Kutsal Bir Yalanın Bedeli

"Anlıyorum. Agnes Sanctis'i gördüğü an neden o kadar dona kaldığı şimdi belli oldu. Muhtemelen en başından beri bizi küçümsedikleri için ana Roma Ortodoks kuvvetlerinden ayırdılar. Hıh... Yanlarında İngiliz Püritenleri varken komuta zincirlerinin birbirine girmesi işlerine gelmezdi, değil mi? Ne büyük lütuf," dedi Stiyl, Parallel Sweets Park'tan ayrılırlarken son derece rahat bir tavırla. Orsola'nın çığlık attığını o da duymuş olmalıydı ama oradan ayrılırken Agnes'e bu konuda tek kelime etmemiş gibi görünüyordu. Eğer durumu bilmeden sormaya kalksaydı, bu iki kilise örgütü arasında diplomatik bir krize dönüşebilirdi. Kamijou bunu anlıyordu anlamasına ama yine de içine sinmiyordu.

O ufak arbededen sonra Agnes'in olduğu yere koşmuş, ancak onun ve diğerlerinin çoktan geri çekildiğini görmüştü. Tatemiya'nın peşine düşen tek bir suikastçı bile yoktu. Belki de bu kadar çok arkadaşlarını esir aldıkları için Amakusa'nın zaten yok edildiğine hükmetmişlerdi.

O kadar kalabalık olmalarına rağmen varlıklarından en ufak bir iz bırakmadan temiz bir şekilde çekilmeleri Kamijou'nun tüylerini ürpertti. İngiliz Püritenlerine ne bir rapor ne de bir veda bırakmış olmaları, onlara zerre güvenmedikleri anlamına geliyordu. Asıl hedefleri Orsola'yı sağlama almaktı. Muhtemelen Tatemiya ve diğerleriyle sadece vakitleri kalırsa ilgilenmeyi planlıyorlardı. Ya da belki de şehrin her yanındaki tüm güçlerini toplayıp kesin bir zafer için bastıracaklardı.

Tüm bu hengamenin ortasında Kamijou, Index, Stiyl ve Tatemiya bilgi alışverişi yapmakla meşguldü. Vücudunun her yerine o tekerlek parçaları isabet eden Kamijou, pek çok yerinden sargılarla sarılmıştı.

"Bu adamın söyledikleri doğru olsa bile Orsola Aquinas'ı hemen öldürmeyecekler. Göz önünde bulundurmaları gereken kendi şartları var... Bu yüzden Touma Kamijou, sakın şu an bir yerlere fırlayıp gitmeye kalkma. Eğer çok dikkat çekersen işler iyice sarpa sarar."

Kamijou bu uyarı karşısında memnuniyetsiz bir yüz ifadesi takındı. "...Ne demek kendi şartları var?"

"Roma Ortodoksluğu, Haçlılığın en büyük mezhebidir Touma. Çoğu okültizm hakkında hiçbir şey bilmez ama yine de iki milyardan fazla takipçisi var; Papa hâlâ 141 kardinale liderlik ediyor ve 113 ülkede kiliseleri olacak kadar geniş bir ağa sahip. Büyük olması iyi hoş ama bir yapı çok büyüdüğünde sorunlar da baş göstermeye başlar."

Kamijou hâlâ anlamamıştı. "?"

Bu kez Tatemiya söze girdi. "Yani kısacası, temel olarak... Bu kadar çok nüfuzları varsa, haliyle bir sürü farklı hizip de olacaktır. İlk olarak Papa ve kardinaller 142 piskoposluğu yönetiyor, ülke ve bölgeye göre bu sayı 207'ye çıkıyor; bir de buna yaşlılarla gençler, erkeklerle kadınlar arasındaki çatışmaları eklersen 252 eder."

Stiyl, canı sıkkın bir halde ağzından bir duman bulutu üfledi. "Bu kadar çok hizip varken, Roma Ortodoksluğunun içindeki düşmanların dışındakilerden fazla olduğu söylenir. İnsanlar kendi kardeşleriyle yaşadıkları en ufak sorunlarda başkalarıyla birlik olup birbirlerinin kuyusunu kazarlar. Tüm bunlar göz önüne alındığında, mevcut durumun oldukça hassas bir yönü var. Büyü Kitabı Roma Ortodoksluğu için kesinlikle bir tehdit ama Orsola Aquinas'ın kendisi tamamen masum. Eğer onu nedensiz yere öldürürlerse, dünyanın her yerindeki dindaşları Agnes'e sırt çevirir."

