Fuwa Haruto’nun kendisinden yedi yaş küçük bir kız kardeşi vardı. En az abisi kadar yakışıklı, zarif ve şıktı; ancak Haruto’nun uysal mizacının aksine, onun zehir gibi bir kişiliği vardı. Ona aşkını ilan etmeye yeltenen nice çocuk, peş peşe sıralanan merhametsiz ve yürek parçalayıcı hakaretlerle rezil rüsva olup geri dönmüştü.
Küçükken abisinin peşinden ayrılmaz, ona yaltaklanan bir köpek yavrusu gibi pervane olurdu. Şimdiyse toplum içinde birbirlerinin yüzüne dahi bakmıyorlardı.
Haruto içeri adımını atar atmaz, “Çok geç kaldın abi!” diye mızmızlanmaya başladı. “Bu gece ödevime yardım edeceğine söz vermiştin! Yarın okulda bana haykırırlarsa ne halt edeceksin?”
Haruto gözlerini devirerek içini çekti. Başkasına asla kullanmayacağı bir tonla, “Kes sesini be,” dedi. “Toplantı uzun sürdü.”
“Yalancı! Yine arkadaşlarınla içmeye gittin! Tweet bile attın, her şeyi gördüm!”
“Twitter’ıma bakman için sana kim izin verdi be piç?”
Haruto bıkkınlıkla dilini şıklattı. Kız kardeşi, Itsuki’nin apartman dairesinden attığı o gey muhabbeti kokan paylaşımdan bahsediyordu. Aileden birinin buna yakalanması onun için biraz utanç vericiydi.
Konuyu değiştirmek isteyerek, “Bak, saat geç oldu, tamam mı? Şu ödevi bitirelim de yatalım,” dedi. “Yani, bunu tek başına yapamayacak kadar geri zekâlı mısın gerçekten?”
“Geri zekâlı değilim! İstesem hepsini şak diye yaparım ama değerli vaktimi bunlara harcamak istemiyorum! O yüzden sana yaptırıyorum işte! Şükredeceğine bir de laf ediyor, pislik!”
Haruto, kendisine savrulan bu mantıksız hakaretlere aldırmadan, uykulu bir ses tonuyla matematik sorularını tıkır tıkır çözmeye başladı. Kız kardeşi muhtemelen haklıydı; istese yapabilirdi, zira sınav notları dönem birincileriyle yarışıyordu.
Her şeyi on dakikada bitirip toparlanırken, "Tabii, istersen yaparsın," diye mırıldandı kendi kendine.
“Tamam, ben kaçtım,” diyerek odasına yönelecekken kardeşi onu durdurdu.
“B-bekle biraz! Buzdolabında puding var, ödül olarak onu yemene izin vereceğim.”
“İstemez. Hemen yıkanıp yatacağım.”
“Ben de yiyeceğim işte! Bekle diyorum!”
Kız kardeşi, yüzü hafifçe kızarmış bir halde odadan fırlarken Haruto, “Gece yarısı o zıkkımı yersen şişmanlayacaksın,” diye mırıldandı. Çok geçmeden kız geri döndü ve karşılıklı puding kaplarına kaşık sallamaya başladılar.
“Hey, şey, abi?”
“Hı?”
“Şu kitaplarını okuyorum da, hâlâ gördüğüm en sıkıcı şeyler. Yeni çıkan kitabını herhalde yüz kere okumuşumdur ama insanların onda ne bulduğunu bir türlü anlamıyorum.”
“Vay be,” dedi Haruto düz bir sesle. Bunları daha önce de duymuştu.
Bu tepki kız kardeşinin öfkeden yanaklarını şişirmesine yetti. “Başrol kadın karakterde çekici hiçbir yan yok bir kere! O aptal ‘kaderin cilvesi’ muhabbetleri yirmi yıl öncesinde kaldı... Başrol kadının diğer çocuğa daha yakın olması çok daha iyi olurdu. O zaman onunla daha kolay bağ kurabilirdin, anlıyor musun?”
“...Daha yakın, ha? Çocukluk arkadaşı gibi mi? Sanki bu yeterince bayat bir numara değilmiş gibi.”
“Ne? Geri zekâlı mısın nesin? Çocukluk arkadaşı dediğin senin için yoldan geçen bir yabancıdan farksızdır.”
“Eee, ne yazmamı istiyorsun o zaman?”
