Hayatında bir kez bile arkadaş edinmek için çaba sarf etmemiş biri için, bir anda dört yeni insanla iyi geçinmek zorunda kalmanın yarattığı psikolojik yük, Masachika’nın aklının ucundan bile geçmemişti. Her zaman olduğu gibi yine yanında olacağını söyleyip sonra da kızın kendi başına gayet iyi idare ettiğini sandığı için parmağını bile oynatmaması, üstelik tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de kıskançlık krizine girmesi durumu iyice berbat etmişti.
“Bir ortak olarak tüm beklentilerimi aştın... Sana gerçekten hayran kaldım. Yanında olmam gereken anlarda seni yalnız bıraktığım için özür dilerim. Gerçekten çok üzgünüm...” Masachika’nın sesinde derin bir pişmanlık vardı. Alisa reddedermişçesine başını sallasa da Masachika’nın içindeki o suçluluk sızısı dinmek bilmedi ve tutkuyla devam etti:
“Gerçekten harikasın... Takım çalışması yürüttün, hatta hiç alışık olmadığın halde liderlik etmeyi öğrendi. Çok sıkı çalıştın.”
Kız nihayet konuşana kadar Masachika elini hafifçe onun sırtına vurarak teselli etmeye çalıştı.
“Her zaman en çok çalışan kişinin ben olduğumu, en iyisinin ben olduğumu sanırdım ama yanılmışım.”
Bu beklenmedik bir itiraftı. Masachika tek kelime etmeden sadece dinledi.
“Kapanış törenindeki konuşmalar sırasında, bunun bir hayalden ibaret olduğunu nihayet anladım.”
Kızın bu kendini yeren sözleri, Masachika’ya onun ne kadar deneyimsiz olduğunu kabul ettiği o konuşmasını hatırlattı.
“Ben bazı konularda kendimi paralarken, başkaları bambaşka konularda emek veriyor. Her konuda herkesin önünde olduğum tek bir alan bile yok. Mesela şarkı söylemek... Belki sesim güzel olabilir ama tek bir enstrüman bile çalamıyorum...”
Sesi yumuşadı ve fısıldar gibi ekledi:
“Sayaka gibi büyük resmi görüp başkalarına kesin talimatlar verecek bir becerim yok. Nonoa gibi her duruma uyum sağlayacak esnekliğe sahip değilim. İşler çıkmaza girdiğinde Takeshi gibi ortamı aydınlatacak o enerjiye sahip değilim. Ya da Hikaru gibi başkalarına karşı düşünceli olacak bir yüreğim... Ama şaşırılacak bir şey de yok aslında. Şimdiye kadar insan ilişkilerimi geliştirmek için en ufak bir çaba sarf etmedim.”
Alisa, bunca yıl çatışmadan kaçmak için hep tek başına çalıştığından, başkalarıyla anlamlı bağlar kurmayı ihmal ettiği sonucuna varmıştı. Masachika, kızın kendisine karşı bu kadar dürüst ve acımasız olması karşısında hem duygulanmış hem de ondan ilham almıştı.
“Bu yüzden, bir lider olarak kabul edilmek için ne gerekiyorsa yapmaya karar verdiğimde... Tek şansımın onlara doğrudan yaklaşmak olduğunu biliyordum. Oyun oynamayacaktım. Onlara öncülük edebilmek için herkesten daha çok çalışmam gerektiğini kendime defalarca söyledim.”
“Evet... Çok çalıştın. Gerçekten söylüyorum.”
Masachika’nın içindeki pişmanlık hâlâ tazeydi; elini uzatıp beceriksizce tekrar Alisa’nın başını okşamaya başladı.
Bunu çok daha önce yapmalıydım, diye düşündü. Onu dinlemeli, yanında olmalıydım. “Bana burada ihtiyaçları var mı ki?” diye neyi sorguluyordum? Alya’nın bana ihtiyacı vardı. Ben grubun menajeri olmadan önce onun ortağıyım, kahretsin. Grup işleri yolunda gidiyor gibi görünüyorsa, ilk önceliğim Alya olmalıydı...
Zihni pişmanlık ve öz eleştiriyle dolup taşıyordu.
“Her şeyin yoluna girmesine çok sevindim,” dedi Alisa’ya sıcak bir sesle.
“...Ben de.”
Kız başıyla onayladıktan sonra yüzünü Masachika’nın omzuna gömdü ve fısıldadı:
“Takdir edilmek çok güzel bir hismiş...!”
Masachika bu sözlerin tam olarak ne anlama geldiğini kavrayamadı. Kızın lider olarak kabul gördüğü için rahatladığı ortadaydı ama sanki dahası da vardı. Ancak aklındaki şüpheleri gidermeye fırsat bulamadan, kulis arkasında davetsiz bir misafir belirdi.
