Sonsöz

Sanırım size benimle birlikte yaşayan kedi hakkında bir hikâye anlatacağım.


Bu yılın Ocak ayında evden çalışmaya başladım. Günün yirmi dört saatini, tek sohbet arkadaşımla birlikte eve kapanarak geçiriyorum. Adı Anne. Çok sevimli bir yüzü var ve beni parmağında oynatıyor; kendisi evden asla çıkmayan biricik prensesim olur.


Şimdilerde ne zaman dışarı çıksam, eve döndüğümde bana dünyayı dar ediyor. Sanki "Ha? Bir dakika. Üstündeki bu koku da kimin nesi? Böyle biriyle görüştüğüne inanamıyorum! Gerçekten pes!" der gibi bir hali var. Hatta uyuduğu zamanlar dışında, vaktinin çoğunu bana kızarak geçirdiğini söylesem pek de abartmış olmam.


Son zamanlarda, işle ilgili bir telefon görüşmesinin tam ortasındayken gayet sakin bir şekilde odaya dalıp "Pekâlâ, kimi arıyorsun bakayım?" diye hesap sormaya bile başladı.


Ve tüm bunları yaparken bile dünyanın en tatlı varlığı olmayı başarıyor.


Genel bir kural olarak, kendisi her daim açtır. Kendi yemeğini bitirdikten sonra bile eğer ben bir şeyler yiyorsam, dudaklarını yalayarak peşimde dolanır. "Ooo, dostum, orada güzel bir şeyler mi götürüyorsun sen?" der gibi bakar.


Belki de önceki hayatında bir sokak serserisi falan vardı içinde. Omuzlarını sertçe bana çarpma şekli, Yakuza oyunlarındaki o mafya karakterlerini andırıyor sonuçta. Onun dert yandığı kişi olarak her gün korkuyla titriyorum. Gerçekten de ürkütücü bir genç hanım kendisi.


Bayan Anne ile olan ev arkadaşlığımız da bu sonsözü yazdığım sıralarda, yani Ocak ayı civarında başladı.


O dönem kendimi çaresiz bir hâlde bulmuştum.


"Benimle asla uyumuyor..."


Söz konusu kediler olduğunda, onlarla birlikte uyumak büyük bir olaydır, değil mi? Aslında ailemin evinde beslediğim kedi, benimle futonun içine girme konusunda biraz daha hevesliydi.


Ama Anne farklı.


Bir kere yatağa yaklaşmıyor bile. Battaniyeyi kaldırıp yüksek sesle "Tamamdır! Burada sana yer ayırdım!" diye ilan etsem de beni tamamen görmezden geliyor. Yanıma gelmek bir yana, kedi kulesinin en tepesinden bana soğuk gözlerle tepeden bakıyor. Acaba benden nefret mi ediyor?


Anne’in gözündeki değerime gelirsek, muhtemelen beni tam otomatik bir mama makinesinden başka bir şey olarak görmüyor. Halbuki onu ne kadar çok seviyorum!


Ona bu sonsuz sevgimi nasıl iletebilirim?


Hemen yardım için internette bir arama yaptım. Bir şeyi bilmediğinde yarım yamalak Google’layan, sonra da sanki kendi orijinal fikriymiş gibi ukala bir yüz ifadesiyle bunu tekrarlayan yirmili yaşlarındaki o tip işte benim; Shiraishi Jougi.


"Bunu biliyor muydun? Aslında kedilerin göz kırpmasının özel bir anlamı varmış! Göz kırpmak, kedilerin sevgi gösterme yollarından biriymiş. Eğer birbirinize baka kaldığınızda kediniz size göz kırpıyorsa, bu size güvendiğinin kanıtıymış!"


Pekâlâ, bu iş bende.


Yazılara her zaman "Biliyor muydunuz?" diye başlayan, düşük içerikli sitelerin o klişe anlatımı beni bir an duraksatsa da bilgi aslında faydalıydı.


Bu demek oluyordu ki, başka bir deyişle, eğer Anne’e yeterince göz kırparsam sevgimi ona iletebilirdim, öyle değil mi?


"Anne, tatlım! Buraya bak!"


Ve hemen göz kırpmaya başladım.


Kırp, kırp, kırp, kırp...


"……"


Anne o soğuk bakışlarıyla bana baka kaldı.


"Veeeeee!"


Tüm kalbimle göz kırpmaya devam ettim.


"……"


Anne yavaşça göz kapaklarını aşağı indirdi.


"İşte buuuuu!"


Çaresizce göz kırpmayı sürdürdüm. Kontakt lensim gözümün önünden kayıp gittiğinden beri hiç bu kadar çok göz kırpmamıştım.


"……"


Sonra Anne gözlerini kapattı.


"Tamamdır beee!" Evet, ben kazandım!


"……"


Anne gözlerini kapalı tutmaya devam etti.


"…………? Ben... ha?"


"……"


"...Uyuyakalmış."


Anne öylece kaldı ve bir süre uyanmadı. Duygularım muhtemelen ona ulaşmamıştı.


