Runa'nın isteği üzerine Harajuku'ya geri döndük ve onun sık sık uğradığı, içinde boy boy fotoğraf kabinlerinin olduğu o dükkanlardan birine girdik.
Mekan yerin altındaydı ama içerisi floresan lambaların ve kabinlerden sızan ışıkların etkisiyle gün ışığından bile daha parlaktı. Kabinlerin etrafını saran plastik kaplamaların üzerinde, modayı yakından takip eden, havalı kadınların fotoğrafları vardı. Odada boylu boyunca uzanan o fotoğraf kabini sırası tek kelimeyle inanılmaz görünüyordu.
Müşterilerin çoğu onlu yaşlardaki gençlerden üniversite öğrencilerine kadar uzanan geniş bir yelpazedeydi. Bazı kabinlerin önünde uzun kuyruklar oluşmuştu. Tek tük çiftler gözüme çarpsa da dükkanın büyük çoğunluğu kızlarla doluydu.
Gördüğüm manzara karşısında nutkum tutulmuştu. İlk kez böyle bir yere geliyordum. Runa ile çıkmıyor olsaydım, muhtemelen hayatım boyunca buranın kapısından adımımı atmazdım.
Runa, kabinleri tek tek inceleyerek etrafta dolaşırken, "Hangisine girsek acaba? Bir erkek arkadaşla gelince, görünüşünü çok fazla değiştirmeyen, daha doğal gösteren bir şey seçmek en iyisi sanırım," diye mırıldandı.
Benim için hepsi birbirinin aynıydı, aralarındaki farkı anlamamın imkanı yoktu.
Runa'nın aklına bir fikir gelmiş gibiydi. Bir kabinin önünde sıraya girerken, "Tamam, buna girelim!" dedi.
Sıra bize çabucak geldi. Önce dışarıdaki ekrandan bir arka plan ve kaç kişi gireceğimizi seçmemiz gerekiyordu. Ekrandaki sayısız renk ve desen zihnimi karıştırmaya yetmişti ama Runa elindeki kalemle ekranda tık tık bir şeyler seçiverdi.
"İşte bu kadar! Hadi gidelim, Ryuto!"
"T-Tamam..."
Runa elimden tutup beni çekiştirince plastik perdeyi aralayıp kabine girdik. İçerisi bembeyazdı. Ben daha ne olduğunu anlayamadan, öylece dikilirken çekim aniden başlayıverdi.
"Poz ver, Ryuto!"
"Ha?!"
"Örneklere baksana, onları taklit et!" dedi.
"Tamam da nasıl?!"
Önümüzdeki ekrana daha dikkatli bakınca, yapmamız gereken örnek pozları gördüm.
"Biraz öne gelsene!" dedi Runa.
"Ne?!"
"Dur, çok yaklaştın! Kareye sığmayacaksın!"
"Nee?!"
"Acele et, hadi!"
Ben panik içindeyken makine geri sayıma başladı. Üç, iki, bir derken bir flaş patladı.
Sonraki pozun sırası gelmişti.
"Hadi Ryuto, elini uzat," dedi Runa.
Ekrana baktığımda örnek pozun, iki kişinin ellerini birleştirip ortada bir kalp oluşturması olduğunu gördüm.
B-Bu çok utanç verici!
"Ryutooo, hadi amaaa!"
Kabin çok dardı ve içerisi tamamen Runa'nın kokusuyla dolmuştu. Karşımda durmuş, elini uzatmış, o masum bakışlarıyla gözlerimin içine bakıyordu.
"Böyle mi...?" diye fısıldayarak elimi çekinerek uzattım. O an Runa parmaklarını benimkilerin üzerine sıkıca kenetledi.
Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki ekranda tuhaf bir suratla çıkacağımdan korkuyordum.
Bu süreci birkaç kez daha tekrarladık. Fotoğraflar bittiğinde her anlamda tükenmiş durumdaydım.
"Vay canına..." dedim içimi çekerek.
Bütün kızlar gerçekten böyle şeyler yapıyor muydu?
Üstelik hepsi model falan da değildi. Hiç utanmadan, art arda nasıl böyle poz verebiliyorlardı, şaşıp kalmıştım.
Ben bir hayranlık bir şaşkınlık içinde öylece donmuş kalmışken, Runa yanımda elindeki kalemle inanılmaz bir hızla ekrana bir şeyler karalıyordu.
"Ay, şu ayı çok tatlıymış! Bu senin olsun Ryuto! Ben de kediyi alayım! Oha, bu harika oldu!"