"Öyle mi? Ama biz de yanlış bir şey yapmadık. Yine de hiç çekinmeden üstümüze saldırdılar." Kamijou parmak ucuyla kolundaki sargıya hafifçe dokundu. Dışarısı zaten boğucu derecede sıcaktı; sargılar durumu daha da çekilmez kılıyordu.

"Çünkü bizim sapkın veya putperest olduğumuz bahanesini kullanabilirler. Tanrı'nın emirlerine karşı gelenleri cezalandırmanın mubah olduğunu söyleyerek kaç tane dehşetin meşrulaştırıldığından haberin var mı?"

"Az önce bize saldıran rahibeler de muhtemelen böyle düşünüyor. Ama bence tam da bu yüzden Orsola'ya dikkatsizce el süremezler. Çünkü Tanrı'nın kelamına inananları öldürmeyeceksin, kuralı var."

"..."

Kamijou bakışlarını kaçırdı ve yol kenarındaki sokak lambalarıyla aydınlanan ağaçlara bakarak bunu düşündü. Roma Ortodoksluğunun kendi inancından olanları öldüremeyeceğine dair bir kuralı varsa, o zaman Amakusa neden Orsola'nın suikasta kurban gitmesini önlemek için harekete geçmişti?

Bu soruyu sordu ve Stiyl, konuyu pek de önemsemiyormuş gibi yanıtladı.

"Basit. İstisnalar vardır."

"İstisnalar mı?"

"Aynen öyle. Tanrı'nın kelamına inananları öldürmeyeceksin; eğer bu kurala tabiysen, o zaman inanmayanları kiliseden sürüp öldürmek mubahtır."

Devasa kılıcı boylu boyunca ortadayken Tatemiya, Stiyl'in kaldığı yerden devam etti. Sırası değildi belki ama Kamijou, eğer polis onları görürse bu kılıcı nasıl açıklayacaklarını düşünmeden edemedi.

"Suçlular, cadılar, hainler... Kuralları çiğneyenlerle olan tüm bağlarını keserler. Ve aynı zamanda onları Tanrı'nın düşmanı ilan ederler."

"Yöntemleri basittir. Sadece test ederler. Bakalım... Örneğin, kıpkırmızı kesilene kadar ısıtılmış metal bir çubuk düşün. Orsola'ya onu tuttururlar. Eğer masumsa, Rabbi onu koruyacak ve eli yanmayacaktır. Ama eli yanarsa, korunmaya değer olmadığına hükmedilecektir. Saçmalık, değil mi? İngiliz Püritenliğinde ise Rabbi sınamak günah sayılır."

"Ama bu...!" Kamijou şaşkına dönmüştü. "Ama tabii ki eli yanar! Yanmaması mucize olurdu!"

"Haklısın. Eli yanmasa bile onda bir kusur bulabilirler. Şeytan tarafından korunduğunu söyleyebilirler. Sonuç ne olursa olsun, sınanan kişi mutlaka bir damga yer."

Bu vahşet, diye düşündü. Orsola'nın kaderini böylesine çarpık yöntemlerle belirlemek kesinlikle yanlıştı.

"Ama öte yandan, bu engizisyon ya da tanrısal yargı mı demeliyim... Her neyse, onu sürgün etme hazırlıkları bitene kadar tedbirsizce canını alamazlar. Eğer usulüne uygun prosedürleri izlerlerse, önce Roma'ya dönecekler ve her şeyi hazır hale getirmek iki üç günlerini alacaktır. Yine de onu öldürmedikleri sürece yaptıkları her şey muhtemelen görmezden gelinecektir."

Roma Ortodokslarının, Orsola'nın ne düşündüğü ya da büyü kitabının orijinal kopyasına hangi duygularla karşı durmaya çalıştığı zerre umurunda değildi. Çünkü o bir engeldi. Çünkü elverişsizdi. Çünkü karın ağrısıydı. Çünkü işleri bozuyordu. Çünkü bela olacaktı. Orsola'nın canına kastetmeleri için gereken tek şey buydu.

Oysa aynı tarafta olmaları gerekirdi.

Orsola ve Roma Ortodoksları aslında içten içe aynı görüşte olmalıydılar.

Her ikisi de Büyü Kitabı'nı tehlikeli olarak görüyor ve bu konuda bir şeyler yapmak istedikleri için harekete geçiyorlardı.

Orsola, şifresini çözebilmelerine rağmen insan eliyle yok edilemeyeceği söylenen büyü kitabı orijinallerini bertaraf etmenin bir yolunu, bir atılım arıyordu.

