbinin hızlanmasına neden oldu.
Aman Tanrım... Bu hiç iyi değil... Böyle olgun bir kadın içmem için baskı yapsa, herhalde bayılana kadar içerdim.
Maria’nın masasına doğru ilerlerken aklından geçen ilk düşünce buydu. Büyük bir masa örtüsü masanın kısa ayaklarını gizliyordu; muhtemelen müşterilerin sihirbazın belden aşağısını görmesini engellemek içindi bu. Ayrıca masalar, müşterilerin sihirbazlara arkadan yaklaşmasını önleyecek şekilde konumlandırılmıştı.
“Kusura bakma Alya, sana bu masanın uygun olup olmadığını sormadan oturdum.”
“Sorun değil... Ama bu masada herhangi bir numara görebileceğimizden emin değilim.”
“Aaaa.♪ Ayıp oluyor ama.♪ Ablanızın gizli saklı pek çok numarası var. Çok çalıştım, biliyor musun?”
Maria dudak bükerek elini beline koydu ama hemen ardından neşeli bir gülümsemeyle onlara menüyü uzattı.
“Ne alırdınız? Söylememe gerek yok ama bu içeceklerin hiçbirinde alkol yok, o yüzden endişelenmeyin.”
Menü, illüzyonist barı konseptine uygun sayısız alkolsüz kokteylle doluydu. Masachika bu içeceklerin bazılarının ne olduğu hakkında az çok fikir sahibiyken, Alisa tamamen Fransız kalmış gibiydi. Menüye sanki anlamsız bir yazılar yığınına bakıyormuş gibi kilitlenmişti. Yine de gururu, ablasına bunların ne olduğunu sormasına muhtemelen izin vermeyecekti; bu yüzden sessizce menüye ters ters bakmaya devam etti.
Nihayet, “Ben bir Cinderella alayım,” dedi.
“Ben de aynısından alayım...”
“İki Cinderella hemen geliyor.♪ Kıkırdar Prens bunu görünce ne yapacağını şaşıracak.♪”
Maria bile Alisa’nın yardım isteyemeyecek kadar gururlu olduğunu fark etmiş olmalıydı ama bozuntuya vermedi. Menüleri alıp yere çömeldi; bir süre gelen tıkırtı ve şıngırtı seslerinden sonra elinde bir shaker ve bardaklarla ayağa kalktı.
“Cinderella’larınızı hazırlarken lütfen bana biraz müsaade edin.♪ Bir iyilik perisi değilim ama elimden geleni yapacağım.” Bunu söylerken tuhaf bir şekilde shaker’ı ikiye ayırdı ve alt yarısına şişelenmiş su boşalttı.
“Hmm? Bir saniye.”
Alisa’nın kafa karışıklığına rağmen Maria, shaker’ın iki parçasını birleştirdi, birkaç kez çalkaladı, kapağını açtı ve bardaklara... sarı bir sıvı doldurmaya başladı.
Alisa, “Ha? Aa!” diyerek gerçek bir hayranlıkla nefesini kesti ama hemen ardından utançla ağzını kapattı. Yine de şaşkınlığı gözden kaçmamıştı; Maria bardağı Alisa’nın önüne bırakırken dudaklarında bir gülümseme belirdi.
“Ta-daaa. Bir Cinderella, küçük hanım için.”
“Vay canına!”
Masachika alkışlamaya başladı, Alisa da biraz isteksizce ona katıldı. Tabii ki Masachika numaranın sırrını hemen çözmüştü. Ne de olsa o bir inekti ve günün birinde kaçırılıp hayatının tehlikede olduğu bir oyuna zorlanabileceği ihtimaline karşı, hazırlıklı olmak için el çabukluğu gerektiren her türlü basit numarayı ezberlemişti.
Bu numaranın sırrı basitti. Shaker’ın üst ve alt yarısında zaten birbirinden bağımsız hazneler vardı ve üst yarının haznesinde bir Cinderella yapmak için gereken tüm malzemeler çoktan hazırdı. Elbette Masachika bunu patavatsızca yüzüne vuracak biri değildi; zira şaşırmamış olsan bile şaşırmış gibi davranmak nezakettendi.
“Sıradaki numaram için hazır mısınız?”
Maria bir masa matı ve bir deste iskambil kağıdı çıkardı. Matı masanın üzerine serip iskambil destesini çok doğal bir hareketle üzerine koydu; bu da ne kadar çok pratik yaptığını gösteriyordu.