Jougi ve Anne arasındaki savaş daha yeni başlıyor.


Bu arada, Anne’in isminin ilham kaynağı sevdiğim bir aktrisin adıydı.


Her neyse, bu sonsözden önceki küçük bir sapmaydı. Şimdi her bölüm hakkındaki yorumlarıma geçme vakti geldi. Her zamanki gibi sürprizbozanlarla dolu, bu yüzden ana kitabı henüz okumamış olanlar lütfen hemen arkasını dönsün. Tamamdır, keyfini çıkarın!


• Bölüm 1: Elinde Yayıyla Hayallerinin Peşinde Koşan Ashley


Sanırım bu, idealler ve gerçeklik arasındaki uçurum hakkında bir hikâye. Şahsen ben Ashley’nin babasının hiç de kötü biri olduğunu düşünmüyorum. Sadece bakış açısı farklıydı. Kendi bakış açımdan Ashley gibi tek bir amaca odaklanıp hayallerinin peşinden koşan bir karakter de göz kamaştırıcı görünüyor. İnsanlar büyüdükten sonra, o masum oldukları zamanlardaki hislerini unutma eğiliminde oluyorlar...


• Bölüm 2: Gezgin Katil


Seri katillerin özelliklerinden biri de kurbanlarının kişisel eşyalarını veya başka şeyleri hatıra olarak yanlarında götürme eğiliminde olmalarıdır. Bu hikâyenin ana kaynağı temel olarak bu fikirdi.


Bu hikâye hakkında çok fazla yorum yapmak tatsız olur, bu yüzden burada bırakacağım. Bu hikâyedeki olayların bir sonraki bölüm üzerinde ince bir kalıcı etkisi var.


• Bölüm 3: Bir Şemsiye ile Bir Süpürge Arasında Yağmur Üzerine Bir Sohbet


Bu, tuhaf küçük bir çocuk hakkında bir hikâye.


Gençken iyi ve kötü şeyler arasındaki sınır çizgisini tespit etmenin çok zor olabileceğini hissediyorum. Çünkü bu çizgiyi çekmek için gereken temel henüz zihninizde oluşmamıştır. Çevrenizdeki şeyleri değerlendirme standartlarınızı geliştirmek için hayata geniş bir perspektiften bakarak devam etmek iyi bir fikir, değil mi?


• Bölüm 4: Kazanamayan Bir Kızın Mücadelelerinin Kaydı


Bu, dürüst olamayan bir kız ve arkadaşı hakkında bir hikâye. Tam bir komedi bölümüne dönüştü. Bu tür durumlarda Saya, ortalığı birbirine katma eğilimini konuşturuyor. Bir budala ile bir dahi arasındaki çizginin kıl payı olduğunu söylerler ve nihayetinde, tuhaf insanlar arasında bile sıradan kaçıklar ve dahi seviyesinde kaçıklar vardır...


• Bölüm 5: Çeşitlilik Ülkesi


Çeşitlilik kelimesinin mevcut değer sisteminizi reddederken kullanacağınız türden bir kelime olduğunu düşünmüyorum. Bu kelimeyi yerli yerinde kullanabilecek ve o kelimeyi nereden fırlattığıma dair isabetli bir genel bakışa sahip olabilecek türden bir yetişkin olmak isterim.


• Bölüm 6: Kül Cadısı’nın Zayıflama Planı


Bu, GA Books’un on beşinci yıl dönümü için yazmama izin verdikleri bir sesli oyun senaryosunun yeniden düzenlenmiş hali. Derleme cildi daha yeni çıkarmıştım, bu yüzden bu hikâyeyi yakın zamanda kullanma şansım olmayacak gibi görünüyordu, ben de buraya koymama izin vermelerini sağladım.


Drama CD senaryoları ve sesli oyunlar yazmayı gerçekten ama gerçekten çok seviyorum, bu yüzden gelecekte zamanı geldiğinde daha pek çoğunu kurgulamayı umuyorum. Evet!


• Bölüm 7: Alacakaranlık Helbe


Bu hikâye fikri aklıma ilk kez çok uzun zaman önce gelmişti ama şimdiye kadar yazmayı bir türlü beceremedim. Bir kısmı olay örgüsünün biraz fazla kasvetli olmasından kaynaklanıyordu ama her şeyden öte, Elaina’nın Yolculuğu’nu yazmaya ilk başladığımda reenkarnasyon konusunu işleyen ve büyük sükse yapan başka bir hikâye vardı. Bu yüzden ne yapmam gerektiğinden emin olamadım ve bu materyali bugüne kadar beklettim.


Reenkarnasyon hikâyelerinden mutlaka nefret ediyor değilim; aslında istememe rağmen şimdiye kadar bu konuda bir hikâye yazamamış olmam bu hikâyenin ilham kaynağı oldu. Gerçi bu tür şeyler için endişelenmeyip sadece hikâyenin tadını çıkarsaydım muhtemelen daha mutlu olurdum.


• Bölüm 8: Hilal Cadısı, Clarice


Bu, Alacakaranlık Helbe bölümünün sonucudur.


