Roma Ortodoks Kilisesi mensupları hiç ikiletmeden ellerini havaya kaldırdı.
Orsola elinde gizli bir silah olduğu yalanını ortaya attığı için adamlara dikkatsizce yaklaşamıyordu. Bunun yerine Kamijou adamların ellerini ve ayaklarını bağladı. Teknenin her yeri buzdan yapıldığı için ip niyetine kullanılabilecek hiçbir şey yoktu. Çaresiz kalınca adamların kemerleri gibi eşyalara başvurmak zorunda kaldı. Bir erkeğin kemerini çözme deneyimi onu gerçekten rahatsız etmişti. İçinden bu işin bir an önce bitmesini diledi.
Adamların sıkıca bağlandığından emin olan Orsola, nihayet rahatlayarak elini yeninden çıkardı. Derin bir nefes alıp rahatlarken dışarıya yansıttığından çok daha fazla gerildiği her halinden belli oluyordu. Gözlerini Angeline ve Lucia’ya dikerek, "Sizi kurtarmaya geldik," dedi.
İkili ise bu sözler üzerine yarım adım geriledi. Kamijou ve Orsola’nın böyle aniden karşılarında belirmesi karşısında şaşkına dönmüş gibiydiler.
Kamijou içinden, tam bir tezat ikili, diye geçirdi. Angeline daha kısa boyluydu, Lucia ise daha uzun... ya da ona öyle gelmişti. Angeline’in yüzü kireç gibi olmuştu, her an gözyaşları sel olacakmış gibi çocuğa bakıyordu. Hemen yanındaki Lucia’nın beline sarılmıştı. Lucia ise solgun yüzündeki hafif öfkeli kızıllıkla, her an bir açık yakalamak istercesine keskin bakışlarını çocuğa dikmişti. Bir kolunu, kendisine sığınan Angeline’in omzuna dolamıştı.
İkisi de Orsola’nınkiyle aynı siyah rahibe kıyafetini giymişti; elbiselerine sarı renkli uzun kollar ve etek parçaları eklenmişti. Belki de bu, gemilerde görev yapanların üniformasıydı. Lucia’nın pürüzsüz, beyaz kolları biraz kısa olan yenlerinden hafifçe görünüyordu. Angeline’in dökümlü kolları ise sadece parmak uçlarını açıkta bırakıyordu.
"...Bizi kurtarmaya mı geldiniz? Buna inanacağımızı mı sandınız? Sizin gibi iki kişinin böyle bir yere atılmasının tek sebebi başarısız olmanızdır."
Bu kısık, temkinli sesin sahibi Lucia olmalıydı. Angeline ise şaşkınlıktan ağzını bile kapatamıyordu. Kamijou, kendisine yöneltilen öfkeden ziyade kızın bu ürkek tavrından endişelenmişti. "Şey, biz bu gemiye kendi isteğimizle gelmedik. Durup dururken peşimize düşen Roma Ortodoks Kilisesi insanları var işte. İlk amacımız sadece buradan tüymek." Saklamanın bir alemi olmadığından niyetlerini açıkça söyledi. "Agnes’in bize söylediğine göre, bunu yapmamızı sağlayacak bir büyü biliyormuşsunuz. Kaçmak istiyorsak yardımınıza ihtiyacımız var. O yüzden, adamlar size kötü bir şey yapmadan önce gelip sizi kurtarmamızı istedi."
"S-Rahibe Agnes mi? Bunu o mu söyledi?"
Tanıdık isim, Angeline’in yüzündeki korku gölgesini bir anda sildi. Sadece bu isimle bile neşesi yerine gelmiş gibiydi. Belki de aslında içi kıpır kıpır, hayat dolu bir kızdı.
Ancak Lucia kolunu savurarak Angeline’in kafasına yukarıdan bastırdı. "Rahibe Angeline, bunlar bir sapkın sözleri. Lütfen bunun bir tuzak olabileceğini hesaba katın."
"Ö-Özür dilerim efendim! Ama şey, eğer bu insanlar Rahibe Agnes ile karşılaştıysa, belki de, belki de o..."
"Yine fazla hayal kuruyorsun! Rahibe Agnes ile olan bağımızı biliyorlar. Sırf bu yüzden duymak istediğimiz yalanları söylüyor olabilirler!"
Angeline, Lucia’nın kafasına bastıran eli yüzünden iyice büzülse de arada sırada Kamijou’ya doğru bakış atıyordu.
