Kanlı Bir Gece Yarısı Rüyası

"Ha? Nasıl... nasılsın? Ne?"

Rogue, her kalibrede pislikle sadece yumruklarını kullanarak kapışmıştı. Payına düşen darbeleri de büyüleri de almış ve hayatta kalmayı başarmıştı.

"O büyüyü kendi üzerinde o kadar çok kullanmışsın ki beynin de çocuğunkine dönmüş herhalde. Karşında bir dedektif var! O lanet çeneni boşa yorma..." Rogue hırladı. "Ayağa kalk, aşağılık herif. Tek bir yumruk senin gibisine az bile."

Sıcaklık o kadar yükselmişti ki demirler akide şekeri gibi eriyordu. Rüzgâr bıçakları zeminde derin yarıklar açıyordu. Catherine her kolunu savurduğunda büyü yolları değişiyor, Miseria’yı köşeye sıkıştırmaya devam ediyordu. Yine de Miseria, sanki Catherine’in zihnini okuyormuş gibi her seferinde kıl payı sıyrılıyordu. Yuvarlanıyor, zıplıyor, konteynerlerin tepesine tırmanıyor ve üzerlerinden atlıyordu. Catherine onu havada yakalamaya çalışsa da Miseria, Shining’in yoluna uçuşan molozları tekmeleyerek saldırıyı sadece birkaç yanmış saç teliyle atlatıyordu.

Nasıl?!

Catherine hortumu çoklu bıçaklara bölerek hepsini Miseria’nın olduğu noktaya yönlendirdi. Görünmez bıçaklar, güdümlü bir yağmur gibi üzerine yağıyordu.

Miseria bir anlığına bir konteynerin arkasına saklandı, sonra yağmurun altından kayıp doğrudan Catherine’e, yani onun en son bekleyeceği yere doğru koşmaya başladı. Elinde, kalçasının hizasında bir silah vardı. Tetiği çekti. Catherine mermi yerine ulaşmadan hemen önce birkaç bıçağı önüne siper ederek mermiyi havada savuşturdu. O ana kadar Miseria çoktan ortadan kaybolmuştu.

Sorun da buydu işte. Catherine ne zaman bitirici bir darbe indirmeye çalışsa, Miseria’nın bir karşı saldırısı hazır oluyordu. Asla tam anlamıyla saldırıya odaklanamıyordu.

Güvenli oynamayı bırakmam lazım.

Catherine en büyük kozunu oynamaya karar verdi.

Mana çıkışını küçücük bir miktar artırdı.

Hem Blade hem de Shining, sanki vites yükseltmiş gibi devasa bir güç kazandı.

Bu, boyunluğunun izin verdiği sınırların tam kıyısındaydı.

Eğer içine birazcık daha mana katarsa, boyunluk patlayacak ve ölecekti.

Belki de bu riski almasına gerek yoktu.

Ama içinde kötü bir his vardı. Miseria sadece koşuyordu. Bu da bir şeyler peşinde olduğu izlenimini veriyordu.

Planı meyve vermeden önce bu işi bitirmeliyim.

Catherine ellerini birbirine vurdu.

Bıçaklar Shining’in etrafında uçuşmaya başladı. O minyatür güneş sarsılmaya başladı. Aşırı bir ısı etrafta dönüyor, dönüş hızı giderek artıyordu. Tam rüzgârın uğultusu kulak zarlarını patlatacak seviyeye gelmişti ki...

...güneş patladı.

Demiri eritecek kadar sıcak kütleler saatte 105 knot rüzgâr hızıyla etrafa saçıldı; konteynerlerde, zeminde ve depoda delikler açtı. Catherine’in görüş alanındaki her şey kızıla büründü.

Bu saldırı, Catherine’in manası yettiği sürece devam edecekti ki onun manası zaten asla bitmezdi.

Rüzgârın sesi, eriyen metaller, çatlayan zemin... Bunları dinlerken yıkımın tadını çıkardı. Pek az şey bu büyü kombolarından daha fazla hasar verebilirdi. Belki çocuklar da bu hengameye kurban giderdi! Bu işine gelirdi. O zaman kendini öyle suçlu hissederdi ki.