Sadece bir işe yaramak istemişti.

Sadece kitabın tehlikeli olduğunu düşünmüş ve bir çözüm bulmak istemişti.

"Büyü kitaplarının orijinal kopyalarını biliyor musun? Ya da onların hiçbir şekilde yok edilemeyeceğini?"

—Bu gerçekten bu kadar kötü bir şey miydi?

"Mevcut teknolojiyle, bu seviyeye ulaşmış büyü kitaplarından kurtulmak imkansızdır. Yapılabilecek en fazla şey, kimsenin okuyamaması için onu mühürlemektir."

—Orsola Aquinas o kadar büyük bir hata mı yapmıştı ki...

"Yani, mevcut teknolojiyle."

—...başkasının prosedürlerinden geçmesi, sapkın olarak damgalanması, kimseden yardım isteyemeden sessiz kalması ve infaz edilmesi gerekiyordu?

"Büyü çemberi kendisine karşı kullanılabilmeli; yani orijinal metin kendisini yok etmeye zorlanmalı."

—Hayır.

"Büyü kitaplarının gücü kimseye mutluluk getirmez. Tek yarattıkları şey çatışmadır. Bu yüzden bu tür büyü kitaplarını yok etmek için iç işleyişlerini araştırıyordum."

—Hayır!

"Bunu kabul falan etmiyorum..." Kamijou dişlerini kırılacakmışçasına sıktı. "Böyle bir bahaneleri olsa bile, hangi şartlar altında olurlarsa olsunlar, bu boktan durum normal değil! Cidden, bu da ne böyle?! İnsan hayatını ne sanıyorlar bunlar? Bir insanın sahip olduğu her önemli şeyi parça parça elinden almak... Lanet olsun, insan hayatını ne sanıyorlar?!"

Touma Kamijou hafıza kaybı yaşıyordu.

Bu yüzden çok önemli olduğunu düşündüğü şeyler pek azdı. Zaten sadece yaz tatilinden kalma bir aylık anıları vardı. Normal bir hayat yaşayan lise öğrencileriyle kıyaslandığında, onun için değerli olan şeyler bir elin parmaklarını geçmezdi. Üstelik elindekilerin çoğu da hafıza kaybı hakkında söylediği yalanlardan doğan karmakarışık anılardı.

Ama Kamijou yine de hissediyordu... Değerli diyebileceği şeylerin sayısı bu kadar az olmasına rağmen, eğer birisi gelip de bunları bir belgenin üzerini kırmızı mürekkeple çizer gibi kolayca çalıp götürseydi, tarifi imkansız bir öfkeye kapılırdı.

Belki de Roma Ortodoks Kilisesi'ndekiler gerçekten de kendileri için değerli olan bir şeyi korumak adına savaşıyorlardı. Ama bunu yapmamalıydılar.

Bir grup karganın birini didiklemesi gibi; birinin değer verdiği her şeyi birer birer söküp almak, çalmak... Bu asla yapılmaması gereken bir şeydi.

Neden başka bir yol aramamışlardı?

Neden onu öldürmek gibi bu ucuz ve ahmakça yöntem onları tatmin ediyordu?

Kamijou yumruklarını kanatacak kadar sıkmıştı. Gece vaktinde karanlık yerleşim alanına serpiştirilmiş sokak lambaları, ellerini soğuk bir ışıkla aydınlatıyordu.

"...Şu an neredeler? Bir şey biliyor musun?"

"Tahmin edebiliyorum. Ama sana söylediğimde ne yapmayı planlıyorsun?" diye yanıtladı Stiyl mesafeli bir tavırla. Bu tavrı Kamijou'nun onun yakasına yapışma isteği uyandırıyordu.

Bu adam nasıl bu kadar sakin kalabiliyor? diye düşündü.

Yüzü, Stiyl'i canlı canlı yiyecekmiş gibi duruyordu ama rahip en ufak bir rahatsızlık belirtisi göstermedi. Ağzının kenarındaki sigara hafifçe kıpırdadı. Aslına bakılırsa, o an yüzünü göremediği Index, ikisi arasında korkan taraf gibi görünüyordu.

"Nasıl hissettiğini anlıyorum." Stiyl, dumanını sessizce havaya üfledi. "Ama önce biraz sakinleşsek mi, ha? Sadece bu kasabada o kadınlardan iki yüz elliye yakın var, hatırlatırım. Sahi, senin yumruğun hepsini tek celsede silip atmaya yetecek kadar maharetli miydi?"