“...?! Ha?!”
Bu çığlık, tesadüf eseri dün de onları kulis arkasında yalnız yakalayan çocuğa aitti. Ama bu sefer gördüğü manzara şuydu: Gözyaşlarını tutmaya çalışan Alisa yüzünü Masachika’nın göğsüne gömmüş, Masachika ise şefkatle onun başını okşuyordu. Erkek öğrenci bu yanlış anlaşılmaya müsait manzaraya bakıp sırıttı:
“Şey... Sanırım nişan yüzüğünü beğendi?”
“...Tabii, öyle diyelim. Bizi biraz yalnız bırakır mısın artık?”
“Ah, elbette. İyi eğlenceler...”
Öğrencinin sahne kenarına döndüğünden emin olduktan sonra, Alisa hafif huzursuz bir ifadeyle Masachika’dan uzaklaştı.
“...Daha iyi misin?”
Alisa gözlerine dokundu.
“Sanırım gözlerim biraz kızardı.”
“Biraz, ama sorun olmaz. Seyirciler fark etmez bile, grup arkadaşların da bir şey demez.”
“Haklısın galiba.”
Masachika, kızın onaylamasıyla birlikte neşeli bir tonla konuyu değiştirdi.
“Pekala, her şey bitti gibi hissettiriyor ama şimdi asıl—”
Aniden sahneden patlamayı andıran bir ses yankılandı.
O günün erken saatlerinde...
Grup, gösteri öncesi son provasını yaparken Touya ve Chisaki, Güz Tepeleri Festivali’nin onur konuklarını karşılamakla meşguldü: İlk Işık Kurulu üyeleri. Bu arada, okul festivali komitesinin yapması gereken diğer tüm işler, onlar bu önemli göreve odaklanabilsin diye diğer üyelere devredilmişti.
“Festivalimize hoş geldiniz. Ben mevcut öğrenci konseyi başkanı, Touya Kenzaki.”
“Ben de başkan yardımcısı, Chisaki Sarashina.”
Konuklar için özenle toparlanmış olan öğrenci konseyi odasında toplananlar, yalnızca eski başkan ve yardımcılarından ibaret değildi; iş ve siyaset dünyasının en ağır topları oradaydı. Sayaka’nın babası olan Taniyama Ağır Sanayi CEO’su da aralarındaydı. Ve...
“Gensei Suou siz olmalısınız, değil mi? Yuki’nin öğrenci konseyi üyemiz olmasından gurur duyuyoruz.”
“Öyle mi?”
...Masachika ve Yuki’nin büyükbabası Gensei de oradaydı.
“Şimdi izninizle size etrafı gezdireyim. Bu taraftan lütfen.”
Sinir bozucu tanışma faslını bitiren Touya, vakit kaybetmeden devlerin okul turuna öncülük etmeye başladı. Koridora çıktıkları anda, İlk Işık Kurulu (İİK) üyelerini gören her öğrenci şaşkınlığa uğruyor ve hızla kenara çekilerek onlara yol açıyordu. Elbette bu öğrenciler, normalde sadece televizyonda veya dergilerde gördükleri bu siyasi figürlere ve kodaman CEO’lara selam vermeyi çok isterlerdi ama en küçük bir selamlaşma bile yasaktı. İİK üyelerinin festival ziyareti sırasında rahatsız edilmemesine dair yazısız bir kural vardı. Onlarla ilgilenmesine izin verilen yegâne kişiler öğrenci konseyi başkanı ve yardımcısıydı; kuralın tek istisnası ise bir kurul üyesinin bir öğrenciye doğrudan bir şey sormasıydı. Etraflarında kalabalık oluşturmak veya fotoğraflarını çekmeye çalışmak söz konusu bile olamazdı. Okul dışından gelen ziyaretçilerden bile onları rahatsız etmemeleri rica edilmişti.
Bu sayede korumalar yanlarında olmasa bile her şey tıkır tıkır işliyordu. Üstelik festivaldeki insan sayısını sınırlamak zorunda bile kalmamışlardı.
“Bak sen... Ben öğrenciyken orada bir sera olduğunu hatırlamıyorum.”
“Bir mezunumuz, sekiz yıl önce bahçecilik ve çiçek düzenleme kulübü için okulumuza bağışladı.”
“İlginç. Çiçek düzenleme kulübü çiçeklerini orada mı yetiştiriyor yani?”
“Evet, efendim.”
“Birinin komple bir sera bağışlaması etkileyici... Kim olduğunu unuttum ama bir süre önce bir başkası da boks kulübü için ring bağışlamamış mıydı?”
“Forestin CEO’su Bay Tamura olmalı. Kendisinin büyük bir boks hayranı olduğunu duymuştum.”
“Ah, evet... O...”
