Bir dakika mı geçmişti, yoksa bir saat mi?
Kamijou, sanki yüksek ateşle boğuşuyormuşçasına kurumuş bir boğazla uyandı. Sert bir zeminde yatıyordu. Olduğu yerden etrafına bakındığında yer tahtalarının yer yer havaya uçtuğunu gördü.
Wadatsumi adlı plaj işletmesinin birinci katındaydılar. Bir yere taşınmadığına göre bayılmasının üzerinden çok fazla zaman geçmiş olamazdı.
Tsuchimikado ile Kanzaki hemen yanı başında çömelmişlerdi.
Tüm bu gürültü patırtıya rağmen Mikoto ve Index aşağı inmemişti. Normalde uykuda bile olsalar bir şeylerin ters gittiğini anlarlardı. Zihni hâlâ bulanık olan Kamijou, Kanzaki'nin de Stiyl gibi insanları uzak tutan bir büyü kullanmış olabileceğini düşündü.
Ancak tam o sırada, büyücülerin arasında tişörtü, şortu ve önlüğüyle Küçük Misaka'yı fark etti. Kız, harap olmuş dükkânın içinde son derece tedirgin gözlerle etrafı süzüyordu.
Tabii ya, şu an burada çalışıyordu.
Kanzaki, "İkinci kata Opila kurmuştum fakat... Anlaşılan çalışanlar birinci katta yatıp kalkıyormuş. Bu yüzden size yakalandık. Şansımıza dükkân sahibi yukarıda işleriyle meşguldü," deyince Küçük Misaka'nın omuzları dikleşti.
Sonuçta suç şebekesini iş üzerindeyken basmıştı. Yüzündeki ifade, kendisini nasıl bir cezanın beklediğini dehşetle gözlediğini gösteriyordu.
Kanzaki, her ihtimale karşı o akılalmaz derecede uzun kılıcının kabzasına dokunarak konuştu. "Yine de sizi uyarayım. Bugün burada gördüklerinizi sakın kimseye anlatmayın. Eğer bu kılıcın sahte olduğunu düşünüyorsanız, bedelini hayatınızla ödemeyi göze alıyorsunuz demektir."
Sesi korkutucu derecede keskindi ama Kamijou hemen yanındaki Tsuchimikado'nun gülmemek için kendini zor tuttuğunu fark etti... Acaba ciddi değil miydiler?
Diğer tarafta ise kırmızı giysili rahibe, biraz ötede gölgelerin arasına saklanmıştı.
Kim bu kız, diye düşündü. Zihnini toparlamaya çalıştı. Tam zamanında araya girmişti girmesine ama kimdi bu böyle?
Kanzaki onun nereye baktığını anlayıp, "Ha, o düşman değil," dedi. "Rus Ortodoks Kilisesi'nin Annihilatus biriminden olduğunu söylüyor."
Araya anlaşılması güç yabancı terimler girmişti ve Kamijou hiçbir şey kavramayamamıştı. Tsuchimikado durumu okuyup söze girdi:
"Şöyle düşün, İngiliz Püriten Kilisesi cadı avında uzmanlaşmışsa, Rus Ortodoks Kilisesi de hayalet avında uzmandır. Balkabağı kafalar, Ustocc, Shinnaterao... Aslında hepsi var olmayan her türlü yaratıkta uzmanlaşmış birer hayalet avcısıdır."
Kamijou, karanlığa karışmış sarışın kıza tekrar baktı.
Konu kendisine gelmesine rağmen kız kılını bile kıpırdatmadı. Kanzaki, sosyalleşme özürlü olmanın gizemli ilimler dünyasında pek de olağandışı bir şey olmadığını ima edercesine konuşmaya devam etti.
"Adının Misha Kreutzev olduğunu söylüyor. Yara yerindeki zehri emip çıkaran da oymuş, bir teşekkür etsen fena olmaz hani?"
Yaramdaki zehri emdi ha... Kamijou bu sözleri önce sakince dinledi, ardından birden yüzü al redde döndü. Yara yanağındaydı. Tıbbi bir müdahale olarak makul karşılanabilirdi belki ama yine de içini garip bir huzursuzluk, bastırılamaz bir terleme basmıştı.
"A-anladım," dedi boğazı kurumuş bir halde. "Teşekkürler. Tam zamanında yetişmeseydin muhtemelen ölmüş—"
Zoraki takındığı gülümseme yüzünde donup kaldı.
Misha'nın uzakta durduğunu sanıyordu fakat kız bir anda dibinde bitivermişti. Sağ eli kemerine gitti ve oradaki aleti, yani testereyi çıkardı. Kamijou daha ne olduğunu anlayamadan, kız üzerine çökmüş ve o tırtıklı bıçağı boğazına dayamıştı.