Kendi kendine, hem de çok hızlı konuşuyordu. Runa fotoğraflarımıza her türlü sticker ve süslemeyi ekledi. Elindeki kalemi o kadar ustaca kullanıyordu ki gözüme bir tür yeni nesil hacker gibi göründü. Hatta baktıkça bu yaptığı şey bana havalı bile gelmeye başlamıştı.
Tam bir otaku gibi değil de gerçek bir gyaru gibiydi işte... Kim bilir geçmişte ne kadar çok fotoğraf kabini stickerı biriktirmişti de bu işte böyle usta olmuştu.
Eskiden olduğu gibi Runa'nın bu dışadönük hallerine hayran hayran bakarken...
"Bitti!" diye bağırdı ve onay tuşuna bastı.
Böylece hayatımda ilk kez çektirdiğim fotoğraf kabini stickerları hazırdı.
Çıktıları görünce Runa büyük bir sevinçle, "Vay canına, harika olmuşlar! Çok daha iyi görünüyorlar!" dedi. "Sen de çok tatlı çıkmışsın, Ryuto!"
Ben de kontrol ettim. Yüzüm aynadakinden çok daha yakışıklı görünüyordu; dudaklarım hafif kırmızıya boyanmış, gözlerim ise kocaman olmuştu. Genel olarak bir erkekten çok kıza benzemiş olmam biraz utanç vericiydi.
Runa ise fotoğraflarda kelimenin tam anlamıyla kusursuzdu. İfadeleri ve pozları o kadar uyumluydu ki sanki bilgisayar ortamında tasarlanmış bir dünya güzeli gibi duruyordu.
Eskiden bu tür stickerlardaki yüz düzenlemelerini doğal bulmadığım için pek sevmezdim; ama gerçekten tatlı olan bir kız böyle fotoğraflar çekince, ortaya gerçeküstü bir güzellik çıkıyormuş, bunu anladım. Gerçi benim tercihim her zaman gerçek Runa'dan yanaydı.
"Güzeller..."
Başka bir şey diyemedim, öylece sustum.
Bir anda Runa endişeli bir ifadeyle bana döndü. "Eee, nasıl buldun Ryuto? Kabinin içindeki o anlar pek rahat geçmedi mi senin için? Ay, bak bu kafiyeli oldu sanki. Bunu Nicole'e sormam lazım." Hafifçe gülümsedi ama sonra tekrar ciddi bir tavra büründü. "Hani bir keresinde demiştim ya, 'Ben bir gyaru'yum ve bir gyaru'nun yaptığı her şeyi yapmak istiyorum' diye. Senin bunlarla hiç ilgilenmeyeceğini düşünmüştüm, o yüzden seni çok fazla zorlamak istemedim." Runa huzursuz görünüyordu, bir an dudaklarını büzüp duraksadı. "Ama bu benim işte... Aslında seninle daha önce de fotoğraf kabinine gelmek istemiştim ama senin tarzın olmadığını düşündüğüm için kendimi tuttum. Çok mu fazla geldi...?"
Runa'nın Kültür Festivali'nden önce bana söylediklerini hatırladım.
"Bir noktada sen bile benden sıkılabilirsin. Ben bir gyaru'yum ve bir gyaru'nun yaptığı her şeyi yapmak istiyorum."
Demek gyaru'ların yaptığı şey buydu.
İçimde beni bir süredir rahatsız eden o küçük şüphelerin silinip gittiğini hissettim.
"Hayır, sorun değil," diye cevap verdim. "İlk kez olduğu için biraz şaşırdım ama aslında eğlenceliydi."
Runa'nın gözleri fal taşı gibi açıldı. "Ne? Gerçekten mi?"
"Evet."
"Yani bir randevu sırasında güzel bir fotoğraf kabini görürsek, benimle yine çift stickerları çektirir misin?"
"Tabii... Eğer benimle olman senin için sorun değilse," diye mühlet istedim, kendime pek güvenemeyerek.
"Tabii ki sorun değil!" dedi Runa kocaman bir gülümsemeyle. "Çift stickerı yapabileceğim tek kişi sensin, Ryuto. Şimdi ve sonsuza dek." Yanakları hafifçe kızarırken mahcup bir tavırla bana baktı. "O yüzden bunları seninle yapmak istiyorum."
"Runa..." Çok duygulanmıştım, o incecik bedenine sıkıca sarılmak istedim. "Tamam... Beraber daha çok anı biriktirelim," dedim bir anlık coşkuyla.
Runa'nın yüzü aydınlandı. "Gerçekten mi?! O zaman şimdi bir tane daha çekinelim mi?!"
"Ne?! T-Tamam..."