“Pekala, desteyi iki yığına ayıracağım. Kuze, istediğin zaman bana dur demeni istiyorum, tamam mı?”
“Tabii.”
Masachika hiçbir şeyden haberi olmayan bir izleyiciyi oynamaya devam ederek komutlara uydu.
Tıpkı Alya gibi ben de başta biraz endişeliydim... ama gayet iyi gidiyor. Aslında mantıklı olan bu. Masha, Alya’nın yanındayken hep fıkır fıkır davranır ama aslında çok sıkı çalışır.
Şimdilik içi rahatlamıştı ama bu sadece bilgisizliğinden kaynaklanıyordu. Çünkü Maria’nın ne zaman "olgun abla" ne zaman "fıkır fıkır abla" olacağına dair kesin bir kural olduğundan haberi yoktu. Aslında kural oldukça basitti: Maria, bir konuyu ciddiye alması ve toparlanması gerektiğini ne kadar çok hissederse, o kadar "olgun abla" moduna girerdi. Bu değişim, tetikte olması gereken biriyle karşılaştığında veya yanında yardıma muhtaç biri olduğunda gerçekleşirdi. Madalyonun diğer yüzünde ise, yanındaki kişiye ne kadar güvenirse, kendini toparlama baskısını o kadar az hissederdi; bu da zihninin özgürce gezinmesine izin vererek onu "fıkır fıkır abla"ya, yani bir aptala dönüştürürdü.
Peki, şu an yanında kimler vardı? Alisa ve Masachika; dünyada en çok güvendiği ve sevdiği iki kişi. Onların sayesinde sevinci tavan yapmış, mutluluktan bulutların üzerine çıkmıştı. Hem de kocaman, mutlu bir buluta. Şu anki IQ seviyesini ölçecek olsanız, yukarı yuvarladığınızda ancak 50 çıkardı. Sonuç olarak...
Ne oluyor ya...? Orada "double lift" yapması gerekmiyor muydu?
Masachika bir şeylerin ters gittiğini hissetse de Maria sanki dünyada hiçbir derdi yokmuş gibi devam etti.
“Alya’nın seçtiği kartı cebime koyuyorum ama biraz sihirle... Üç, iki, bir!”
Maria, kart destesinin üzerinde parmaklarını şıklatmaya çalıştı ama parmakları sanki iki ıslak sosismiş gibi beceriksizce birbirine sürttü. Sonra en üstteki kartı yakalayıp ters çevirmeye yeltendi... ama sonra vazgeçip yüzüstü geri koydu.
“Hmm?”
““...””
Kartı çevirmesi gerekiyordu ama her nedense yine bir kartın arkasına bakıyorlardı... Bu, bir sihirbazın seyirciye yaşatmak isteyeceği son şeydi.
“Kusura bakma Masha, bir bardak daha alabilir miyim?”
“O, tabii. Hemen geliyor.”
Teselli edecek ya da şaşıracak tek bir kelime bile bulamayan Masachika, hiçbir şey görmemiş gibi davranmaya karar verdi. Alisa da içeceğinden bir yudum daha alırken ne diyeceğini bilemez haldeydi. Maria onun ablası olmasına rağmen, bu durumla şaka yollu dalga geçecek kadar bile rahat hissetmiyordu kendini.
“H-her neyse, sıradaki numaram bir bardak ve bir topla ilgili!”
Bu nazik hareketleri sayesinde Maria hemen bir sonraki numarası için farklı aksesuarlara geçmeye yeltendi... ancak o gün denediği her şey tam bir felaketle sonuçlandı. Tek bir numara bile söylediği gibi gitmedi, üstelik seyirciler görmemeleri gereken ne varsa hepsini gördüler. Masachika ve Alisa her hata gördüklerinde içeceklerinden bir yudum aldılar ve çok geçmeden her biri dördüncü Sindirella bardağını bitirmek üzereydi.
"Mmm... Gerçekten çok üzgünüm. Görünüşe göre bugün pek günümde değilim."
Alisa, "Tıpkı her günkü gibi," dedi.
Masachika ise teselli edercesine, "Hayır, şey... Bence gayet iyiydin. Ailenin önünde performans sergilemek zordur, değil mi?" diye ekledi.
Böylece her başarısızlık Alisa'nın soğuk bir yorumuyla karşılanırken, Masachika araya girip birkaç cesaret verici kelime fısıldıyordu. Derken sınıfın kapısı sürgülü bir sesle açıldı. Maria merakla girişe doğru döndü ve yüzü anında aydınlandı.