Bok! Agnes bir not falan yazmış olsaydı bu iş çok daha hızlı çözülürdü. İçini çekti. Bunu nasıl açıklayacaktı ki? Asıl sorun, kızların şüphe duymakta haklı olmasıydı; Kamijou ve Agnes pek de can ciğer sayılmazlardı. Birini sadece kelimelerle kendi tarafına çekmekten daha zor bir şey yoktu.
Kamijou kara kara düşünürken Orsola söze girdi. "O zaman size şunu sorayım. Sizce neden buraya geldik?"
"Ne?"
"Dediğiniz gibi, burası düşman üssü. Biz buraya ancak nöbetçileri alt ederek girebildik. Sizi kurtarmak dışında, böyle bir riski göze alıp buraya gelmenin bize ne faydası olabilir ki?" Orsola, odanın köşesinde bağlı duran adamlara göz ucuyla bakarak konuştu.
"...Şey, o..." Lucia kem küm etti. Ama düşüncelerini toparlayamadığı için gerisini getiremedi.
"Sırf sizinle düşman olmak için mi bunca yolu geldik yani? Sizi kendi halinize bıraksaydık da zaten amacımıza ulaşırdık. Agnes’in adını kullanarak bile olsa sizi kurtarmak için ne gibi bir sebebimiz olabilir? Ben mantıklı bir neden bulamıyorum." Orsola, Kamijou ile birlikte göze aldıkları bu tehlikenin ardından, köşede bağlı duran adamlara bir kez daha bakış attı.
"..." Lucia bu kez sessiz kaldı.
Cevabı olmayan bir soruyu boş yere açıklamaya çalışmak yerine, muhatabını cevap veremeyecek bir duruma sokmuştu. Kamijou içinden şaşırarak, akıllıca, diye düşündü. Tek bir taviz vermeden ya da kendilerini savunacak tek bir mazeret sunmadan Lucia’yı susturmayı başarmıştı. Bu, Orsola’nın her zamanki tarzına pek benzemiyordu.
Ardından kız, ağzını çocuğun kulağına yaklaştırarak fısıldadı: "...Rabbi tanımayan sapkın topraklardakileri ikna etmek benim işim."
Kamijou içten bir hayranlıkla, herhalde öyledir, diye düşündü. Hayatı pahasına müzakere etmek, kızın gerçekten uzman olduğu bir alandı.
Lucia, Kamijou ve Orsola’yı sırayla süzdükten sonra, "Demek kurtarılmaya değer olmasaydık bizi burada bırakacaktınız... Ne büyük lütuf," dedi.
"Rahibe Lucia!"
Angeline dökümlü kollarıyla Lucia’nın belindeki kumaşı çekiştirdi. Uzun boylu olan kız bıkkınlıkla içini çekti. "Pekala. Sözlerinde doğruluk payı var. Ayrıca Rahibe Angeline, bunu yapmamanı sana kaç kez söyledim? Bacağıma sürtünüyorsun."
Bu rahat sözler karşısında Kamijou neredeyse bakışlarını kaçıracaktı. İkisi de kız olduğu için bunu pek umursamıyorlar mıydı?
Çocuğun yanakları elinde olmadan kızardı, bunu fark eden Lucia’nın kaşı seğirdi. "Aklından ne geçiyor senin?"
"H-Hiçbir şey! Kesinlikle hiçbir şey efendim!!" diyerek cool görünmek için tüm iradesini ortaya koydu. Sonra konuyu aceleyle asıl meseleye getirdi. "Yani, bir an önce bu tımarhane gibi gemiden gitmek istiyoruz. Bunu nasıl yapacağız? Şey, umarım bu iş için ihtiyacınız olan alet edevata el koymamışlardır."
"S-Sorun değil. Eğer bu büyü birkaç eşyayı elimizden alarak engellenebilseydi, Roma Ortodoks kardeşlerimizin bize bu kadar sert davranacağını sanmıyorum..."
"Rahibe Angeline, eğer bu konuda ciddiysen kafana bir şaplak yemen gerekir," diyen Lucia, Angeline’in somurtmasını gayet doğal bir tavırla geçiştirdi. "Kısacası, denizden yüzerek ya da bir filika çalarak Kraliçe Filosu’nun güvenliğinden sıyrılmak imkansız. Tek bir kez bile fark edilirsek, sayısız topa yem oluruz."
