Yarım Kalan Arayış

Accelerator şehrin içinde hızla koşuyordu.

Laboratuvardan restorana yürümek birkaç saatini almıştı. Kikyou Yoshikawa ile olan konuşması da uzayınca güneş çoktan batmıştı.

Koşarken çevredeki seslere kulak kabarttı. Etrafta ciddi bir Anti-Sistem hareketliliği var gibiydi. Konuşmalardan anlaşıldığı kadarıyla, Akademi Şehri’nin güvenliğini aşıp içeri sızan yabancı bir davetsiz misafir vardı.

Ao Amai ile bağlantılı biri mi? Bu durumda virüsü dışarıdan biri için hazırlamış demektir, değil mi? Piç kurusu. Buradan kaçıp kurtulmak mı istiyor yani?

Ortalama bir bisikletten daha hızlı bir tempoyla koşarken kafasında durum değerlendirmesi yapmaya devam etti.

Yok, eğer gelen adam Amai’yi kaçırmak için sızmış olsaydı, böyle paldır küldür içeri dalıp polisi alarma geçirmezdi. Demek ki mesele tamamen başka bir şey... Yine de öylece görmezden gelemem.

Her halükarda, şu an için Last Order, Ao Amai’den çok daha önemliydi. Davetsiz misafirin bu işle bir alakası olup olmadığını bilmiyordu. O konu biraz bekleyebilirdi.

Buna karar verdiği sırada, Last Order’ı bıraktığı restoran nihayet görüş alanına girdi.

Ne büyük bela ama. Böyle olacağını bilseydim, kızı da yanımda laboratuvara götürürdüm.

Ama yapmamıştı; çünkü oraya vardıklarında Last Order’ın nasıl bir muameleyle karşılaşacağını kestiremiyordu. Onu hemen orada ortadan kaldırmaya kalkmalarından endişe etmişti fakat kızı geride bırakma kararı şimdi tamamen ayağına dolanmıştı. Artık şansına küfretmek için çok geçti. Last Order hâlâ içeride miydi, yoksa onu dışarı mı atmışlardı? Restorana doğru atıldı...

...tam o sırada büyük bir gürültü koptu!

Bir anda, önündeki restoran vitrini tuzla buz oldu.

“Ha?”

Accelerator gayriihtiyari adımlarını yavaşlattı.

Cam caddeye bakıyordu ve yolda, neredeyse iki metre boyunda, profesyonel güreşçileri andıran iriyarı bir adam duruyordu. Üzerinde kapkara bir takım elbise vardı ve tam o an kırık camdan içeriye doğru atlıyordu.

İçeriden öfkeli bağrışmalar, sert tepkiler yükseldi.

Bir an sonra, kırık camdan caddeye doğru süzülen ayak sesleri duyuldu. Fakat ortada sadece ayak sesleri vardı. Görünürde kimse yoktu. Sanki görünmez bir adam hareket ediyordu; şeffaf bir ayak siluetinin cam kırıklarından birinin üzerine basmasıyla çıkan çıtırtı duyuldu.

Görünmez adam, Accelerator’ın aksi yönünde koşarak uzaklaşmaya başladı. Kaçarken siyah saçlı, tapınak rahibesi kıyafetleri içindeki tuhaf bir kıza çarptı. Kızın elindeki her şey etrafa saçıldı. Kedi mamasına benziyorlardı. Kutunun kapağı açık kalmış olmalıydı ki görünmez adam tepeden tırnağa kedi mamasına bulandı.

Accelerator ne yapacağını bilemez halde, bu herifin kim olduğunu düşünürken, tek bir çocuk kırık camdan fırlayıp caddeye atladı.

Onu tanıyordu.

“Bu... o piç!!”

Accelerator gözlerini ona dikti. Kız Kardeşler’i kurtarmak uğruna kendisini evire çevire döven ve deneyi durduran o Seviye Sıfır veletti.

Çocuk da görünmez adamın peşinden koşmaya başladı. Gerçi dışarıdan bakıldığında kovalamaktan ziyade kaçıyor gibi bir hali vardı. Nedense bir adam ve bir kadın garson da onun peşinden koşturuyordu.

Neler dönüyor ulan o restoranda?... Veletle bir alakası var mı tüm bunların? Kafayı yiyeceğim. O salağın burnunu bu işe sokma ihtimali her zaman vardı zaten.

Bir an onun peşinden gidip gitmemek konusunda tereddüt etse de restorana girmeye karar verdi. Karanlıkta körü körüne hareket edecek lüksü yoktu. Üstelik biraz bilgi edindikten sonra, bacaklarının hızıyla ona yetişmesi hiç de zor olmayacaktı.

İçeri girdi.

Burası günün erken saatlerindeki halinden tamamen farklı, adeta başka bir dünya gibiydi. Caddeye bakan vitrin tamamen inmişti, masalardan biri sanki bir lazerle ortadan ikiye biçilmiş gibi yerde darmadağın yatıyordu. Diğer müşteriler yaşananların şokunu henüz atlatamamıştı; uzaktan uzağa, sanki ufak bir yangını izler gibi fısıldaşarak darmadağın olmuş masaya baka kalmışlardı.

Accelerator etrafı süzdü.

Restoran zaten pek büyük sayılmazdı... ama artık gözünün aşina olduğu Last Order’ı hiçbir yerde göremedi.

Bir dakika, ciddi ciddi kızı dışarı mı attılar yoksa? O velet kendi başına yürüyecek durumda bile değildi.

