Gecenin bağrında, Kanzaki Kaori bir binanın çatısında tek başına dikiliyordu.
Gözlerinin önüne serilen manzara, inşası süren Orsola Kilisesi’ydi. Ancak buranın bir kilise olduğunu söylemek bin şahit isterdi; sessizlikten eser yoktu, her yer yıkım ve şiddetin gürültüsüyle sarsılıyordu.
Kiliseye epey uzak bir noktada durmasına rağmen, keskin kulakları aşağıdakilerin seslerini seçebiliyordu. Tek bir kız uğruna ayağa kalkanların haykırışlarını duyabiliyordu.
Kanzaki en başından beri ne Amakusa’nın tarafını tutmayı ne de düşman Roma Ortodoks Kilisesi’ne mensup olanları öldürmeyi planlamıştı. Olayın hemen ardından, sırf şiddete başvurmak için ortadan kaybolmuş da değildi.
Sadece gerçek niyetini göstermek istemişti.
Amakusa üyelerinin, o yanlarında olmasa bile yine Amakusa olarak kalacaklarını ve hiçbir şeyin değişmeyeceğini anlamalarını arzulamıştı.
Onlar da tam beklediği gibi, bunu az önce kanıtlamışlardı. Kanzaki, sanki çok özlediği bir şeye bakıyormuş gibi, gözlerini kısarak yüzünde belli belirsiz, içten bir gülümsemeyle aşağıyı izledi.
Bir daha asla dönemeyeceği o yuvasını.
Ancak artık orayı kalbinde bir sır gibi saklayabilecek, sonsuza dek aziz bir hatıra olarak yaşatabilecekti.
Arkasından saklanma gereği duyulmayan ayak sesleri yükseldi.
“Nyaha! Bakıyorum da duygusallaşmışız Zaky, resmen gözlerin dolacak. Manzara da fena değil hani. Eski dostların Orsola’yı kendi açgözlülükleri uğruna, o Yasalar Kitabı’nı kullanmak için kaçırmamışlar sonuçta!”
“Tsuchimikado...” Kanzaki alelacele yüzündeki ifadeyi sildi ve arkasına döndü; fakat Tsuchimikado’nun o genişçe sırıtan yüzünü görünce ciddiyetini korumakta zorlandı.
Mahcubiyetini gizlemek için sert bir tonla konuştu. “Sen kendi işini hallettin mi? Bu kargaşadan faydalanıp Yasalar Kitabı’nın orijinalini yürüteceğinden bahsediyordun...”
“Hmm, kim bilir? Belki halletmişimdir, belki de avucumu yalamışımdır.”
“...”
“Şaka yapıyorum yahu, öyle bakma bana! Olayın iç yüzünü az çok biliyorsun zaten. Kitabı çalan Amakusa falan değildi. Her şey Roma Ortodoks Kilisesi’nin onlara attığı bir iftiraydı. Bu da demek oluyor ki, o kitabı en başından beri Japonya’ya getirmelerine hiç gerek yoktu. Buraya getirdikleri sadece bir sahteydi. Orijinali şu an Vatikan Kütüphanesi’nin derinliklerinde, emin ellerde.”
Tsuchimikado başarısızlığını anlatıyordu ama sesi tuhaf bir şekilde neşeliydi. Belki işine pek sadık değildi, belki de yalan söylüyor ve kitabı gerçekten çalmayı başarmıştı. Kanzaki buna ne anlam vereceğini bilemedi.
Tsuchimikado yanına kadar gelip durdu. Düşmemek için ellerini metal korkuluklara yasladı ve Kanzaki’nin baktığı yöne sessizce bakarken sordu: “Eee, tatmin oldun mu bari?”
“...Evet. Beklediğimden bile fazla.” Kanzaki bakışlarını tekrar kiliseye çevirdi. “Ben yanlarında olmasam da Amakusa’yı doğru yolda tutabilecekler. Artık çok güçlenmişler.”
“Hı-hı, öyleler. Ama şu an epey zorlanıyor gibiler, yardıma gitmeyecek misin?”
“Onların karşısına çıkmaya hakkım yok. Üstelik artık benim gücüme ihtiyaçları da kalmadı. Ben sadece bir bisikletin yan tekerlekleri gibiydim,” dedi Kanzaki. Sesinde hafif bir yalnızlık olsa da gurur duyduğu her halinden belliydi.
Cevabını verirken bir an bile tereddüt etmemişti.
Tsuchimikado, kadının bu aşırı ciddiyeti karşısında dişlerini göstererek gülmemek için kendini zor tuttu.
“Ne var Tsuchimikado?”
“Yoo, bir şey yok... Önemli değil de, herhalde Kami-yan’ın bu işe bulaşacağını hiç tahmin etmemiştin, değil mi? Daha Angel Fall meselesi ve Index için ona teşekkür bile etmedin. Şimdi bir de senin kişisel mevzularından birine karışmış oldu. Ona olan borcunu nasıl ödeyeceğini düşündükçe ödün kopuyor, değil mi? Nya?”
“H-hiç de bile! O hayal dünyanda kurduğun şeylerin hiçbiri olmayacak!”
Kanzaki son derece ciddi bir ifadeyle karşılık verdi ama nedense Tsuchimikado bir anda kahkahayı patlattı. O kadar sert ve yüksek sesle gülüyordu ki, gözlerinden yaşlar geldi; bir ara sesinin aşağıya, kiliseye kadar ulaşacağından endişelendi.
“Bu arada! Şu elindeki sargı bezleri de neyin nesi, hmm? Yoksa baygın yatan arkadaşlarının yanına gizlice sızıp onlara gizli ilk yardım mı yapacaktın? İşin bitince de başlarını şefkatle okşayıp, hafifçe gülümseyip sessizce geri çekilme planları mı kuruyordun? Pfft, ku-ku! İlahi Zaky, amma düz ve klişe birisin ya! Bu kadar utanç verici bir şeyi nasıl böyle ciddi bir suratla düşünebildin, inanamıyorum!”
“......?!”
“Ne oldu Zaky? Şakakların zonkluyor sanki... Hey, dur, dur, dur! Silahsızım ben! Yedi Gök Yedi Bıçak’ı gerçekten üzerimde kullanmayacaksın herhalde! Yoksa önce beni mi sargı bezine dolayacaksın, nyaaaa?!”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.