Madem az önce daha çok yapalım demiştim, şimdi reddetme şansım yoktu.
Runa tekrar seçenekleri incelemek için yürümeye başladı. "Acaba sırada ne var... Ah, buldum!" dedi dükkanın tam ortasında durarak. "Hey Ryuto, sen cosplay sever misin?"
"Efendim?"
Bakınca, yakındaki bir duvarda ücretsiz cosplay kiralama hizmetini duyuran bir poster gördüm. Anlaşılan kabinde fotoğraf çektirenlere cosplay kıyafetleri ödünç veriyorlardı.
"P-Pek sayılmaz... Özel bir ilgim yok yani..."
Cevabımı verirken temkinliydim; az önce sorduğu sorulardan sonra beni zaten bir sapık olarak damgalamış olabilirdi, bu yüzden daha fazla açık veremezdim.
"Eee...? Ama Maria'nın cosplayine bayağı ilgi göstermiştin," dedi Runa, dudak bükerek. Tepkimden pek memnun kalmışa benzemiyordu.
Kurose-san'ın broşür komitesi toplantısında bana gösterdiği cosplay fotoğraflarından bahsediyor olmalıydı.
"Ona ilgi denmez de... Yani, sadece o karakteri tanıdığım içindi."
"Öyle mi...? Öyle olsun bakalım..." dedi Runa, pek ikna olmamış gibi. Sonra bir şey hatırlamış gibi yaptı. "Ah! Maria demişken, bana KEN-san'ın videolarından birini gösterdi! Hani şu Ijichi-kun'un da olduğu videoyu."
"Ne? Cidden mi?"
"Harikaydı... Bildiğin bir şato vardı orada. Bir oyunda böyle şeyler yapılabiliyor demek, ha? Sanırım Ijichi-kun gerçekten yetenekli."
Runa gerçekten etkilenmiş görünüyordu. Icchi'nin inşa işlerinde ne kadar usta olduğunu gayet iyi biliyordum ama onun başkasını böyle övmesi beni biraz huzursuz etti.
"Yani, çok daha çılgınca şeyler yapan sayısız çocuk var aslında," dedim.
Runa bir süre bana baktı, yüzünde meraklı bir ifade belirdi. "Yoksa sen... kıskanıyor musun?"
Nedense bu durum onu mutlu etmiş gibiydi.
"Y-Yok canım, ne alakası var...!"
Tepkimin çocukça olduğunu fark edince üzerime bir utanç dalgası çöktü.
Ama benim böyle kendimi kaybetmem Runa'yı gülümsetti. "Heh heh, şimdi ödeştik!"
Bana pek öyle gelmese de görünüşe göre durum buydu.
"Peki, asıl ne düşünüyorsun? Cosplay hakkında," diye tekrar sordu.
"Şey..."
Bu noktada dürüst olmaktan başka çarem yoktu. Yüzümün yandığını hissedebiliyordum. "Öyle özel bir cosplay merakım yok ama... sevdiğim kızı öyle bir kıyafetin içinde görmek isterim tabii."
"Yani..."
"Seni bir kostümün içinde görmeyi çok isterim," dedim utangaçça.
Benim bu halimi görünce Runa'nın da yanakları al al oldu.
"Hadi ama... Bunu yapamazsın! Bu kurallara aykırı!" dedi, hem utanarak hem de biraz sitem ederek.
O haliyle gerçekten çok tatlıydı.
"Peki, beni neyin içinde görmek istersin?" diye sordu Runa.
"Ha? Şey..."
Onun için bir kıyafet seçmeye başladık. Görevliden bir albüm ödünç alıp içindeki kostüm fotoğraflarına baktık.
"Polis ya da hemşire güvenli seçimler olur herhalde? Zaten hep üniforma giyiyoruz, o yüzden..."
"Evet..."
Feci şekilde kararsız kalmıştım. Doğrusunu söylemek gerekirse, onu hepsinin içinde görmek istiyordum. Albümdeki her bir parçayı tek tek denemesini istiyordum. Cosplay konusunda bu kadar tutkulu olduğumu hiç düşünmemiştim.
Muhtemelen mevzu bahis Runa olduğu içindi. Gerçekten de hepsinin ona çok yakışacağını düşünüyordum.
Yine de bir seçim yapmam gerekiyordu. Sadece tek bir elbise. Ve eğer Runa'yı en çok görmek istediğim şeyi seçmem gerekirse...
"Şey..." Utancımdan kulaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. "Bu... çok iyi olurdu..."
Parmağımla bir hizmetçi kıyafeti işaret ettim. Tam anlamıyla standart bir takımdı; siyah mini bir elbise, fırfırlı beyaz bir önlük ve dizüstü çoraplar.
