Dōtonbori’de Sıcak Bir Mola

Ertesi sabah rotamızı Osaka’ya çevirdik. Hep birlikte Osaka Kalesi’ni gezdikten sonra öğleden sonraki duraklarımız için her zamanki gruplarımıza ayrıldık.

Bizim grubun planı Namba bölgesine gitmekti. Orada öğle yemeği yedikten sonra Dōtonbori ve Shinsaibashi civarında takılacak, Tsūtenkaku’ya bir göz atacak ve ardından otele geçecektik.

Görünüşe bakılırsa öğretmenlerimizin bu gezideki tek derdi Kyoto’yu ziyaret etmekti. Fakat öğrenci arkadaşlarımın çoğu için asıl hedef Osaka ve Kobe gibi yerlerdi. Tabii lunaparka gitme gibi öneriler anında reddedilmişti.

“Ooo, bakın! Meşhur koşan Glico adamı!” diye bağırdı Runa.

“Runa, o pozu vereceğim diye resmen kanji sembolü gibi oldun,” dedim.

“Ha?!”

Tanikita-san araya girdi. “Kollarını daha yukarı kaldırmalısın, bak böyle!”

Kurose-san ise kıkırdayarak telefonuyla uğraşıyordu. “Heh heh, bunu çektim işte. 'Glico Duruşu' yerine 'Hayat Duruşu' oldu.”

“Yapma şunu Mariaaa! Bir tane daha çek!”

Dōtonbori’deki Ebisubashi Köprüsü’nde o meşhur pozu verip birbirimizin fotoğraflarını çektikten sonra yakınlardaki bir okonomiyaki restoranına daldık.

Masadaki demir sacın etrafına dizilip şefin hemen önümüzde okonomiyaki pişirmesini izlemeye koyulduk.

Tabii grubumuzdaki iki kişi hariç.

“Hey senpai, ne kadar daha buralarda olacaksın?”

“Madem buralara kadar geldim, iki gün daha kalırım herhalde. Benim için de güzel bir değişiklik olur.”

“Gerçekten mi?! Çok sevindim! Ama otel masraflarını karşılayabilecek misin? Shinkansen biletin var, bir de üstüne bir sürü kıyafet falan aldın...”

“Kredi kartım var ya, gerçi babam çok harcarsam fena kızacak ama neyse.”

“Vay canına, harika! Tam bir yetişkin gibi davranıyorsun! ♡”

Gruplara ayrıldıktan hemen sonra Sekiya-san ile buluşmuştuk. Masanın bir köşesinde Yamana-san ve Sekiya-san kendi dünyalarına dalmışlardı. Yamana-san adamın koluna yapışmış, okonomiyakiye dönüp bakış atmıyordu bile.

Bense Nisshi için endişeleniyordum. Şu an Icchi ile beraber yemeğin pişmesini izliyordu ama aklının Yamana-san’da olmadığına imkan yoktu.

Sekizimiz, altı kişilik bir masaya tünemiş durumdaydık. Dürüst olmak gerekirse epey dar geliyordu. Burası çok popüler bir yerdi, içerisi ana baba günüydü ve rezervasyon kabul etmiyorlardı. Bir şekilde banklara sığışırız diye düşünmüş, boş bir masa bulur bulmaz da oraya çökmüştük. Sıkış tepiş olacağımızı zaten biliyorduk.

Arkadaşların bakışlarını üzerimde hissederek, “R-Runa, iyi misin? Rahat edebiliyor musun?” diye fısıldadım.

Biz ikimiz; Icchi ve Nisshi ile aynı tarafta oturuyorduk. Bizim taraf, karşı taraftan daha dar olmalıydı çünkü karşıdaki bankta üç kız oturuyordu.

“E-Evet, iyiyim...” diye cevap verdi ama sonra iyice bana sokuldu. “Biraz daha yaklaşabilir miyim?”

“T-Tabii, elbette...”

Sakin görünmeye çalıştım ama kalçalarımız birbirine değdiğinde kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Hareket ettiğimiz her an kollarımız da birbirine sürtünüyordu. Belki Icchi’ye doğru kaymam gerekirdi ama nedense bunu yapmaya bir türlü elim varmadı. Öylece kaskatı oturdum.

Sacın üzerindeki okonomiyaki yavaş yavaş hazır olmaya başlıyordu. Hamur, şu an gümüş rengi kubbe şeklinde bir kapağın altında pişiyordu.

Yüzüm alev alev yanıyordu; demir sacın sıcağından mı yoksa Runa’nın yakınlığından mıydı, emin değildim. Yan gözle bir bakış attığımda Runa’nın yüzünün de kıpkırmızı olduğunu gördüm.

Cızırdayan okonomiyaki içimi daha da ısıtıyordu. Tüm duyularımın yarısının Runa’ya odaklandığını hissedebiliyordum.

Dikkatimi dağıtmaya çalışarak tam karşımızda oturan Tanikita-san’a seslendim. “B-Bu arada, burası gerçekten çok güzelmiş. Nereden buldun burayı?”

Burayı ballandıra ballandıra anlatan ve bizi getiren oydu.

Girişi daracık olan bu yer, içerideki kalabalıkla resmen canlılık fışkırtıyordu. Şef, işini büyük bir gururla yapan tiplere benziyordu; sessizce, büyük bir ustalıkla ellerini hareket ettiriyordu. Yemeğin enfes olacağına dair beklentim tavan yapmıştı.

Tanikita-san gayet rahat bir tavırla, “Ortaokuldayken birkaç kez gelmiştim,” dedi.

“Ne?! Ortaokulda Osaka’ya mı geldin?!”

Runa atıldı. “Akari, Kansai çıkışlı bir idol grubunun hayranıydı.”