"...!!"

Kamijou yumruklarını sıktı.

Evet, bunu biliyordu. Onun becerisi sadece arka sokak kavgalarında işe yarardı. Sadece teke tekte birilerini devirebilirdi. İkiye bir durumlar oldukça riskliydi, üç kişiyle karşı karşıya gelse muhtemelen pestili çıkana kadar dayak yerdi. Üstelik az önceki sinsi saldırı sayılsa bile, o rahibe koca bir tekerlekle saldırarak onu kolayca alt etmişti.

Gerçek hayattaki çıplak el kavgaları filmlerdeki gibi değildi; tek bir kişi, onlarca rakibi adil bir dövüşte tek başına yenemezdi. Bir insan ne kadar güçlü olursa olsun, etrafı belli bir sayıda kişiyle sarıldığında kazanmasının imkansız olduğu katı bir kuraldı bu.

Ve bu kural...

...eğer manga veya dizilerde gördüğün türden gerçek bir muharebe profesyoneli değilsen geçerliydi.

Bu profesyonellerden biri olması gereken büyücü, yüzünde rahat bir sırıtışla dumanını savurdu.

"Eğer Amakusa'nın anlattıkları doğruysa, zaten bu noktada yapabileceğimiz bir şey yok demektir. Maalesef bu hikaye çoktan bitti."

"Ne... dedin sen?"

"Bir düşünsene. Orsola Aquinas, Roma Ortodoks kurallarını çiğnedi ve şimdi canının peşindeler. Agnes Sanctis de onu bu kural ihlali yüzünden cezalandırmak için takip etti. Olay bundan ibaret, değil mi? Büyü Kitabı'nın orijinal nüshası Vatikan Kütüphanesi'nde, evinde güvende görünüyor. Mevkiileri gereği, kitabın kötü amaçlarla kullanılmasına izin veremezler. Amakusa da zaten kötü bir niyetleri olmadığını söylüyor. Sonuç olarak, biz İngiliz Püritenlerinin yapması gerekenleri değiştirecek hiçbir şey yaşanmadı. Her şey bitmişken bir veda edemediğimiz için ben de pek mutlu değilim ama yüzünü bu kadar kızartmanın bir faydası yok, öyle değil mi?"

Bu sefer gerçekten...

Bu sefer Touma Kamijou, hiç düşünmeden Stiyl Magnus'un yakasına yapıştı. Index ağzını kapatarak bir çığlık atar gibi bir ses çıkardı; Tatemiya ise onlara bakıp bir ıslık çaldı.

Yine de rün büyücüsünün istifi en ufak bir şekilde bozulmadı. Issız gece sokaklarında, adamın kelimeleri tek başına yankılanıp kayboldu. Titreyen sokak lambaları, rahibin üzerine aralıklarla ışık düşürüyordu.

"Bu, Roma Ortodoks Kilisesi'nin kendi içindeki bir hadiseyi kendi kurallarıyla yargılamasından başka bir şey değil. Başkalarını etkilemediği sürece, biz İngiliz Püritenleri aptalca buna itiraz edersek, bu siyasi bir müdahale olarak görülür; hatta İngilizler ve Romalılar arasındaki ilişkilere büyük zarar verebilir... Maalesef bu işten vazgeçme vakti geldi, Touma Kamijou. Yoksa bir savaş başlatmak pahasına mı onu kurtarmak istiyorsun?"

"...O da ne demek..."

"İster İngiliz Püritenliği olsun ister Roma Ortodoksluğu, bu yapıların parçası olan herkesi bizim gibi savaş personeli sanma. Aslında çoğu tıpkı senin gibi insanlar. Okula gidiyorlar, arkadaşlarıyla vakit geçiriyorlar, eve dönerken hamburger yiyorlar; dünyaları bundan ibaret. Gölgelerde pusuya yatmış büyücülerden haberleri yok, bir büyü savaşının çıkmasını engellemek için çeşitli gruplar arasında dönen onca pazarlığın farkında bile değiller. Onlar gerçekten erdemli ve aciz birer kuzudan ibaret."

Ardından büyücü, yakasını hala sıkıca tutan Kamijou'ya soğukkanlılıkla bir soru sordu.

Sanki onu bir anlaşmaya zorlayan bir iblis gibiydi.

"Şimdi asıl sorun şu; onları da bu işe alet edebilir misin? Sırf Orsola Aquinas'ı korumak için, gerçeklerden habersiz bu dindar insanları bu işe bulaştırmayı, onları soymayı, öldürmeyi, ellerindeki her şeyi almayı gerçekten istiyor musun?"

