Şu dünyada tek bir büyük dileği varsa, o da Itsuki’nin nihayet onu gerçekten ve tüm kalbiyle kabul etmesiydi.
“Oysa onun tek umursadığı, romanlarındaki o bayat küçük kız kardeş tiplemeleri...”
Banyodan çırılçıplak çıkan Nayuta, Itsuki’nin baksırına yüzünü gömüp kumaşın dokusunu ve kokusunu içine çekerken derin bir iç çekti.
Akan suyun sesi yazıya odaklanmasını zorlaştırınca Itsuki kulaklıklarını taktı ve müziğin sesini sonuna kadar açtı. Bu da yaratıcılığını pek kamçılamıyordu ama Nayuta’yı çıplak hayal etmekten kesinlikle daha iyiydi.
Nayuta ona olan aşkını ilk kez, evine gelip üzerine kustuğu o günün hemen ardından itiraf etmişti.
Özür dilediğinde Itsuki, “Ah, hiç sorun değil. İnsanın midesinde böyle kelebekler uçuşunca herkes hata yapabilir. Öyle küçük şeylerin hesabını tutacak kadar dar görüşlü biri değilim, ha-ha-ha!” diye karşılık vermişti.
Nayuta’nın yüzünde belirgin bir rahatlama ifadesi oluştu, ardından daha da derin bir nefes aldı.
“Ayrıca size aşığım efendim. Acaba sevgili olabilir miyiz?”
“Hyah! Hah... hah... öğğk. Krpbbbhh?!”
Itsuki’nin o hoşgörülü yazar maskesi bir anda düşüverdi; zihnini tamamen kaybederek son derece zavallı bir duruma düştü.
“N-neler saçmalıyorsunuz Kani Hanım?!”
Nayuta’nın editörü de bu beklenmedik gelişme karşısında en az onun kadar şaşkın görünüyordu. Nayuta ise istifini bozmadı.
“Eserlerinizi ilk gördüğüm andan beri size aşığım,” diye başladı söze. “Ödül töreninde sizinle tanıştığımda bu duygunun ne kadar gerçek olduğunu anladım. Eserlerinizi sevmem ya da bir yazar olarak size hayran olmamla ilgili değil bu; ben doğrudan size, Itsuki Hashima’ya romantik anlamda aşığım. Size tutuldum. Sevgilim olmanıza ihtiyacım var.”
Vücut dilindeki her bir ayrıntı, bu sözlerin saf gerçeği yansıttığını haykırıyordu. Itsuki paniğe kapıldı.
“Şey, yani, b-biraz düşünmeme izin verir misiniz?” diye kekeleyebildi. O sırada Nayuta, editörü tarafından neredeyse yaka paça odadan çıkarılıyordu.
Sonra yatağına uzandı, zihni darmadağın bir halde düşünmeye başladı. İlk kez bir kadın ona böyle bir şey yapıyordu. Daha önce hiç kız arkadaşı olmamıştı. Onun için bu durum, ödül kazanmak kadar hayatını değiştirecek bir olaydı. Nayuta teknik olarak hayalindeki o küçük kız kardeş figürüne uymuyordu ama güzeldi, endamlıydı ve onun gibi birinin kendisine aşık olduğunu söylemesi kesinlikle moral bozucu bir düşünce değildi.
Zamanla sakinleşip kendine geldikçe, Itsuki’nin zihni hızla pembe hayallerle dolup taşmaya başladı.
“Aaaah, of yaaaa, ne yapacağım ben şimdiiii?! Yani bekaretimi evleneceğim kişi dışında kimseye vermek istemediğimi biliyorum ama... Pfft-hi-hi-hi-hi! Daha birbirimizi doğru dürüst tanımıyoruz bileeee... Sadece yüzün veya vücudunla ilgili değil, değil miii? Kişilik falan da önemli sonuçta? Hemen öyle çıkıp, çıkıp, g-g-gezmeye falan başlayamayız ki? Ağırdan alırız, birbirimizi tanırız ve yavaş yavaş yakınlaşırız, değil mi? İşler genelde böyle yürür, şey...?”
Gözleri kotatsu masasının üzerindeki, yayınevinin logosunu taşıyan kağıt poşete takıldı. Poşette çikolata kutusu ve Nayuta’nın gönderdiği tek bir kitap vardı: Gümüşi Manzara. Genç kızın ilk eseriydi ve önümüzdeki hafta raflardaki yerini alacaktı.
Kapak resmini pek beğenmedim... İsmi de oldukça sıradan. Arka kapak yazısına bakılırsa içinde küçük kız kardeş olan bir başrol kadın karakter de yok, o yüzden pek heyecan verici gelmiyor. Ama belki de bunu okumak bana onun hakkında bir şeyler öğretir?
Itsuki, Gümüşi Manzara’yı okumaya başladığında bu düşünceler içindeydi. Ancak bu hisleri uzun sürmedi.
Kitabı tek oturuşta bitirdikten sonra, sesi titreyerek, “Bu... Bu tamamen farklı bir seviye...” diyebildi sadece.
Nayuta’nın teklifine cevabını ise üç gün sonra verdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.