Aman vermeyen yıkım tam otuz saniye boyunca sürdü.

Ardından hem Blade hem de Shining’in gücünü düşürmeye başladı. Dönen tekerlekler gibi, eğer frene çok sert basarsa fazla enerji patlardı. Ama sonunda avuçlarındaki büyüler bir ampulden daha güçlü değildi ve sonra onlar da sönüp gitti.

Catherine yaptığı işe bir göz attı.

Depodan eser kalmamıştı.

Önündeki her şey, sanki bir blenderdan geçirilmiş gibi darmadağın olmuştu. Çöken çatıdan gece gökyüzü görünüyordu.

"......Her şey bitti," diye fısıldadı.

Rogue, Miseria... herkes gitmişti.

Hepsini yok etmişti.

Göğsünde bir sızı hissetti. Neredeyse bayılacaktı.

Dedektif, ah, Dedektif!

Catherine elini kalbinin üzerindeki rahibe giysisine bastırdı.

Adam onun hayatını kurtarmış olabilirdi ama o, adamın hayatına son vermişti.

"Ahhhhhhhh........."

Sevinç ve keder birbirine karışırken Catherine yere yığıldı. Ancak Miseria’nın sesiyle kendine gelebildi: "Tatlı rüyalar mı görüyordun?"

"Ha?"

Miseria’nın mavi gözleri tam karşısındaydı.

"Ağzının suyu akıyor," dedi Miseria, gözleri parlayarak.

Catherine konuşmaya çalıştı ama vücudu ona ihanet ediyor, yerinden kıpırdamayı reddediyordu.

"Hadi ama, böyle olmaz. Büyün epey dişli. Bu yüzden o seçeneği zaten devre dışı bıraktım."

Depoda en ufak bir yıkım izi yoktu. Tavan kasvetli bir şekilde üzerlerine çöküyor gibiydi; gece gökyüzünden eser yoktu.

N-neler oluyor?!

"‘N-neler oluyor?!’ Gayet doğal bir soru!" dedi Miseria neşeyle.

"Ha? Nasıl—"

"______zihnini mi okuyorum? Evet, doğrudan oraya bağlandım. Başından beri rüya görüyordun."

Miseria omuz silkti.

Bağlanmak mı? İmkansız! Büyü yapmak için vakti olmamıştı! Ne bir efsun duymuştu ne de bir mühür görmüştü.

"Büyü yaparken efsun veya mühür kullanmak adetidir ama başka yollar da var. Emirlerin büyünün kendisine iletildiği sürece sorun yok," diye açıkladı Miseria. "Sırrını verince basit bir numara gibi geliyor ama Dominate aslında gözlerim aracılığıyla yapılıyor."

Miseria göz kamaştırıcı mavilerini işaret ederek ona doğru eğildi.

Gözleri... Ben Blade ve Shining’i kullanırken göz göze gelmiştik. Ama nasıl olabilir ki...?

"Yapabiliyorum işte. Sen de bir cadısın. Cadılar başkasının yapamadığı şeyleri yapar. Bunu biliyorsun."

Sanki Miseria’nın gözlerinin içine düşüyordu.

Korkunç.

Miseria, Catherine’in her zerresini görüyordu. Onu kontrol ediyordu.

Catherine artık ne sevinç ne de keder hissediyordu. Sadece korku.

"Suçluluk duygusuna bayılıyorsun, değil mi? Değer verdiğin insanları bu yüzden mutlulukla öldürebiliyorsun. Ben de sana bu heyecanın fazlasını vermekten mutluluk duyarım; rüyalarında."

Sanki bir uçurumdan aşağı itilmiş gibi hissetti.

Catherine karanlığa gömüldü.

Chronos onun üzerine atıldı. Rogue bir çocuktu; Chronos muhtemelen birkaç darbe alabileceğini ama onu altına alırsa kazanacağını düşünmüştü.

Bu saflıktı.

Dedektif, kendine uzanan eli savuşturdu ve adamın sol kolunun altından geçip giderken dirseğiyle dizine sertçe vurdu.

