Ertesi gün pazardı; Sevgililer Günü gelip çatmıştı. Runa ile Harajuku’daydık.
Runa, "Ijichi-kun o an çok komikti ama! Bir kızın ona çikolata verdiğine bir türlü inanmadı," dedi.
"Sorma, 'Bu bir şaka, değil mi? Kasshi, sen mi yaptın yoksa?' deyip durdu. Sanki yapacak başka işim yokmuş gibi," diye karşılık verdim.
Cuma günü Tanikita-san’ın el yapımı çikolatasını Icchi’ye verdiğimdeki hallerinden bahsediyorduk.
"Heh heh. O çikolata Akari’dendi, değil mi?"
"K-Kim bilir...? Benim haberim yok..."
"Kesin oydu! Başka kimse öyle bir çikolata yapmaz." Runa gülerek çikolatalı içeceğinden bir yudum aldı.
Çikolata üzerine uzmanlaşmış bir kafedeydik; Runa burayı sevdiğini söylemişti. Adını bile okuyamadığım dükkanın tabelasında el yazısıyla Lindt yazıyordu. İçerisi insanı rahatlatan, oldukça şık bir atmosfere sahipti.
İkinci kattaki bir masaya oturmuştuk. Pencereler caddeye bakıyor, öğleden sonranın parlak güneşi içeri süzülüyordu. Omotesando’dan pek uzak olmayan bir fast-food restoranında öğle yemeğimizi yedikten sonra, çikolatalı tatlılar için buraya gelmiştik.
Runa, "Hâlâ şaka olduğunu mu düşünüyor acaba?" diye sordu.
"Sonunda biraz mutlu görünüyordu. Belki de temkinli davranıyordur; yani gerçek olduğuna inanmak istiyor ama eğer dalga geçiyorsak canı yanmasın diye kendini korumaya alıyor."
"Mantıklı... Acaba bir kızdan ilk kez mi çikolata aldı?"
"Tabii ki ilkti. Benim için de bir ilk olacak."
Sözlerimin, birazdan çikolata alacağım varsayımını taşıdığını fark edince utancımdan başımı öne eğdim.
Runa bana sırıttı. "Sana vereceğim, merak etme!"
Elinde küçük sayılabilecek bir kağıt çanta vardı. İstasyonda buluştuğumuz andan beri feci şekilde merak ediyordum ama çaktırmamak için elimden geleni yapmıştım.
Gülümseyerek çantayı bana uzattı. "İşte buyur. Sevgililer Günün kutlu olsun!"
"Ah, teşekkür ederim...!"
Hayatımda ilk kez bir kızdan, nezaketen değil de gerçekten içinden geldiği için çikolata alıyordum. Üstelik sevgili kız arkadaşımdan...
Derinden etkilenmiştim. Böyle bir günün geleceği hiç aklıma gelmezdi diye geçirdim içimden.
"Açabilir miyim?" diye sordum.
"Tabii, aç hadi!"
Kağıt çantanın içinde üzerinde kırmızı bir kurdele olan çikolata rengi bir kutu vardı. Kurdeleyi çözüp kapağı açarken heyecandan ellerim titrer gibi oldu.
Kutunun içinden küçük bir çikolatalı kek çıktı. Üzerine pudra şekeriyle kalp çizilmişti ve çok tatlı görünüyordu. Bu manzara beni o kadar utandırdı ve mutlu etti ki ne yapacağımı bilemedim.
"Çok lezzetli görünüyor... Teşekkür ederim."
"Gato çikolata! Dün Maria’nın evinde öğrendim yapmasını. Tabii o dershaneye gitmeden hemen önce."
"Anladım."
"Deneme için yaptığımızı yedik, tadı efsaneydi. Yani endişelenmene hiç gerek yok!" dedi.
"Eminim öyledir. Tadını çıkara çıkara yiyeceğim."
Kurdeleyi eski haline getiremediğim için kutunun üzerine bıraktım ve her şeyi kağıt çantaya geri koydum. Sonra heyecanla içeceğime döndüm.
Runa’nın tavsiyesiyle aldığım soğuk çikolatalı içecek çok güzel görünüyordu; bardağın iç kısmına erimiş çikolatayla desenler yapılmıştı. Tadı da harikaydı, buram buram çikolata kokuyordu.
Runa bir an içeceğine bakıp düşüncelere daldı, sonra aniden konuştu. "Demek Sevgililer Günü’nde ilk kez çikolata alıyorsun... Benim için de bir ilk. Yani bir erkek arkadaşa el yapımı çikolata vermek."
"Gerçekten mi?"
Bu beni mutlu etmişti...
Bu düşünce aklımdan geçerken Runa, bardağındaki pipeti dudaklarının arasından kaydırıp anlatmaya devam etti.
"Bazen beklenti içinde olduklarını hissediyordum ama çok zahmetli geliyordu, bir de beceremeyip rezil olmak istemiyordum."
Yüzümde kocaman, mutlu bir gülümsemeyle, "Ama bu sefer yaptın," dedim.
Runa da nazikçe gülümsedi. "Senin için yapmak istedim. Benim yaptığım yemekler seni hep mutlu ediyor çünkü."