Touya, pencereden seraya bakarken mezunların sorularını büyük bir soğukkanlılıkla yanıtlıyordu; dışarıdan emin görünse de kalbi göğüs kafesini dövüyor, bir sonraki sorunun ne olacağını merak ediyordu. Açıkçası, heyecandan kusacak durumdaydı.
Zaten Touya hiçbir zaman çelik gibi sinirlere sahip olmamıştı. Aslında yaklaşık bir buçuk yıl öncesine kadar her şeyden çekinen biriydi. Hatta zihinsel olarak zayıf olduğu bile söylenebilirdi. Kendine güveni yoktu ve etrafındaki herkesin ona tepeden baktığına, onunla dalga geçtiğine dair bir güvensizlik taşıyordu. Bu yersiz korkuları içeriden geliyordu ve kalbini dış dünyaya kapatmak için etrafına bir bariyer örmüştü. Eğer cesur ve hayat dolu bir savaşçı olan Chisaki gelip o engeli acımasızca yıkmasaydı, muhtemelen hep öyle kalacaktı. Touya, kızın inandığı şeylere sıkı sıkıya bağlı olan o tavizsiz duruşundan anında etkilenmiş ve bu durum onu kendini değiştirmeye itmişti. Ve şimdi... Kız tam yanındaydı, ona destek oluyordu.
“...?”
Chisaki, Touya’nın bakışlarına merakla karşılık vererek gözlerini kırptı; Touya’ya ileriye bakma ve dik durma cesareti veren şey, kızın korku nedir bilmeyen bu yüzüydü.
“Serayı yakından görmek ister misiniz?”
“Vaktimiz varsa isterim.”
“Herkes için uygun mu?”
Diğer mezunların da onayını alan Touya, tüm kaslarını sıkarak güvenli adımlarla önden yürümeye başladı. Akranlarının gurur duyacağı bir okul temsilcisi ve Chisaki’nin utanmayacağı bir erkek arkadaş olacaktı.
Özgüveni yerine geldikçe bakış açısı genişledi; artık sadece önüne bakmıyor, ona bakan her öğrencinin yüzünü net bir şekilde görebiliyordu. Onların hayranlık dolu bakışları içini ısıttı. Bir zamanlar akranları tarafından alay edilen birinin, şimdi her taraftan saygı ve takdirle izleneceğini kim hayal edebilirdi? Eskiden erkeklerden korkan Chisaki bile şimdi ona gitgide büyüyen bir güvenle bakıyordu. Touya, tüm bunları kendi çabasıyla kazandığını fark edince, göğsünde sıcak bir şeylerin kabardığını hissetti.
“Touya? Bir sorun mu var?” diye fısıldadı Chisaki, sanki ifadesindeki değişikliği fark etmiş gibi.
“İyiyim...” diye yanıtladı Touya. Her şeyin yolunda olduğunu belirtmek için içtenlikle gülümsedi.
“Hissediyor musun? Bakışlarını...”
İnsanların bu yıl onlara farklı bir gözle baktığı yadsınamaz bir gerçekti. Chisaki, Touya'nın sessiz kalmasına rağmen etrafına kısa bir bakış atıp partnerini avucunun içi gibi bildiğini kanıtlarcasına başını salladı. Touya'nın dudakları yavaşça sevgi dolu bir gülümsemeyle kıvrılırken, Chisaki önüne döndü ve buz gibi bir tonda cevap verdi:
“İki tane kan dökme arzusuyla dolu bakış hissettim.”
“Yok artık. Benim bunlardan hiç haberim yok.”
“Merdiven boşluğunun yirmi metre önündeler: Mavi tişörtlü adam ve siyah şapkalı olan.”
“Dur, dur, bir dakika. Ne?”
Touya, söylenenleri henüz idrak edememiş olsa da Chisaki’nin bakışlarını takip etti. Tam da tarif ettiği gibi iki adam oradaydı ve gitgide yaklaşıyorlardı.
“N-ne yapmamızı istersin?”
Böyle durumlarda Chisaki’nin muhakemesine kendi kararlarından bile daha çok güveniyordu. Bunun farkında olduğu için de karar vermesi için ona sormakta hiç vakit kaybetmedi.
“Sen burada bekle Touya. Ben gidip...”
Chisaki daha lafını bitirmeden harekete geçti ancak iki adam ondan bir adım daha hızlı çıktı.
“...!”
Doğrudan üzerlerine doğru koşmaya başladıklarında, Touya gelecek her şeye karşı kendini hazırladı.
“Siz ikiniz! Olduğunuz yerde kalın!”
Bu son sözler ağzından çıkar çıkmaz, koşan mavi tişörtlü adam elini çantasına daldırıp metalik, siyah bir parıltısı olan bir şey çıkardı. Öğrenci Konseyi Başkanı dehşet içinde kaldı.