Kimseden çıt çıkmadı. Kamijou zaten donup kalmıştı ama yanı başında duran Tsuchimikado ve Kanzaki bile kılını kıpırdatmadı. Soğuk metalin hissiyatı boynundaki tene işledi.
Elinde testereyle tepesinde dikilen Misha Kreutzev'e baktı. Kızın gözleri, uzun kâküllerinin arasından dosdoğru ona kilitlenmişti. O bakışlarda, boynundaki bıçaktan bile daha dondurucu bir soğukluktan başka hiçbir şey yoktu.
"Birinci soru. Angel Fall felaketine sen mi sebep oldun?" diye sordu, makineyi andıran düz bir ses tonuyla.
Kamijou ne diyeceğini bilemedi. Tsuchimikado ve Kanzaki de şaşkınlık içinde Misha'ya bakıyorlardı.
"B-bir dakika dur bakalım. Misha Kreutzev, Kamijou'yu saldırgandan korumanın ve yarasındaki kanı emmenin sebebi, Angel Fall'un arkasındaki kişinin o olmadığını düşünmen değil miydi?"
Misha bunu duyunca gözlerini doğrudan Kanzaki'ye çevirip yüzüne dik dik baktı.
"Birinci cevap. Buraya Angel Fall'u engellemek için geldim. Bu çocuğun suçlu olup olmadığına dair bir açıklama talep edemediğim için yargıda bulunmaktan kaçındım. Bu yüzden şimdi onu sorguluyorum."
Bıçak hâlâ boyun kaslarına dayalı olan Kamijou kıza baktı. Kız gözlerini Kanzaki'den çekip tekrar ona çevirdi, göz bebeklerini incelercesine bakışlarını sabitledi.
"Birinci soru, tekrar ediyorum. Angel Fall'a sen mi sebep oldun?"
"...Hayır."
"İkinci soru. Bunu kanıtlayacak bir yolun var mı?"
Misha, cevabı zaten baştan biliyormuşçasına bir soru daha yapıştırdı. Muhtemelen çocuğun tehlikeden kaçınmak için yalan söylediğini düşünüyordu.
"Bir kanıtım... yok. Hem ben büyüden falan anlamam ki."
Kız, içindeki şüpheleri dışa vurmak istercesine kafasını hafifçe yana eğdi.
Kanzaki derin bir iç çekti. "İhtiyacın varsa Necessarius'un resmi görüşünü belirtebilirim."
Böylece Misha'ya açıklamaya başladı. Kamijou'nun bir büyücü olmadığını ve Angel Fall'u onun tetiklediğine inanmadıklarını anlattı. Büyü kullanan medyumların bedenlerinin ağır yük altına girdiğini ama çocukta buna dair hiçbir iz bulunmadığını söyledi. Kamijou'nun Angel Fall'dan etkilenmeme sebebinin ise büyük ihtimalle sağ elindeki Imagine Breaker olduğunu, bu elin dokunduğu her türlü doğaüstü gücü yok ettiğini aktardı.
Misha, bir listedeki maddeleri tek tek işaretliyormuşçasına kısa kısa kafasını salladı. En sonunda gözleri tekrar Kamijou'ya, daha doğrusu sağ eline kaydı. Kanzaki'nin açıklamasındaki Imagine Breaker ifadesine takılmış gibiydi.
"Valans. Kırk, dokuz, otuz, yedi. Toplam seksen altı."
Çat! Misha'nın arkasındaki zeminden fışkıran su kütlesinin sesi patladı. Sanki yeraltı su borusu patlamıştı.
"MEM TETH LAMEDH ZAYIN. Çevirisi: Su, bir yılan şeklini al ve kılıç gibi öne atıl."
Misha dudaklarını kıpırdatmaya devam etti; su zerreleri şahlanan bir yılan gibi kıvrıldı. Bir hidra ya da Yamata no Orochi misali çok sayıda kola ayrılmış sıvı bir canavardı bu. Zihninin derinliklerinde tehlike çanları çalmaya fırsat bulamadan, su akıntıları birer mızrağa dönüşüp doğrudan üzerine çullandı.
Şılap, şılap! Sıvı mızraklar Kamijou'nun hemen yanındaki zemini birbiri ardına delip geçti.
Mızraklardan biri tereddüt bile etmeden dosdoğru yüzüne yöneldi.
"Oha?!"
Kefareti ödemek istercesine sağ elini siper etti; su mızrağı bir su balonu gibi patlayıp etrafa saçıldı. Görünmez bir kalkanla korunuyormuşçasına, tek bir damla bile üzerine sıçramadı.
