Kül Rengi Cadı ve Tatlı Hırsızları

Olaylar buraya kadar şöyle gelişti—

Bendeniz Kül Rengi Cadı Elaina, dünyayı gezen bir gezginim. Hayattaki amacım siyah cübbem ve sivri şapkamla, rüzgarda dalgalanan kül rengi saçlarımla ülke ülke dolaşmak; bir diğer amacım ise tam olarak bunu yaparken başka hiçbir şey düşünmemek.

Dün belli bir ülkeye vardım.

Kabak Festivali'nin yapıldığı yer olduğu söylenen bu ülkeye adımımı atar atmaz, kapıdaki muhafızlardan biri bana seslendi. "Oha, çok tatlısın! Müthiş! Daha önce hiç bu kadar şirin bir kız görmemiştim! Harika! Biliyor musun, sırf bu yüzden sana bu şekerleri vereceğim." Ve elime şekerle tıka basa dolu devasa bir sepet tutuşturuluverdi.

Yaşasın.

Sonra kasabada yürümeye başladım ama insanların görünüşünde bir gariplik vardı.

Etrafta sargılara dolanmış devasa bir adam, bir vampir, bir succubus, beyaz çarşaf giymiş bir hayalet, bir kurt adam ve daha nicesi dolaşıyordu.

Uzun lafın kısası, şehir canavar kaynıyordu; nereye baksanız her yer canavardan geçilmiyordu.

Vay canına, ne kadar da korkutucu.

Kendimi azgın canavarların kafesine atılmış bir yem gibi hissettim.

Bu Kabak Festivali dedikleri şey de neyin nesiydi böyle?

Cehenneme mi düşmüştüm?

"Heh-heh-heh, çok tatlıymışsın küçük hanım!"

"Burada neyimiz varmış? Kasabamıza bir cadı mı yolunu düşürmüş?"

"Neden benimle takılmıyorsun tatlım? Fwa-ha-ha-ha-ha..."

"Aman Tanrım! Burası senin gibi bir çocuğun geleceği yer değil!"

Canavarlar, yüzlerinde aşağılık gülümsemelerle etrafımı sardı.

Ve tam orada, onlara av oldum.

Bu hayatta hiçbir şey sonsuza dek sürmez.

Böylece yolculuğum sona erdi.

Sonu iyi biten her şey iyidir.

"......"

Pekâlâ, tahmin ettiğiniz üzere canavarlara av olduğum kısmı yalandı. Hatta hikayenin buraya kadar olan kısmı külliyen yalandı.

Şeker aldığım mevzusu mu? Evet, o da yalandı.

İşin aslı, bu sadece bir para birimi değişimiydi.

Görünüşe göre bu ülkede, o gün paranın yerine şeker kullanılıyordu.

Ben de elimdeki tüm parayı verip hepsini şekere çevirmiştim.

"Heh-heh-heh, çok tatlıymışsın" kısmından sonrası ise aşağı yukarı anlattığım gibi gelişti.

Elimde şeker sepetiyle yürürken canavarlar etrafımı sardı ve şunu dediler:

"Şaka mı, şeker mi!"

"...................."

Anlaşılan bu ülkede, o gün, bana anlatılanlardan çok daha korkunç eylemlere izin veriliyordu.

Yerel Kabak Festivali gününde, hükümet resmen haraç kesilmesine müsaade ediyordu.

"............Alın şekerleri."

Ve bir anda meteliksiz kaldım.

Bu hayatta hiçbir şey sonsuza dek sürmez.

O-hoh-hoh, neler döndüğünü hiç anlamıyorum.

Canavarların kol gezdiği caddede hızla yürümeye devam ettim.

Beklediğim gibi, canavarlarla dolu bir kasabada ulu orta yürümek intihardan farksızdı.

Mesela şu anki durumumda, birinin çıkıp "Şaka mı, şeker mi!" demesi felaket olurdu.

Parası (şekeri) olmayan birine neler yapabileceklerini kim bilebilirdi ki?

"......"

Bir şekilde para (şeker) tedarik etmem gerekiyordu.

Ama bunu nasıl yapacaktım? Bu efsunlu yaratıklarla dolu kasabada, benim gibi tamamen normal bir insanı işe alacak bir yer olduğunu sanmıyordum. Dahası, para (şeker) için birini soymaya kalksam, muhtemelen canavarlara yem olurdum (gerçek anlamda beni mideye indirirlerdi).

......

Benim için her şey bitmişti.

Hem de bir anda.

