Orsola Kilisesi yedi sığınaktan oluşuyordu.
Bu sığınakların her biri, Haçlılık inancının yedi kutsal sırrından birine adanmıştı. Hepsi aynı boyutta değildi; törenin icra edilme sıklığına ve dini önemine göre, harcanan para ve kapladıkları alan değişiyordu. Orsola ve diğerleri o an, düğün törenlerinin yapıldığı Evlilik Kilisesi’ndeydiler. Buranın en büyük bütçeyi alması planlandığı için bina devasa bir yapıya sahipti. İkinci en büyük bina ise cenaze işlemlerinin yürütüldüğü Son Yağlama Kilisesi’ydi. Ruhbanlık ve Takdis kiliseleri gibi dini önemi yüksek diğer sığınaklar onları takip etse de, Kamijou gibi sıradan ziyaretçilerin buralara pek uğraması beklenmediğinden en küçük binalar bunlardı. Bu küçük yapılar heykeller, tablolar ve vitray pencerelerle öyle ustalıkla süslenmişti ki, sanki yarı müze yarı sergi havası verilerek ek gelir elde edilmesi amaçlanmıştı.
Telefonundaki internet sitesinin mobil sürümünden edinebildiği bilgiler bu kadardı. Okült taraftakilerin kendi tercihleriyle bir web sitesi kurmuş olmaları tuhaftı ancak belki de buranın turistik bir rehber gibi işlev görmesini istemişlerdi. Tamamlanması planlanan kısımların, hatta iç mekânın haritalarının bile halka açılması bir para tuzağı olabilirdi... Tabii sadece ziyaretçilere göstermek istedikleri kısımları sergiledikleri ortadaydı.
“Kahretsin!”
Kamijou, Orsola’yı kucakladığı gibi kaptı ve Evlilik Kilisesi’nin arka kapısından dışarı atıldı. Dümdüz taş zemine adımını attığında kendilerini karşılayan tek bir yeşillik bile yoktu. Hemen ardından kapı eşiğinde silahlı rahibeler belirdi.
Düzinelerce Amakusa üyesinin Romalı rahibelerle kafa kafaya çarpıştığı o anı beklemiş, Orsola’yı alıp Evlilik Kilisesi’nden kaçmıştı. Elinden gelse Index ve diğerlerinden ayrılmak istemezdi ama şu an aralarına insanlardan bir duvar örülmüştü; yapabileceği bir şey yoktu.
Koşarken Orsola’nın yüzüne bakıp sordu: “Geciktiğim için üzgünüm! İyi misin?!”
“...Evet. Bu kadarı gerçekten hiç önemli değil.”
Kadının kıyafetleri feci şekilde parçalanmıştı; üzerindeki kopçalar ve diğer metal parçalar, sanki bir canavarın dişleri arasında ezilmiş gibi kırılmıştı. Yerinden kımıldayacak hali yoktu, sadece hafifçe sarsılıyor ve ona sıkıca tutunuyordu. Bu kadarı bile ne kadar ağır yaralandığını anlaması için yeterliydi.
Ancak yüzünde bitkinlik olsa da acıdan eser yoktu.
Sanki her an ağlayacakmış gibi duruyordu. Ellerini gencin boynuna dolamış, nihayet ebeveynlerini bulmuş bir çocuk gibi ona bakıyordu.
Öğğ, bu da ne böyle! Her şey o kadar basitti ki; işte tam burada, savaşmak için kapı gibi bir sebebim vardı.
Kamijou onu sıkıca tutarak koşmaya devam etti.
Evlilik Kilisesi ne kadar büyük olursa olsun, içeride o kadar çok kişiye karşı dövüşmek intihar olurdu. Sorun güç meselesi değildi; mesele üzerine boşalan insan selinde boğulmaktı. Zaten nihayetinde o sadece bir lise öğrencisiydi. Bire bir kavgayı kazanabilirdi, bire iki ise şüpheliydi. Daha fazlası olduğunda arkasına bakmadan kaçardı. Yeteneği ancak bu kadarına yetiyordu.
Ama.
Ama sadece arkasına bakmadan kaçması, yenildiği anlamına gelmezdi.
“Hn...!!” Takipçilerinin sayısız eli sırtına değmeden hemen önce, ellerinde kılıçlarla Amakusa erkekleri ve kadınları kilisenin çatısından aşağı atladılar. Çelikleri, bedenine saplanmak üzere olan Roma Ortodoks silahlarını blokladı ve ardından gelen sert bir tekme, siyah giyinmiş rahibelerin ön safını havaya uçurdu.
Geri çekilen bir dalganın hışırtısıyla, Roma Ortodoks rahibelerinin bir kısmı tek bir organizma gibi hareket ederek Amakusa üyelerinin etrafını sardı.