Zemine dağılan suyu pürdikkat inceleyen Misha konuştu. "Doğru cevap. İngiliz Püriten Kilisesi'nin görüşü bu deneyin sonuçlarıyla örtüşüyor. Şüphenin kaldırılması için bu açıklamayı bir kanıt yöntemi olarak kabul ediyorum. Delikanlı, yanlış bir bilgilendirme yüzünden sana silah doğrulttuğum için şimdi özür dilerim."
"Silah doğrultmak mı? Az kalsın beni deşecektin! Ayrıca insan özür dilerken karşısındakinin gözünün içine bakar!"
"Üçüncü soru. Eğer suçlu sen değilsen, Angel Fall'u kim gerçekleştirdi? Bu felaketin merkez üssü kesinlikle burası olmalı. Bir fikrin var mı?"
"Bana bak sen...! Bekle bir dakika, hiç de pişman değilsin ki!"
Kamijou yattığı yerden tahta zemindeki devasa deliğe baktı.
Olan bitenden tek bir şey anlamayıp başından beri titreyen Küçük Misaka, belki de biraz olsun kendine gelerek korkuyla söze girdi.
"Şey... Bu bir tür süper kahraman dizisi çekimi falan mı? Az önce kaçan adam da hapisten kaçan Jinsaku Hino değil miydi? Siz televizyonda gösterilen şu gizli polis ekiplerinden misiniz yoksa?"
"Bizi daha fazla araştırmamanız kendi iyiliğinize olur." Kanzaki kızın sorusunu kestirip attı.
Ancak söylediği bir şey Kamijou'nun zihnine takılmıştı. "Hey... Dur bir dakika. O adam sana gerçekten Jinsaku Hino gibi mi göründü?"
"Başka kime benzeyecek ki? Hem dükkânın zararını kim ödeyecek? Hino mu? Polis mi? Yoksa televizyon kanalı mı?"
Kamijou nutku tutulmuş halde kalakaldı.
Rahibe kıyafeti giymiş Mavi Saçlı'yı düşündü mesela.
Herkese Index gibi görünürken, Kamijou onu Mavi Saçlı olarak görüyordu.
Eğer adamın içindeki ve dışındaki görünüşü aynıysa...
"O adam... değişime uğramadı mı?"
Aklından geçenleri büyücülere anlattı; hepsinin yüzü bir anda buz kesti.
"Dördüncü soru... Az önce kaçan kişiyi mi kastediyorsun?" Misha, Jinsaku Hino'nun kaçtığı yöne doğru gözlerini dikti. O tarafa doğru fırlamak üzereydi ki Kanzaki omzundan tutup onu durdurdu.
"Bekle. Madem aynı avın peşindeyiz, neden birlikte hareket etmiyoruz?"
"Beşinci soru. Bunun bana ne faydası olacak?"
"Soruna başka bir soruyla karşılık vereyim. İnsan avlama konusunda tecrübeli misin? Elindeki silahlar Londra Kulesi'nin Yedi Aleti, değil mi? Buralı biri öyle marka eşyalar kullanmaz. Normal bir balta, altın ya da gümüş bir baltadan her zaman daha kullanışlıdır," dedi Kanzaki imalı bir üslupla. "Rus Katolik Kilisesi'nin uzmanlık alanı hayalet imhasıdır. Alışkın olmadığın bir insan avına çıkacaksan, sana rehberlik edecek uzman bir İngiliz Püriten'in yanında bulunması hiç de fena bir fikir sayılmaz."
“…Aklı başında bir cevap. Sorumu yanıtladığın için teşekkür ederim.” Misha ufak elini aniden Kanzaki’ye doğru uzattı. Kanzaki önce neye uğradığını şaşırdı, fakat kızın tokalaşmak istediğini anlayınca hafifçe tebessüm edip elini sıktı.
Olan biteni izleyen Kamijou araya girdi. “Peki şimdi ne yapıyoruz? Doğrudan peşine mi düşelim?”
“Bu hevesin takdire şayan, Tsuchimikado’nun senden öğreneceği çok şey var. Ancak senin durumunda öncelik gücünü toplamanda sanırım. Sen toparlanırken seni korumamız daha güvenli olabilir. Hino’nun amacını bilmiyoruz ama bu gece geri dönüp sen uykudayken saldırma ihtimali hiç de az değil.”
Bunu duyan Misha araya girdi.
“Altıncı soru. Hepimizin onu korumasına pek gerek yok. Şüpheliyi tek başıma takip edebilir miyim?”
“Düşmanın gücünü bilmeden bölünmek akıl kârı değil. En kötü ihtimalle elinde bir melek bile olabilir, değil mi?”
