Sonsöz

Ertesi gün Runa ile öğleden sonra saat üçte Shinjuku’da buluştuk. Doğum günümü kutlamak istediğini söylemişti.

Aslında bugün bütün gün işten izin almak istemiş ama son zamanlarda MagicalSea gezisi ve Sekiya-san’ı uğurlama derken çok sık aniden izin kullanmıştı. Aradaki açığı kapatmak için bu sabah çalışmak zorunda kalmıştı.

Bic Camera’nın girişindeki kalabalığın içinde beni fark eden Runa, "Ryuto!" diye seslenerek yanıma koştu. "Çok beklettim mi?"

"Hayır, hiç önemli değil."

"Benden önce gelmeyi hep başarıyorsun. Oysa geç kalmamak için o kadar dikkat ediyorum... Gerçekten sinir bozucu."

"Kısmet diyelim."

Yürümeye başladık. Runa’nın eli ceketimin cebine kaydı. Kış soğukları yüzünden ellerimi ceplerimde tutmaya alışkındım, benim elim de oradaydı. Sıcaklığın içinde elini tuttum.

Hava artık epey ısınmıştı, bugün sıcaklığın yirmi dereceye kadar çıkacağı söyleniyordu. Tokyo’daki kiraz çiçeklerinin açması her zamankinden biraz daha uzun sürmüştü ama bir iki güne tam anlamıyla açacakları konuşuluyordu.

Bahar kapıdaydı.

Kabukicho’ya çıkan doğu kapısının önünden geçip sinemaya doğru ilerledik. Birlikte film izlemeyeli epey zaman olmuştu. Ünlü bir anime yönetmeni geçen yıl yeni bir film çıkarmıştı ve vizyondaki son günleriydi. Biz de son anda izlemeye karar vermiştik.

Üç yıl önceki o Sevgililer Günü'nden beri sinemaya gitmemiştim. O günü hatırlamak kalbimin hızla çarpmasına yetti.

Girişin önündeki kalabalık bilet gişesine doğru yöneleceğimiz sırada Runa kolumu çekiştirdi.

"Bu taraftan," dedi.

"Ha?"

Kimsenin beklemediği küçük bir asansöre bindik. Runa’nın bastığı katta indikten sonra onu takip ettim.

Karşımızdaki lüks, beyaz resepsiyon masasını görünce şaşkınlıkla, "P-Platin salon mu?" diye sordum.

"Yirminci yaş günün, o yüzden biraz bonkör davrandım."

"Ne?!"

Runa adını verdikten sonra görevli bizi, inanması güç ama, özel bir odaya götürdü.

Gereksiz derecede büyük bir yer değildi fakat tam ortasında lüks bir kumaş koltuk duruyordu. Aydınlatması da oldukça loş ve romantikti.

Görevli çıktıktan sonra koltuğa oturup, "Bu çok pahalı değil miydi?" diye sordum.

Runa hafifçe güldü. "Endişelenme, artık tam zamanlı bir işim var." Sonra yanında getirdiği kâğıt çantadan bir kutu çıkardı. "Ama... sanırım bütçeyi biraz fazla aştım, o yüzden hediye olarak bu kadarı yeterli olur mu?" Kutuyu masaya koyup kapağını açtı. "Pasta yaptım. Doğum günün kutlu olsun, Ryuto."

"Vay canına, bu harika olmuş!"

Pasta, hazır satılan tatlılarda pek rastlanmayacak şekilde süslenmişti. Üzeri pastel renklerde kalp şeklinde kurabiyelerle doluydu. Kurabiyelerin üzerinde "20" ve "İyi ki Doğdun Ryuto" gibi yazılar vardı.

"Misuzu-chan Osaka’dayken şeker kaplamalı kurabiye yapma dersleri almıştı. Son zamanlarda ben de ondan bir şeyler öğreniyordum."

"Şeker kaplamalı kurabiye mi...?"

"Kremayla süslenenlerden. Şunlar gibi." Runa parmağıyla pastanın üzerindeki pastel renkli kurabiyeleri işaret etti.