"..."

Kamijou'nun Stiyl'in yakasını tutan ellerindeki güç çekildi. Index bir şeyler söylemeye yeltendi ama ne diyeceğini bilemediği için sadece derin bir nefes alabildi.

Amatörlerle profesyoneller arasındaki fark buydu.

Bireylerle organizasyonlar arasındaki fark buydu.

Stiyl ağzındaki sigarayı bıkkınlıkla yere tükürüp ayağıyla ezdi ve Tatemiya'ya döndü. "Herhangi bir şey yapmanı engellemeye hakkım yok. Madem senden rica etti, Orsola için, adamların için ya da her ne istiyorsan onun için dilediğin kadar dövüşebilirsin. Ama eğer gidiyorsan, bunu tek başına yapacaksın. Eğer İngiliz Püritenliğini bu işe karıştırmaya kalkarsan, Amakusa'nın kökünü kazımak ve sizi katletmek için bu ada ülkesini bir yangın yerine çevirirler," diye tehdit etti Stiyl; ancak Tatemiya'nın ifadesi değişmedi.

"Dostum, o kadarını ben de biliyorum. Hey, hadi ama evlat, o kadar asma suratını. İngiliz Püriten Kilisesi'nin savaşmak için bir nedeni olmayabilir ama bizim büyük bir nedenimiz var. Küçük inlerine bir ziyaret gerçekleştireceğim, müttefiklerimi kurtaracağım ve hazır gitmişken Orsola'yı da yanıma alacağım. Ne var yani? Bir avuç yetenekli adamı aptalca büyüklükteki grupların üzerine salmaya alışkınız biz. Mezhebimiz en nihayetinde Tokugawa Şogunluğu'na karşı gelerek evrildi."

Kamijou bu sözler üzerine başını kaldırdı.

Yanındaki Index, Tatemiya'nın yüzüne baktı.

"Amakusa'nın ana üssünden diğer arkadaşlarını mı çağıracaksın? Ama o özel ulaşım yöntemini tekrar kullanmak için bir gün daha beklemen gerekir. O kadar beklersen Romalılar çoktan ülkelerine dönmüş olur."

"Evet. Bu durumda güvenli seçeneği kullanamam," dedi Tatemiya, beyaz kılıcını hafifçe sallayarak.

Stiyl ilgisiz bir sesle, "Yalnız mı gideceğini söylüyorsun?" diye sordu.

"Başka seçenek yok, o yüzden mecburen. Neyse ki o aptalları alıp götürmüş olabilirler ama henüz infaz etmediler... Eğer bizi öldürmek isteselerdi, yakalamakla uğraşmaz, oracıkta doğrarlardı. Orsola ile birlikte, Büyü Kitabı'nı çalmak için Amakusa ile işbirliği yaptığına dair bir hüküm vermeleri daha gerçekçi olur. Bu yüzden eğer onları oradan çıkarıp işleri doğru şekilde kışkırtırsam, aslında kıl payı da olsa kazanma şansımız olabilir." Tatemiya içindeki gerginliği neşeli bir ifadeyle gizliyordu. "Onlara saldırmak için en iyi zaman hareket halindeyken." Dev kılıcını savurdu. "Amakusa uzun zamandır kovalanıyor; kalabalık grupların ne kadar korkutucu ve bir o kadar da kırılgan olabileceğini iyi biliriz. Büyük bir grup, en zayıf anını hareket halindeyken yaşar. Sonuçta Romalılar üç yüzden fazla Amakusa üyesini esir aldı, biliyorsun değil mi? Ellerindeki o az sayıda rahibeyle öylece hareket edemezler. Siyahlar içindeki yüzlerce rahibe şehirde hep beraber geçit töreni yapsa, televizyona 'gösteri' veya 'isyan' falan diye çıkarlar.

"Bu yüzden hareket ederken bir tür kamuflaj kullanacaklar. Küçük gruplara ayrılıp arabalarla gitmek gibi. Bu köklü bir taktiktir; kendilerini gizledikleri sırada tüm güçlerini kullanamazlar, bu da bir sinsi saldırı başlatmak için en iyi ve tek zamanı yaratır."

Tatemiya'nın anlattıklarına bakılırsa, Roma Ortodoks Kilisesi ulaşım için Amakusa gibi büyü kullanmayacaktı. Bir tekne ya da uçak kiralamak için de vakit çok geçti. Göçleri muhtemelen limanların ve havaalanlarının açılacağı sabah vaktine kadar bekleyecekti.