"Aa! Chisaki! Buraya gel!"
"Hmm? Ne oldu Masha?"
Kapıda duran Chisaki'ydi; üzerinde barmen kıyafeti vardı ve bir kulağından mor kristal bir küpe sarkıyordu. Pantolon giymesine rağmen boyu uzun olduğu için çok iyi görünüyordu ve keskin yüz hatları olgun görünümünü daha da pekiştiriyordu.
"Oha! Çok havalı görünüyorsun."
"Ha-ha! Teşekkürler."
Bu samimi iltifata karşılık verme şekli bile öz güvenli ve olgun duruyordu; Masachika neredeyse hayranlıktan nefesi kesilecekti. Öte yandan vücut ısısı da bir anda üç derece düştü ama bunu fark etmemiş gibi davrandı.
"Çok üzgünüm.♪ Bütün numaraları batırıp duruyorum, kendimi suçlu hissettim. Onlara bir iki numara gösterir misin?"
"Ha? Ah, olur..."
Chisaki merakla birkaç kez göz kırptıktan sonra bir elini yeleğinin cebine attı ve Maria ile yer değiştirdi.
"Öhöm! Pekala o zaman. Bir numara mı görmek istiyorsunuz? Şuna ne dersiniz? İşte tek bir madeni para."
Yeleğinin cebinden bir atari jetonu çıkarıp masanın üzerine koydu.
"Gördüğünüz gibi, sıradan bir jeton. Alıp kendiniz kontrol edebilirsiniz."
Jetonu masaya birkaç kez vurduktan sonra Chisaki onu Masachika'ya uzattı. Masachika jetonu bir saniye elinde evirip çevirdi ve sonra Alisa'ya verdi. Genellikle bir sihirbaz parayı seyirciye veriyorsa o parada özel bir şey olmazdı. Aksine, para seyirciye sadece asıl numaraya başlamak için zaman kazanmak, örneğin o parayı hileli olanla değiştirmek amacıyla verilirdi. Bu yüzden Masachika jetondan ziyade Chisaki'nin ellerinin ne yaptığıyla daha çok ilgileniyordu.
Görünüşe göre elinde hiçbir şey saklamıyor. Tek bir jetonla numara yapacaksa, belki de işin içinde hile hurda yok, sadece teknik konuşturacak?
Alisa jetonu kontrol edip Chisaki'ye geri verene kadar zihninden sayısız düşünce geçti.
Chisaki, öz güven kokan bir gülümsemeyle, "Şimdi, iyice dikkat edin, çünkü bu parayı ikiye böleceğim," diye duyurdu.
"İkiye mi böleceksin?"
"Hi-yah!"
"Oha!"
"..?!"
Sihirbazın eli parayı kağıt gibi kesip geçti ve kenarları zıt yöne bükülmüş iki yarım daire oluşturdu.
"Taa-daa. Parayı ikiye böldüm."
"Evet, yaptın. Vay canına."
"Ha? Nasıl...? Ha?"
İki metal parçası Chisaki'nin avucunda çınladı.
"Şimdi, paranın iki yarısını birbirine bastıracağım," diye açıkladı. Sağ elindeki parçaları sıktı ve yumruğunu göz hizasına kaldırırken sol eliyle geri sayıma başladı.
"Hazır mısınız? Üç, iki, bir, haaaah!"
Sihirli bir sözden ziyade bir savaş narasına benzeyen bir sesle yumruğunu sıkıca sıktı, sonra sağ elini yavaşça açarak şunu gösterdi...
"Taa-daa! Paranın iki yarısı sihirli bir şekilde pachinko topuna dönüştü!"
"Vay be."
"Pachinko topu mu...?"
Alisa alkışlasa da kafa karışıklığıyla başını yana eğdi ki Masachika bu duruma hak verebiliyordu. Ne de olsa pachinko topunun yüzeyinde jetondakiyle aynı desenler vardı. Yine de kimse bunu dile getirmedi çünkü nezaket bunu gerektiriyordu ve bunun kesinlikle ondan korkmalarıyla bir ilgisi yoktu.
"Eee? Ne düşünüyorsunuz? Bayağı havalı numara, değil mi?"
"Dünya şampiyonu bile olabilirsin."
"Sanırım az önce bir mucizeye tanıklık ettim..."
Masachika, Alisa'ya onaylarcasına sıkıca kafa salladı. Chisaki, onların neden bu kadar etkilendiğini bilip bilmediği belli olmasa da kızaran yanağını mahcupça kaşıdı.