Ne...? Muşta mı? Yoksa silah mı?! Şaka yapıyor olmalısınız!
Gerçeklik, hayal edebileceği her şeyin ötesine geçerek onu tamamen dondurdu. Beyni tam önündeki bu gerçeği yorumlamayı reddediyordu. Adam silahın namlusunu Touya'nın arkasındaki birine doğrulttuğunda bile vücudu tek bir komutu dahi dinlemedi. Yabancı parmağını tetiğe koyduğu an Chisaki tabancaya bir tekme savurarak onu adamın elinden uçurdu. Sol bacağı sert bir fırtına gibi havayı yararak silahı tam isabetle uzaklaştırdı, ardından hiç duraksamadan sağ bacağıyla adamın apış arasına acımasız bir darbe indirdi.
“Gah?!”
Ne kadar sert vurduğunu kestirmek güçtü ama adam havaya fırlarken aynı anda iki büklüm oldu. Bu arada Touya, hayatında ilk kez kanlı canlı bir havada kombo sahnesine şahit oluyordu. Adam öne doğru eğildiğinde çenesi Chisaki’nin şiddetli aparkatına tamamen açık kaldı; bu darbe onu daha da yükseğe fırlatırken vücudunun yay gibi gerilmesine neden oldu. Yerçekimi tarafından terk edilmiş, ideal bir kum torbasından farkı kalmamıştı. Zavallı ve çaresiz bedeni, hemen ardından Chisaki’nin yumruklarından çıkan beş sert darbeyle tanıştı. Touya’nın gözüne beş darbe gibi görünmüştü ama kim bilir, belki de çok daha fazlasıydı.
“Vırak... bt...”
Adam, ezilmiş bir kurbağa gibi sesler çıkararak koridorun zeminine serildi. Bu sırada diğer adam şaşkınlıktan dili tutulmuş bir halde kalakalmıştı. Ancak Chisaki gözlerini ona dikince paniklemeye başladı ve akıllı telefonunu havaya kaldırdı.
“D-dur! Sadece şakaydı! Sadece bir şaka, dostum!”
“Hı-hı. O zaman sana bir de tersinden şaka göstereyim,” dedi Chisaki ifadesiz bir yüzle. Hiç hevesi yokmuş gibi bir ses tonuyla “Çok komik, değil mi?” diyerek aynı hava kombosunu ona da uyguladı. Sadece iki saniye içinde, iki adam yerde üst üste yığılmış haldeydi. Her şey o kadar hızlı ve beklenmedik olmuştu ki, çevredeki öğrenciler ne olduğunu kavrayamadan donup kaldılar. Ancak birkaç an geçtikten sonra, bir erkek öğrenci aniden yere ilk serilen adama bakıp tahmin yürüttü:
“Bir dakika. Bu Guilish değil mi?”
“Ha? Şu meşhur internet trolü mü?”
“O mu? Sokaktaki rastgele birine şaka yapmaya çalışırken adamı yaraladığı için tutuklanmamış mıydı?”
“Beyler, bu silah oyuncakmış.”
“Bu herif harbiden şaka olsun diye suikast girişimi mi kurguladı? Geri zekalı mı ne?”
İlk öğrencinin yorumu diğer öğrencileri de harekete geçirdi. Herkes konuşup hareketlenirken Touya da zihnini toparlama fırsatı buldu. Hemen dönüp Birinci Işık Komitesi üyelerinin önünde derin bir saygıyla eğildi.
“Bunun için çok üzgünüm. Görünüşe göre akademimize yakışmayan birkaç kişi okul festivalimize sızmış. Her türlü cezaya hazırım, ancak başkan yardımcısının önce ayrılmasında bir sakınca var mı?”
Touya'nın bu alçakgönüllü özründen sonra, komitenin en yaşlı üyesi arkadaşları adına konuştu.
“Kapıda bir yönetim zafiyeti olmuş gibi görünüyor... her neyse, yapmanız gerekeni yapın.”
“Çok teşekkür ederim!” diye bağırdı Touya başını kaldırırken. Sonra Chisaki’nin yanına yaklaşıp aceleyle fısıldadı:
“Kusura bakma Chisaki ama şu iki çapulcuyla benim yerime ilgilenebilir misin? Onları buraya kimin davet ettiğini bulmamız lazım. Ben bu sırada Birinci Işık Komitesi'ni idare edeceğim.”
“Anlaşıldı. Onları sorgulanmak üzere disiplin kurulu odasına götüreceğim.”
“...Çok aşırıya kaçma, tamam mı?” diye tembihledi Touya ne olur ne olmaz diye. Sonuçta kız meşru müdafaa sınırlarını zaten fazlasıyla zorlamıştı. Ancak şaşırtıcı bir şekilde Chisaki itiraz etmeden kararlıca başını salladı.
