Yakışıklı Dostun Ansızın Gelişi

“Selaaam! Yakışıklı dostun geldi.”

Akşam saatlerinde, Itsuki her zamanki gibi dairesinde canını dişine takmış çalışırken, kapı zilinin sesiyle birlikte kulağına bu talihsiz yorum çalındı.

Itsuki kaşlarını çatarak misafirini karşılamaya gitti. Gelenin yaptığı yorum ne kadar sinir bozucu olsa da kapısının önünde dikilen adam gerçekten de tam bir yakışıklıydı.

Yirmili yaşlarının başındaydı; keskin bakışları, zarif hatları, ince çerçeveli gözlükleri ve bu doğal cazibesini tamamlayan açık kahverengi, hafif ağartılmış saçları vardı. Sıska bir vücuda sahip olmasına rağmen sağlıksız görünmüyordu; bacak boyu ise neredeyse tüm boyunun yarısı kadardı.

Sıcak bir şekilde gülümsüyordu ve duruşundaki her detay insana kendini güvende hissettiriyordu.

Itsuki, gerçekten yakışıklı olan gençlerin kendi yakışıklılıklarının bilincinde olmasından nefret ederdi çünkü buna ne cevap vereceğini hiç bilemezdi. Öte yandan, yakışıklı olduğu söylendiğinde “Yok canım, değilim” gibi mütevazı itirazlarda bulunulması da bir o kadar irite ediciydi. Bu yüzden: “Bütün yakışıklılar ölmeli. Nokta.”

“Hangi ara bu karara vardık?”

Kendisine defolup gitmesi söylenmiş olsa bile yakışıklı genç sadece çarpık bir şekilde gülümsedi. Bu gülümsemesinde tuhaf bir şekilde canlandırıcı bir taraf vardı.

Itsuki onun gerçek adını bilmiyordu ama Fuwa Haruto takma adıyla yazıyordu. O da Itsuki gibi bir yazardı, aynı yayıneviyle çalışıyordu ve aynı yarışmada ödül kazandıktan sonra Itsuki ile hemen hemen aynı zamanlarda profesyonel kariyerine adım atmıştı.

“Selam Itsuki. İşler yolunda mı?”

“Hıh. Evet, sayılır.”

“Aşağıyı temiz tutuyor musun bari?”

“D-dışarıda böyle şeyler söyleme!”

Itsuki’nin yüzünün kıpkırmızı kesildiğini gören Haruto kahkahayı bastı. “Hadi ama, amma abarttın! Komşularının, alt ve üst katındakilerin üniversite öğrencisi olduğunu biliyorsun, değil mi? Hepsi şu an derstedir.”

“...Bu binada kimin yaşadığını neden benden daha iyi biliyorsun?” Itsuki inleyerek gözlerini kıstı. “Gel içeri bari.”

“Sağ ol. Bak, sana hediye getirdim. Şunları dolaba koyayım.”

“Koy.”

Haruto, buzdolabını kendi eviymişçesine açtı ve bez çantasında getirdiği birkaç şişe ithal birayı içeri yerleştirdi. Bunu yaparken dolapta halihazırda duran iki şişeyi dışarı çıkardı; bunlar Belçika birası olan Gouden Carolus’un Tripel ve Christmas serileriydi. Yalnız yaşamasına rağmen Itsuki’nin çekirdek aileye yetecek büyüklükte bir buzdolabı vardı; içindekilerin beşte biri Chihiro’nun hazırladığı yemeklerden artanlar, beşte üçü ise alkoldü. Geri kalan yerleri ise su şişeleri, çaylar, spor içecekleri ve biranın yanına katık edilecek jambon, peynir, sosis, çikolata ve kuru meyve gibi atıştırmalıklar dolduruyordu.

Itsuki’nin evi yayınevine çok yakın olduğu için Haruto, editörlüğe uğramadan önce neredeyse her zaman buraya damlardı.

“Hey, bir tabak ödünç alıyorum, tamam mı?”

Cevap beklemeden mutfaktan büyük bir servis tabağı alan Haruto, biraların yanında çıkardığı jambon paketini açtı, birkaç dilimi tabağın kenarlarına dizdi ve ortasını peynir ve kuru meyvelerle özenle doldurdu. Hazırladığı tabağı kotatsunun ortasına yerleştirdikten sonra raftan iki tane markalı Gouden Carolus kadehi aldı, onları hızlıca durulayıp açacakla birlikte masanın üzerine koydu.