Gözlerini tekrar etrafta gezdirdi ve garsonlardan biriyle göz göze geldi. Kız minyon tipliydi, rahatlıkla ortaokul öğrencisi sanılabilirdi. İlk başta Accelerator’ın bakışlarına boş boş karşılık verdi. Yaşanan kargaşanın şokuyla görevde olduğunu unutmuş gibiydi. Yaklaşık üç saniye geçtikten sonra nihayet kendine gelip Accelerator’a doğru yaklaştı. Yüzü solgun olsa da profesyonel bir esnaf gülümsemesi takınmaya çalıştı.

“H-hoş geldiniz. Şey, bugün tek kişi misiniz? Ayrıca burada sigara içilmesine izin vermiyoruz—”

“Müşteri değilim. Birini arıyorum. Burada olması gerekiyordu.”

“Efendim?”

“On yaşlarında, çıplak, üzerine açık mavi bir battaniye sarmış bir kız çocuğu. Saat üç civarı benimleydi. Hatırladın mı?”

Last Order gibi birinin insanların dikkatini çekmemesi imkansızdı, bu yüzden Accelerator ayrıntılara girme gereği duymadı. Bu kadarı yeterli olur diye düşündü.

Ne var ki kısa boylu garson kız ona mahcup bir ifadeyle baktı.

“Şey, çok özür dilerim, hatırlayamadım. Hangi masada oturduğunuzu biliyor musunuz acaba?”

“...Şaka yapıyorsun herhalde? Hatırlamıyor musun? Bugün buradaydı ve üzerinde o şey vardı.”

“Üzgünüm.”

Garson kız kibarca başını eğdi ama yüz ifadesinden neredeyse ağlamak üzere olduğu anlaşılıyordu. Gerçekten de hatırlamıyor gibiydi.

Kahretsin. Az önce kopan patırtı yüzünden mi böyle oldu?

Accelerator dişlerinin arasından tısladı. Sonuçta Last Order’ın yiyecek bir şeyler aramasının üzerinden birkaç saat geçmişti ve daha birkaç dakika önce burada büyük bir arbede yaşanmıştı. Böyle bir karmaşada sıra dışı giyimli bir müşterinin unutulması bir bakıma doğaldı.

Kızı bir anda kaybetmişti. Yüzü öfkeden gerilince, korkan küçük garson kız hemen restoranın arka tarafına kaçıp gözden kayboldu.

Şimdi ne yapacağım? Güvenlik kameralarına mı baksam?

Normalde bu tür kamera kayıtları doğrudan bir güvenlik şirketinin merkezine aktarılırdı. Ana kayıtlar burada tutulmazdı. Yeterince becerikli biri dışarıdan siber sızma yaparak bu kayıtlara göz atabilirdi ama...

...ama ben bunu yapamam. Şu an nerede olduğumuzu sanıyorsunuz?

Accelerator başını iki yana salladı.

Kendisinin böyle becerileri yoktu, üstelik bünyesinde bunca araştırma kurumu ve gizli bilgi barındıran Akademi Şehri’nin, güvenliğini sıradan bir şirkete emanet etmesi imkansızdı. Aslına bakılırsa, sisteme sızacak bir açık bulmak bile neredeyse imkansızdı. Bunu ancak sistemin geliştiricisinin bile ruhu duymadan arka kapı bulabilen, tamamen sıra dışı bir dahi başarabilirdi.

O orada dikilmiş düşünürken, dükkanın arka tarafındaki personelden iki üç kişi ona doğru yaklaştı. Az önceki kısa boylu garson da içlerinden birinin arkasına saklanmış, öylece duruyordu.

Muhtemelen işlerini engellediğimi düşünüyorlar, diye tahmin etti. Tabii ki onlara durumunu uzun uzadıya açıklayacak vakti yoktu. Gözlerinde tehlikeli, keskin bir ışık parıldadı.

Ancak otuzlu yaşlarındaki erkek çalışan gayet arkadaş canlısı bir gülümsemeyle sordu: “Şu battaniyeli kızın yakını mısınız?”

“Ha?”

“Yani, saat üçte gelen kızın. Kronik bir rahatsızlığı mı var diye merak etmiştik.”

Accelerator adamın sözlerini kafasında tarttı. Last Order, tam olarak ayarlanmamış bedeninin bir yan etkisi olarak yüksek ateş belirtileri gösteriyordu. Kendi başına kalkıp yürüyecek durumda değildi.

“Sanırım saat dördü geçiyordu. Hâlâ masanın üzerinde öylece yatıyordu, ben de durumdan şüphelendim. Kızıma onunla konuşmasını söyledim ve o an bayıldığını fark ettik. Acil durum olduğunu düşünüp ambulans çağırdık.”

“Dur bir dakika, yani o velet şu an hastanede mi?”

“Aslında ambulans gelmeden hemen önce beyaz elbiseli bir adam geldi. Kızın akrabası olduğunu, bu tür belirtilerin ara sıra ortaya çıktığını ama hayati bir tehlikesi olmadığını söyleyip onu götürdü.”

Beyaz elbiseli bir adam.

Accelerator’ın dudakları öfkeyle büzüldü. Sadece bu kadarıyla kesin bir yargıya varmak için erkendi ama...

“Eğer kızı arıyorsanız, neden gidip ona sormuyorsunuz? Kim olduğunu biliyorsunuzdur, değil mi?”

“...Evet. Hem de çok iyi biliyorum,” diye tükürürcesine mırıldandı.

Bu kişi sadece tek bir isim olabilirdi; Ao Amai. Öğle saatlerinde Accelerator’ın buralarda dolandığını görmüştü. Üstelik Last Order’ın hiçbir akrabası yoktu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.