"Öyle... Teşekkürler, Runa."
Minnetimi tekrar dile getirince Runa kızardı. "Bir şey değil..."
Çok huzurlu bir andı. Mutluluğun bir kokusu olsaydı, kesinlikle çikolata gibi kokardı. O an etrafımızdaki hava şekerli bir huzurla doluydu.
Birden Runa huzursuzca yerinde kıpırdanmaya başladı. "Hey, sana bir şey sormak istiyorum..." dedi.
"Ha? Nedir?"
Cevaplaması zor bir şey olabileceği hiç aklıma gelmemişti. Merakla gözlerinin içine baktım.
Bakışlarını kaçırdı, dudaklarını büzdü; biraz mahcup görünüyordu. "Ryuto, yetişkin videoları izliyor musun?"
"Yetişkin mi?"
"Evet."
"Iıı, bilmem ki... Savaş filmleri gibi bir şeyden mi bahsediyorsun?"
"Yok, hayır... Yani, erotik olanlardan?"
"E-Erotik mi? Şey, yani... Pornodan mı bahsediyorsun?" diye kekeleyerek sordum. Runa başıyla onayladı. "N-Neden soruyorsun ki?"
"Sadece cevap ver. İzliyor musun, izlemiyor musun?"
"Ha...?!"
Runa sabırsızlanıyordu. Neden böyle bir soruya cevap vermek zorunda olduğumu anlamıyordum.
"Şey... İzliyorum," dedim.
Runa’nın gözleri parlamaya başladı. "Ne tür?"
"Ne?!"
Ş-Şimdi de türünü mü soruyordu?
Bunu neden soruyordu ki? Gelecekte kendini güvende hissetmek için tuhaf meraklarım olup olmadığını mı kontrol ediyordu?
Her halükarda, sıradan bir cevap vermekten başka çarem yoktu.
"Liseli kızların olduğu şeyler herhalde...?"
Liseye giden erkekler için bu normal bir şeydi, değil mi? Cevap verirken içimden bunu defalarca tekrarlayıp durdum.
"Anlıyorum..." Runa üst üste gözlerini kırpıştırdı. "Yani liseli kızlardan hoşlanıyorsun?"
Şaşkına dönmüştüm. "Yani... Şey, sen de öylesin sonuçta..."
"Efendim?" Bu sefer kafası karışan o olmuştu.
İyice panikledim. "A-Ama izlerken seni hayal etmiyorum yani...!"
"Etmiyor musun?" Runa’nın yüzü düşer gibi oldu, bu da beni daha çok paniğe sevk etti.
"Ne?! Nasıl yani?! Şey, ııı... Şöyle ki..."
Ben gevelerken o hâlâ mahzun bakıyordu.
Kısa bir duraksamanın ardından, "Belki de ediyorumdur," diye fısıldadım.
Yüzü anında aydınlandı. "Harbi mi?"
N-Neler oluyordu böyle?!
"Hey, peki beni müstehcen durumlarda hayal ediyor musun?" diye sordu.
"Ne?!"
"Hadi ama, söylesene! Ediyor musun?!"
"E-Ediyorum..."
Hem de çok. Ona söyleyemeyeceğim kadar çok.
"Ediyor musun gerçekten?! Bakınca hiç öyle durmuyorsun oysa!"
"Nasıl yani?!"
Zaten bir erkeğin sürekli cinsellik düşündüğünü belli eden bir suratla etrafta dolaşması asıl tuhaf olan şey değil miydi?
"Peki, neler hayal ediyorsun?" diye sordu. "Hayallerinde nasıl biriyim?"
"Ha? Dur bir dakika, şey..."
"Hadi ama, sorun olmaz, anlat bana!"
"Bence bu kadarı biraz fazla..."
"Hadi, söyle!"
Tam o sırada yan masadaki bir kadının boğazını temizlediğini duyduk ve ikimiz de donup kaldık. Yalnız oturan kadın, gözlerini kitabından ayırmadan rahatsız olduğunu belli edercesine bakıyordu.
Anlaşılan biraz fazla gürültü yapmıştık. Hem de hiç uygun olmayan bir konuda... Bu kafenin atmosferi için bundan daha kötü bir konu seçilemezdi.
Yaptığımızdan utanarak, bitmemiş içeceklerimizi alıp dışarı çıktık.
Kafeden çıktığımızda, yakındaki tapınağa giden cadde insan kaynıyordu. Runa şık mağazaların vitrinlerine bakarak yürürken her an bir melodi mırıldanacakmış gibi neşeli görünüyordu.
Bugün üzerine, bol kollu dökümlü bir kazağın üstüne kısa, beyaz bir şişme mont giymişti. Altında dar bir minietek ve uzun çizmeler vardı. Kazağın kolları özellikle çok sevimli duruyordu. Onu daha uzun süre böyle göremeyeceğim düşüncesi, mevsimlerin geçişine dair içimi buruk bir hüzünle doldurdu.