“Bilmiyorum işte, salak! O senin işin! Ha, bir de bugün çıkan anime dergisindeki röportajını gördüm abi. İğrençti.”
“İğrenç falan değildim!”
Haruto röportajı kendi de okumuştu. Ters bir şey söylememişti ve kendini övmeyi sevmese de, basılan fotoğrafın gayet yakışıklı çıktığını düşünüyordu.
“Öyleydin. Tam bir yakışıklı budalası gibi davranmaya çalışmışsın. Hele o fotoğraftaki açı... Onu özellikle mi istedin? İdol falan değilsin sen abi. O açıdan havalı göründüğünü mü sandın gerçekten? Öğğ, tiksinçsin!”
“Kes sesini artık!”
Kız kardeşi damarına basmaya devam ettikçe Haruto’nun suratı kıpkırmızı oluyordu.
“Gidip kafana kel peruk takmalıydın, üstüne de bir ton makyaj... Tam bir palyaço olurdun, sana o çok daha yakışırdı!”
“Hayır, manyak! Öyle yaparsam yeni kazandığım kadın hayranlarımın hepsini kaybederim!”
“Abi, senin kitaplarını o soluk benizli bakir çocuklardan başka kimsenin okumadığını biliyorsun! Ki bu senin için harika bir şey! En azından peşinde koşan diğer kadın hayranlar için endişelenmene gerek kalmıyor!”
“Saçmalama! Erkeklere hitap eden hikâyelerde bile kadın kitleyi çekmek başarının anahtarıdır— ah!”
Kız koluna bir yumruk indirdi.
“Sen saçmalıyorsun! Öğğ, aman be, boş ver! Defol git odadan!”
“Oha, pudingim bitmedi daha—”
“Ben bitiririm!”
“Şişmanlayacaksın diyorum! Ya da ye de gör gününü!”
“Kes sesini piç! Geber git!”
Yarısı yenmiş pudingi elinden alınan ve koluna yumruğu yiyen Haruto, odadan dışarı kovalandı.
Kapının ardından, “Umarım domuza dönersin!” diye haykırdı ve somurtarak kendi odasına geçti.
Yatmadan önce biraz daha çalışmak ümidiyle bilgisayarını sırt çantasından çıkarırken içini çekti. “Belki de ben de ayrı bir eve çıkmalıyım.”
Haruto yirmi iki yıllık ömrü boyunca hep aynı evde, ailesiyle yaşamıştı. Yuvadan uçmayı iki kez düşünmüştü; biri üniversiteye kabul edildiğinde, diğeri ise profesyonel yazarlık kariyerine adım attığında. Ancak her iki seferde de kız kardeşi buna şiddetle karşı çıkmıştı. Ebeveynleri de kızın tarafını tutunca o da pes etmişti.
Hayır, diye geçirdi içinden tüm kalbiyle. Bir kız kardeşe sahip olmanın iyi hiçbir yanı yok.
Eğer Itsuki burada olsa ve bu manzarayı görse, muhtemelen “İşin tüm sevinci de burada zaten!” diye çığlık atar ve kıskançlıktan eriyip biterdi. Fakat Haruto fazla gerçekçiydi; kendi kanından olan bu canavarın ondan nefret ettiğine o kadar emindi ki, kurgulardaki o abi takıntılı veya "tsundere" tiplemelerine inanmıyordu.
Gerçeği, yani kız kardeşinin aslında tam olarak o iki tiplemenin bir karışımı olduğunu fark etse bile, Haruto için pek bir şey değişmezdi. Çünkü Itsuki’nin tüm tellerine basacak o kız kardeşten çok daha fazla arzuladığı bir şey vardı: Fuwa Haruto, saf ve doğal bir yetenek açlığı çekiyordu.
Yetenek, para, statü, itibar, görünüş, karakter, hayaller, umutlar, kabul görmek, huzur, bir dost, bir sevgili, bir kardeş.
Bir insan en çok neyi istiyorsa, onu hep en yakınındakinde bulurdu. Ve o kişi, kendisinde eksik olan şeye ne kadar hasret olursa olsun, ona sahip olan kişi bunu genellikle değersiz bir çöpten farksız görürdü.
Birinin hayatta gerçekten istediği şeye sahip olması mucizeden farksızdır. Ancak bu mucizelerin nadirliği, trajedilerin ve komedilerin beslendiği o bereketli pınardır.
Ve bu dünya —bu hikâye— en başından en sonuna kadar tam olarak böyle akar gider.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.