Daha doğrusu, en başından beri bir belanın içine düşmüştüm.

Elimdeki her şeyi bu ülkenin para birimine çeviren aptal kafama lanet ettim. On bin kez ölmeyi hak ediyordum.

"Açım..."

Yol kenarında başımı ellerimin arasına alıp karanlık geleceğime ağlarken, bu acınası halde bile yemek diye tutturan mideme sinir oldum.

"...İyi misin?" Ben dertlerimle boğuşurken önümde bir kız durdu. "Turist misin?"

Başımı salladığımda, durumu anlamış gibi ellerini hafifçe birbirine vurdu. "Anladım! Böyle bir yerde oturamazsın, tamam mı? Kötü adamlar bütün paranı alabilir."

"......"

Ara sokaklara girsem bir sürü korkunç canavar olacağı kesindi ve ana yolda da olduklarını biliyordum. Şimdi ise yol kenarında bile durmama izin verilmiyordu.

Görünüşe göre sığınılacak hiçbir yer yoktu. Şüphesiz burası cehennemin ta kendisiydi.

Ayağa kalkıp gözlerimi kıza diktim.

Üzerinde büyücü tarzı siyah bir cübbe ve sivri bir şapka vardı. Göğsünde ne bir broş ne de bir nişan vardı; bu da onun sadece bir çırak olduğunu, yani büyücüler arasındaki en düşük seviye olduğunu gösteriyordu.

"Ben Lisa. Bu arada, bu kıyafet sadece bir kostüm."

Tch, çırak bile değilmiş.

"Neden büyücü gibi giyindin? Özel bir ilgin mi var?"

"Yani, ilgi çekici ama..." Lisa hafifçe gülümsedi ve elindeki sepeti havaya kaldırdı. "Bunun için. Eğer para kazanmak istiyorsan, kostüm giymelisin."

"Kostüm giyince para mı kazanılıyor...?"

Kafam karışmış bir halde kaşlarımı çattım, Lisa ise şaşkın bir ifadeye büründü.

"...Sakın bana bu ülkeye hiçbir şey bilmeden girdiğini söyleme?"

"Şey—aşağı yukarı öyle oldu." Elimdeki sepeti kaldırıp ona gösterdim. Onun şeker dolu sepetinin aksine, benimkinin içi bomboştu.

Lisa hafifçe iç çekti ve elimden tuttu.

"Seni gidi sersem. Hiçbir ön bilgi olmadan bu ülkeye gelirsen başına kötü şeyler gelmesi kaçınılmaz. Bir dakikalığına benimle gel."

Sonra beni elimden tutup çekiştirerek yürümeye başladı.

Meteliksiz halimle, hiç direnmeden peşine takıldım.

Eğer işler yolunda giderse, belki bana bir tane şeker verir diye düşündüm.

Ne de olsa hem parasız hem de açtım.


"Şaka mı, şeker mi! Bu ülkede bugün kullanılan kalıplaşmış bir sözdür."

Meydanın bir kenarındaki çöp kutusunun arkasından toplanmış canavarları izlerken Lisa şöyle dedi: "Buradaki herkes kıyafetleri için canını dişine takmış, sence de öyle değil mi? Bu etkinlik, herkesin görünüşü için harcadığı emeği kutlamak için düzenleniyor."

Bana sistemin nasıl işlediğini anlattı.

"Şaka mı, şeker mi!"

Biri size bu sözle seslendiğinde, eğer karşıdakinin kostümünün sizinkinden daha etkileyici olduğunu düşünürseniz ona şeker vermek zorundaydınız. Eğer kendi kostümünüzün daha iyi olduğuna inanıyorsanız, ona bir şaka yapabilirdiniz.

İşin özü buydu.

Başka bir deyişle bu, bizzat hükümet tarafından onaylanmış bir haraç kesme töreniydi.

Kamu düzeni için bu kadar zararlı bir etkinliği neden düzenliyorlar ki? Hiç hoşuma gitmedi; korkutucu.

"Yani birisi seninle her konuştuğunda ona para ödemek zorunda mı kalıyorsun?"

Yani, kim kendisine şaka yapılmasını isterdi ki?

"Hayır, hiç de değil! Şuraya bak." Lisa meydanı işaret etti.

Bir yumruk kavgası patlak vermişti.

İki kurt adam, etraflarında oluşan kalabalığı tamamen görmezden gelerek birbirlerinin etrafında vahşice dönüyor, dişlerini geçirip pençeleriyle birbirlerini paralıyorlardı.