"Anladım."

"Pastaya gelince, Champs De Fleurs’da çalışırken pastacının bana öğrettiklerini aklımda tutmaya çalıştım."

Runa hayatına giren insan sayısı arttıkça adeta seviye atlıyordu. Zaten daha önce de fazlasıyla harika bir kızdı ama günden güne daha da çekici bir kadına dönüşüyordu. Bunu, üzerindeki o şeker kaplamalı kurabiyelerle duran pastaya bakarak bile anlayabiliyordum. Daha önce hiç böyle bir pasta görmemiştim.

Gülümseyerek, "Teşekkür ederim Runa," dedim.

Runa pastayı kenara koyduktan sonra ellerini yüzünün önünde birleştirdi. "Bu arada, dün gece için üzgünüm... Tek bir yüksek alkollü kokteylden sonra sızıp kalacağımı tahmin etmemiştim..."

"Hiç sorun değil. Bu sabah kalkmakta zorlandın mı?"

"Yok canım, dörtte ayaktaydım."

"Ne?" dedim şaşkınlıkla. "Çok erkenmiş."

"Bugün işim vardı, sabah pastayı da hazırlamam gerekiyordu. Bir de güzelce makyaj yapmalıydım. Kurabiyeleri dün pişirmiştim... Meyhanede sızıp kalmamın sebebi de uykusuzluktu zaten." Beni suçlu hissettirmemek için ark arkaya mazeretler sıralıyordu. "Bir de... son zamanlarda iş hakkındaki düşünceler yüzünden biraz yorulmuşum galiba."

"Doğru ya, iş konusu..."

Aklım neye karar vereceğinde kalmıştı. Sonunda sorabildiğimde Runa beni anladığını belirtircesine başını salladı.

"Bölge müdürüyle konuştum," dedi. "Hayal kırıklığına uğradı tabii. Ama iyi bir insandır, kararıma saygı duydu."

"Nasıl yani...?"

Bu demek oluyor ki...?

Runa ciddi bir ifadeyle yüzüme baktı. "Fukuoka’ya gitmiyorum."

Sessiz odada yutkunma sesim netçe duyuldu.

"Bugün o pozisyona resmi olarak başka birini atadılar. Yani sonunda sana rahatça söyleyebilirim." Runa bana bakıp gülümsedi. "Eskisi gibi yanında kalacağım."

"Anladım..."

Kendimi yıllar sürecek uzak mesafeli bir ilişkiye o kadar hazırlamıştım ki bir an garip bir boşluğa düştüm. Rahatlamış mıydım yoksa bütün enerjim mi çekilmişti, kestiremiyordum.

Aniden daha önce söyledikleri zihninde canlandı.

"Ne yapmak istediğimi biliyorum. Ama muhtemelen şimdiye kadar yürüdüğümden çok daha zorlu bir yol... Bu yüzden son kararı bir türlü veremiyorum."

Bununla neyi kastetmişti?

"Gerçekten iyi olduğuna emin misin?" diye sordum.

"Evet. Yapmayı daha çok istediğim başka bir iş var."

Tam o sırada kapı çalındı ve hemen ardından açıldı. İçeri giren görevli, odaya ilk geldiğimizde sipariş ettiğimiz içecekleri getirdi.

İçinde incecik kabarcıkların süzüldüğü, altın sarısı iki uzun kadeh duruyordu.

"Şampanyalarınız." Görevli masaya ayrıca jelatolu madlenlerin ve özel ambalajlı lüks çikolataların bulunduğu tabağı bırakıp odadan ayrıldı.

"Eriyecekler... Önce bunları yiyelim," dedi Runa. Gelatolarımızı yedikten sonra kaşığını kenara bıraktı. "Çocuklarla çalışmak istiyorum."

"Ha...?" Ağzımdaki çikolatayla donakaldım. Bu hiç beklemediğim bir itiraftı. "Çocuklarla mı...? Yani anaokulu öğretmeni gibi bir şey mi?"

Runa onaylar anlamda başını salladı, ardından hafifçe gülümsedi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.