Runa’nın babası, Fukusato-san ile aynı eve taşınma işini Runa liseden mezun olana kadar erteledi. Görünüşe göre Fukusato-san da aniden dört kişilik bir ailenin parçası olma ve liseli bir kıza üvey annelik yapma fikrinden çekiniyormuş; bu yüzden teklifi beklenmedik bir kolaylıkla kabul etmişti.
“Teşekkür ederim Ryuto! Hepsi senin sayende...” dedi Runa, görüntülü konuşmada haberi verdikten sonra. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
Böylece yılın üçüncü okul dönemi başlamış oldu.
İnsanlar nihayet tatil havasından çıktığında, ocak ayı da sona ermişti. Derken şubatın gelişiyle birlikte çiftler için çok önemli olan o malum gün yaklaştı...
Sevgililer Günü.
Geçen yıla kadar bu günle hiçbir bağım olmadığı için pek de umursamazdım. Yine de içten içe, belki bir mucize olur diye hafif bir heyecan duyardım.
Fakat bu yıl durum farklıydı. Artık bu heyecanı açıkça yaşayabiliyordum.
12 Şubat sabahı Runa neşeyle sırama geldi. “Günaydın! Sevgililer Günü randevumuz için sabırsızlanıyorum!” dedi cıvıl cıvıl bir sesle.
“Günaydın. Ben de öyle,” diye cevap verdim. Çevredeki bakışları kollayarak ona çekingen bir gülümseme attım.
Sevgililer Günü randevumuz için Harajuku’ya gidecektik. Runa ne yapmak istediğimi sorduğunda aklıma parlak bir fikir gelmemişti; ben de çikolata yiyelim deyivermiştim. Bu yüzden beni sevdiği bir kafeye götürecekti.
Sabahtan beri sınıfta huzursuz bir hava vardı. İlk bakışta her şey her zamanki gibi görünse de, bu gizli telaşı her yıl iliklerine kadar hissetmiş biri olarak neler döndüğünü biliyordum.
Çünkü bu yıl Sevgililer Günü hafta sonuna denk geliyordu; yani bugün, cuma günü, öğrencilerin okulda birbirlerine çikolata vermeleri için tek fırsattı.
Bizim üç kişilik içedönük grubumuz her zamanki gibi öğle yemeği için toplandığında, havanın normalden çok uzak olduğu belliydi.
“Neyiniz var sizin?” diye sordum karalar bağlamış Icchi ve Nisshi’ye. Birleştirdiğimiz sıralarda oturmuş, beslenme çantalarını bile açmamışlardı. “Icchi?”
“Şey, KEN’in dünkü yayınını gördün mü?” diye sordu Icchi.
Başımı iki yana salladım. “Yok... Dershane ödevleriyle boğuşuyordum. Kaydı bu hafta sonu izleyecektim.”
“Ben de izlemedim... İşim vardı,” diye ekledi Nisshi.
O anda Icchi’nin yüzü ciddileşti ve masanın üzerindeki elini yumruk yaptı.
“KEN’in Houo mezunu olduğu ortaya çıktı.”
“Ne?! Gerçekten mi?!” diye bağırdım.
Houo Üniversitesi, Japonya’nın en köklü ve ünlü özel üniversitelerinden biriydi. Japonya’da adını duymayan yoktu.
“KEN o kadar zeki miymiş?!” dedi Nisshi de şaşkınlıkla.
“Eski bir profesyonel oyuncu, popüler bir YouTuber ve üstüne bir de böyle sağlam bir okuldan mı mezun? Bu resmen aldatma ama, haksızlık bu.”
“Değil mi? O kadar şoke oldum ki boğazımdan lokma geçmiyor.”
İkisi de yıkılmış gibiydi ama ben bu gerçeği daha kolay kabullenmiştim. KEN videolarında ciddi meselelerden bahsettiğinde söyledikleri hep çok mantıklı gelirdi; geyik yaptığı videolarda bile kafasının çalıştığı belli oluyordu.