Binlerce kez teşekkürler...!
İnşaat işçilerinden birinin bıraktığı boş bir teneke kutuyu topuğuyla havaya dikerek daha da uzağa koştu. Elbette böyle bir şeyi fırlatmanın siyahlı rahibeleri biçip geçmek gibi bir etkisi olamazdı.
Ancak gözlerinin ucundan bir şeyin uçup gittiğini gördüklerinde, isteseler de istemeseler de o yöne bakarlardı.
“?!”
Rahibelerin dikkatinin dağıldığını fark eden Amakusa üyeleri anında kuşatmayı yardı. Kamijou’ya kısa bir selam verdikten sonra her biri kendi yoluna kaçmaya başladı.
Bunu sonuna kadar izleyecek vakti yoktu. Rahibelerin savurduğu silahlar ağır olabilirdi ama bir insan bedeninden daha ağır olamazlardı. Aradaki kısa mesafeyi kapatmak için Romalı katiller tekrar Kamijou’nun peşine düştü.
Rahibelerden biri elinde yanan bir meşaleyle ona yaklaştı. Kadının arkasından softbol topu büyüklüğünde bir buz kütlesi fırladı. Kamijou, Orsola’yı göğsüne bastırarak bunlardan sıyrılmaya devam etti. Kısa süre sonra Evlilik Kilisesi’nin arkasındaki ince uzun Takdis Kilisesi’ni çevreleyen metal inşaat iskelelerini fark etti ve hızla oraya yöneldi. Eğik basamakları kullanarak ikinci kata tırmandı. Meşaleli rahibe dikkatsizce peşinden geldi; Kamijou sağ ayağıyla bir tekme savurup onu yere serdi. Bir an sonra, başka bir rahibe nasıl olduysa yerden bulunduğu yere tek bir sıçrayışta ulaştı; kadın dengesiz iskeleye ayak bastığı anda Kamijou ayaklarını yerden keserek onu aşağı yuvarladı.
“—”
Yerdeki düzinelerce rahibenin gözleri, iskeledeki genci mekanik bir ifadeyle süzüyordu.
Şimdiye kadar anlamış olmalıydılar.
Onu düzinelerce kişiyle kuşatıp aynı anda saldırabilirlerdi; o zaman kaçacak yeri kalmazdı. Ama eğer teke tek dövüşmek zorunda kalacakları bir yer bulursa, kendine bir kaçış rotası çizebilirdi.
Üzerinde durduğu iskeleyi oluşturan metal borular uzun, ince ve dengesizdi; bu yüzden rahibeler her yönden toplu bir saldırı gerçekleştiremezdi. Dar iskelede peşinden geleceklerse, ister istemez tek sıra halinde dizilmeleri gerekecekti. Hatta o kadar çok kişi aynı anda iskeleye doluşursa, yapı ağırlık altında bükülüp çökerdi. Ölümü göze almadıkları sürece, gerektireceği fedakarlık yüzünden sayı üstünlüklerini kullanamazlardı.
Kapkaranlık giysiler içindeki rahibeler bunun ne anlama geldiğini düşündüler...
...ve sonra tek kelime bile etmeden fikir birliğine vardılar; hepsi henüz yerdeyken silahlarını doğrulttu.
Asalardan baltalara, haçlardan İncillere ve hatta bir saat kulesinde görebileceğiniz devasa bir saat akrebine kadar; sayısız silahın ucu doğrudan başlarının üzerine, Kamijou’nun olduğu yere dikildi. Silahların uçları gökkuşağının tüm renklerinde parlıyordu; kırmızı, mavi, sarı, yeşil, mor, kahverengi, beyaz, altın.
Öğğ... Kahretsin...?!
Kamijou, bilincini kaybetmiş olan Orsola’nın bedenini tekrar kucaklayıp metal boru iskelenin üzerinde çılgınca yukarı tırmanmaya başladı. O sırada, parlak renkli ışık tüyleri birbiri ardına üzerine yağdı. Işıldayan silahlar, uçlarında ok başı olan tüy kalemleri andırıyordu. Göz açıp kapayıncaya kadar, Orsola ile koşan Kamijou’ya ulaşıp onları delip geçmek için hızlandılar. Işık tüylerinden oluşan fırtına, kilisenin dış duvarını ve iskeleyi acımasızca paramparça ediyordu. Devasa bir çatırtı duyup iskele sallanmaya başladığı an, hedef alınan kişinin kendisi olmadığını anladı; iskelenin temeline saldırıyorlardı.
Orsola’nın güvenliği zerre umurlarında görünmüyordu. Sadece onu hayatta tutmaları gerektiğini biliyorlardı; beyni ve kalbi çalıştığı sürece, ne halde olduğu muhtemelen umurlarında bile değildi.