"...Bir dakika. Siz ikiniz daha önce buradan bir kez kaçtınız, değil mi? Gökyüzünde falan mı uçtunuz?"
"Öyle yapmış olsak bile uçaksavar ateşinin hedefi olurduk... Her neyse, bunu açıklamak çok zahmetli. Size hemen gösterelim. Rahibe Angeline?"
"Evet, Rahibe Lucia. Ah, şey... Niyetiniz ne olursa olsun, ç-çok teşekkür ederiz. İşler biraz daha böyle gitseydi hem büyümüz hem de aklımız uçup gidecekti."
Angeline teşekkür etmek için başını eğdi ama Lucia adını tekrar seslenince hemen işe koyuldu.
Lucia ve Angeline avuçlarını birleştirdi. Ama tam olarak üst üste getirmediler. Yakından bakınca, hangi parmaklarının birbirine değip hangilerinin değmeyeceğine milimetrik bir hesapla karar verdikleri görülüyordu.
Orsola biraz etkilenmiş bir şekilde, "Normalde büyü için kullanılan araçlar, büyü yapan kişinin uzmanlığına göre hazırladığı şeylerdir," dedi. "Ama onlar bunun yerine üzerlerindeki bağları geçici bir araç olarak kullanıyorlar. Mana akışını iki bağlama büyüsüne normalden farklı yollarla ileterek, tamamen başka bir büyünün etkisini elde ediyorlar. Bu kadar kısıtlı bir ortamda böyle bir şeyi akıl etmenize gerçekten hayran kaldım..."
Yani bu, aşılması imkansız bir hapishaneden kaçmak için kaşık ya da ayakkabı bağcığı gibi çok basit bir şeyi son sınırına kadar kullanmaya benziyordu. Kamijou bunu düşünürken, olay gözlerinin önünde gerçekleşti.
Lucia ve Angeline birleşen ellerini yatay olarak havaya kaldırdı. Tıpkı bir salon dansı yapar gibiydiler. Parmakları, kirli beyaz renkte parıldayan buzdan yapılmış bir dolabın durduğu yönü gösteriyordu.
Uğuldar.
Açılan bir göz bebeği gibi, yarı saydam dolabın ortasında yaklaşık bir buçuk metre genişliğinde büyük bir delik belirdi.
"Buzdan tekneleri oluşturan büyünün bir alt dalıyla, bunun gibi bir boşluk açabiliyoruz. Bunu uygulayarak deniz suyunu dondurabilir ve deniz tabanında bir raylı sistem oluşturabiliriz. Oradan dışarı çıkabiliriz."
"B-Buz duvarlardan küçük parçalar kazıyıp nasıl çalıştıklarını anlamak için çok uğraştık. Kraliçe Filosu denizi korumakta harikadır ama suyun altındaki şeyler konusunda pek iyi değillerdir... Ah!"
Dolaptaki büyük delik aniden küçülüp kapanırken Angeline acıyla irkildi. Birleşen elleri birbirinden ayrıldı. Şakağından bir damla ter süzüldü.
Kız yavaşça başını salladı. "S-Sanırım bu kıyafetlere bir engelleme büyüsü eklemişler. Ahh..." diyerek şakaklarını, yani alnındaki başlığın üzerine sarılmış olan ve tenine batan altın halkanın tam denk geldiği yeri ovuşturdu.
"Bizi sınırlayan şeyin bir kısmını yok etmemiz gerekecek. Bu kumaşın dikiliş şeklini ve dikiş yerlerini büyüyle kullanıyor, bu yüzden dikişleri sırasıyla sökersek bir önemi kalmaz." Lucia masanın üzerinden buzdan yapılmış, pek de kullanışlı görünmeyen bir kalem aldı.
Sökmek mi? Kamijou sağ eline bir bakış attı. "Hey, eğer yapmanız gereken buysa, o zaman şöyle yapmak daha hızlı olmaz mı—? Gaaah?!"
Sözünü bitiremeden ensesinde yumuşak bir darbe hissetti. Arkasına döndü. Orsola bir elini yanağına koymuş, diğerini ise yumruk yapmıştı. "Hadi ama. Gerçekten onları da çırılçıplak bırakmaya niyetin yok herhalde, değil mi?"
"Ah!! Afedersin Orsola, haklısın, ben hatalıydım! Ama neden bu kadar kızgınsın...? Ah, acıyor! Acıyor işte!!"