Chronos dengesini kaybetti. Rogue, hemen arkasından böbreğine bir darbe indirdi. Ardından bir aparkat. Adam körlemesine geriye bir tekme savurdu ama Rogue kolayca yana çekilip adamın sırtına yüksek bir tekme bastı.

"______Gah!"

Chronos’un nefesi kesildi ve omurgası yay gibi gerildi. Rogue ayaklarını yere sağlam basıp diz kapaklarının arkasını hedefledi. Ayağının üstüyle vurduğu darbeyle adamın bacakları büküldü ve öne doğru kapaklandı.

Tam da Rogue’un planladığı gibi.

Adamın ağırlık merkezi alçalınca, dedektif artık kafasına ulaşabiliyordu.

Chronos’un saçlarından bir avuç kavradı, kopan telleri umursamadan onu kendine doğru çekti ve dirseğini hızla adamın kafatasına gömdü. İki sert nesne çarpıştığında tatmin edici bir tık sesi duyuldu. Bu canını yakmış olmalıydı. Bir tane daha—

"Gahhhhh!"

Chronos sonunda metanetini kaybetti, çığlık atarak kollarını savurmaya başladı. Darbe çok mu yüzeyde kalmıştı? Hayır, mesele o değildi. Hâlâ küçülüyordu.

"______Ahhhhhh! Lanet olsun sana! Arghhh!"

Chronos kan çanağına dönmüş gözlerini dedektife çevirerek bağırdı. Rogue yumruklamaya devam etmekte özgürdü. Bunda bir sorun yoktu. Karaciğerine indirdiği bir yumrukla yapmaya çalıştığı büyüyü kesti; kaçtı, adım attı, savrulan büyük bir tekmenin altından geçti ve bu boşluğu hayalarına attığı bir yumrukla değerlendirdi.

"______Hngggggggggggg!"

Bacakları içeri doğru bükülen Chronos uludu. Güzel.

Chronos kollarını kaldırdı, bu yüzden Rogue hedef değiştirip kaval kemiğine bir tekme attı. Bir uluma daha.

......Yetmez, hiç yetmez.

Sağ yanağına bir kroşe, ardından hızla sol yanağına bir tane daha.

......Öyle kolay kurtulamayacaksın.

Bir yumruk, sonra bir diğeri. Her biri oldukça zayıftı ama hasar birikiyordu.

Fakat yumruk attıkça nefesi kesiliyor, ciğerleri daha çok yanıyordu. Yine de vurmaya devam etti. Chronos’un darbelerini engelledi, savuşturdu, yönünü değiştirdi, karşı saldırıya geçti ve elleri kanayana kadar yumrukladı.

......Yakanı bırakmayacağım!

Yığılmanın eşiğindeydi ama zihni berraktı.

Daha fazla insanı öldürmeden Chronos’u indirmesi gerekiyordu.

"Rahhhhhhhhhhh!"

Rogue o nidanın çıkması için gereken nefesi nereden bulduğunu bilmiyordu.

Chronos hâlâ ayaktaydı.

Kollarındaki tendonlar sızlıyordu ama Rogue savurmaya devam etti.

Yine de Chronos düşmedi.

Rogue’un görüşü bulandı. Burnundan bir şeyler akıyordu.

Chronos hâlâ...

Chronos—

Bilinci neredeyse kapanacaktı ama Rogue kendini uyandırmak için dudağını ısırdı. Ağırlığını arkasına verdi. Sol ayağı üzerinde döndü, sağ ayağına hız kazandırdı, ayak parmaklarını kilitledi ve sert bir yukarı tekme savurdu.

Çat.

Chronos’un kafası geriye doğru fırladı. Çenesi havada, elleri sanki suda çırpınıyormuş gibi sallanıyordu.

Rogue sırtüstü yere kapaklanmadan önce gördüğü son şey buydu. Hiç gücü kalmamıştı. Göğsü inip kalkıyor, ciğerleri umutsuzca oksijen toplamaya çalışıyordu.

......Yere yıkıl!

Bu bir duaydı.

Topuk sesleri duydu.

Tık. Tık-tık-tık. Ritim bozuktu.

......Yıkıl ulan artık!