"Gerçekten mi? Beğenmenize çok sevindim. Bana bunu öğrettiği için ustama daha sonra teşekkür etmeliyim."
"Ustan kim??"
"Şey... Aslında o benim babaannem."
"Yaşlı bir bilge kadın mı...? Dur bir dakika. Hayır. Belki de kadim bir ırktan gelen bir varlık?"
"Eğlendiğinize gerçekten sevindim. Her neyse, görünüşe göre Masha her şeyi batırmış, bu yüzden ne kadarını adil buluyorsanız o kadar ödeyebilirsiniz."
"Az önce gördüklerimizden sonra bu kulağa daha çok bir tehdit gibi geliyor."
"Efendim? Ne dedin?"
"Hiç."
Gerçekten kafası karışmış olan okul arkadaşlarına menü fiyatları üzerinden içeceklerin parasını ödedikten sonra Alisa ve Masachika sınıftan ayrıldılar.
"...Sihir gösterisi izleyeceğiz dedik, olanlara bak."
"Evet... İkisi de tam olarak sihir göstermedi."
Gerçi sonda gördükleri şeye her ne deniyorsa, muhtemelen sihirden daha etkileyiciydi.
"Yine de o jetonla o işi nasıl yaptı? Belki de yumuşak bir metaldi?"
"Bilmiyorum. Bunun bir numara olup olmadığını bile sorgulamaya başladım."
"Kesinlikle Masha'nın yaptığı numaralar kadar bariz değildi. İç çeker Sadece bir günde bir sürü sihir numarasının büyüsü bozuldu gibi hissediyorum..."
"Ha-ha. Haklısın."
"İç çeker Nasıl yapıyor anlamıyorum. Birçok öğrencinin öğrenci konseyi üyesi olarak ona gerçekten güvendiğini duyuyorum..."
"..."
Masachika onun şüphe dolu bakışlarına gülümseyerek karşılık verdi. Alisa, ablasının gerçekten neşeli, kaygısız ve bir parça saf olduğuna inanıyor olmalıydı. Sonuçta Alisa yanındayken Maria hep böyle davranıyordu, bu yüzden böyle bir izlenime kapılması şaşırtıcı değildi.
Muhtemelen ablasının gerçekte ne kadar güçlü ve güvenilir biri olduğunu hiç görmedi.
Bu biraz üzücü olsa da Maria bizzat Alisa'nın kendisini bu "güvenilmez abla" olarak görmesini istiyordu, bu yüzden Masachika ne kadar söylemek istese de tek kelime etmedi.
"Her neyse, işe dönme vaktimiz geldi. Gidip üzerini değiştirmek ister misin?"
"Ah... Evet, olur."
Masachika, Alisa'nın yüksek kaliteli elf kostümünü süzerek, "Kostümü geri vermek için el sanatları kulüp odasına uğramalıyız sanırım?" diye sordu. Alisa hemen onayladı, böylece önce oraya gitmeye karar verdiler.
"Ooo, Masachika. Hoş geldin."
"Selam."
Kapıdaki kadın tanıdığına el salladı. Uzun siyah saçlarını at kuyruğu yapmış, minyon ve güzel bir kızdı. Basitçe söylemek gerekirse, anne babanızla tanıştırmak isteyeceğiniz türden bir kızdı. Masachika ortaokulda öğrenci konseyi başkan yardımcısıyken, o da el sanatları kulübünün başkanı ve sınıf arkadaşıydı; yani aralarında iyi bir yardımlaşma ilişkisi vardı. Dahası, bazılarının güzel ve tatlı bir inek olarak tanımlayacağı biriydi, bu da onu bazı erkekler arasında oldukça popüler kılıyordu. Ancak Masachika için o, çok uzun zaman önce verdiği bazı hayat derslerinden dolayı kazandığı bir isimle Profesör Yırtmaç'tı. Yine belirtmek gerekirse, o bir profesör değil, Masachika'nın sınıf arkadaşıydı.
"Sergimize bakmaya gelmiş gibi görünmüyorsun."
"Evet, Alya'nın kıyafetlerini geri değiştirmeye geldik."
"Anlaşıldı. O kostümü yapan kızları çağırayım. Ah, bu sırada sergimize de göz atabilirsiniz, tamam mı?"