“Merak etme. Sadece yanabilir çöplerle yanmayan çöpleri birbirinden ayıracağım.”
“Bunun iyi bir fikir olduğundan emin değilim. Bu da ne demek şimdi?”
“Ha? Önce etlerini kemiklerinden ayıracağım demek—”
“Hayır, sakın! Umarım bu sadece bir benzetmedir! Her halükarda, sakın öyle bir şey yapma!”
Touya dehşet içinde kalsa da onları Chisaki’nin ellerine bıraktı...
“__________!__________!”
...derken aniden koridorda şiddetli ve öfkeli bir ses yankılanmaya başladı.
Aynı sıralarda Takeshi, elinde telefonuyla kardeşini arayarak okul bahçesinde dolanıyordu.
“Hee...? Buralarda bir yerde olması lazımdı... Bu kadar kalabalıkta onu nasıl bulacağım ki?”
Dokuz yaşındaki küçük kardeşi, lise öğrencileri ve yetişkinlerden oluşan kalabalığın yanında çok kısa kalıyordu; bu yüzden arayışı samanlıkta iğne aramaya dönmüştü. Yine de Takeshi pes etmedi, umutsuzca kardeşini aramaya devam etti... ta ki gözlerini kapatacak kadar aşağı indirilmiş beyzbol şapkası takan tanıdık birinin arkasını görene dek. Bakışları ona takılı kaldı, ancak kız beklenmedik bir şekilde yana döndüğünde Takeshi şaşkınlıktan nefesini tuttu.
“...?! Nao?”
Bu, bir ay önce aniden ortadan kaybolan sözde arkadaşıydı. Adının seslenildiğini duyunca arkasını döndü ve göz göze geldiler.
“Takeshi...”
“Neden...?”
Kalabalığın içinde şaşkın ve huzursuz bakışlar teatisi ettiler. Sonunda Nao sessizliği ilk bozan kişi olmak için ağzını açtı... tam o sırada uzakta bir yerde bir patlama meydana geldi.
Ne? Bu olamaz...!
Sayaka, bir hafta önceki bir konuşmayı zihninde tartarken dişlerini sıkarak patlamanın kaynağının önünde durdu.
“Sayaka, bir disiplin kurulu üyesi için en önemli özellik nedir?”
Bu, okul festivalinden önceki disiplin kurulu toplantısında Sumire’nin ona sorduğu soruydu. Sayaka, arkadaşının duymak isteyeceği cevabı bulmak için beynini hızla zorlamıştı. Aslında disiplin kuruluna girme amacı tamamen çıkarcı nedenlere dayanıyordu. İlk sebep basitti: Okul sicilinde iyi duracaktı. Diğer sebep ise arkadaşlarının açıklarını yakalayıp bunları kullanabilmekti. Her iki sebep de okuldaki konumunu yükseltmesi için gerekliydi. Dahası, ileride işine yarayacak bir çevre edinmesine de yardımcı olacaktı.
Sayaka ciddi biri ve örnek bir öğrenci olarak bilinirdi ancak bu onun için bir yük değildi; liderlik edecek birinin böyle davranması gerektiğini düşünüyordu. Kurallara bayıldığından veya onları çiğneyenlerden nefret ettiğinden değildi; başkalarını kendisi gibi davranmaya zorlayacak da değildi. Aslında başkalarının ne yaptığı umurunda bile olmayacak kadar bencil biriydi.
Yine de Sayaka bunu şu an dürüstçe itiraf edecek kadar aptal değildi.
“Hmm...”
Zihninde en iyi cevabı ararken zaman kazandı.
“Belki de okul kuralları ile öğrenci istekleri arasında her zaman bir denge kurma iradesidir?”
Buna ne dersin? diye düşünmüştü Sayaka içinden hayali parmaklarıyla zafer işareti yaparak. Ancak...
“Hayır, Sayaka.”
Cevabı anında reddedilince kaşı seğirdi. Sumire, sanki kendisinin bile henüz ulaşamadığı bir dünyaya bakıyormuş gibi uzaklara daldı.
“Bir disiplin kurulu üyesi için en önemli özellik...”
Bir saniye duraksadıktan sonra haset ve inanç dolu bir sesle devam etti.
“Savaş gücüdür.”
Bu kadın neden bahsediyor Allah aşkına? diye geçirmişti Sayaka kalbinin derinliklerinden. Ama yine, bu düşüncesini kelimelere dökecek kadar akılsız değildi.
“Anladım... Eğer durum buysa, sanırım ben bu gereksinimi karşılamıyorum...”
Yine de alaycı bir cevap vermekten kendini alamamıştı ama Sumire aynı zarafetle gülümsemeye devam etti.