“Vay be... Sen de Houo’yu mu hedeflesen acaba?”
“Hadi canım, nerede bizde o şans... Bizim okuldan çıkanlar C sınıfı bir üniversiteye kapak atarsa öpüp başlarına koysunlar.”
“Haklısın...”
İkisi de iç çekip boş bakışlarla uzaklara daldı. Sanki sadece oyun oynayıp boş gezdiğini sandıkları KEN tarafından ihanete uğramış gibi hissediyorlardı.
O sırada aklıma bir soru takıldı. “Bu arada Nisshi, az önce sen niye öyle surat asıyordun?” diye sordum.
O da benim gibi yayını izlememişti, yani sebebi Icchi ile aynı olamazdı.
“Şey...” Nisshi aniden kıvranmaya başladı. “Dün bir şeyler hazırladım da... Birine versem mi vermesem mi karar veremiyorum.”
“Ha? Ne hazırladın?”
“Kime vereceksin?”
Bu kaçamak cevap üzerine Icchi ile ikimiz de kaşlarımızı çattık.
Bakışlarını bizden kaçıran Nisshi, mahcup bir sesle konuştu. “Şey, çikolata...”
“Ne? Çikolata mı?”
“Çikolata mı yaptın? Neden? Bize mi yoksa?”
Icchi’nin yüzünde boş bir ifade vardı ama ben durumu kavramaya başlamıştım.
“Yoksa... Yamana-san için mi?” diye sordum.
Nisshi panikle arkasına döndü. “Şşşt!”
Yamana-san gerçekten de hemen arkasındaydı; Runa, Tanikita-san ve diğer kızlarla yemek yiyordu. Sohbetleri o kadar koyuydu ki bizi duymaları imkansızdı.
“Sen, koca bir erkek olarak, o iblis hatuna çikolata mı yaptın? Hem de kendi ellerinle ha. Bayağı azimliymişsin dostum,” dedi Icchi, takdir dolu bir sesle.
Nisshi’nin gerçekten aşık olduğunu ne kadar fark ettiğini kestiremiyordum. Icchi insanların duyguları konusunda her zaman biraz duyarsızdı ama Çocuk Aktif olduğundan beri gerçek dünyadan iyice kopmuş gibi görünüyordu.
Bir süre sonra Icchi lavaboya gidince, Nisshi sanki o arkadaşımıza pek güvenemiyormuş gibi bana yanaştı.
“Hey, Kasshi, çikolatayı verirken benimle gelir misin?”
“Efendim?”
“Yalnız başıma çok gerilirim... Lütfen.”
“T-tamam...”
Önce Icchi’nin Tanikita-san’a itirafı, şimdi de bu. Neden bu ikisi hoşlandıkları kızlara yaklaşırken illaki yanlarında beni istiyordu ki?
Yine de bir arkadaşımın bana güvenmesi hoşuma gitmişti; bu yüzden teklifini kabul ettim. Bu kural bozan çikolata verme merasiminin nasıl sonuçlanacağını ben de merak ediyordum.
Okul ne ara bitti anlamadık.
Runa ile beraber çıkmak için sözleşmiştik, o yüzden pek vaktim yoktu.
Icchi sınıf nöbetçisi olduğu için sınıf defterini doldurmak zorundaydı; ben de bu fırsattan istifade sınıftan tüydüm ve koridorda Nisshi ile buluştum.
“Mesaj attım, dışarı gelmesini söyledim,” dedi Nisshi. Yüzünden ne kadar gergin olduğu okunuyordu.
Çok geçmeden Yamana-san koridorda belirdi, tek başınaydı. Mesajı okur okumaz gelmiş olmalıydı çünkü Nisshi’yi görür görmez doğruca bize yöneldi.
Konuşmalarını duymayacak kadar uzağa, sessizce çekildim.