“Aynen öyle! Sadece burada yapılan bir sürü konser ve etkinlik olurdu, ben de gece otobüslerine atlayıp gelirdim.”

“Vay canına... Ortaokuldayken o kadar yolu göze almak ha...” dedim şaşkınlıkla.

“Evet, kafayı bozmuştum resmen. Kansai lehçesine bile çok çalışmıştım.”

Kurose-san, kafasındaki bir sorunun cevabını bulmuş gibi, “Demek bu yüzden arada sırada o lehçeyle konuşuyorsun,” dedi.

“Ha evet, ben de Akari’ye sormuştum, zaten biliyordum,” dedi Runa.

Sonra o ve Kurose-san birbirlerine bakıp gülümsediler. Bu kardeşlerin arası şimdiden çok iyiydi.

Şef, yemekler hazır olunca, “Siparişleriniz hazır,” diyerek önümüze servis etti.

Birkaç farklı çeşit sipariş etmiştik, bu yüzden onları parçalara ayırıp birbirimizle paylaştık.

“Bu harika! Cidden bak!” diye haykırdı Runa.

Tanikita-san kendinden emin bir şekilde gülümsedi. “Değil mi? İçindeki yer elması sayesinde ağızda eriyip gidiyor.”

“Senpai, aç bakayım ağzını. ♡” Yamana-san, Sekiya-san’ı beslemeye çalışıyordu.

Adam, “Çok sıcak, hala çok sıcak!” diye geri çekildi.

“Ah, affedersiiin!” Aceleyle okonomiyakiyi üfleyip sonra ona yedirdi. “Şimdi aynısını benim için de yap. ♡”

“Vay be... Arkadaşlarının önünde bunu yapmaktan çekinmiyor musun gerçekten?”

“Ama sen Tokyo’ya döndükten sonra görüşemeyeceğiz ki, değil mi? Herkes bizi anlar.”

Yamana-san’ın bir an içinde hüzünlenmesi üzerine Sekiya-san teslim olup spatulayı eline aldı; burada çubuk yerine spatula kullanıyorduk.

Yamana-san ağzını kocaman açtı. “Aaa.”

Sekiya-san ona bir parça okonomiyaki uzattı. Kızın mutluluğu her halinden belli olurken, Sekiya-san’ın yüzünde yumuşacık bir ifade belirdi. Dershanede onu hiç böyle görmemiştim. Yüzündeki o ifade içimi ısıtmıştı; sanki mahrem bir ana tanıklık ediyormuşum gibi hissedip gözlerimi kaçırdım.

Tam o sırada Runa’nın profili görüş alanıma girdi. Yemeyi bırakmış, önündeki ikiliyi hayranlık ve imrenme dolu gözlerle izliyordu. Onun da ağzı hafifçe aralanmıştı.

Yemeğimi ağzıma götürürken elim havada asılı kaldı.

“R-Runa?” diye fısıldadım.

Hazırlıksız yakalanmış gibi bana döndü. “Ha?!”

“S-Sen de... bunu yapmak ister miydin?” diye sordum tereddütle.

Runa’nın yüzü bir an içinde aydınlandı. “E-Evet!”

Büyük bir sevinçle bana döndü ve ağzını açtı. Gözleri ışıl ışıl bana bakıyordu. Ağzını o şapşal haliyle açık tutuyordu ama sanki okonomiyakiden başka bir şey istiyor gibiydi...

İstemsizce yutkundum.

Muhtemelen tecrübesizliğimden dolayı uyduruyordum ve her şeyi yanlış anlıyordum; en azından her böyle düşündüğümde kendimi buna inandırıyordum... Ama Runa son zamanlarda kesinlikle çok çekiciydi.

Mesela sinemadaki o an ve sonrasındaki dönüş yolunda, yüzündeki o ifadenin bir anda ne kadar davetkar hissettirdiği gibi.

Öte yandan, burada tuhaf bir şey yapmama imkan yoktu; bir okonomiyaki restoranında, dört kişilik bir bankta pestil gibi birbirimize yapışmış oturuyorduk. Bu yüzden, sadece lokmayı Runa’nın ağzına uzattım.

Işıldayan bir gülümsemeyle, “Neeefis! ♡” dedi.

Vücutlarımız hala bazı noktalarda birbirine temas ediyordu ve o noktalar yine ısınmaya başlamıştı... Demir sactan gelen sıcaklık yüzünden buğulanmış olan su bardağını kaptığım gibi içindeki yarı erimiş buzlarla birlikte tek dikişte bitirdim.

Yemeklerimizi bitirdikten sonra hesabı nasıl halledeceğimizi konuşmaya başladık.

Sekiya-san, “Durun, o bende,” dedi. “Böyle damdan düşer gibi gelip sizi telaşlandırdım, bari en azından bir kez benden olsun.”

Tanikita-san anlık bir sevinç patlaması yaşadı. “Ne, ciddi misin?! Adamsın Sekiya-san!”

“Pekala... O zaman kabul ediyorum. Teşekkürler.”

Minnettar bir şekilde cüzdanlarımızı geri koyduk. Ama o anda...

“Ben kendi payımı ödeyeceğim. Ve...” Masaya nakit para bırakan tek kişi Nisshi oldu; üç bin yen ve biraz da bozukluk. “Bu benim ve Nicole’ün payı.”

Sekiya-san ona baktı, kısa bir süre kaskatı kesildi.

“Kendi payın yeterli,” dedi. Bin yenlik banknotlardan ikisini aldı, kendi cüzdanından çıkardığı bozuklukları da ekleyip kalanını Nisshi’ye uzattı.

Nisshi dudağını ısırarak geri verilen parayı aldı ve cüzdanına koydu.

Yamana-san’a gelince, o bu konuşmaya şahit olmadı; az önce lavaboya gitmişti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.