Runa, "Biliyor musun, son zamanlarda kendimi çok... özgür hissediyorum," dedi. Taze ve duru sesi kışın keskin havasıyla uyum içindeydi. "Babamın yeniden evleneceğini öğrendiğimde ve o 'Lisa ve Lottie' planı suya düştüğünde büyük bir şok yaşamıştım... Ama şimdi kendimi kuş gibi hafif hissediyorum. O günlere geri dönme fikrini artık tamamen geride bırakabilirim çünkü bunun olmayacağını biliyorum."
Kalabalığın arasında yürürken, kuru ve dondurucu hava yanaklarımızı hafifçe okşuyordu.
"Yine de ailem yok olmuş değil," diye devam etti. "Babamla, annemle, ablamla ve Maria ile olan ilişkilerime değer verirsem, eminim aile bağlarımız kopmayacaktır. Tıpkı eskisi gibi." Runa’nın gözleri canlı bir ışıkla parladı. "Sonunda özgürleştim. Geçmişe dönme arzumdan kurtuldum."
Bunu söylerken Runa, elinde içecek olmayan kolunu havaya kaldırdı. Yüzük parmağındaki yüzük solgun güneşi yansıtıyor, beyaz taş küpeleriyle birlikte parlıyordu. İnce parmaklarının ve uzun karaağaç dallarının hemen ötesinde dingin, mavi bir gökyüzü uzanıyordu.
"Asla geri dönemezsin. Sanırım bunu sonunda kabul ettim," diye ekledi. Gökyüzüne bakarken profilinden güçlü iradesi okunuyordu.
Mavi sonsuzlukta bir kuş süzüldü.
"Artık uzaklardaki gökyüzüne bakmayacağım; oraya asla ulaşamam. Bunun yerine sadece önüme bakacağım. Ben kuş değilim, bu yüzden gidemeyeceğim yerlere özenerek kendime uygun bir hayat yaşayamam." Sonra Runa bana bakıp gülümsedi. Bu ifadesi tam ona göreydi; erken yaz güneşi gibi iç ısıtıyordu. "Tamamdır, bundan sonra sadece geleceğe doğru yürüyeceğim!" dedi neşeyle ve adımlarını hızlandırdı.
Yol kenarındaki ağaçlar kışın yeşil olmasa da, dallarında sayısız tomurcuğun canlandığını biliyorduk.
Runa’nın içinde büyük bir şeylerin değiştiğinden emindim.
"Maria manga editörü olmak istediğini söyledi. Benim de kendime bir hayal bulmam lazım. Herkese göre biraz geç kaldım ama... Sence yapabilir miyim?" diye sordu. Biraz endişeli görünüyordu.
"Tabii ki. Senden bahsediyoruz sonuçta," dedim kararlılıkla. "Aslında benim de sana söylemem gereken bir şey var..."
Henüz söylemeyi planlamamıştım ama onu böyle görünce kendimi mecbur hissettim.
"Houo Üniversitesi’ni hedeflemeyi düşünüyorum."
Bu itirafım karşısında Runa’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. "Ne? Houo mu? Şu meşhur Houo mu? Hani şu dâhilerin gittiği yer?"
"Ş-Şey, evet..."
"Vay canına, bu çılgınca! Şaka yapmıyorsun değil mi!"
Runa’nın beklenmedik derecede büyük tepkisi karşısında irkilir gibi oldum.
Hedeflemek herkesin harcı sonuçta. Asıl mesele girebilmek. Bunun için şimdiden sonra canla başla çalışmam gerekecek, dedim.
Küçük yumruğunu sıkıp içten bir heyecanla havada salladı.
Tabii ki gireceksin! Sen gerçekten çok zekisin.
Teşekkür ederim, Runa.
O böyle söyleyince, bu işin gerçekten olabileceğine dair içimde bir umut yeşermeye başladı.
Birlikte elimizden gelenin en iyisini yapalım! Seni tüm gücümle destekleyeceğim!
Runa bunu büyük bir şevkle söyledikten sonra sanki aklına bir şey gelmiş gibi duraksadı. Yüzüne nazik bir gülümseme yayıldı. Mesele senin iyiliğinse, seni kalbimin en derinlerinden gelen bir arzuyla destekleyebilirim, dedi. Kelimeleri sanki üzerine uzun uzun düşünmüş gibi dökülmüştü dudaklarından.
Teşekkür ederim, Runa.
İçimdeki direncin arttığını hissederek ben de ona gülümsedim.
Ben de seni destekleyeceğim.
O an göz göze geldik ve ikimiz de yeniden tebessüm ettik.
Sanki birbirimizin kişisel tezahürat ekibi gibiyiz, dedi Runa.
Öyleyiz, diye onayladım onu.
Zaman ya da mekân fark etmeksizin, her daim onun yanında, onun safında olmak istiyordum.
Böylesine güçlü sevebileceğim ve sevgimin karşılığını alabildiğim biriyle tanışmış olmak benim için paha biçilemez bir hazineydi. Başıma gelen en güzel şeydi.
Hangi geleceği seçersen seç, arkanda ben olacağım.
Şu andan itibaren birlikte gülümsemeye devam edelim.
Sonsuza dek.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.