Kısa bir süre ayaküstü konuştuktan sonra Nisshi elindeki küçük, özenle paketlenmiş paketi ona uzattı. Çikolata bu olmalıydı. Yamana-san ona kuşkuyla bakıp bir şeyler söyledi ama sonunda hediyeyi kabul etti. Sonra teşekkür eder gibi göründü ve elinde çikolatayla sınıfa geri döndü.
En azından kabul etmişti. Nisshi adına sevinirken...
Göz ucuyla tanıdık suretlerin belirdiğini gördüm. Baktığımda Kurose-san ve Tanikita-san’ı fark ettim.
Runa ve Kurose-san’ın ikiz olduğu ortaya çıktığından beri, Runa kardeşini her yere peşinden sürüklüyordu. Kurose-san da yavaş yavaş popüler kızların grubuna dahil olmaya başlamıştı. Özellikle Tanikita-san ile aralarından su sızmıyordu; ikisinin de ortak hobileri vardı ve yaklaşan okul gezisi için aynı gruptaydılar. Son zamanlarda Kurose-san’ın teneffüslerde Tanikita-san ile gülümseyerek konuştuğunu sık sık görüyordum.
Ancak şu an ikisi resmen saklanıyordu; koridordaki sütunların arasına sığınıp hararetle konuşuyorlardı. Sınıfta konuşamayacakları kadar gizli bir şey miydi acaba?
Tam bunu düşünürken, Tanikita-san elindeki kağıt poşeti Kurose-san’ın eline tutuşturdu.
“Bu bir ölüm kalım meselesi! Yalvarırım!”
Sadece Tanikita-san’ın sesini duyabiliyordum. Ellerini birleştirmiş, adeta dua eder gibi yalvarıyordu.
“Bunu senden başka kimseye soramam Mia! Nikki ve Runy kesin benle dalga geçerler... O yüzden ne olur!”
Kurose-san, başka çaresi kalmamış gibi poşeti kabul etti. Yüzünde çaresiz bir ifade olsa da, Tanikita-san’ın ısrarına dayanamayıp çekingen bir tavırla başını salladı.
Tanikita-san’ın yüzü bir anda aydınlandı. “Teşekkürler! Hadi göreyim seni, başarılar!” diyerek hızla oradan uzaklaştı.
Uzaktan olan biteni izleyip Kurose-san’dan ne istediğini merak ederken...
Kurose-san etrafına bakındı ve aniden göz göze geldik. Bakışlarımı aceleyle kaçırdım ama o nedense bana doğru yürümeye başladı. Kendimi tuhaf hissederek gitmek için arkamı döndüm.
Ancak sesini duydum. “Kashima-kun...” Sesi oldukça kararsız geliyordu.
“N-ne oldu?” diye sordum.
Arkadaşlığımıza son verdiğim o geceden beri ilk kez baş başa konuşuyorduk. Ortak derslerdeki grup çalışmalarında sadece mecbur kalırsak konuşurduk.
Kurose-san şaşkın bir ifadeyle etrafı kolaçan etti. “Bir an benimle gel,” deyip elimden tuttu ve beni çekiştirmeye başladı.
“Ha? Şey... Ne oluyor?”
“Gel işte. Lütfen!”
Alışılmadık bir şekilde baskıcı davranıyordu. Kurose-san boş bir sınıfın kapısını açtı. Uzaktan Nisshi’nin, benim böyle götürülüşümü şaşkınlıkla izlediğini gördüm.
“K-Kurose-san? Şey...”
“Sandığın gibi bir şey değil,” dedi. “Bunu Ijichi-kun’a vermeni istiyorum.”
Bu sözlerle Kurose-san, az önce Tanikita-san’dan aldığı kağıt poşeti bana uzattı. İçinde üzerinde parlak kırmızı bir kalp çizili olan bir kutu vardı. Mevsime bakılırsa, bunun gerçek hislerle verilmiş bir aşk çikolatası olduğunu anlamamak için kör olmak gerekiyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.