Orsola, Kamijou’nun kafasına şaşırtıcı bir isabetlilikle ardı ardına vururken Lucia ve Angeline onlara göz ucuyla baktı. Ardından buz kalemi ellerini bağlayan sarı kolluklara batırmaya, delikler açmaya başladılar. Sadece duvarların ve tavanın ışıldadığı bu loş ve zorlu ortamda yaptıkları iş son derece ince ve zahmetli görünüyordu ama elleri büyük bir akıcılıkla hareket ediyordu.
Deniz tabanında giden bir hız treni mi? Kaydırak gibi bir şey mi yani? Çok yavaş gidersek Kraliçe’nin Filosu bize yetişmez mi?
H-hayır, aslında epey hızlı gidiyor. Azami hızı... saatte yaklaşık üç yüz kilometre civarında.
Ortalaması sadece doksan kilometre. Sürtünme yüzünden yavaşlıyor tabii.
Kamijou bu sözler karşısında sarardı. Hızlı trenlerin saatte üç yüz kilometreyle gittiğini çok iyi biliyordu. En başta, orada nefes alabilecekler miydi? Ayrıca nasıl yavaşlayacaklarını da merak etti. Lucia ve Angeline bunu daha önce bir kez denemişlerdi ve sapasağlam görünüyorlardı, bu yüzden muhtemelen bir sorun yoktu. Umarım çılgın bir büyü teorisi kullanan tuhaf bir okült fren sistemi değildir, diye düşündü sağ eline bakarak. O zamana kadar treni bozmak zorunda kalmamasını umuyordu ama...
Kamijou’nun gözleri yeniden rahibelerin çalışmasına kaydı. Her halükarda, bununla hemen şimdi buradan çıkabiliriz, değil mi?
Aslında iş biraz daha karışık, dedi Angeline açık sözlülükle. Deniz tabanı trenini oluşturmak için deniz suyu kullanmak zorundayız. Bu da önce geminin en alt kısmına ulaşmamız gerektiği anlamına geliyor.
Geminin zemininde bir delik açacağız, sonra sudan treni oluşturacağız. İçeri girdikten sonra arkamızdaki girişi mühürleyip bağımızı koparacağız. Böylece Kraliçe’nin Filosu’nun bizi takip etmesi zorlaşacak.
Demek henüz rahat nefes alamayız. Kamijou iç çekti ama hem Lucia hem de Angeline bu konuda oldukça iyimser görünüyordu.
Rahibe Lucia, bu kez Rahibe Agnes’la birlikte buradan çıkabileceğiz!
Mümkünse işin sadece bununla kalmamasını tercih ederdim ama ilk önceliğimiz Rahibe Agnes’ın güvenliğini sağlamak. O harekete geçmezse başka kimse de kıpırdamaz. B-bekle, Rahibe Angeline, orada delik açma! Lucia hızla Angeline’in elini yakaladı.
Zaman geçtikçe tedbiri elden bırakmaya başlamışlardı. Tavırları tamamen gelişigüzel sayılmazdı ama Kamijou içlerindeki duyguları sezebiliyordu. Hafif bir değişimdi bu ama yüzeyin altında gizlenen bir beklentiyi görebildiğini düşündü.
A-acaba Rahibe Agnes ile ne zaman buluşabileceğiz?
Muhtemelen kolay olmayacak. Şu anda bizim için elinden geldiğince gizlice bir şeyler yapıyordur zaten.
Kamijou’nun bunu söyleyip söylememe konusunda tereddüt etmesinin nedeni de tam olarak buydu. Agnes’ın sözlerini hatırladı.
Benim sembolik bir rolüm var.
Onlara Lucia ve Angeline’i kurtarmalarını söylemişti. Ama bu sözler bir şekilde soğuktu; sanki başkalarını, kendisine ulaşamayacakları uzak bir mesafeden izliyor gibiydi.
Epey iyi bir anlaşma, değil mi? Ama diğer herkesin buna sahip olabilmem için çalışması gerekiyor.
Bu sözler, müttefikleri olarak onlara duyduğu özenden ziyade bir acıma ve merhamet göstergesiydi. Bu durum, onun yanında bir yer edinmeye çalışan Lucia ve Angeline için sadece acı verici olmaz mıydı?
Bana bir misafir gibi davranıyorlar. Benim açımdan bakınca, Rahibe Lucia ve Rahibe Angeline’in yaptığı şey tamamen zaman kaybı.