Odaya adım attıkları an, etrafları sıradan bir gelinlikten gotik Lolita kıyafetine, bir dansçı kostümünden smokine ve hatta bir askeri üniformaya kadar her şeyi giymiş tam boy mankenler ve manken büstleriyle çevrildi. Oda, herkesin kendi zevkini ve tercihini yansıtan el yapımı kıyafetlerle dolup taşıyordu.
"Şey... Vay canına. Kendimi bir cosplay dükkanında gibi hissediyorum."
Profesör, "Aslında tam olarak öyle. Herkes canı ne istiyorsa onu yaptı," diye yanıtladı.
"Oha! Bu dantel ne kadar detaylı böyle! İnanılmaz iyi yapılmış görünüyor..."
"Bu elbise de bir profesyonelin elinden çıkmış gibi..."
Mükemmelliğin inanılmaz derecesi Masachika ve Alisa'yı büyülemişti; neredeyse buraya geliş amaçlarını unutturacaktı. Bir süre sergilenen tüm kıyafetleri incelemeye devam ettiler, ta ki Masachika aniden Profesör Yırtmaç'a dönüp sorana kadar:
"Hey, Alya sizin yaptığınız bir elf kostümü giydiğine göre, buradaki tüm kostümleri kiralıyor musunuz?"
"Ha? Şey... Normalde kostümlerimizden hiçbirini kiralamıyoruz ama yapan kişi olur derse, o zaman...?"
"Yani bir model gibi göründüğün sürece sorun yok."
"Evet, temelde öyle. Ama tabii kıyafetin içine sığabilmen de lazım. Gerçi anında ufak tefek ayarlamalar yapılabiliyor."
"İlginç... Hey, bana ufak bir iyilik yapabilir misin?"
Kendi aralarında fısıldaşmaya başladılar ancak Alisa şüpheyle yanlarına yaklaşınca Masachika aniden konuşmayı kesti.
Alisa, "...? Bir sorun mu var?" diye sordu.
"Yok. Sadece ona kostümünün ne kadar harika olduğunu ve herkesin senin fotoğrafını çekmeye çalıştığını anlatıyordum."
"Evet, evet. Neden fotoğraf çekmek istediklerini tamamen anlıyorum zaten."
Masachika ona ayak uydurduğu için Profesör Yırtmaç'a içinden teşekkür ederken bir yandan da ciddiyetle kafa salladı. Alisa dudaklarını ince bir çizgi halinde birbirine bastırsa da onlardan hiç şüphelenmiş gibi görünmüyordu.
"Bu yeni bir şey değil ama... Tanımadığım biri benden fotoğraf istediğinde ne cevap vereceğimi asla bilemiyorum."
"Hımm. Senden sık sık fotoğraf istiyorlar mı?"
"Bazen. Ama her zaman hayır diyorum."
Masachika sempatik bir tavırla, "Zor iş valla. Güzel olmanın da bir bedeli varmış demek ki," diye cevap verdi. Alisa'nın bakışları yere düştü, saçlarıyla oynamaya başladı ve fısıldadı:
""
[AI CENSORSHIP BLOCKED THIS CHUNK - RAW ENGLISH RETAINED]
Seriously?thought Masachika, taken aback. Obviously, he would love to have a picture of her right now if given the option. After all, an elf this realistic needed to be caught on film. But even then, he still felt a bit hesitant to ask her for a picture after just shooing away so many others who wanted one…
Mmm…! What should I do? I know she’ll let me take a picture if I ask, but that doesn’t make it any less embarrassing! B-but if a moment of embarrassment was all it would cost to get a picture of Alya, then…!
After a few seconds of brain-frying consideration, Masachika had finally reached his answer.
“Alya.”
“…?”
“I know this is a little strange of me to ask after all that…but do you think I could get a picture before you change? You know, something to remember today by,” Masachika asked nonchalantly, being as casual about it as he could. Alisa’s eyebrows instantly jumped up, before her eyes devilishly narrowed with amusement.
“Oh? Do you really want to take a picture of me that badly?”
“…I mean, as a nerd, I feel like it’s my duty to capture an elf this realistic on film.”
“…Uh-huh.”
Although his response seemed to rub some of the amusement right off her face, she flicked her hair back and replied:
“Sure. You have my permission.”
“Awesome. Thanks. Then—”
Masachika suddenly felt his shoulder being tapped a few times, so he looked back to find Professor Side Slit grinning at him while pointing toward the room next door.
“You’re free to use the room where we usually store the costumes, if you want,” she suggested.
“R-really? Thanks.”
“Perfect.”
