Çıkmaz Sokak

Eski bir laboratuvar binasının hemen yanına sarı bir spor araba park etmişti.

Bu daracık arabanın içinde klima son ayarda çalışıyor, içeriye buz gibi bir hava üflüyordu ama adamın avuçları yine de sırılsıklam ter içindeydi.

Acı içinde kıvranarak, terli elleriyle çaresizce karnını bastırıyordu.

Aslında niyet binanın içine girmekti. Hafızasındaki her şey yerli yerinde duruyorsa, arabayı saklayacak bir sürü kuytu köşe bulabilirdi. Hatta casus uyduların gözünden bile kaçabilirdi. Gelgelelim, dış kapı kalın zincirlerle ve asma kilitlerle kilitli olduğundan içeri girmeyi başaramamıştı.

Fakat buradan uzaklaşması da imkansızdı. Tekerleği döndürdüğü an bir çevirmeye denk gelip durdurulabilirdi. Hele arabayı bırakıp üstünde başı açık, neredeyse çırılçıplak haldeki Last Order ile şehri yürüyerek geçmeye kalksa, kesin yakalanırdı.

Kahretsin...

Yanlış bir hamle yaptığını fark edip pişmanlıkla kıvrandı. Başlangıçtaki planı, virüsü Last Order'ın benine enjekte eder etmez Akademi Şehri'nden kaçmaktı. Şehrin dış sınırında onu bekleyen anti Akademi Şehri fraksiyonu üyeleri vardı. Onların yardımıyla yurt dışına sığınacak, yanındaki olağanüstü yetenek projelerini de birer koz olarak kullanarak dilediği ülkedeki dilediği araştırma merkezine kurulacaktı.

Fakat hesaba katmadığı bir şey olmuş, Last Order virüsü alır almaz kaçmıştı.

O andan itibaren kurduğu o kusursuz plan ilmek ilmek sökülmeye başlamıştı.

Last Order'ın bedeni henüz tamamlanmamış ve ayarları yapılmamıştı. Dolayısıyla o kuvözün dışında uzun süre hayatta kalması mümkün değildi. Küçük bir dikkatsizlik, virüs tam anlamıyla aktif hale gelemeden kızın ölmesine yol açabilirdi.

Eğer böyle bir şey yaşanırsa, virüs dünya genelindeki diğer kopyalara bulaşamazdı. Yıkım planı daha başlamadan suya düşerdi. Karşı fraksiyondakiler ise böyle bir başarısızlığı asla affetmezdi. Kaçmasına yardım etmeyi bırakın, onu orada hemen harcayacaklarından adı gibi emindi.

İşin tuhafı, Amai'nin şimdi Last Order'ı kurtarmak için onu yakalaması gerekiyordu.

Ancak şu koşullarda kıza yeni bir kuvöz hazırlaması imkansız olduğundan, bu hedef de hayalden ibaretti.

Kızın peşinde koskoca bir hafta boyunca deli gibi koşturup durmuştu. En sonunda, kızın bir şekilde yanına sığındığı o gaddar Accelerator'ın elinden kızı çekip almayı başarmış olsa da nihayetinde kendini bu zavallı durumda bulmuştu.

Öfkeyle yan koltuğa gözlerini dikti.

Last Order'ın eksik bedeni, battaniyeye sarılı halde koltuğa yığılmıştı. Her yerinden ter boşanıyordu. Nefes alışverişleri o kadar zayıftı ki duyabilmek için pürdikkat kesilmek gerekiyordu.

Yüzüne birkaç elektrot yapıştırılmıştı. Bu elektrotlardan çıkan kablolar, kucağındaki dizüstü bilgisayara bağlanıyordu.

Ekranda nabız, vücut ısısı, tansiyon ve solunum gibi çeşitli hayati belirtiler gösteriliyordu. Sıradan birinin baktığında hiçbir şey anlayamayacağı bu veriler, işi bilen birini dehşete düşürmeye yeterdi. Kızın her an son nefesini verebileceği gerçeği gün gibi ortadaydı.

Olmaz, şimdi olmaz... Burada olmaz...

Ao Amai'nin bu şehirden kaçmak için çok geçerli sebepleri vardı.

Tokiwadai'nin Railgun'ını temel alarak seri üretim doğaüstü yetenek sahipleri yaratmayı amaçlayan Radio Noise projesinin başındaydı. Ancak üretilen kopyaların kapasitesi çok düşüktü; orijinal Railgun'ı birebir kopyalamayı bir türlü becerememişti. Proje çıkmaza girince laboratuvarlar kapatılmıştı. Gırtlağına kadar borca batan adam, can havliyle Accelerator'ın dahil olduğu Seviye Altı projesine tutunmuştu.

Fakat o proje de tamamen askıya alınmıştı.

Bu borçları ödemesinin hiçbir yolu yoktu.

