Accelerator restorandan çıkıp cep telefonuyla Yoshikawa’ya ulaşmaya karar verdi.
“Ne? Amai, Last Order’ı kaçırdı mı?”
“Başkasından duydum, o yüzden kesin diyemem. Sen ne düşünüyorsun? Virüs zaten kendi kendine devreye girecekti, kızı öylece bırakıp gidebilirdi. Şimdi neden onunla uğraşıyor ki?”
Ao Amai’nin hâlâ Akademi Şehri’nde olması en başından beri garipti. Şüpheleri üzerine çekmekten korkup ortadan kaybolmuştu. Bu durumda akıllıca olan, bir an önce buradan tüymek değil miydi? Ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, Anti-Skill ve Judgment gibi güvenlik güçleri şehir dışına pek müdahale edemezdi; yetkileri sadece sınırlar dahilinde geçerliydi.
“Yeteneklerine bakarsak, herif birinci sınıf bir bilim insanı. Dışarıda, riskleri göze alıp ona kucak açacak bir sürü yer bulabilir.”
“Haklısın, ben de çözemedim. Ama belki de cevap düşündüğümüzden çok daha basittir.”
Bir an ikisi de sustu.
Hattın diğer ucundan klavye tuşlarının tıkırtısı geliyordu.
Sonunda Accelerator sessizliği bozdu. “Kızı saat dört sularında götürmüş. Hâlâ şehirde midir sence?”
“Saat zaten yediyi geçti... Yani neredeyse üç saat olmuş. Normalde başımız belada derdim ama galiba bu sefer şans yüzümüze gülüyor.”
“Ha?”
Accelerator telefondan gelen seslere kulak kabarttı; Yoshikawa hararetle klavyeye basıyor, bir şeylerle uğraşıyordu.
“Birileri dışarıdan güvenlik ağını delip şehre zorla sızmış. Üstelik öğle saatlerinden biraz sonra, Yedinci Okul Bölgesi’ndeki bir fast-food restoranının yakınında büyük bir çatışma çıkmış. Bugün erken saatlerde güvenlik kodu turuncuydu ama şimdi kırmızıya dönmüş. Turuncu kodun ne anlama geldiğini biliyorsun, değil mi?”
Turuncu kod, bir terörist sızma ihtimali olduğunu, kırmızı ise bunun kesinleştiğini gösterirdi. İkisinden biri ilan edildiğinde, Akademi Şehri’ne giriş çıkışlar tamamen kapatılırdı. Muhtemelen market sahipleri bile malların teslim edilemeyeceği endişesine kapılmıştı.
Eğer öğleden beri turuncu kod devredeyse, Amai kızı ele geçirmiş olsa bile Last Order’ı şehir dışına çıkaramamış demekti. Bu kargaşaya hangi aptal sebep olduysa, şimdilik ona teşekkür borçluydu.
“Hala şehirde yani. Peki nerede olduğunu biliyor musun?”
Yoshikawa yazmaya devam ederken cevap verdi. “Onu aramak zor ama kalabalık yerlerden kaçınacaktır. Koskoca adam, sadece bir battaniyeye sarınmış çıplak bir kızla dolaşırsa çok dikkat çeker. Kaçak olduğunu düşünürsek, bunu isteyeceğini sanmam.”
Mantıklı geliyordu ama bir o kadar da zahmetliydi. Bugün 31 Ağustos’tu. Öğrencilerin çoğu evlerine kapanmış, harıl harıl ödevleriyle boğuşuyordu; bu yüzden koca şehir adeta bir hayalet kasabaya dönmüştü.
“Şu devriye robotlarını, uydu gözlem verilerini falan hackleyemez misin? Güvenlik sistemine sızıp aldığın klasörde Ao Amai’nin nerede olduğuna dair bilgiler yok muydu?”
“Mekanize güvenlik o kadar da güvenli değil. Sonuçta biz de o deneyi her yer alarm durumundayken yürüttük, değil mi?”
“...”
“Bence güvenlik sistemleri takip için ancak destek sağlar. Ben onu daha çok para hareketleri üzerinden izliyorum. Şu an cüzdanındaki banknotta bir mikroçip olduğunu biliyor musun?”
“Ne? Evet, hani şu sahte para basımını engellemek için yapılan şey, değil mi?”
“Aslında başka bir işe daha yarıyor. Parayı taşıyan kişinin kişisel bilgilerini kaydederek nakit akışını detaylıca takip ediyor,” diye açıkladı Yoshikawa, parmakları klavyede dans ederken. “Kredi kartıyla bin yenin üzerinde bir şey satın aldığında bile bilgilerinin çalındığı bir çağda yaşıyoruz... Ama öte yandan, hiç para harcamayıp sokaklarda yaşayan biri olursa, onu takip etmemizin hiçbir yolu kalmıyor.”
“Tamam, peki, başka bir soru. Şimdiye kadar nasıl kaçabildi?”
“Genelde arabayla. Uyumak için parklarda ve terk edilmiş binalarda duruyor gibi görünüyor. Tabii temizlenmek ve benzin almak zorunda olduğu için para harcıyor. İzlerini tamamen silmeyi başaramamış.”
Telefondan yine tuş sesleri gelirken, Accelerator düz bir sesle sordu: “Yani otel ya da pansiyon kullanmıyor. Tanıdığı birilerinin yanına gitmiş olabilir mi?”
“Bunu yapacak kadar yakın olduğu biri olduğundan şüpheliyim.”
“...Heh. Tam bir çöp desene, tıpkı benim gibi.”
“Laboratuvarın Radyo Gürültüsü projesini iptal etmesinden sonra epey borç batağına saplandı. Özel bir kurumdu orası. Psikolojik olarak, yeni batmış bir şirketin patronu gibi hissediyor olmalı. Aşk, para bitene kadardır, değil mi?”
Accelerator ilgisizce dilini şaklattı ve durumu tarttı.
“Şu an şehir dışına çıkamaz, değil mi?”
“Arama noktalarından çekiniyorsa, okul bölgesinden kaçma şansı bile yoktur.”
“Hmm. Güzel o zaman.”
Accelerator ona bir bina adı söyledi.
Kikyou Yoshikawa ismi duyunca şaşkınlıkla sesini yükseltti.
“Bir dakika... Bu garip. Oraya henüz yaklaşmadığı doğru. Hiç düşünmeden doğrudan oraya gideceğini sanırdım ama...”
“İnsan normalde ilk akla gelecek yerden kaçınır, değil mi? Ama köşeye sıkışıp soğukkanlılığını yitirdiklerinde, hareketlerini tahmin etmek çocuk oyuncağı olur.”
Accelerator sırıttarak geniş caddeye doğru adımladı.
Hedefi, eski bir laboratuvar binasıydı.
Burası, Seviye Beş Railgun’ın seri üretim kopyalarını geliştirmeyi amaçlayan “Radyo Gürültüsü” projesinin yürütüldüğü tesisti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.