Aslında bu hikâye tek bir bölüm olarak kurgulanmıştı ancak içine tıkıştırılan tüm o geçmişe dönüşlerle birlikte gerçekten karmaşıklaştığını hissettim, bu yüzden sonuç kısmını ayrı bir bölüme ayırdım. Bu sebeple farklı bir başlığı var ama bu aslında 7. Bölüm’ün devamı niteliğinde.


İşte böyle, bu Gezgin Cadı’nın 16. cildiydi.


Duydunuz mu? 16. Cilt dedim! On altı! Bu noktada Adventures of Niche’in neredeyse üç katı kadar cilde sahip oldu. Şaşırtıcı, değil mi? Bu arada, 2021 yılının Nisan ayı GA Novels’ın beşinci yıl dönümü ve aynı zamanda Gezgin Cadı’nın da beşinci yıl dönümü olacak. Çok şaşkınım. Bu kadar ileri gidebileceğimi hiç düşünmemiştim.


Geçen yılın benim için pek çok güzel şeye gebe olduğunu söylememe gerek yok herhalde ama bu yıl da işime büyük bir hızla asılmaya niyetliyim, bu yüzden lütfen bu yıl da beni destekleyin!


Animenin ikinci sezonuna yönelik elimden gelenin en iyisini yapmak istiyorum.


Ayrıca kişisel olarak, anime bir yana, pek çok Elaina eşyası çıkardık; yurt dışından her türlü mesaj ve hayran mektubu aldım, Kis-My-Ft2’dan Miyata Toshiya beni televizyonda tanıttı ve yılım daha pek çok gerçekten hoş şeyle dolup taştı. Fakat şahsen beni en çok mutlu eden şey, drama CD’lerinin yeniden satışa sunulması kararıydı.


Okurlar defalarca benden bunları tekrar satmaya başlamamı istediler ama her seferinde onlara "Bu kararı verme yetkim yok! Üzgünüm! Gidip yayınevindeki üst düzey yetkililere söyleyin!" demek zorunda kaldım. Bu etkileşimi bu kadar çok kez tekrarlamaya değmiş olmalı ki, sonunda drama CD’lerini tek başına bir ürün olarak satın alabiliyorsunuz! Bu beni gerçekten çok mutlu etti.


Onları peynir ekmek gibi satmaya devam etmek istiyorum.


Ve tonlarca seslendirme senaryosu yazmaya devam etmek istiyorum.


Bununla birlikte, 16. Cilt üzerindeki çalışmalar bittiğinde biriktirdiğim tüm izinleri kullanacağım; yani her ne kadar çok çalışacak olsam da bunu bir süre dinlendikten sonra yapmak istiyorum.


Gerçi tatildeyken bile muhtemelen 17. Cilt için fikirler üretmekle falan meşgul olacağım, yani sonuçta her ne kadar izne ayrılıyorum desem de bu benim için pek de bir dinlenme sayılmayacak!


Bu arada, konuyla alakası yok ama bu yılın başından beri evde çalıştığım için editörüm ve marketteki tezgahtar dışında kimseyle doğru dürüst sohbet etmedim.

Bunun dışında, yaptığım tek şey Anne ile tek taraflı sohbetler etmekti. Eğer Anne yanımda olmasaydı, muhtemelen Japonca konuşmayı tamamen unuturdum. Teşekkürler, Anne.


Bu arada, artık 2021 yılına girdik, bu yüzden bu yıla dair hedeflerimi şuraya not etmek istiyorum.


Bu yıl, Bungeishunju gibi bir yerlerden deneme yazmam için teklif gelirse harika olurdu. Aslında yıllardır Twitter’da paylaştığım o ufak tefek yazıların arkasında hep bu gizli niyet yatıyordu. Tabii şu ana kadar hiçbir yayıncı benimle iletişime geçmedi, o da ayrı mesele.


Pekâlâ, artık teşekkür kısmına geçme vakti geldi.


Baş editörüm M’ye, Azure’a ve emeği geçen herkese:


Süregelen desteğiniz için çok teşekkür ederim. Ayrıca bu sefer taslağı tam son saniyeye kadar sarkıttığım için gerçekten çok üzgünüm... Bir dahaki sefere umarım biraz daha geniş bir vakitte yazmayı bitirebilirim... Ne kadar da hoş olurdu...


Siz değerli okurlara:


Elaina’nın Yolculuğu’nu okuduğunuz için bir kez daha sonsuz teşekkürler! Temmuz ayında, Elaina’nın Yolculuğu’nun 17. cildi için drama CD’si içeren özel bir edisyon çıkarıyoruz, umarım hoşunuza gider! Hem bu özel sayı hem de bu yılki çevrimiçi imza günü yaklaşıyor; orada sizlerle şahsen selamlaşmayı çok isterim.


Jougi Shiraishi’yi veya Elaina’yı durdurabilecek bir şey olduğunu sanmıyorum, o yüzden lütfen bundan sonra da bizimle kalmaya devam edin. Bir sonraki sefer görüşmek üzere!


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.