“Her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin. Eğer acil bir durum olursa ve sahip olmadığın bir savaş gücüne ihtiyaç duyarsan, o güce sahip olan birini çağırmak en doğrusu olacaktır. Eğer zayıfları bu şekilde koruyabiliyorsan, önemli olan tek şey budur.”
Elini yanağına dayayıp kibirli bir tavırla kıkırdamıştı.
Bence sen çok fazla anime izliyorsun, diye düşünmüştü Sayaka ama aynı zamanda Sumire ile bir yakınlık da hissetmişti. Fakat böyle bir acil durumun geleceği rüyasında görse aklına gelmezdi. Sayaka sahne arkasından ayrıldıktan sonra, Nonoa’yı bulma bahanesiyle okul bahçesinde dolanmaya başlamıştı... ta ki bir adam tam önünde bir maytap patlatana kadar.
“Hii!”
“Oha?! Bu da ne?!”
Kalabalık panik içinde çığlık atmaya başlarken, adam yerdeki dumanlar çıkaran maytabı insanların üzerine doğru tekmeledi. Doğal olarak yakındaki herkes can havliyle bağırarak sağa sola kaçıştı.
Kim bu herif?! İçeri mi sızdı?!
Kaosun bizzat mimarı olan adam tuhaf bir şekilde ifadesiz görünüyordu. Bakımsız bıyıkları ve sarkmış, yıpranmış kolları bir yana, adamda insanı ürperten, bambaşka bir gariplik vardı.
"Eğer bir gün acil bir durumla karşılaşırsan ve kendi gücün yetmezse, o zaman ihtiyacın olan o güce sahip birini çağırmaktan çekinme."
Böyle bir krizle yüzleşmek, Sayaka’ya Sumire’nin verdiği o öğüdü hatırlatmıştı. Fakat daha harekete geçemeden, henüz ilkokul çağındaki bir çocuk, kaçmaya çalışan başka bir öğrenci tarafından sertçe yere itildi.
"Ah!" diye inledi çocuk, dizlerini tutarak. Sayaka anlık bir kararla çocuğu yerden kaldırdı ve hemen telefonuna sarıldı.
"İyi misin?!"
"Ah... E-evet. Teşekkür ederim abla."
Sayaka, çocuğun iyi olduğundan emin olurken vakit kaybetmeden Sumire’yi aradı.
"Hey, benim, Sayaka! Okul bahçesindeyim, hemen yanındaki—"
Ancak o durumu açıklamaya çalışırken, adam yavaşça açık hava sahnesine doğru döndü ve o tekinsiz, donuk ifadesini bozmadan doğrudan oraya doğru yürümeye başladı.
"Bu da ne...?!"
Aniden patlayan sesler tek bir gürültüyle sınırlı kalmadı; öğrencilerin çığlıklarına karışan, kulak tırmalayıcı bir gürültü silsilesi halinde devam etti.
"...!"
Masachika, o gök gürültüsünü andıran sesin ne olduğunu görmek için sahne arkasına doğru fırladı; hemen ardından da Alisa geldi. Alisa’nın varlığını göz ucuyla fark etse de bakışlarını hemen sahneye çevirdi. Dans kulübü üyeleri dört bir yana kaçışırken, sahnede dumanlar püskürterek kulakları sağır eden patlamalar oluyordu.
"Maytap mı bunlar...?!"
Gürültünün kaynağını bulmak bile Masachika’nın kafasındaki karışıklığı gidermeye yetmemişti. Daha ne olup bittiğini kavrayamadan, sahneye bir maytap daha fırlatıldı; aynı anda seyirci koltuklarının orada da bir başkası patladı.
"Hey! Sahneden inin! Çabuk!"
Sahnedeki dansçılara bağırdı ama maytaplar tam gösterinin ortasında atılmış olmalıydı ki iki üç öğrenci yere kapaklanmış, kalkamıyordu.
Cık! Bizi bu devasa maytaplardan koruyacak bir şey lazım...
Masachika, yere düşen öğrencileri güvenli bir yere taşımak için kalkan niyetine kullanabileceği bir şeyler arayarak etrafı süzdüğü sırada, Alisa elinde bir mikrofonla yanından rüzgar gibi geçti.
"Hey?!"
Alisa sahneye fırladı ve koltukların olduğu kısmı tarayarak bu kargaşanın sorumlusunu buldu. Seyirci alanının arkasında duran, eski püskü kıyafetli orta yaşlı adam, omuz çantasından bir maytap daha çıkarıp fitilini ateşledi ve kolunu geriye doğru savurdu.
"Orada dur!"
Alisa’nın mikrofonla güçlenen sesi hoparlörlerden yankılanarak tüm alanı inletti. Adam, nişan aldığı izleyicilerle birlikte olduğu yerde donup kaldı. Herkesin gözleri refleks olarak sahneye, gümüş rengi saçları rüzgarda dalgalanan, büyüleyici güzelliğiyle meydan okuyan o genç kıza çevrildi.