İşler nasıl bu noktaya geldi? diye düşündü Kamijou. Lucia ve Angeline’in yüzünde yavaş yavaş gülümsemeler belirmeye başlamıştı ve bu manzara onun canını feci şekilde yakıyordu. İnsanların gülümsemesi gerekmez miydi? Kötü niyetle gülümsemiyorlardı. İçten gelen bir sevgi ve iyi niyetle gülümsüyorlardı.
Üzgünüm, dedi Kamijou. Ama Agnes’ın geleceğini sanmıyorum.
Lucia ve Angeline oldukları yerde kalakaldı.
Yüzlerindeki o ifade birden sönüp gitti.
Toprakta nihayet filizlenmeye başlayan o küçük tohum az önce çiğnenip ezilmişti.
Sessizliği ilk bozan Angeline oldu. Neden... neden öyle dedin? Rahibe Agnes’la karşılaştın, değil mi? Bizim kurtarmamızı istedi senden, değil mi? V-ve hem, Rahibe Agnes şu an nerede ki?
Lucia hiçbir şey söylemedi ama sorgulayan gözlerini Kamijou’ya dikti.
Agnes... Kamijou lafı hiç uzatmadan doğrudan gerçekleri söyledi. Sizi kurtarabilmemiz için dikkat dağıtacağını söyledi bize. Şu an en büyük tehlikede olanların siz olduğunu, bu yüzden onun yerine önce sizin kurtarılmanıza öncelik vermemiz gerektiğini belirtti. Şey, Kraliçe’nin Filosu’na gitti, değil mi? Amiral gemisine gitti.
O... Amiral gemisine mi?!
Şaşırtıcı bir şekilde, bu irkilerek çıkan ses Lucia’ya aitti. Öfkeden mi yoksa panikten mi bilinmez, zaten solgun olan yüzünün kanı tamamen çekildi.
Bu hiç komik değil! Kendi canımızı tehlikeye atacak kadar kaçış yolları düşünmemizin sebebi neydi sanıyor?! Bunun gerçekleşmesini önlemek içindi! En büyük tehlikede olanın Rahibe Agnes olduğu gün gibi ortada değil mi?!
Bir dakika, diye düşündü Kamijou. Kendisiyle bu iki rahibe arasında bir anlayış farkı olduğunu hissetti. Her birinin en başından beri farklı bir varsayımla hareket ettiğini sezebiliyordu.
Angeline’in yüzü yine ağlamaklı bir hal aldı. Üstelik, K-Kraliçe’nin Filosu’nun ne işe yaradığını biliyor musun ki sen?
Şey... Adriyatik Denizi’ni gözetlemek için, değil mi?
Bayan Agnes bunun sadece bir kılıf olduğunu söylemişti, değil mi? dedi Orsola kaşlarını çatarak. Roma Katolik Kilisesi’ne zarar verenlerin çalıştırıldığı bir zorunlu çalışma tesisi olduğunu duymuştuk ondan...
Bu çok saçma, dedi Lucia neredeyse nefesi kesilerek. Kraliçe’nin Filosu, aynı adı taşıyan büyük çaplı büyüyü ve onun ritüel alanını korumak için Adriyatik Kraliçesi tarafından yönetilen bir refakat grubudur. Bize yaptırılan o çalışma da tamamen bunun hazırlığı için. Sadece gözetleme ve iş gücü gibi basit bir görev için asla bu kadar görkemli bir şeye ihtiyaç duymazlardı!
Kraliçe mi...? diye tekrarladı Kamijou. Agnes’la karşılaştıklarında bu terimi bir ara duyduğunu hatırlıyordu. Ne... ne alaka yani? Bu devasa filo sadece o Kraliçe denen şey için bir hazırlık aşaması mı? Ve o gemi nasıl bir büyü yapmaya çalışıyor ki?
Bilmiyorum... Detayları sadece işçileri yöneten gözlemciler, yani Roma Katolik Kilisesi’nin üst düzey yetkilileri biliyor.
Tek bildiğimiz, büyük çaplı bir büyü olan Adriyatik Kraliçesi’nin amiral gemisinde gerçekleştirileceği. Bir de Kararlaştırılan Zamanın Tesbihi adında başka bir büyü daha var. Angeline parmaklarıyla sayarak bildiklerini sıraladı.