Bulanık görüşüyle Chronos’un sendelediğini seçti. Hâlâ sallanırken yumruğunu sıktı ve Rogue’a dönüp ona doğru hamle yaptı.

Şaka mı bu be?

Rogue hareket edemiyordu. Karşılık verecek hali yoktu. Üzerine gelen yumruk gittikçe büyüdü; tam gözlerini kapatacakken yumruk sağa saptı ve Chronos yere çakıldı. Rogue’un hemen yanında, omuz omuza yüzüstü uzanıyordu.

"......Hahh, hahh! Sonunda be!" diye haykırdı Rogue bitkin bir halde.

Her yerinin kan içinde olduğunu fark etti. Lakabının hakkını bir kez daha vermişti.

Bir daha bu hale geleceğimi düşünmemiştim.

Vücudu kurşun gibi ağır geliyordu ama doğrulup oturdu.

Chronos’u sırtüstü çevirdi. O yakışıklı simasından eser kalmamıştı. Onu kelepçeledi ve büyü yapmasını engellemek için ağzına bir bez tıktı.

"Selam? Rogue? Hâlâ bizimle misin?" diye bağırdı Miseria. Ona doğru koşuyordu.

Başını kaldırdı; bunca gürültü patırtıya rağmen kızın üzerinde tek bir çizik bile yoktu. Kendinden oldukça memnun görünüyordu.

"......Senin işin de bitti mi?"

Endişelenmesine gerek yokmuş.

Öte yandan, Rogue’un her yeri sızlıyordu. Başka çaresi olmadığı için onunla yüzleşmek üzere kendini zorla ayağa dikti.

"Rogue, sesin neden bu kadar hayal kırıklığına uğramış gibi geliyor? Bana söyleyecek bir şeyin olduğunu sanıyordum."

Miseria, elini kulağına götürerek beklentiyle genişçe sırıttı.

Rogue iç çekti.

"......Teşekkürler."

"Hmm? Teşekkür mü? Ne için? Ne demek istediğini anlamıyorum."

"......Biliyorsun."

"Biliyor muyum? Gerçekten bilmiyorum."

"Aman, lanet olsun!" diye bağırdı Rogue. "Beni kurtarmaya geldiğin için teşekkürler! Hayatımı sana borçluyum! Tatmin oldun mu?!"

"O bezgin tonu saymazsak... idare eder." Miseria mutlulukla başını salladı.

"Kes sesini. Takatim kalmadı zaten. Bak ne kadar küçüğüm."

"Aa? Ben de tarz değişikliği yaptın sanmıştım."

"Seni yumruklamamı mı istiyorsun?"

“Şaka yapıyorum yahu! Hayatın tamamen sönüp gitmeden şu büyüyü bozalım artık.”

“Yapabilir misin gerçekten?!”

“Sen beni kim sanıyorsun? Su kaynatmaktan daha kolay bir iş bu. Aklımda tam yüz elli farklı fikir var.”

“……Pekala, bu kesinlikle yalan.”

“Öyle ama birkaç tane sağlam planım olduğu doğru. Bana onun kafasını getirir misin?”

Miseria, Chronos’tan bahsediyordu. Rogue, bilinci kapalı adamın kafasından kavradı. Şu anki çocuk bedeniyle bu oldukça zahmetli bir işti.

“Üzerinde Tahakküm büyüsünü kullanacağım, sonra da büyüyü bizzat ona bozduracağım. Zamanın akışını bir kez daha tersine çevirtip tam ideal yaşında durmasını sağlarız.”

“……Anladım,” diye mırıldandı Rogue. “Yani beni sahiden kurtarabilirsin.”

“Aa? Bu seni memnun etmedi mi yoksa?”

“Öyle de denemez. Sadece… Onu daha çabuk yakalayabilseydik çok daha az kurban verirdik.”

Miseria gözlerini kapatıp İç çeker. Uzun, çok uzun bir iç çekişti bu.

“İçime doğmuştu zaten, her şeyi içine atmışsın. Gerçekten de uğursuz bir kişiliğin var.”

“……Herkes öyle düşünür zaten.”

“Senin sorunun, bunları hep yanlış zamanda dile getirmen! Biraz benden feyzalsana. Ben içimde ne varsa hep dışarı vururum. İnsan böyle çok daha rahatlıyor!”