When Professor Side Slit walked them to the room next door, the first thing that caught their attention was the dressers lined up on each side. Although most of the room was slightly dusty, the area by the window in the back was extremely well kept and free of clutter.
“You can use that area over there. The amount of sunlight you get is perfect for taking pictures,” she assured them while pointing at the back.
“Yeah, it sure looks like it.”
But only after having Alisa stand in the back did he realize just how nice a shot it was going to be. The clubroom building’s architecture was Western-inspired, so it also worked relatively well as a background for an elf. Plus, there was something magical about having Alisa stand against the sun peeking in through the window.
“All right, I should head back to work,” Professor Side Slit said.
“Oh, okay. Thanks.”
“Don’t mention it,” replied Professor Side Slit like a badass as she exited the room.
“Okay, then… Ready?”
Masachika took out his smartphone.
“Huh?! But I need to think of a pose…”
“You’re fine just like that for now.”
“Really?”
There was no telling how she would look unless he tried, so Masachika opened the camera app, peered into the screen, and began to adjust the exposure, increasing brightness…
“Whoa…”
Standing before him was an elf straight out of a fantasy world, and staring at her through the camera lens only made her seem less real.
“All right, you ready?”
“R-ready.”
Their hearts were pounding nervously while he tapped the button, but when he saw the picture on his phone, he instinctively gasped in admiration.
“…So beautiful…”
“What? D-did the picture really come out that good?”
“Yeah…”
“R-really? Then do you want to take a few more?”
“I would love that,” he replied in a straightforward manner, forgetting he was ever even embarrassed. Immediately, Alisa averted her gaze, albeit rather cheerfully.
“”
No.
“”
…Not happening. Are you still letting that joke I told Yuki bother you?he thought. Fed up, he narrowed his gaze and just continued pressing the shutter button, taking one picture after another. Each time Alisa changed her pose and he took another picture, he would find something new that captivated him until he became completely immersed in his role. It was only after he’d taken around thirty or so pictures when…
“Hmm?”
…he suddenly felt like something was off and promptly checked the pictures he’d just taken.
“…?!”
Masachika’s eyes opened as wide as a fish’s, for Alisa’s white skirt displayed on the screen…was undeniably see-through, creating a silhouette of her lower body. He had no idea why he hadn’t realized this sooner. Regardless, the bright sunlight coming in through the window seemed to have been working in perfect harmony with the camera settings to create what could only be described as a miracle. Of course, her underpants weren’t transparent or anything. Obviously. But…the outline of Alisa’s beautiful legs under the white skirt was extremely lewd.
“What’s wrong?”
“Oh, uh…”
But Masachika’s struggles only truly began after he reflexively denied that anything was wrong. Alisa had no idea that he had taken such a miraculous photograph. In addition, it wasn’t like you could see anything too risqué, like her underwear. Nevertheless, the gentlemanly thing to do would be to delete the picture. On the other hand, as a single man, deleting a miracle from existence like this would feel like a major loss for all of mankind. It would be truly unfortunate.
What’s it going to be? Should I tell her the truth? But if I do, then she’s definitely going to delete it. It’s not like I meant to take this picture. In fact, I wouldn’t be able to take another picture like this even if I tried!
Although the entire scenario was all over within three seconds, he struggled and struggled and struggled. Maria, the angel, even appeared to him in a vision, but before she could get a word out, the devilish Yuki kicked her to the curb. And thus, he claimed:
“It’s nothing. Nothing at all. I was just surprised by how the pictures came out.”
I didn’t see a thing. Yep. It was all in my head. The lighting just made a few weird shadows. That’s it. Duh.
He did everything in his power to lie to himself while he went back to taking pictures as if nothing had happened…until Alisa narrowed her gaze.
“Show me.”
“Huh?”
“Show me the picture you just took,” she insisted, before swiping the phone out of his frozen hand in the blink of an eye.
“Ah—”
By the time he even thought of stopping her, she had already clicked on the picture to enlarge it—
“Masachika.”
“Yes.”
“What is this?” asked Alisa with a frigid glare. Masachika closed his eyes, unlocking his hidden powers of negotiation to their full potential. The next five minutes that followed were filled with a man’s quibbles thinly veiled as artistic theory, in which he vehemently argued that this was art and not smut, until he somehow forced Alisa into agreeing with him. And in the end, he somehow managed to win the right to keep this miraculous picture under the condition that he would keep it stored somewhere secure, where no one else would see it. However…
“”
…Alisa might have thought slightly less of him now.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.