"Bweeeh!!"
Kör olan adamın elindeki hilal şeklindeki bıçak birden duraksadı. Kamijou kaçmak için zaman kaybetmedi ama bacağı bir türlü laf dinlemiyordu. Yine de yerde yuvarlanmayı başararak saldırganıyla arasına mesafe koydu.
Orta yaşlı adam bıçağını doğrultsa da arkasından yeni bir hamle yapmadı.
Olduğu yerde sallandı. Gövdesi gevşedi ve kendi kendine bir şeyler mırıldandı.
"Meleğim... Benim kıymetli meleğim..."
Tulumunun göğüs kısmındaki bir şey mehtapta parıldadı.
Bir isim kartıydı bu.
"Meleğim, neler oluyor? Benim güzel meleğim, ne dediysen harfiyen yaptım, yanlış yapmış olamazsın! Neler oluyor kıymetli meleğim? Senin uğruna tam yirmi sekiz can sundum!"
Mahkûm kıyafetleri içindeki adam aklını yitirmişçesine çığlık atıyordu. Çıldırmış gibi, her şey bitip tükenmiş gibi bağırıyordu.
Kamijou gün boyu televizyonlarda dönen o haberleri nihayet hatırlayabildi.
"Evet, olay yerinden bildiriyorum ben Komori. Bu sabah başkentteki Shinfuchuu Hapishanesi'nden kaçan idam mahkûmu Jinsaku Hino hâlâ yakalanamadı. Bölgedeki ortaokul ve benzeri eğitim kurumlarında tüm kulüp faaliyetleri acil durum gerekçesiyle iptal edildi, çevrede oldukça gergin bir hava hâkim."
Fakat...
Kamijou çığlıklar atan bu kafa karışıklığı içindeki adama baktı. Suçlu olduğu her halinden belliydi. Giydiği kıyafetlerden de hapishaneden kaçan Jinsaku Hino olduğu anlaşılıyordu.
İyi de, durum buysa Jinsaku Hino neden başka biriyle yer değiştirmemişti?
Melek Düşüşü yüzünden herkesin yer değiştirmemiş olması son derece garipti.
Ayrıca adamın sabahtan beri sayıkladığı bu "Melek" de kimin nesiydi?
Melek Düşüşü denen bu büyü nihayetinde neyi hedefliyordu?
Bu adam... Yoksa...?
Tam kendini kaybedip soru soracağı sırada Jinsaku Hino bıçağını havada savurarak haykırdı:
"Cevap ver bana kıymetli meleğim! Ne yapacağım ben? Bundan sonra ne yapmam gerekiyor?! Bunun sorumluluğunu üstleneceksin meleğim! Cevap verrrrr!!"
Bıçağı indirdi.
Ama Kamijou'ya doğru değil. O hilal bıçağı kendi göğsüne sapladı.
Gıcırtı sesleri yükseldi. Bıçağın ucu etin üzerinde rastgele hareket ediyordu. Öyle fütursuzca savurduğu bıçak, tulumunu delip terden sırılsıklam olmuş tişörtünü kesti ve anında kan fışkırtmaya başladı.
İlk bakışta bu sayısız yara rastgele açılmış gibi duruyordu ama aslında okul sırasına kazınmış karalamalar gibi harfler oluşturuyorlardı.
KAÇ BURADAN
Gramere dair hiçbir şey yoktu, sadece yan yana getirilmiş iki sözcükten ibaretti. Yine de Jinsaku Hino bu kelimeleri gördüğünde, kan içinde kalan yüzüne kocaman bir gülümseme oturdu.
Kamijou ile Hino'nun arasındaki zemin tahtaları bir anda patlayarak parçalandı ve kırmızılı rahibe aşağıdan fırladı. Elindeki penseyle beyaz ve küçük bir şeyi kavramıştı. İnsan dişine benziyordu hatta. Penseyi sıktığı gibi o şeyi zahmetsizce un ufak etti.
Ön dişleri eksik olan Jinsaku Hino, kırmızılı rahibenin yaptığına hiç aldırış etmeden bir iki adım geriledi. Sonra nemli bir deri kumaş çıkarıp bıçağın üzerindeki kanı sildi ve silahı rahibeye doğru fırlattı.
Kırmızılı rahibe, başını yumuşak bir hareketle kenara çekerek bıçaktan sıyrıldı. O kadar serice bir hareketti ki rüzgârın ıslığı duyuldu.
Hedefini şaşıran silah, doğruca Kamijou'nun yüzüne doğru uçmaya başladı.
"Ha?" diye mırıldandı elde olmadan, ardından ne kadar aptalca bir ses çıkardığını fark etti. O daha ne olduğunu anlayamadan hilal bıçak, adeta tahtaya çivi çakan bir çekiç şiddetiyle gözlerinin ortasına geliyordu.
"Uwah!!"
Hemen yana doğru yuvarlanmaya çalıştı ama bıçak yanağını sıyırıp geçti.
Bütün olay buydu.
Yine de takip eden anda duyu düzeni altüst oldu. Yere kapaklanmıştı ve bir türlü ayağa kalkamıyordu. Vücudunu soğuk ve tatsız bir ter bastı, sanki deniz tutmuş gibi içinin kalktığını hissetti.
Ze... Zehir mi? Lanet olsun, bıçağa bir şey sürmüş...!
Bıçağın üzerindeki kanı o deri kumaşla silmesinin sebebi, metale zehir bulaştırmaktı.
Afrika'daki bazı kabilelerin zehirli böceklerin özsuyunu tahta mızraklara sürerek avlandıklarını duymuştu. Bu da öyle bir şey miydi? İki Şehir'in müfredatı sayesinde zehirlere karşı belli bir miktarda direnci olması gerekiyordu ama bunun hiçbir faydası olmamış gibiydi.
Görüşü bulanıklaştı, karanlık yavaş yavaş etrafını sarmaya başladı.
Jinsaku Hino'nun inanılamaz derecede mutlu bir ses tonuyla plaj evinden dışarı koştuğunu hayal meyal seçebildi.
Kırmızılı rahibe bir an için adamı takip edip etmeme konusunda tereddüt yaşadıysa da sonra Kamijou'nun yanına koştu.
İşte o zaman zihni tamamen karanlığa gömüldü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.