Miseria elini uzatıp parmağının ucuyla Rogue’un burnuna dokundu.

“……Özür dilerim,” dedi adam.

Kadın bir kez daha içini çekti.

“Neyse, boş ver. Acele etsek iyi olur. Pek vaktin kalmış gibi görünmüyor.”

Bu uyarıyla kendine bakan Rogue, vücudunun Chronos’la dövüştüğü andan bile daha fazla küçüldüğünü fark etti.

Bok yedik.

Tekrar Chronos’a döndüğünde olduğu yerde donakaldı.

Neler oluyor be?

Chronos’un kıyafetlerinin altında bir şeyler kıvranıyordu. Sanki içine yılanlar doluşmuş gibiydi. Kumaş kabarıyor, sürekli şekil değiştiriyordu. Chronos’un kendisi hâlâ derin bir uykudaydı.

“Lanet olsun, hâlâ gizli bir kozu mu var?”

“Korkarım ki hayır,” dedi Miseria. Ses tonu ilk kez gerginleşmişti. “Bence… büyü kontrolünden çıktı. Kendi başına çıldırmış durumda.”

“Böyle bir şey imkansız!”

Birinin iradesi olmadan büyü gerçekleşemezdi. Büyüye yön verecek kimse yoktu. Birisi gecikmeli olarak devreye girmesi için bir mühür kazıyabilirdi belki ama Chronos’un buna vakti olmamıştı.

“Gizli büyüler hakkında bilmediğimiz çok şey var. Eğer bilincini kaybetmesi kontrolü yitirmesine sebep olduysa, belki de büyü kendi kendini tetikliyordur. Neler olacağından ben bile emin değilim,” dedi Miseria. “Acele etmeliyiz.”

Parmaklarıyla Chronos’un göz kapaklarını aralayıp içine baktı.

“Taha______”

Miseria bir anda geriye savruldu. Bir çakıl taşı gibi havada uçup birkaç metre öteye çakıldı.

“______!”

“Miseria!”

Chronos, yerçekimine meydan okurcasına dimdik ayağa fırladı. Rogue’un ağzını tıkamak için kullandığı bez parçası toza dönüştü, bileklerindeki kelepçeler ufalanıp gitti.

“■■■■■■■■”

Kaynağı belirsiz kelimeler kusarak başını etrafına çevirdi. Çevresini siyah bir duman kapladı ve o sisin içinde yılansı şekiller belirmeye başladı. Fakat en tekinsiz olan şey kafasıydı.

Chronos’un başı hızla yaşlanıyor, sonra tekrar gençleşiyordu.

Bir saniye içinde büzüşüp genişliyor; tombul bir bebek yüzü oluyor, ardından kırışık bir ihtiyara, sonra küçük bir oğlan çocuğuna ve en sonunda orijinal gençlik haline dönüyordu. Bir videoyu ileri geri sarar gibi geçmişi, bugünü ve gelecekteki halleri birbirine karışıyordu.

______Kontrol çığırından çıkınca böyle mi oluyordu yani?

“■■■■■■,” diye efsun okudu ihtiyar halindeki Chronos.

Gözleri parlayarak gökkuşağı renklerinde bir ışık huzmesi fırlattı ve tavanın tepesinde bir delik açtı. Işık göğe yükselip bir havai fişek gibi patladı.

Atışları başıboş olsa da patlamanın şiddeti muazzamdı.

Rogue koşarak Miseria’nın yanına gitti ve kalkmasına yardım etti.

“İyi misin?”

“Sayılır. Ama durum kötü,” dedi kadın, adamın omzuna yaslanarak. “Tahakküm başarısız oldu. Kontrol büyüsü zihnine çok derin kazınmış. Oraya erişemiyorum.”

Yüzü kireç gibi bembeyazdı.

“Sahiden iyi olduğuna emin misin?” diye sordu Rogue.

“Birisi büyüye direndiğinde böyle olur. Beş yüz yıldır başıma gelmemişti.”

Kadının kendinden emin tavrı Rogue’un aklına bir fikir getirdi.

“______Bir planın var o zaman?”

