Haruto’nun yüzündeki gülümseme her zamanki gibi çekici ve ferahlatıcıydı ancak gözlerindeki parıltı adeta tutkuyla yanıyordu.
Bira kutularını ve atıştırmalıkları toplayıp bulaşıkları halletmeleri birkaç saatlerini almıştı. Haruto, hala sızmış halde olan Itsuki’yi kotatsu içinden çekip çıkardı, yatağına yatırdı ve evden ayrıldı. Dışarı adımını attığında titredi; buz gibi rüzgar, alkolün etkisiyle ısınmış vücudundaki tüm harareti bir anda söküp almıştı.
Haruto Fuwa için Itsuki Hashima; bir dost, bir içki arkadaşı, aynı yayınevi çatısı altında savaşan bir sektör yoldaşı, zahmetli bir küçük kardeş gibi koruyup kolladığı biri ve günün birinde mutlaka yenmeyi umduğu bir düşmandı.
İkisi de aynı yeni yazar yarışmasında övgü almıştı ama sundukları eserlere dair yazılı değerlendirme notları birbirine taban tabana zıttı. Haruto, jürinin ikisi hakkındaki yorumlarını hala unutamıyordu.
“Ham içerik beraberinde pek çok sorunu da getiriyor; dürüst olmak gerekirse bu eseri halka sunmanın ne kadar doğru olduğundan emin değiliz. Ancak yine de akıl almaz bir etkisi var. Sadece bu yazarın elinden çıkabilecek türden bir iş ve yaratıcı bir yetenek olarak gelecekte nasıl serpilip olgunlaşacağını görmek için can atıyoruz.”
“Güncel trendlere son derece hakim birinin elinden çıktığı belli, ustalıkla kurgulanmış bir parça. Kalitesi, bu haliyle bile basılmasına imkan tanıyor. Kim bilir, belki [boş boş burnunu karıştırırken söylüyor] satışları da fena olmaz.”
Hangi yorumun hangi yazara ait olduğu gün gibi ortadaydı.
O değerlendirme metnini okuduğunda jüri üyelerinden birkaçını yumruklamak istemişti ama Itsuki’nin yayımlanan eserini bizzat okuduğunda gerçek tokat gibi yüzüne çarptı: Mağlup olmuştu.
Evet, belki Haruto’nun serisi Itsuki’ninkinden çok daha fazla satmıştı, o beklenen anime uyarlamasını kapmıştı ve diğer her şeye sahipti; ancak tüm bunlar ona kendini galip hissettirmeye yetmiyordu. Şöhret, telif hakları, okur yorumları... Dışarıdan bakıldığında başarı sayılan bu ölçütlerin hiçbiri, ruhuna çöken o mutlak yenilgi hissinin yanında bir anlam ifade etmiyordu. Bir yıl önce Nayuta Kani ile tanıştığında bu his daha da derinleşmişti. Sırf Itsuki’nin yazdıklarını okuduğu için yazar olmaya karar veren bir kızdı o; Itsuki, kalemiyle onun hayatını kelimenin tam anlamıyla sonsuza dek değiştirmişti.
Genel olarak iki tip romancı vardır: Kendi duygularını en güçlü silahı olarak kuşanan sanatçı ve pazarın ne istediğini analiz edip eserini ona göre yontan zanaatkâr. Bunlar birbirinden kopuk, katı kategoriler değildir; çoğu yazar, az miktarda zanaatkâr ruhu taşıyan sanatçıdan, biraz daha zanaatkârlığa meyleden orta yolculara kadar geniş bir yelpazede yer alır. Fakat Itsuki ve Nayuta tam manasıyla birer sanatçıyken, Haruto zanaatkâr idealinin zirvesindeydi.
Bu iki arketippin birbiriyle rekabet etmesi aslında yersizdi. Biri diğerinden daha sürükleyici romanlar yazar diye bir kaide yoktu. Sonuç ürettiğiniz sürece, nerede durduğunuzu kafaya takmanız için hiçbir sebep yoktu. Hatta yayınevleri; ruh halleri kalitelerini veya yazma hızlarını büyük ölçüde etkileyen, hatta bazen yazmalarını imkansız kılan sanatçılar yerine, istikrarlı temposu ve standart kalitesiyle zanaatkârları el üstünde tutma eğilimindeydi.
Haruto bunu elbette biliyordu. Ama yine de...
“...Keşke ben de bir dahi olabilseydim...” diye fısıldadı kendi kendine ve gecenin karanlığında gözden kayboldu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.