Kırmızı Kehanet

Kavurucu acı, zihnindeki soğukkanlı muhakeme yeteneğini söküp almıştı.

İdam mahkumu Hino Jinsaku, çürümüş bir meyveyi andıran sol bileğini tutup karanlığın içine tükürdü. Vakit henüz öğle bile olmamıştı ancak pencereleri, sürgülü kapıları ve perdeleri sımsıkı kapattığı için içeriye zerre ışık sızmıyordu.

Görünüşe göre çevik kuvvet binanın elektriğini kesmişti. Ağustos sonunun gitmek bilmeyen bunaltıcı sıcağı yetmezmiş gibi, ne bir klima ne de açık tek bir pencere vardı; içerisi adeta bir serayı andırıyordu. Odadaki sıcaklık öylesine iğrenç bir dereceye ulaşmıştı ki yarasının iltihap kapmasından bile endişelenmeye başlamıştı, gerçi bunun imkansız olduğundan neredeyse emindi.

Buraya gelirken yolda bulduğu tel ve tahta parçalarıyla kırık bileğini sarıp sabitlemişti. Fakat sökülen dişleri için elinden hiçbir şey gelmiyordu. Açılan o sıcak yaraların içinde tuhaf, zonklayıcı sızılar hızlanıyordu.

Sıcaktan ve acıdan yüzünden terler boşalan Hino Jinsaku, karanlığa doğru kendi kendine mırıldandı:

“Meleğim, kıymetli Meleğim…”

Konuşurken bir yandan da durumunu tartıyordu.

Yirmi sekiz kişiyi katleden gizemli kurban katili olarak ilk duyulduğunda, internetin merkezinde olduğu sayısız hayran ve taklitçi türemişti. Seri katil Hino’ya destek olmak için internet sitesi kuran üniversite öğrencisi, buralarda bir apartman dairesinde oturuyordu. Firar ettikten sonra saklanacak bir yer ve kaçış için para istemek amacıyla aslen oraya gitmeyi planlamıştı ama işler değişmişti.

Evde elektrik yoktu, televizyon da haliyle çalışmıyordu. Dışarıda ne olup bittiğini kestiremiyordu. Yine de civardaki sakinlerin tahliye edildiği anlaşılıyordu. Bu da yakınlarda yaşayan iş birlikçisinin çoktan polis kordonunun dışına sürüldüğü anlamına geliyordu.

“Meleğim, kıymetli Meleğim…”

Şimdi ne yapmalıyım, diye düşündü. Çevik kuvvetin şimdilik içeriye dalacağına dair bir işaret yoktu, muhtemelen içerideki durumdan habersizlerdi. Fakat elinde hiç rehine olmadığını anladıkları an derhal saldırıya geçerlerdi.

Ne yazık ki dikkatsizce savuracağı bir blöf ters tepebilir ve sahip olduğu dövüş gücünü polise açık edebilirdi. Asıl önemli olan, onların hiçbir şey bilmemesini sağlamaktı. Hino psikolojik saldırılarda ustaydı; ortalığı kasıp kavuran bir hayduttan ziyade, tekinsiz ve sessiz bir figürün çok daha zahmetli olduğunu gayet iyi biliyordu.

Ne yapmalıydı? Nasıl kaçacaktı?

Hilal şeklindeki bıçağı hala yanındaydı fakat tek bir bıçak bu kuşatmayı yarmaya yetmezdi.

“Meleğim, kıymetli Meleğim…”

Tam o anda, bıçağı tutan sağ eli kendi iradesiyle hareket etmeye başladı.

Bıçağın ucu Hino’nun karnına hafifçe saplandı ve yeni harfler kazıyarak derisinin üzerinde kaydı. Etini oyan kırmızı kehanet, cevabı sessizce önüne seriyordu.

AMBULANS ÇAĞIR

Demek öyle, bunu yapabilirim, diye düşündü hayranlıkla. Kıymetli Meleğimin çözümlerinde asla hata olmadığını biliyordum. Bir keresinde polise yakalanıp idama mahkum edilmiştim ama ölmek istememiştim; kıymetli Meleğim de bu dileğimi yerine getirmişti. Meleğim beni gerçekten mutlu bir geleceğe taşıyacak.

Bu mesele de çözüldüğüne göre gerisi basitti. Hino, karnındaki taze yaralara aldırmadan hazırlıklarına başladı.

Girişi ne kadar gösterişli olursa, sonuç o kadar iyi olacaktı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.