“Anahtar anahtar deliğine uymuyorsa kapıyı açamazsın. Bu duruma sadece farklı bir büyüyle yaklaşmamız gerekiyor.”

Miseria ıslık çaldı.

O bilinmeyen dil tekrar yankılandı ve kopan fırtına bir nakliye konteynerini savurup attı.

“Gördüğün gibi önüne gelene saldırıyor. Nereye baktığı belli değil. Yaklaşmak riskli. Bu durumda, saldırılarının hedefini biz belirlemeliyiz.”

“Yem olmamı mı istiyorsun?”

“Evet. Ben arkasından dolanırken sen dikkatini üzerine çek.”

“Tamamdır. Sakın ölme!”

“Sen beni kim sanıyorsun? Ben bin iki yüz—”

Chronos başını onlara doğru çevirdi; yüzü o anda bir embriyodan genç adama dönüşüyordu.

“■■■______”

“Kaç!”

Rogue sağa, Miseria sola atıldı. Bir lazer az önce durdukları boşluğu delip geçerek yeri kavurdu.

“Buradayım be, aşağılık herif!”

Rogue yerden bir moloz parçası kapıp Chronos’a fırlattı. Taş suratına çarptığında sarkık yanaklı ihtiyar hali acıyla yüzünü buruşturdu.

“Kendine gel! Bana bak!”

Chronos’un yüzü öfkeyle çarpıldı.

Az önce hantalca hareket ederken, şimdi bir anda Rogue’a doğru atıldı. Yüzündeki zaman gelgitler halindeydi ama tüm yaşları aynı anda öfkeyle Rogue’a bakıyordu.

“Bok, bu kadarı da fazlaydı!” diye bağırdı adam kaçarken.

Arkasından bir büyü sözleri duydu ve kendini öne doğru atıp yuvarlandı. Mor bir sıvı tam başının üzerinden geçerek bir konteynere çarptı ve tıslayarak metali eritti.

Rogue kendini toparlayıp tekrar hız kazandı.

Ancak Chronos artık ona çok daha yakındı.

Bu kadar küçük olmak koşu hızını felaket etkiliyordu. Oysa Chronos tam yetişkin boyundaydı. Bu adil bir eşleşme değildi. Rogue, yeterli zamanı kazanamadan ölme riskiyle karşı karşıyaydı.

“■■■,” diye efsun okudu Chronos ve önünde siyah bir küre belirdi.

Rogue adamın nereye nişan aldığını kestirmeye çalıştı. Neresi? Yukarı mı? Sol mu? Sağ mı?

Hiçbiri.

Vuv. Küçük bedeni bir anda havaya yükseldi ve küreye doğru çekilmeye başladı; kürenin kendine has bir yerçekimi vardı. Rogue’un ayakları yerden kesilmişti; havada çırpınırken son anda bir konteynerin kenarına tutunmayı başardı. Parmakları acıyla yanıyordu.

Çekim o kadar güçlüydü ki parmakları neredeyse kopacaktı.

Etraftaki ıvır zıvır yanından uçup gidiyordu. Küreye çarptıkları anda, sanki bir pres makinesine girmiş gibi dümdüz oluyorlardı.

Derinden gelen bir metal gıcırtısı duydu. Tutunduğu konteyner yerinden oynamaya başlamıştı. Chronos’un o ucube büyüsüne gitgide daha çok yaklaşıyordu.

Yakınındaki konteynerler zar gibi yuvarlanıyor, yerden yere vuruyordu. O koca kütleler insan ağırlığının kat kat üstünde olmasına rağmen, birer teneke kutu gibi anında eziliyorlardı. Bunu yapabilecek gücün boyutunu hayal bile edemiyordu.

Rogue, alnından süzülen terin farkında bile değildi.

Bu çocuk kollarında kalan son dermanı da tutunmak için harcamıştı; “düşmesi” an meselesiydi.

Hadi Miseria, çabuk ol!

Tam o sırada bir şey Chronos’un yanından hızla geçti. Küreye temas ettiği anda hava sarsıldı. Bir şok dalgası yayıldı. Rogue, rüzgarda savrulan bir yaprak gibi uzağa fırladı.