V-ve son olarak, Kararlaştırılan Zamanın Tesbihi’ni kullanmak için Rahibe Agnes’a ihtiyaç duydukları.
Kamijou şaşkına dönmüştü. İlk başta Angeline’in Japoncaya çok hakim olmadığını ve bu yüzden yanlış kelime seçtiğini düşünmüştü ama...
Ayrıntıları biz de bilmiyoruz. Ancak onu kullanacaklarından ve bunun en nihayetinde onun beynini yok edeceğinden eminiz. Bu işlemin etkileri, bize yapacaklarına kıyasla çok daha geniş kapsamlı ve ağır olacak. Rahibe Agnes... sadece atan bir kalpten ibaret kalabilir.
Lucia’nın yaptığı bu ek açıklama son derece net ve soğuktu. Kamijou, omurgasından yukarı tırmanıp bir anda beyninin en derin noktasına ulaşan bir ürperti hissetti. Sadece sembolik bir rolü yoktu demek. Onun için belli bir özgürlük alanı sağlanmıştı ve yaşamak için iyi bir ortamdı... O zaman tüm bunlar ne anlama geliyordu?
Siz ikiniz olacağınızı hiç düşünmemiştim. Belki bunu kullanabilirim.
Agnes’ın sözleri aklına geldi. Kendi kendine söylemişti bunları. Şimdi ne demek istediğini nihayet anlıyordu.
Zor zamanlar geçiriyordum; bu sorun tek başıma çözebileceğimden çok daha büyüktü. Ama siz ikiniz varken işler kolayca çözülecektir.
O zor sorun güvenlik durumu değildi. Agnes, Lucia ve Angeline’i kurtarıp sonra kendilerinin kaçmasını söyleseydi, bunu asla kabul etmezlerdi.
Bunu daha önce anlamalıydı. Agnes Sanctis’in Kanun Kitabı meselesi sırasında Kamijou ve Orsola’ya yaptıkları pek iyilikseverce sayılmazdı ama onun da başkalarını düşünerek hareket etmeye hakkı vardı.
Lucia ve Angeline, tüm Kraliçe’nin Filosu’nun Adriyatik Kraliçesi büyüsü için sadece bir hazırlık olduğunu söylemişti. Agnes, bu devasa, büyük çaplı büyünün etkinleştirilmesinin anahtarıydı. Eğer Lucia ve Angeline ile birlikte kaçarsa, onları dünyanın öbür ucuna kadar kovalarlardı.
Kraliçe’nin Filosu’nda büyük bir şeyler dönüyor.
Ama Agnes bunu da söylemişti.
Detayları sadece yukarıdakiler biliyor tabii. Bunun için harcayacak yeterince insanları olduğu sürece, bir veya iki kişinin kaçması onların umurunda bile olmaz.
Eğer bu doğruysa, amiral gemisine gideceğini söylediğinde gerçekten de bir dikkat dağıtma unsuru yaratmak istediğini kastediyordu. Kendisini kurtarmaya çalışan müttefikleri için her şeyi feda etmek istemişti.
Kamijou onun ne hissettiğini merak etti.
Sen oradayken... Ama sen de yakalanacaksın, değil mi? Birlikte kaçmalıyız.
O en son anda, bu sözleri söylerken ne hissetmişti?
Ve...
Kamijou ve Orsola’yı Lucia ve Angeline’e yönlendirmek için her şey hakkında yalan söylerken ne hissetmişti?
Daha önce tek başına iki yüz elli rahibeye kafa tutmuştun, şimdi söyleyeceğin şey bu mu yani?
O tasasız yorumun altında yatan duygu...
Agnes’ın dile getirilmeyen o arzusunu fark eden Kamijou, donakalmış bir halde öylece dikildi.
Ve sonra, bu işe yaramaz çocuğun kulaklarında...
Güm!! Aniden, buzdan bir duvarın çöküşünün çıkardığı patlama sesi havayı yardı.
Çıkan ses ve şok dalgası hepsini yere fırlatmaya yetti. Buz duvar dışarıdan darbe almış ve kırılmış olmalıydı. Odanın onlara en uzak olan tarafı, cam gibi dağılan buz parçalarından oluşan bir yağmura dönüştü. Hemen üzerlerinden, kopan devasa bir enkaz parçası korkunç bir hızla geçti.