“Buyur bakalım,” dedi kotatsunun kenarına çökerken. İşi en az Chihiro kadar temiz ve titiz halletmişti.

“Hmm,” dedi Itsuki sakin bir şekilde başını sallayarak. Misafiri Haruto yiyecek ve içecekleri hazırlarken o kotatsuda uzanmış manga okuyordu.

“Seç bakalım zehrini,” dedi Haruto, iki şişeyi de elinde tutarak.

Itsuki, Christmas birasını işaret etti. “Şu olsun.”

“Tamamdır.” Haruto şişeyi açtı ve koyu kahverengi sıvıyı kadehe boşalttı. Bira kadehte köpürürken odayı otlar ve baharatların kokusu sardı.

“Eveeet, bir günü daha devirdik.”

“Öyle oldu.”

Kadehlerin hafifçe tokuşturulmasıyla Itsuki içkisini aldı. Tam kadehi dudaklarına götürecekti ki Haruto onu durdurdu.

“Dur bir dakika.”

“Ha?”

“Şu tabağın üzerinde bir saniyeliğine barış işareti yapsana.”

“...Şöyle mi?” diye sordu Itsuki merakla. Kadehini bırakıp işaret ve orta parmağını makas gibi yaparak oldukça iştah açıcı görünen atıştırmalık tabağının üzerinde tuttu. Haruto da sol eliyle hemen yanına aynı işareti yaptı, sonra sağ elindeki akıllı telefonla fotoğrafı çekti.

“Tamamdır, sağ ol. Bakalım... ‘Ödül ortağım Hashima Itsuki ile onun mekanında takılıyoruz! ^^ Son zamanlarda haftada üç gün buradayım, galiba artık evlenme vaktimiz geldi~~’”

“...Ne yapıyorsun sen?”

“Hiç, Twitter’da eşcinselmişiz gibi takılıyorum işte,” dedi Haruto, bir yandan ekranda bir şeyler tuşlarken.

“...?” Itsuki kaşını kaldırdı.

“Biliyorsun, son zamanlarda ismim bayağı duyulmaya başladı, değil mi?”

“Evet.”

Haruto’nun çıkış serisi Mutlak Dünyanın Şövalyesi, Gümüş Manzara kadar büyük bir fenomen olmasa da yayınevinin en iyi performans gösteren ilk beş eseri arasındaydı. Anime uyarlamasının önümüzdeki nisan ayında televizyonda yayınlanması planlanıyordu; bu da imza günleri, anime dergilerindeki röportajlar, internet haber portalları ve video siteleri sayesinde Haruto’nun çok daha fazla göz önünde olması demekti. Yakışıklılığı ona şimdiden yarı resmi bir lakap kazandırmıştı: “Kalp Hırsızı Romancı.”

Haruto’nun eserleri genellikle genç erkekler tarafından okunuyordu ve bu kitlenin yazarı nasıl göründüğüyle pek ilgisi olmazdı. Ancak bazıları, yazarın tanıtım fotoğraflarındaki yakışıklılığına karşı açıkça düşmanlık besliyor; hatta bazıları, animenin seslendirme kadrosundaki kadınlara asılabileceğine dair ciddi ciddi endişelerini dile getiriyordu.

“İşte bu yüzden kişiliğime biraz eşcinsel havası katıyorum,” diye açıkladı. “İnsanlar kızlardan çok erkeklerle takılmayı sevdiğimi düşünürse, seslendirme sanatçısı hayranları benden nefret etmez... Ayrıca bu tarz şeylerden hoşlanan hanımefendiler de etrafıma toplanmaya başlar. Bir taşla iki kuş.”

“...Ne hayatlar var be,” dedi Itsuki, hem bıkkın hem de halden anlayan bir tavırla. “Ama bir saniye. Peki ya ben? Ben şimdi senin zoraki partnerin mi oldum, yoksa...?”

“Hmm? Olur. Eşcinsel kankalar olmak ister misin?”