Üzerinde koştukları tüm iskele, batan bir gemi gibi yana yattı.
Tabii ki yere atlamak, doğrudan düzinelerce rahibenin ortasına düşmek demekti.
“Öğğ, aaaaaahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh?!”
Anlamsızca bağırdı. İskele devrildiği için yolu gittikçe dikleşiyordu. Her geçen an dikey bir hal alıyordu. Kamijou bu dik yolda koşmaya çalıştı. İki katlı iskele, bir noktada üç katlı kilisenin çatısına kadar ulaştı.
Orsola’yı kollarında daha da sıkı kavradı ve tüm gücüyle zıpladı.
Ayakları kilisenin mermer çatısına bastığı anda, metal boru ve parçalardan oluşan o yığın gürültüyle yere serildi.
Az önce üzerinde olduğu iskelenin çöküşünü izlerken tüyleri diken diken oldu; sonunda Orsola’yı bırakmadan durdu ve derin bir nefes aldı.
“İ-iyi misin?” diye sordu kadın endişeyle, belki de ona ağır bir yük olduğunu hissederek.
“Evet, sorun yok,” diye yanıtladı gencin geçiştirerek; bir yandan da Orsola’nın durumunu tekrar süzdü. Sayısız şiddet eylemi yüzünden rahibe kıyafeti her yerden yırtılmış, kopçaları kopmuş ve eteği parça parça olmuştu. Normal şartlarda bu görüntü oldukça kışkırtıcı olabilirdi ama kadının uylukları çürük bir meyve gibi morarmış, iç kanamanın renk değişimleri bu tür düşünceleri aklından silip atmıştı.
...Bok yiyin. Dişlerini sıktı; dışından bir şey demedi ama içinden haykırıyordu. Koca bir adam bile sizin kalabalığınıza karşı duramazken, hepiniz birleşip Orsola’yı bu hale gelene kadar mı dövdünüz? Agnes Sanctis!! Hemen şu an düşman hattına dalmak istiyordu ama Orsola için daha çok endişeleniyordu. Acilen ilk yardım yapmalı ve onu dinlenebileceği bir yere götürmeliydi.
Fakat burada sakinleşmeye yer yoktu.
Gelebilecek mermilerden kaçınmak için çatının kenarından uzaklaşıp orta kısma, aşağıdan bakıldığında duvarların görüşü kapatacağı bir noktaya geçtiler.
“Bu da demek oluyor ki...”
Orsola’yı kollarından yavaşça inşaat halindeki çatının üzerine bıraktı ve eline yakındaki bir inşaat alet kutusunu aldı...
...ve güm!!
Bir sonraki an, muazzam bir gürültüyle üç rahibe yerden yukarı, yanına sıçradı.
Kamijou, onu bile savuracak kadar ağır olan alet kutusunu bütün gücüyle salladı. Kutu üç rahibeden birine çarptı; dengesini kaybeden kadın metrelerce aşağı, yere çakıldı.
Diğer ikisi çıt çıkarmadan çatıya indi. Biri devasa bir akrebi, diğeri ise yelkovanı andıran silahını saldırıya hazır hale getirdi. Silahların sap kısımlarına, muhtemelen daha iyi kavrayabilmek için sargı bezleri dolanmıştı.
Aşağıdan, binanın içindeki merdivenlerden çatıya doğru koşan diğerlerinin ayak sesleri geliyordu. Belli ki onlar çatıya sıçrayacak kadar yüksek bir yetenek sergileyemiyorlardı ama hemen altındaydılar.
Dezavantajlı durumda olduğunu hissedince, boynunu bile oynatmadan sadece gözleriyle bir kaçış rotası aradı. O sırada, çatının tepesinden tüm genişliğiyle görülebilen devasa kilise arazisinin ortasında beyaz cübbeli bir kızın koştuğunu fark etti.
Kızın hemen arkasında, yine kapkara giyinmiş onlarca rahibe vardı.
Ancak tepeden bakınca durumun ne kadar ümitsiz olduğu açıkça görülüyordu. Kızın kaçış güzergahının ilerisinde, ona doğru yaklaşan başka bir rahibe grubu daha vardı. Kız muhtemelen o yönde de düşmanlar olduğunun farkında değildi. Eğer bu şekilde devam ederse, doğrudan kucaklarına düşecekti.
"Index!" diye bağırdı gayriihtiyari.
Tam o anda, sağındaki ve solundaki iki rahibe, ellerindeki devasa saat akreplerini havaya kaldırarak üzerine atıldı.
Sesi, aşağıda can havliyle koşan kıza ulaşmamıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.