Çok uzun zaman önce yaşanan bir şeyi hatırladı.
Zamanla adı Accelerator olarak anılacak olan bu gencin bir zamanlar insani bir adı vardı. Soyadı iki, adı ise üç heceliydi. Son derece sıradan, her yerde duyulabilecek cinsten, tam bir Japon ismiydi.
Akademi Şehri'nin en güçlüsü olarak tahtına oturduğu o günler en başından beri öylece durup dururken gelmemişti tabii.
Başlarda sadece becerileri ortalamanın biraz üzerinde olan biriydi.
Ama derler ya, sivrilen çiviyi hemen çekiçle vurup ezerler.
Yaşadığı felaket, muhtemelen kendi fark ettiğinden çok daha yetenekli olmasından kaynaklanıyordu.
Sınıfındaki çocuklar ona saldırmış, ancak ona dokunur dokunmaz kemikleri kırılmıştı.
Onları durdurmaya çalışan öğretmenin de sonu aynı olmuş, onun da kemikleri un ufak edilmişti.
Daha sonra etrafını bir grup yetişkin sarmış, fakat o hepsini kolayca bertaraf etmişti. En sonunda, sanki bir banka soyguncusuymuş gibi Anti-Skill ve Judgment ekipleri olay yerine üşüşmüştü. Her türlü yeteneği ve yeni nesil silahları kullanarak ona saldırmaya yeltenmişlerdi ancak o, bunların da hepsini haritadan silmişti.
Sadece korkuyordu.
Üzerine kalkan yumruklardan korktuğu için kollarını çılgınca sağa sola savurmuştu o kadar.
On yaşındaki bir çocuk için bu verilebilecek en doğal tepkiydi.
Ancak bu kadar basit bir tepki bile onun bu hale gelmesine yetmişti.
Gökyüzünde insansız, penceresiz saldırı helikopterleri süzülüyor, güç zırhları kuşanmış robot benzeri Anti-Skill takviye birlikleri ise onunla yaralı yoldaşları arasında barikat kuruyordu. Tıpkı televizyonda gördüğü o dev canavarlar gibiydi. Herkesin dehşetle kaçtığı, korku saçan bir yaratık.
İşte o an anlamıştı. Yaşına rağmen durumun farkına varmıştı. Sadece parmağının ucuyla dokunarak bile insanlara zarar verebiliyordu. İçinden sadece öfkeyle homurdanmak bile insanların ölümüne yol açabilirdi. Eğer bu delilik daha da büyürse, en nihayetinde tüm Akademi Şehri, hatta tüm dünya ona düşman olacak ve belki de gerçekten her şeyi yok etmek zorunda kalacaktı.
Böyle bir yıkımın önüne geçmek için kimseye karşı hiçbir duygu belirtisi göstermemeliydi. Bu durum iyi niyet için de kötü niyet için de geçerliydi; çünkü bazen en temiz niyet bile kıskançlık yüzünden saldırganlığa dönüşebilirdi.
Herkes ona ne yaparsa yapsın kimseye zarar vermemek için sarsılmaz bir kaya gibi durmalıydı. En ufak bir can sıkıntısı bile birinin ölümüne sebep olabiliyorsa, içinde en ufak bir duygu kırıntısının uyanmasına bile izin veremezdi. Eğer tamamen buz kesilirse, insanları bu dizginlenemez gücünden koruyabilirdi.
Fakat o çocuk haliyle, daha o zamandan çok büyük bir hata yapmıştı.
Kimsenin ona yaptıklarını kafasına takmamak için buz gibi olacaktı ama asıl sorun da tam olarak buydu. Başkalarının kendisine yaptıklarına hiç ses çıkarmayan biri, aslında o insanların hayatlarına karşı en ufak bir ilgi duymayan biriydi.
Bunun farkına bile varmadan kendini bu karanlık yola sokmuştu.
Yıkımın eşiğinden kıl payı dönmüştü.
İnsanlara olan tüm ilgisini kaybetmiş bir halde, tam oracıkta teslim oldu. Başkalarının özel sınıf diye adlandırdığı o tabutun içine tıkıldı. Ancak zihnindeki çarkları durdurmak o kadar kolay değildi. Bilinci, denizde sürüklenen bir denizanası gibi amaçsızca dalgalandı durdu; ta ki onu başka bir çözüme ulaştırana dek.
Eğer insanlarla boş yere savaşmak istemiyorsa, bu çatışmanın hiç yaşanmayacağı bir ortam yaratabilirdi.
Eğer onunla karşı karşıya gelmeyi bile akıl kârı olmaktan çıkaracak kadar devasa bir güce ulaşabilirse...
En güçlü olmanın da ötesine geçip mutlak güce erişebilirse...
İşte o zaman ne birine zarar vermek zorunda kalır ne de bir başkası onu tehdit edebilirdi. Pas tutmuş kalbi, acaba o zaman insanların onun varlığını kabul edip etmeyeceğini merak ediyordu.
Bu düşüncesinin ileride ne kadar çok insana zarar vereceğini o an kestirememişti işte.
"Ne kadar da can sıkıcı..."
Accelerator laboratuvardan çıktı. Şimdilik içinde kişilik verileri olan hafıza kartını görmezden gelerek şehrin sokaklarında, Last Order'ı bıraktığı restorana doğru koşmaya başladı. O zamandan beri saatler geçmişti ancak kızın o durumdayken kendi gücüyle bir yere kıpırdayabileceğini sanmıyordu.
Şehirde hızla ilerledi.
Zihnine üşüşen anı kırıntılarına karşı dişlerini sıkarak koştu.
Biri onun varlığını kabul etmişti.
Ne mutlak bir güç ne de en güçlü olduğu için.
Sadece o küçük kız bunu yapmıştı.
Belki de çok geçti. Bu saatten sonra bir şeyleri değiştirmek için belki de her şey için çok ama çok geçti. Yine de kız onun varlığını kabul etmişti. Korku duymadan, gözlerini dikip ona eşit bir insan gibi bakarak.
Kaybetmek istemediği bir şeyi ilk kez böylesine sahiplenmişti.
Ve zihninin bir köşesinde, bu kaybetme korkusunu hissetmenin verdiği o garip hissin tadını çıkarıyordu.
Bir şeyler değişmek üzereydi.
Sonunda, belki de bir şeyleri değiştirebileceğine inanmaya başlamıştı.
Çok geç kaldığını adı gibi bilse bile.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.