“Asla!” diye bağırdı Itsuki bu lakayıt teklif karşısında. “Senin kıçını kurtarmak için neden cinsel kimliğimi değiştirmek zorundayım ki?”

“Aman canım, ne olacak? Belki bu sayede yeni hayranlar kazanırsın.”

“Öyle hayranlar kalsın! Ben kitaplarımın benim nasıl bir karakter olduğumla değil, yarattığım karakterlerle satılmasını istiyorum!”

“Ooo,” dedi Haruto, yüzü aniden ciddileşerek. Dişlerini göstererek güldü. “Dostum, bazen gerçekten tuhaf şeylere takılıyorsun. Dünyanın senin diğer takıma oynadığını düşünmesi neden umurunda ki?”

“Sen ciddi misin? Başyapıtımın anime versiyonunda en muhteşem kız kardeş başrolünü seslendiren o mükemmel seslendirme sanatçısıyla evlendiğimde, insanlar bunun bir paravan olduğunu falan düşünürse ben ne yaparım?”

“Oha, bir seslendirme sanatçısıyla mı evlenmek istiyorsun Itsuki?”

“Ha-ha-ha! Aptal olma! Evlenmeye zerre niyetim yok ama kulağa ne kadar hoş geliyor, değil mi? Seslendirme sanatçılarının etrafında pervane olması fikri? Bayılıyorum buna, hi-hi-hi-hiiii!”

“...Sen uykunu alabiliyor musun?” diye sordu Haruto, gerçekten endişeli görünerek.

“...Şey, evet... Sadece işimde biraz tıkanıklık yaşıyorum.” Itsuki dudak bükerek başını salladı.

“...Öyle mi? Belki de bugün içmemelisin o zaman?”

“Hayır, içeceğim. Belki kafayı bulunca aklıma yeni fikirler gelir!”

Itsuki birayı dudaklarına götürdü. Baharatların muazzam karışımı burnunu gıdıkladı, ağzına yayılan yoğun tatlılık yerini karmaşık ama keyifli bir acılığa bıraktı. Gouden Carolus Christmas, hacmen yüzde 10.5 alkol oranına sahipti; yani piyasadaki sıradan Japon biralarının yaklaşık iki katıydı ve tadı alkolü o kadar iyi gizliyordu ki bir dikişte bitirmek tehlikeli derecede kolaydı. “Ooh... Bu çok iyiymiş.” Itsuki nefesini dışarı verdi, göz kapakları şimdiden ağırlaşmaya başlamıştı.

“Hey, bu tempoda gitme.” Haruto sırıtırken birasından bir yudum alıp tadını damağında gezdirdi. “Yazma tıkanıklığı yaşıyorsun, ha? Şu İblis Avcısı meselesi mi? Hashima külliyatındaki kız kardeş olmayan ilk başrol kadın mı?”

“...Yok, o işi rafa kaldırdım,” dedi Itsuki, biraz mahcup bir tavırla.

Haruto, roman ve anime dünyasındaki son trendleri yakından takip ederdi. Itsuki, İblis Avcısı Scarlet (geçici isim) projesini kurgularken onunla birkaç kez bu konuyu istişare etmişti. Hatta giriş kısmını bile ona okutmuştu.

“Rafa mı kaldırdın? Ciddi misin? Neden?”

“Çünkü benim kadın başrollerimin kız kardeş olması lazım dostum! Yeni projemde gelmiş geçmiş en mükemmel kız kardeş figürünü yaratmaya çalışıyorum. Daha önce kimsenin aklına gelmemiş bir şey!”

“...Sen bu manyaklığı iyice abarttın,” dedi Haruto bıkkın bir sırıtışla ve bir yudumun ardından bir parça kuru meyve kaptı. “...Benim de bir kız kardeşim var ama gel dürüst konuşalım; pek de öyle matah bir yanları yok, biliyorsun değil mi? Yaptığım her küçük şeye dırdır eder; en ufak bir şeyde beni pataklamaya başlar; kitaplarıma ‘iğrenç’ veya ‘sıkıcı’ der; röportajlarımı okuyup ‘berbat’ ya da ‘rezalet’ diye dalga geçer... Beni deli ediyor.”

“Seni aptal! Benim kız kardeşimle, seninkinin kılığına girmiş o çöp parçasını bir tutma!”