"Oha..."
"Prenses Alya..."
Onu tanıyan tanımayan herkes bir anlığına bu manzaraya büyülenmiş gibi bakakaldı. Birkaç saniyelik o sessizliği aniden gelen bir patlama sesi bozdu. Farkında olmadan duraksayan adam, elindeki maytabın fitilini çoktan ateşlediğini unutmuş olmalıydı; maytap tam elinde patladı. Panikle elindekini yere fırlattı ve ardından delirmiş gibi gözlerini sahnedeki Alisa’ya dikti.
"Lütfen panik yapmayın ve güvenli bir şekilde tahliye—"
Alisa izleyicileri tahliye etmek için şimdilik adamı görmezden geliyordu ama bu durum o yabancının işine geldi; elindeki bir başka maytabı doğrudan Alisa’ya fırlattı.
"Ah...!"
Maytap hızla Alisa’ya yaklaşırken birinin panik dolu sesi titredi. İzleyiciler nefesini tutmuş, kalpleri göğüs kafeslerini döverken izliyordu ki... o an sahne arkasından fırlayan bir genç, maytabı havada tekmeleyerek uzaklaştırdı. Aksiyon filmlerinden fırlamış gibi duran bu hamle karşısında izleyicilerin nefesi kesildi. O sırada ise—
Ah, acıdı! ...Dur bir dakika. Aslında acımadı! Ama ucuz atlattık ha! Bunu bir daha yapabilmemin imkanı yok!
Dışarıdan ne kadar muazzam görünürse görünsün, Masachika soğuk terler döküyordu. Daha bir dakika önce diğer görevlilere talimatlar verirken şimdi Alisa’yı korumak için sahneye atılmıştı. Ellerini kullanmanın tehlikeli olacağını anlayınca hemen ayaklarını kullanmaya karar vermişti ama onları kurtaran asıl şey şanstı.
"İyi misin, Alya?"
"E-evet."
"Güzel."
Maytabın sahne dışında güvenli bir yere düştüğünden emin olduktan hemen sonra Alisa’yı kontrol etti.
Eğer Alya’nın güvenliğini öncelik sayıyorsam, ellerimi kullanmalıydım...
Hatalı kararını tartarken, bir sonraki hamlesini düşünerek Alisa’nın önünde ona siper oldu.
Oraya gidip herifi kendim mi paketlesem? Dur, Alya’yı yalnız bırakamam...
Bir çözüm yolu ararken, kalabalığı yararak bu yöne doğru gelen, gösterişli kıyafetler içindeki bir grubun yaklaştığını fark etti. Grubun başında, kendine has bal sarısı saçlarını iki yana helezon şeklinde toplatmış o kız vardı.
"...!"
Masachika anında Alisa’nın mikrofon tutan elini kavradı ve bağırdı:
"Takoyaki tezgahının önündekiler, lütfen yolu açın! Girişteki herkes, siz de kenara çekilin!"
Panik içindeki kalabalık hemen emre itaat etti; erkek kıyafetleri içindeki o güzel kadının tüm hızıyla koşabileceği iki metre genişliğinde bir yol açıldı. Bal sarısı lüleleri rüzgarda uçuşurken, erkek gibi giyinmiş üç kız da düzenli bir şekilde onu takip ediyordu.
Orta yaşlı adam bu ani geliş karşısında irkilmiş gibiydi ama elindeki üç maytabı birden grubun liderine, yani Sumire’ye fırlattı. Ancak Sumire en ufak bir korku belirtisi göstermedi; pelerinini sakin bir hareketle yüzüne siper ederek hızını hiç kesmeden patlamaların arasından geçip gitti. Adamın yanına ulaştığı an katanasını kınından çekip tek bir hamleyle savurdu. Adam kaçmak için hamle yapsa da çok geçti; bıçak sırtına inmişti bile. Elindeki sadece bir replika olsa da, yeterince sert savrulduğunda kemik kırabilecek kadar sağlamdı. Üstelik bu kılıcı savuran kişi, elinde bir bambu kılıçla yetişkin erkekleri bile dize getiren bir kılıç ustasıydı. Kısacası, sonuç tam da beklendiği gibi oldu.
Adam yediği darbeyle karides gibi iki büklüm oldu; elindeki yanar haldeki maytaplar yere düşerken Sumire’nin her iki yanından fırlayan iki öğrenci, sanki bir sihirbazlık gösterisi yapıyormuşçasına maytapların fitillerini kesip ateşi söndürdü.
En son gelen ve kızların en minyonu olanı ise, kınındaki rapier kılıcıyla adamın sağ böğrüne sert bir darbe indirdi.
"Höh?!"
Karaciğerine gelen darbeyle adam yere yığıldı ve anında kızlar tarafından etkisiz hale getirildi.