"..."

Hareket etmeleri en büyük fırsattı.

Ancak bu aynı zamanda onlar harekete geçene kadar hiçbir şey yapılamayacağı anlamına geliyordu. Stiyl, Roma Ortodoks Kilisesi'nin Orsola'yı yok etmesi için engizisyon denilen bir prosedürü izlemesi gerektiğini söylemişti.

Fakat bunun ötesinde, onu öldürene kadar ona istedikleri her şeyi yapabilecekleri ve bunun görmezden gelineceği anlamına geliyordu.

Etrafını saran iki yüz elli kişilik bir grubun uygulayacağı şiddet... Bir bakıma bu, kurallara dayalı bir cezadan daha korkutucu olabilirdi. Ne de olsa yasalarında net bir şekilde tanımlanmamıştı; neyin kabul edilebilir olduğu ile neyin olmadığı arasında bariz bir çizgi yoktu.

Ölmediği sürece ona her şeyi yapabilirler miydi?

Başına ne gelirse gelsin, sırf nefes aldığı için ona şanslı mı diyeceklerdi?

Kamijou'nun yüzü bulutlandı ve Tatemiya onun endişelerini sezmiş gibi göründü. "...Anlamanı beklemek biraz zalimce olabilir. Bizim bile yapabileceklerimiz ve yapamayacaklarımız var." Kelimelerine acı bir tat karışmıştı. Onun gibi bir profesyonel, Roma'nın esir düşmanlarına nasıl davrandığını muhtemelen Kamijou gibi bir amatörden çok daha canlı hayal edebiliyordu.

Touma Kamijou tüm gücüyle yakındaki bir telefon direğine yumruk attı.

Olabilecek en kötü durumu gözünde canlandırabilmesine rağmen, kılını bile kıpırdatamıyordu ve bunun için sonsuz bir utanç duyuyordu.

Stiyl, herhangi bir cevap veremeyen Kamijou'ya ilgisizce baktı ve "Görünüşe göre bu iş tatlıya bağlandı. Biz de dağılıp gizlenmeliyiz. Sanırım üstlerimi arayıp bundan sonra ne yapacağımızı soracağım. Romalılar ve Amakusa ile olan sorunlarımız çözüldü ama şimdi Kanzaki hakkında bir şeyler yapmam gerekecek. Touma Kamijou, sen Index'i Akademi Şehri'ne geri götür. Şu an en önemli kişi olan Orsola'yı ele geçirdikleri için Romalılar siz iki yabancıya saldırmayı düşünmezler, çünkü bu bilim tarafıyla kavga çıkarmak anlamına gelir."

Yeni bir sigara yaktı. "Eğer İngiliz Püriten Kilisesi'nin Orsola Aquinas'ı kurtarmak için geçerli bir nedeni olsaydı işler değişirdi ama elimizden gelen bu." Dumanını üflerken sesi tamamen ruhsuz geliyordu. "Doğru. Bir de Touma Kamijou. Sormak istediğim bir şey vardı."

"...Ne?"

Yorgunlukla arkasını döndü. Stiyl alaycı bir gülümsemeyle devam etti. "Sana daha önce verdiğim o haç. Üzerinde yok gibi görünüyor; nereye koydun onu?"

"..." Kamijou bir an düşündü, sonra hatırladı. "Üzgünüm. Onu Orsola'ya verdim. Boynuna taktığımda çok mutlu olmuş gibiydi. Gerçekten o kadar değerli miydi?"

"Hayır, tamamen sıradan, demir bir haçtı o. Muhtemelen bir fabrikada seri üretimle yapılmış hediyelik eşyalardan biridir. İngiltere’nin her yerinde onlardan görebilirsin. Ülkemizin bayrağında da yer alan Aziz George haçı o." Stiyl, nedense yüzünde hafif, memnun bir ifadeyle sırıttı. "Süs eşyası veya antika olarak hiçbir değeri yok. O şey, sadece sen taşıdığın sürece değerliydi... Ama neyse, boş ver. Zaten artık ona ihtiyacın kalmadı," dedi Stiyl gizemli bir tavırla ve ağzından bir duman bulutu daha savurdu.

Kamijou, bu sözlerin ne anlama geldiğini kavrayamadan karanlık yola doğru geri çekildi.

Ve böylece, hayal kırıklığıyla dolu bir olay, yine hayal kırıklığıyla dolu bir sonla perdesini kapattı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.