Tanrım, tam bir otakuydum!
Bu kıyafetin, tecrübesiz bir otakunun seçebileceği en bariz tercih olduğunun farkındaydım. Ama en çok görmek istediğim şey de buydu. Burada neyi seçersem seçeyim, zaten bir fetişim olduğundan şüphelenecekti; bu yüzden boşuna havalara girip başka bir şey seçmenin âlemi yoktu.
“Ah, biliyordum!” dedi Runa, yüzü aydınlanarak. “Bunu söyleyeceğini biliyordum!”
“Ne?!”
“Benim bir pastanede çalışmamı istemiştin, değil mi? Hani şu fırfırlı önlükleri olan üniformalardan bahsediyorum. Onlar da hizmetçi kıyafetlerine çok benzemiyor mu?”
“Şey...”
Bunun, çıkmaya başladığımız ilk zamanlarda konuştuğumuz bir konu olduğunu hatırladım.
“Sadece pastane üniformasının sana çok yakışacağını düşünmüştüm,” dedim.
Demek kendimi o kadar erken ele vermiştim... Artık çok geç kalmıştım desene.
“Bunu hatırlamana şaşırdım...” diye ekledim.
Çok uzun zaman önce aramızda geçen önemsiz, sıradan bir konuşmanın küçücük bir parçasıydı sadece.
“Hatırlıyorum,” dedi Runa gülümseyerek. “Senin gibi bir erkeğe ilk kez bu kadar yakınlaşıyordum ve nasıl biri olduğunu merak ediyordum. Senin hakkındaki küçük bilgi kırıntılarını topluyor ve hepsini zihnimde saklıyorum. Söylediğin şeyler ya da yaptıkların gibi.”
Bakışlarını hafifçe yere indirip o mutlu gülümsemesiyle konuşurken, içim yine duyguyla dolup taştı.
Az önceki içsel çatışmamdan biraz utandım. Runa, benim tecrübesiz otaku fetişlerimi bile kabul etmeye çalışıyordu. Yoksa az önce kafedeki soruları, ne kadar sapık olduğumu düşündüğü için değil de... beni daha yakından tanımaya çalıştığı için miydi?
Yine de, neden durup dururken cinsellik üzerine hakkımda bilgi toplamaya başlamıştı? Daha önce bu konuları onunla neredeyse hiç konuşmamıştım ve benden çok daha tecrübeli olmasına rağmen, bu işlere karşı ilgisiz olduğunu düşünmüştüm.
Onun bu ani değişiminin ne anlama geldiğini düşündükçe...
Nabzım hızlandı. Belki de hayal gücümün beni götürdüğü o elverişli nokta tamamen yanlıştı ama...
Yoksa vakti gelmiş miydi? Yakında olacak mıydı? Runa... benimle seks yapmayı mı düşünmeye başlamıştı?
“Tamam, ben değişmeye gidiyorum!” dedi Runa.
Görevliden ödünç aldığı hizmetçi kıyafetini kapıp yüzünde kocaman bir gülümsemeyle soyunma kabinine girdi. Ben dışarıda sabırsızca beklerken geçen birkaç dakikanın ardından perde açıldı ve dışarı çıktı...
“Ta-da!”
“Oha...!”
İstemeden geriye doğru sıçradım. Runa, hizmetçi kıyafeti içinde fazla değerli görünüyordu.
O elbisenin içinden her an fırlayacakmış gibi duran göğüsleri! Önlük iplerinin vurguladığı o bel! Çorapların bittiği yerle etek boyu arasındaki o incecik ama dolgun ten parçası!
Ve...
“Nasıl olmuş? Yakışmış mı?” diye sordu Runa gülümseyerek, elini başına götürürken.
Başının üzerinde pembe bir çift tavşan kulağı duruyordu.
“Setle birlikte gelen saç bandı yerine aksesuar olarak bunu seçtim! Sence de şirin değil mi?”
Sonra ellerini tavşan patisi gibi katlayarak sevimli bir poz verdi.
Sanki devasa bir ok tam kalbime saplanmış ve onu titretmeye başlamıştı.
“Hadi gel, şimdi birkaç fotoğraf çekilelim! ♡”
Koluma girip beni neşeyle bir fotoğraf kabinine doğru sürükledi. Böylece kendimi tavşan kız kılığındaki hizmetçi Runa ile daracık bir kabinde buldum.
Çok güzeldi. Fazlasıyla güzeldi.
Ekrandaki yansımasına bakarken kalbim küt küt atmaya devam ediyordu.