Akademi Şehri'nde artık dönebileceği bir yer kalmamıştı. Elinde sadece, neredeyse bir denizaltı satın alabilecek büyüklükte devasa bir borç yükü vardı. Seviye Altı laboratuvarının, devlet destekli Radio Noise'un aksine özel bir kurum olması işleri daha da zora sokuyordu. Eğer hayatta kalmak istiyorsa, borçlarını geride bırakıp kaçmaktan başka çaresi yoktu.

Bu yüzden o gizemli grupla ortaklık kurmuştu. Şimdi onları yarı yolda bırakırsa, sonunun cehennem olacağını biliyordu. Hem Akademi Şehri hem de muhalif grup arasında sıkışıp kalmışken paçayı kurtarabileceğine inanacak kadar saf değildi.

Kahretsin, kahretsin! Neden her şey ters gidiyor?!

Küçük spor arabasının direksiyonunu yumrukladı.

Bugün nihayet kaçak Last Order'ı ele geçirmeyi başarmıştı. Ancak talihsizlik bu ya, tam o sırada güvenlik kodu turuncuya, ardından da hemen kırmızıya dönmüştü. Bu durumda şehirden çıkması imkansızdı. Üstelik Last Order'ın durumu tahmin ettiğinden de kötüydü. Bu gidişle virüs devreye girmeden ölüp gidecekti.

Lütfen, ne olur! Biraz daha dayan! Virüs aktif olana kadar dayan yeter!

Normalde Last Order'ın vücut fonksiyonlarını dengeleyebileceği başka yerler de vardı ancak güvenlik kodu kırmızıya döndüğü için şehrin her köşesinde sıkı aramalar yapılıyordu. Mavi bir battaniyeye sarılı, kimliği bile olmayan bu çıplak yapay kopyayı hiçbir aramadan sağ salim geçiremezdi.

Ao Amai, değil şehirden çıkmak, içinde bulunduğu mahalleden bile kıpırdayamıyordu. Bu daracık arabanın içinde titreyerek beklemekten ve çalışıp çalışmayacağından bile emin olmadığı bir virüse tüm geleceğini bağlamaktan başka çaresi yoktu.

O sırada ön camın önünden hızla bir şey geçti.

Gözlerini refleks olarak hemen yola çevirdi. Gelen ne Anti-Skill ekipleriydi ne de diğer araştırmacılar. Sadece kara bir kargaydı. Arabanın önünden sağdan sola doğru uçup gitmişti.

Fakat adamın gözleri dehşetle açıldı.

Önünde kimse yoktu. Bomboş, sıradan bir yol uzanıyordu. Onu tehdit eden hiçbir şey görünmüyordu. Dışarıdan bakan biri, adamın aklını kaçırdığını ve hayali şeylerden korktuğunu düşünebilirdi.

Amai aslında yola bakmıyordu.

Gözlerini dikiz aynasına dikmişti.

Aynadaki görüntü kanını dondurdu. Göz bebekleri titredi. Tüm vücudu buz gibi bir ter tabakasıyla kaplandı. Parmakları kasıldı, zangır zangır titremeye başladı.

Aynada tek bir çocuk görünüyordu.

Amai'nin içinde oturduğu sarı spor arabaya doğru arkadan ağır adımlarla yürüyordu.

Soluk tenli, bembeyaz saçlı, etrafına tehdit saçan o Seviye Beş tam arkasındaydı.

Amai'nin boğazından hırıltılı, tuhaf bir ses çıktı.

Accelerator'ın burayı nasıl bulduğunu, neden geldiğini bilmiyordu. Ancak onun burada olması, her şeyin bittiğinin resmiydi.

Accelerator hiç tereddüt etmeden arabaya doğru ilerliyordu.

Amai yan koltuktaki Last Order'a baktı.

Kız, narin bir kar kristali gibi korunmalıydı. Accelerator'ın ne yapacağını kestiremiyordu ama kızı ona teslim ederse, kız saniyeler içinde yok olur giderdi.

Last Order'ı ona veremezdi.

Bir şeyler yapmalı, onu durdurmalıydı.

Ama nasıl?!

Beyaz önlüğünün cebinde bir tabanca vardı ama bunun Accelerator'a karşı hiçbir işe yaramayacağını çok iyi biliyordu. Onunla fiziksel bir mücadeleye girişmek, son model bir spor arabayla koşu yarışına girmek ya da devasa bir tankla halat çekme oyunu oynamak kadar aptalcaydı.

Tek çare kaçmaktı.

Amai anahtara uzandı.

Titreyen parmakları kontağı bir türlü bulamıyordu. Ağlamamak için kendini zor tutarak anahtarı yuvaya sokmaya çalıştı ve en sonunda tık sesiyle yerine yerleştirdi.

Anahtarı deli gibi çevirdi.

Motor büyük bir gürültüyle çalıştı. Yaşadığı panikle arabayı manuel vites sanıp debriyajı aradı. Araba ileriye doğru şiddetle atıldı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.