Yerde birkaç kez sektikten ve kolunu feci şekilde sürttükten sonra durabildi.

Yerçekimi etkisini yitirmişti.

“Kurtar onu, bırak gitsin, kurtar onu, bırak gitsin…”

Catherine, Chronos’un yüzünü tekmeliyordu.

Aklı başında gibi görünmüyordu.

İki eliyle başını tutmuş, deliler gibi sallıyordu. Kendi kendine mırıldandığı duyulabiliyordu.

“Catherine…?”

“Ah, dedektif!”

Sanki onu az önce fark etmiş gibi bir anda arkasına döndü. Dudakları titredi ve gözlerinden yaşlar boşaldı.

“Dedektif… Dedektif… Sizi kurtarmalıyım!”

“______Dikkat et!” diye bağırdı Rogue.

Chronos efsun okuyordu. Catherine’in ayaklarının dibinde bir ışık parladı.

“Hrk!”

Genç kadın sendeledi ve boğazına yapıştı. Orada koca bir delik açılmıştı.

Chronos yavaşça ayağa kalktı. Bir bebeğin yüzü Catherine’e dik dik bakıyordu. Kadın buna aldırmadan, tökezleyerek Rogue’a doğru ilerledi.

“Dedektif… Sizi kurtarmaya geliyorum…”

Ve yere yığıldı.

“Catherine!”

Chronos, sanki intikam alırcasına kadının üzerine bastı ve yürümeye devam etti.

Sürekli değişen yüzünde bir gülümseme vardı.

Muhtemelen bilinci yerinde değildi ama sırıtışı kulaklarına varıyordu.

Rogue’un vücudunda bir öfke patlaması yaşandı.

Zamanı hâlâ geriye doğru akıyordu ve Chronos üzerine doğru geliyordu. Rogue’un uzuvları o kadar küçülmüştü ki ayakta durmakta bile zorlanıyordu.

Yine de var gücüyle o öfkeli bakışı sürdürdü. Dev eller ona uzandı, boynuna dolandı ve onu yerden yukarı kaldırdı; buna rağmen bakışlarını kaçırmadı.

Chronos’un dudakları aralandı, tüyler ürpertici bir söz dizisi fısıldadı.

“■■■”

Efsun bitti ve Chronos’un gözleri, Catherine’i vuran o ışıkla parlamaya başladı. Odaklanmış ışık hüzmesi ateşlenmeden hemen önce…

“Senin bu mızmızlığın burada bitiyor.”

…Miseria elini Chronos’un ensesine koydu.

“Okuma.”

“Hayırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr! Aaaaaaaarrghhhhh!”

Chronos kulakları tırmalayan bir çığlık kopardı. Rogue’u bıraktı ve adam yere çakıldı. Dedektif acıyla inledi.

“Vah vah, bu kafanın içinde işe yarar hiçbir şey kalmamış,” dedi Miseria. “Senin için buraları bir temizleyeceğim, sonra teşekkür edersin.”

Yine o büyüydü. Zack Knoll üzerinde kullandığının aynısı. Zihnini Okuma büyüsüyle taramıştı ama bunun yan etkisi hafızasını darmadağın etmek, anılarını parçalamaktı.

“______Kontrol bu muymuş yani?” diye mırıldandı Miseria, sanki karanlıkta bir mücevher arıyor gibiydi. “Hmm, etkileyici.” Başını salladı. “Şimdi anladım.”

Rogue sessizce izledi. Odağını bir an bile kaybetse oracıkta bayılacaktı. Zaten çoktan yürümeye yeni başlamış bir çocuk kadar küçülmüştü. Düşünceleri birbirine karışıyor, alakasız fikirler gelip gidiyordu; sanki kendi geçmişini buğulu bir camın arkasından izliyor gibiydi. Muhtemelen tamamen yok olmanın eşiğindeydi.

“Rahatla, ben buradayım,” diye söz verdi Miseria, adam tek kelime etmemiş olsa bile.

Göz kapakları ağırlaşmıştı. Rahatlamak mı? Kulağa hoş geliyordu.