"Oha..."
"Ç-çok havalıydı..."
"Sumire...! Ah...!"
Kalabalık, sanki canlı bir tarihi tiyatro izlemiş gibi bir anda alkış tufanına koptu. İnsanlar kükrercesine alkışlarken Sumire sahneye çıktı; Masachika onu bir selamla karşıladı.
"Teşekkürler Sumire."
"Lafı bile olmaz. Asıl ben teşekkür ederim. Senin sayende buraya bu kadar çabuk ulaşabildik."
Sert hatun diye geçirdi içinden Masachika. Sumire ise hiçbir şey olmamış gibi elini lülelerine atıp saçını arkaya itti.
"Gerisini disiplin kurulu halledebilir mi?"
"Her şey kontrolümüz altında demeyi çok isterdim ama bazı pürüzlerle karşılaştık," dedi Sumire, yerdeki adama göz ucuyla bakarak.
"Pürüz mü?"
"Anlaşılan bu herif, festivalimize sızan tek davetsiz misafir değil."
"Ne?!"
"Öğrenci konseyi başkanı ve hanımım da iki alçakla karşılaşmışlar."
"Ne diyorsun?!"
"Başkan iyi mi?" diye sordu Alisa, endişeli bir sesle. Sumire gururla göğsünü kabarttı:
"Tabii ki iyi. Yanında hanımım vardı sonuçta."
"Ha...?"
"Chisaki’den bahsediyor."
"Ha... Anladım."
Alisa bir anlığına şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı; belli ki bu, onun pek aşina olmadığı bir dünyaydı.
"Okulun çeşitli yerlerinde birkaç olay daha çıkmış... Görünüşe göre farklı farklı istenmeyen gruplar bir şekilde festivale sızmayı başarmış."
"Ama nasıl...?"
Masachika daha fazla kafa yormadan önce bu düşünceleri kafasından attı; tahminler bekleyebilirdi. Şu an odaklanması gereken şey mevcut durumdu.
"Pekala. Buradaki işleri toparlayıp görevimin başına dönmeliyim."
"O zaman ben de—"
"Sen burada kal Alya."
"Ha?"
Masachika, şaşkınlıkla gözleri açılan Alisa’ya bakıp kendinden emin bir şekilde yanıtladı:
"Senin görevin seyirciyi sakin tutmak. Sonra buradaki görevli öğrencilerle konuş, gösterin için hazırlan ve tüm gücünle şarkını söyle."
"Ne? Ama..."
Tüm bunlardan sonra gerçekten sahneye mi çıkacağız? Ayrıca ben de öğrenci konseyi üyesiyim. Yardım etmem gerekmez mi? Alisa’nın gözlerindeki o bariz tereddüt bunları haykırıyordu. Masachika ise ona keskin bakışlarla karşılık verdi.
"Fortitude’un menajeri olarak, bu performansın sorunsuz geçmesini sağlamak benim görevim. Hem sana ne demiştim? Seni engelleyen veya yavaşlatan herkesi yolundan çekeceğim," diye hatırlattı ona, sesi kararlılık doluydu. Dün Alisa’ya verdiği o söz, kızın gözlerindeki tüm şüpheyi silip yerini parlak bir ışığa bıraktı.
"Bana güven... ve beni bekle. Bu gösterinin gerçekleşmesini sağlayacağım."
Alisa, tam bir güven ifadesiyle gülümseyerek ellerini göğsünün üzerinde birleştirdi.
"Sana inanıyorum."
"Güzel."
"...Dikkatli ol."
"Olacağım."
Masachika, Alisa’ya güven veren bir gülümsemeyle karşılık verdikten sonra arkasını dönüp Sumire ile konuşmaya başladı.
Pekala, şey… Disiplin Kurulu’ndan birkaç kişiyi burada güvenlik görevlisi olarak görevlendirebilir misin?
Tabii ki. Hiiragi!
Emrinizdeyim.
Vuv
Sumire parmaklarını şıklatır şıklatmaz, aniden arkasında beliren gözlüklü bir kız öğrenci görüldü. Neydi bu kız, ninja falan mı?
Kujou Alisa’ya yardım et, kalabalığı sakinleştirin.
Nasıl isterseniz.
Erkek kıyafetleri içindeki bu kız öğrenci, neredeyse komedi sahnelerini andıran tiyatral bir edayla eğilip selam verse de aslında kızlar kendo kulübünün başkan yardımcısıydı. Yani o yanlarındayken öğrenciler güvende demekti.
Bunun için gerçekten minnettarım. Neyse, sonra görüşürüz.
Tamamdır.
Sumire’ye bir kez daha teşekkür eden Masachika, sahneden aşağı atlayıp bu karmaşayı çözmeye gitmeden önce son kez Alisa ile göz göze geldi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.