Misha aldığı cevaptan memnun kalmamış gibi suskunlaştı. Belki de onlarla anlaşma yaptığına daha şimdiden pişman olmaya başlamıştı. Ancak Kanzaki bunu düşünecek halde değildi, konuşmasını sürdürdü.
“Bu doğrultuda bir sonraki hamlemizi sizinle tartışmalıyız Kreutzev. Öncelikle bu felaketi bir şekilde telafi etmemiz gerek. İşimiz bittiğinde koruma görevimizin başına döneceğiz… Tsuchimikado, suratını ne öyle huysuzca ekşitiyorsun?”
Kamijou içinden, biraz bekleseniz iyi olurdu, diye geçirdi.
Doğrudan bu işe girişirlerse bir gıdım bile uyuyamayacaklardı. Diğerleri enerjilerini ve morallerini tüketirken kendisi köşesine çekilip miskin miskin uyumak istemiyordu. Yaralı olsun ya da olmasın, tedbirsizliği kendi hatasıydı; bu bir mazeret sayılamazdı.
Aklından bunlar geçiyordu ama hissettiklerini dillendirmedi. Kuru boğazında yakıcı bir ağrı belirdi.
Kanzaki ona alışılmadık derecede kederli gözlerle baktı. “Kreutzev ile yapacağımız görüşmenin sonucunu sana sonra açıklarız. Gerçekten odana gidip biraz dinlenmelisin. Bir aceminin daha fazla ağır yara almasına göz yumarsak kendi konumumuzu da riske atmış oluruz.”
Tsuchimikado alışılmadık derecede soğuk bir tonla, “Bir aceminin ölmesine izin verip hiçbir şey yokmuş gibi hayatımıza devam edecek kadar gözü dönmüş profesyoneller değiliz,” diye mırıldandı.
Kendilerine göre sorumlulukları vardı elbette. Kamijou hafifçe içini çekti.
Bir dakika. Odama mı gideyim?
O an zihninde yankılanan kendi sesine takılıp kaldı.
“A-Aaaaaaaahh! Dur bir dakika, Index?!”
Aldığı hasarı tamamen unutmuşçasına bir anda doğrulup ayağa fırladı.
Şaşkınlıktan donakalan grubu arkasında bırakıp merdivenleri hızla tırmandı ve ikinci kata daldı.
Korkuluklarda kılıçla kazınmış gibi duran garip semboller vardı. Kamijou sağ eliyle korkuluğa dokunur dokunmaz cam kırılmasına benzer bir ses yankılandı. İnsan uzaklaştırma büyüsü falan mıydı bu, diye düşündü ama şu an bunu dert edecek vakti yoktu.
Hedefi kendi odası da değildi Mikoto’nunki de.
Kilitli olma ihtimaline karşı kapıyı kırmaya hazır bir halde, Touya Kamijou’nun kaldığı odanın kapısını birden ardına kadar açtı.
Güm diye açılan kapının ardında, ışıkları kapatılmış odanın zemininde çift kişilik bir futon seriliydi.
Ve o da neydi? Touya Kamijou, şu anda Index’in uyuduğu futona balıklama atlamak üzereydi.
Tabii Touya’nın bakış açısından bakılırsa kız kendi karısı Shiina’ydı, yani utanılacak bir durum yoktu.
Fakat otuzlu yaşlarının ortasındaki öz babasının, gözüne on dördünde bile görünmediğinden şüphe duyduğu Index’in üzerine çullanmak üzere olması Kamijou için gerçeküstü bir durumdan ziyade tam bir kâbustu.
“Dur, dur, dur, duuuur! Bir dakika bekle seni piç!”
Kamijou vücudunda kalan zehrin getirdiği baş dönmesini tamamen yok saydı ve kendini öne atarak doğrudan futonun ortasına daldı.
Asıl şaşkına dönen Touya olmuştu.
Bu arada annesi, yani Index, çıkan tüm bu patırtıya rağmen uykusunda mırıldanmaya devam edecek kadar uykusu ağır bir kızdı.
“…(N-Ne oluyor?! T-Touma! Böyle utanç verici bir anda içeri dalmasana!)”
“Kes sesini, kes sesini, kes sesini! Bu gece böyle uyuyacağız, ben tam ortanızda olacağım! Özel taktik: ‘Aile bağları’ operasyonu!”
Gecenin bir yarısı başlayan amansız mücadele böylece patlak verdi.
Touma Kamijou, Kanzaki’nin bir hasta olarak kendisine gösterdiği nezaketi hiç hesaba katmadan, o gece gözünü bile kırpmadı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.