Gülümsemeye çalıştı ama zihninin hızla karardığını hissetti. Artık buna direnebilecek gibi değildi. Bilinci kapanmadan hemen önce Miseria’nın gülümsediğini gördü. Sadece yüzü bile her zaman büyüleyiciydi. Eğer bu gördüğü son şey olacaksa… Eh, ölmek için en kötü yol sayılmazdı.

Rogue’un uykuya daldığını görünce Miseria fısıldadı: “Beni affet, Rogue.”

Başını okşadı ve efsun okudu: “■■■■■■■”

Yüzündeki sıcaklık gözlerini hafifçe aralamasına neden oldu. Nerede olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu ama kısa süre sonra her şey zihnine hücum etti. Rogue baygınken dünya epey değişmişti.

Tavana kadar yükselen bir ateş sütunu yükseliyordu. Konteynerlerin yarısı çoktan alev almıştı.

Bu, Chronos’un tuzağından bile daha kötüydü. Buraya yanıcı bir şeyler mi depolamışlardı? Yangın belli ki kontrolden çıkmıştı.

______Peki ya benim vücudum ne alemde?

Kolunu uzattı. Kasları yerli yerindeydi; kolunu sıktığında pazıları şişiyordu.

Bacaklarına baktı. Çocuksu görünmüyorlardı. Bunlar kendi bacaklarıydı.

Rogue rahat bir nefes aldı. Zamanın geriye akışı durmuş, nihayet kendi yaşına dönmüştü.

Ancak şimdi bunun tadını çıkaracak vakit değildi. Durumu kavraması gerekiyordu.

Chronos tek dizinin üzerine çökmüş, kafası öne düşmüş bir halde ağzından salyalar akıtıyordu; resmen dünyadan kopmuş gibiydi. Catherine ise onun arkasında, boynunda bir mendille baygın yatıyordu. Miseria mı halletmişti bunu? Fakat kadını hiçbir yerde göremiyordu. Ayağa kalkıp etrafına bakındı.

Çok geçmeden onu buldu.

Miseria bir konteynerin gölgesinde, bacaklarını iki yana açmış oturuyordu.

Neler oluyor?

Kadın başını ona doğru çevirdi.

Chronos'un öfke nöbeti bir şeyleri tutuşturmuş olmalı. Seninle ilgilenmeyi bitirdiğimde, daha ne olduğunu anlamadan...

Şey, teşekkürler! dedi Rogue.

Söndürmeye çalıştım. Şu mana sınırı olmasaydı belki başarabilirdim.

Sızlanacak vakit yok! Bir duvarı delip buradan çıkmamız lazım.

Hı-hı, sen yap onu Rogue.

Ne yani, gelmiyor musun? Kalk hadi! Rogue gitmek için arkasını döndü ama kadının onu takip ettiğini duymadı. Ne oldu?

Belki de yine elini tutmasını istiyordu. Tıpkı ilk günkü gibi. Hayatını kurtarmıştı, bu yüzden bu imayı geri çeviremezdi. Geri dönüp elini uzattı ama kadın elini tutmadı.

Ne? Neden kalkmıyorsun?

Kalkmıyor değilim, kalkamıyorum. Beni boş ver, sen git.

Saçmalama. Hadi...

Fakat o an gördüğü şey, Rogue'un donup kalmasına yetti.

Miseria'nın vücudunun sağ tarafı yoktu.

Koskoca bir hiçlik.

Ne bir kol ne de bir bacak kalmıştı. Soldan bakıldığında yara almamış gibi duruyordu ama sağ tarafı, sanki damarlarındaki kan kumdan yapılmış gibi ufalanıp gidiyordu.

Hala hayatta olduğuna inanmak güçtü.

N-neler oluyor?

Ha, bu mu? dedi Miseria, sanki alt tarafı saçını kestirmiş gibi sıradan bir sesle. Hükmetme direncinden kaynaklanan bir geri tepme. Kontrol büyüsü gerçekten de dişli bir büyüymüş. Beni taşa çevirdi!

H-hayır, neden hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorsun? Nasıl bu kadar kötüleşti?

Pek iyi olduğum söylenemezdi. Organlarımı yavaş yavaş taşa çevirdi. Emin ol, dayanması oldukça güçtü.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.