Bu fotoğraf seansı da bir önceki kadar baş döndürücü bir hızla ilerledi.
“Üç, iki, bir...”
Makine geri sayım yaparken Runa bana seslendi. “Ryuto!”
“Efendim?”
Zihnim tamamen deklanşör sesindeyken Runa’ya doğru döndüm... ve yüzünü tam yanımda buldum.
Dudaklarımız yumuşacık bir şekilde birbirine değdi.
Ben şaşkınlıktan donma noktasına gelene kadar, dudaklarımız çoktan ayrılmış ve deklanşör patlamıştı.
Öpüşmüştük. Burada, etrafı plastik bir örtüyle çevrili bu daracık alanda. Tavşan hizmetçi Runa ve ben...
Ve bu an kameraya yakalanmıştı.
Bunu düşünmek kalbimi yerinden çıkaracak gibi yaptı.
“R-Runa?”
Fotoğraf çekimi bitmesine rağmen Runa ekranın başına, fotoğrafları düzenlemeye gitmiyordu. Ona seslendiğimde, yüzü kızarmış bir halde tatmin olmuş bir şekilde gülümsedi.
“Hep bunlardan birinin içinde öpüşürken fotoğraf çekilmek istemiştim.”
O mahcup ifadesine bayılıyordum.
Bunu söyleyiş tarzından anladığım kadarıyla, bu onun için de bir ilkti. Bunu düşünmek içimin derinliklerinden gelen bir sevinç dalgası yarattı.
“Şey, Ryuto...”
“Efendim?”
Aniden Runa bana iyice sokuldu. “Bu tavşan hizmetçinin ne yapmasını istersin?” diye sordu.
“Ne...?!”
Göğüslerini tam göz hizama getirdi. Elbise o bölgeden patlayacakmış gibi duruyordu. Şaşkınlık ve telaşla bir nida döküldü ağzımdan.
Runa, arzumu körüklemek ister gibi yukarıdan bakarak gözlerini gözlerime dikti. “Hey, böyle seksi miyim? Seni tahrik ediyor muyum? Bu senin benimle seks yapma isteğini uyandırıyor mu?” diye sordu kışkırtıcı bir tavırla, göğüs dekoltesini göğsümün tam ortasına bastırarak.
O esnek ve yumuşak hisle kalbim güm güm atmaya başladı. Nerede olduğumuzu unutup mantığımı yitirmek üzereydim.
“N-Neyin var Runa?” diye sordum panikle. “Bugün bir tuhafsın...”
Runa buna şaşırmış göründü ve benden biraz uzaklaştı. “Bilmiyorum... Bende bir gariplik var. Ben bile farkındayım,” dedi gözlerini kaçırarak. Çaresiz gibi görünüyordu. “Nicole ile bu konuyu konuşmaya çalıştığımda ona yük oluyorum... Tek çarem sana sormaktı.”
“Ne sormaktı?”
Nereye varmaya çalıştığını anlayamıyordum.
Çenesini ani bir hareketle kaldırıp bana baktı. “Hey, birbirimizle düşüncelerimizi paylaşacağımıza dair söz vermiştik, değil mi?”
“E-Evet...”
Bunu söyleyen Runa’ydı ama ben de bu söze sadık kalmak istiyordum. Bunu aklımda tutarak, gelecek her şeye kendimi hazırladım.
Sonra Runa, tamamen beklenmedik bir şey söyledi.
“Seni azdırmak istiyorum... Beni cinsel bir arzuyla görmeni istiyorum. Bu seninle seks yapmak istediğim anlamına mı geliyor?!”
“Ne?!”
“Hey, ne düşünüyorsun? Seninle bunu yapmak istiyor muyum?” diye sordu.
Runa, gözlerinde bir endişeyle tekrar yanıma sokuldu. Paniklemek üzereydim.
“Daha önce hiç böyle hissetmemiştim... O yüzden bilemiyorum...” diye ekledi kısık, güçsüz bir sesle.
Fotoğraf kabinindeki düzenleme süresi çoktan başlamıştı; muhtemelen süre dolmuş ve çıkartmalar basılmıştı bile. Arkamızda sıra bekleyen kimse olmadığı için şanslıydım.
Bu düşünceler zihnimin uzak köşelerinde uçuşurken...
NEE-EEE?!
Eğer iç seslerin yüksekliğiyle ilgili bir yarışma olsaydı, şu an kesinlikle ben kazanırdım.
Karşımda duran tavşan hizmetçi kılığındaki kız arkadaşıma bakarken kalbim inanılmaz bir hızla çarpmaya devam ediyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.