“Çöp mü...?! Amma yaptın, o kadar da kötü değil! Yani küçükken bayağı şirindi, ne zaman şifayı kapsan bana atıştırmalık bir şeyler alırdı... Hem senin kız kardeşin bile yok!”

“Var bir kere!”

“Ha?”

“Tam burada, kalbimde!”

“Haa... Anlıyorum...” Haruto ona tam bir acıma duygusuyla baktı. “...Ama yine ciddiyetle söyleyeyim: Tamam, sende olan o ‘kız kardeş’ hatası bende yok ama son zamanlardaki romanların... Yani bence yoldan fena saptın, biliyor musun? İnternette de benzer şeyler yazanları gördüm; ‘Artık ana karakterle bağ kuramıyorum’ falan diyorlar.”

“Sen neden benim kitaplarımın yorumlarını internetten okuyorsun ki...?”

“Özel bir sebebi yok. Sadece başkalarının işleri hakkındaki izlenimleri okumayı seviyorum.”

“Hıh...”

Biraz bozulan Itsuki, boş bardağını yeniden doldurduğu gibi tek dikişte bitirdi. “Farkındayım herhalde. Bazı çevrelerde böyle muhabbetlerin döndüğünü biliyorum. Çoğunu, Amazon yorumlarıyla kişisel günlüklerini birbirine karıştıran aptalların hezeyanları ya da anonim forumlarda pinekleyen o beyinsiz trollerin saçmalıkları diyerek görmezden geldim. Ama editörüm, anket formlarını gönderen genç okurların da gitgide benzer şeyler söylemeye başladığını belirtti. En azından bu geri bildirimlerin bir değeri olduğunu düşünmek istiyorum, yani sanırım…”

Bardağından büyük bir yudum daha çekti, gözleri buğulanmaya başlamıştı.

“Ama!” diye bağırdı, avucunu sertçe kotatsuya vurarak. “O sığ görüşlü ayak takımının meleşmelerine boyun eğecek değilim! Eğer ‘çok ileri gidiyorsun’ diyen tipler yüzünden kılıcımı köreltirsem, asla o nihai kız kardeş idealine ulaşamam! Sınırları zorlamaya devam etmeliyim, hem de sonuna kadar... Kendi ellerimle, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir özgünlüğe sahip, herkesi diz çöktürüp af diletecek o yenilmez, mutlak kız kardeş tanrısını yaratmalıyım! O, tüm o aptal nefret kusanların ruhlarını paramparça edecek!”

Lafını perçinlemek için bardağın dibini gördü.

Itsuki’nin kız kardeş idealine olan tutkusu ve editörüne duyduğu saf nefreti konu alan nutuğu bir süre daha devam etti. Haruto ise dinlerken arada sırada “Hı hı,” veya “Tabii, kesinlikle,” gibi tepkiler vererek ona eşlik etti. Ancak çok geçmeden Itsuki’nin sarhoşluğu öyle bir noktaya ulaştı ki, her şeye “Nyanpasu” diye cevap vermeye başladı.

“Yuh be... Ben seni o kadar hızlı içme diye uyarmıştım ama...”

Yarı baygın haldeki Itsuki, gözleri kapalı bir şekilde elini havada rastgele sallayarak, “Nyanpasu,” diye mırıldandı.

“...Adını biliyor musun bari?”

“Nyanpasu!”

“...Adresini hatırlıyor musun peki?”

“Nyanpasu!”

“Nyanpasuuuuuu?”

“Nyan...pasu...?”

Itsuki arkaya doğru devrildi ve orada kaldı. Yüzünde mutlak bir huzur ifadesiyle uykuya daldı. Haruto bu manzaraya bakıp sırıttı.

“Nayu bunu görmeye bayılırdı herhalde,” diyerek onun yakından bir fotoğrafını çekti. Yine de fotoğrafı ona göndermek yerine akıllı telefonunu cebine geri koydu.

“Fnnhh... Nyan...pasu...”

Haruto, uykusunda konuşan Itsuki’yi izlerken kendi bardağını doldurdu.

“Eh, dayan bakalım dostum... Senin gibi dâhiler kendilerini böyle boş işlerle hapsederken, bu durum bana aradaki farkı daha da açmam için güzel bir fırsat veriyor.”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.