...Ah!! diye bağırdı Kamijou, düşmekten değil kulaklarının içindeki o zonklayan acıdan dolayı. Neydi o öyle...?! Diğerlerinin seslerini sanki kulaklıkla duyuyor gibiydi. Sesler ona çok uzaktan geliyormuş gibi geliyordu.
S-saldırı mı?! dedi Angeline titreyen bir sesle. Nereden...?! Yere düşer düşmez hemen Lucia’nın altına sığınmıştı. Lucia’nın yüzünde de şaşkın bir ifade vardı; bu çok doğaldı. Bu refakat gemisi kendisi gibi pek çok gemiyle çevriliydi. Dışarıdan bir saldırı gerçekten mümkün müydü?
Yerde acıyla kıvranan Orsola birdenbire kafasını kaldırdı. Sesi titriyordu. Acaba... Yıkılan buz duvarının ötesine, beş kat yukarıdan görünen gece manzarasına doğru baktı. Kendi gemilerimizden biri bize ateş açtı.
Şaka mı bu! Kamijou öfkeyle haykırmak istedi. Bu gemi onlara ait değil miydi yani?!
Lucia acı çekiyormuş gibi dişlerini sıkarak cevap verdi. Hayır. Eşlikçi gemiler deniz suyundan yapılıyor. Adriyatik Denizi’nde su olduğu sürece istedikleri kadarını gözden çıkarabilirler! Yeniden inşa etmek veya onarmak onlar için çocuk oyuncağı!
Kırık duvarın gerisinde, uzaklarda ışıklar parladı. Onlarca topun ağzından çıkan ateşler karanlığı yardı. Sıradan top atışlarına benzemiyordu; namlulardan püsküren alevler rüzgarın önünde savrulan, ince parçalara bölünmüş devasa bir dalgayı andırıyordu.
Tüyler ürpertici bir uğultu yükseldi.
Ardından gelen gecikmiş gürültü fırtınası, peşi sıra patlayan gök gürültüleri gibi kulakları tırmaladı.
Kamijou daha ne olduğunu kavrayamadan, yağan top mermileri sadece bulundukları odayı değil, geminin tüm gövdesini un ufak etti. Parçalanan kısımlardaki o soluk, buzsu ışık anında sönüverdi. Duvarın kenarında bağlı duran adamlar karanlık boşluğa, gece gökyüzüne doğru süzülmeye başladı. Kamijou onları kurtarmak için elini uzatmayı düşünemeden, top mermisinin parçaladığı dev bir buz kütlesi şakağına çarptı. Bir anda kollarındaki ve bacaklarındaki tüm güç çekildi. Filo çok sıkışık bir formasyon düzeninde ilerlediği için, ardı arkası kesilmeyen atışlar etraftaki diğer gemileri de acımasızca dövüyordu. Direkler devriliyor, kamaralar havaya uçuyor, kırık duvarın arkasından diğer gemilerin kendilerini onarmak için delicesine deniz suyunu dondurmaya çalıştıkları görünüyordu.
Ancak bu gemi farklıydı.
Otomatik rejenerasyon sistemi bir türlü devreye girmiyor, devasa gövde hızla yan yatmaya başlıyordu.
Buz zemine tutunmaya çalışan Orsola acıyla inledi. Ah... Topların çalışma prensibi, Aziz Barbara efsaneleriyle örtüşüyor gibi...
Kahretsin! Bu bir büyü, değil mi? O zaman sağ elimi kullanırım!
Tüm top mermilerini engellemek imkansız! Gemi çok büyük!
Peş peşe gelen patlamalar genç kadının feryadını bastırdı. Üst üste binen top sesleri, şimşek çarpmasını andıran bir şok dalgasıyla üzerlerine çöktü. Kamijou zemine yapışmış olmasına rağmen, aşağıdan gelen sarsıntı bedenini havaya fırlattı. Durmak bilmeyen darbeler yüzünden zemin tamamen eğildi. Muhtemelen altlarındaki taşıyıcı sütunlardan biri havaya uçmuştu. Hemen ardından duvarlar, zemin ve tüm dünyası hızla dönmeye başladı. Yakınlarda bir yerlerden kum dökülmesini andıran hışırtılı bir ses yükseldi. Deniz yüzeyi yarılıyordu.
Batıyorlardı.
Kamijou neler olduğunu idrak ettiğinde, buzdan devasa gemi, çekiç darbesi almış oyuncak bir tekne gibi çoktan paramparça olmuştu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.