"......"

Bu da neyin nesi?

"Eğer biri yanına gelip o meşhur sözü söylerse ve sen onu reddedersen, işte böyle olur. Hangisinin daha etkileyici olduğunu belirlemek için yarışırlar."

"......"

Gerçekten, bu etkinliğin olayı ne? Kamu güvenliği için tam bir tehdit.

"Yani kısacası, ya dayak yiyeceksin ya da para ödeyeceksin, öyle mi? Diğer herkes birer canavar, bu yüzden biri benimle konuşursa bu etkinlik boyunca işim bitmiş demektir."

İç çektim, Lisa ise kafa karışıklığıyla başını yana eğdi.

Neden bahsettiğimi merak ediyor gibi görünüyordu.

"Burada gerçek canavar yok ki, değil mi? Gerçekten hiçbir şey bilmeden gelmişsin." Omuz silkti. "Yoksa şuradaki adamların gerçek canavar olduğunu mu sandın? Ne kadar da safsın—"

"...Ne demek istiyorsun?"

"Hepsi sadece kostüm giymiş insanlar. Aralarında tek bir canavar bile yok."

"......Ha?"

"Dediğim gibi, bu ülke canavarlarla kaynamıyor. Burası herkesin kostüm giydiği ve kıyafetlerimizin ne kadar iyi yapıldığıyla birbirimize hava attığımız bir yer!"

"......"

Yani ben, sadece canavar kılığına girmiş normal insanlara para (şeker) vermem için haraç kesilmesine göz yummuştum.

O-hoh.

Ha. Demek öyle. Ne kadar ilginç.

Buna çok bozuldum. On bin kez ölmeyi hak ediyorlar.

"Bu arada, sen bu kadar parayı nasıl kazanabildin?"

"Ha? Şey, 'Şaka mı, şeker mi!' dediğinde bayılıyorlar. Gerçekten, bütün erkekler tam bir aptal."

"Peki şaka ne?"

"Onları bağlıyorum ve çekip gidiyorum."

"Sen bir dahisin."

"Şaşırtıcı derecede kolay. Ne de olsa erkeklerin hepsi aptal."


O noktadan sonra rakipsizdim.

Gerçek yeteneğimi gösterdim. Eğer diğerleri canavar değilse, korkacak hiçbir şeyim yoktu.

Kasabada yürürken, kadın erkek demeden önüme gelene seslendim.

"Ah, merhaba, nasılsınız? Ben bir cadıyım."

"Ooh. Gerçekten çok tatlı bir kostü—"

"Şeker."

"...Hmm?"

"Şeker, lütfen."

"Ama o kalıplaşmış sözü duymadım...?" Adam kafasına dev bir kabak geçirmişti. "Yine de, sence de benim kostümüm daha havalı değil mi—?"

"Şeker."

"...Eee?"

"Şeker, lütfen."

"Hayır, şey..."

Elimdeki asayı adamın boğazına dayadım.

"Onu boş ver; bana şeker ver. Lütfen bana şeker ver. Ver şunu. Çabuk, şekeri ver. Eğer vermezsen ne olacağını biliyorsun, değil mi? Bu arada, ben... gerçek bir cadıyım. Ne dediğimi... anlıyor musun?"

Adamın etrafında döne döne şeker isteyerek onu sıkıştırdım.

"...Bekle, ama—"

Tüm bunlara rağmen adam bana şeker vermeye niyetli görünmeyince, bir büyü yaptım ve tam kafasının yanında patlayan bir buz kristali oluşturdum.

"Bu arada, yaptığım şakalar bu seviyededir. Ne dersin? Sana şaka yapmamı ister misin?"

Sonra elimi adamın omzuna pat diye koydum.

"Şaka mı, şeker mi, tamam mı? Tercihin hangisi? O-hoh-hoh!"

Ondan sonra parayı (şekeri) resmen kırdım.

Böylece, ülkeye ilk girdiğimde yanımda olan para miktarını, yani şekerleri geri topladıktan sonra oradan ayrılmaya karar verdim.

Anlaşılan Lisa da ülkeden aşağı yukarı benimle aynı zamanlarda ayrılmıştı. Onu kapının dışında görünce şaşırdım.

“Ooo, selam, görüşmeyeli biraz oldu. Nasıl geçti? Çok toplayabildin mi?”

“Pek sayılmaz ama en azından buraya geldiğimdeki kadarını geri aldım.”

“Hmm, bu arada, benim ganimeti görmek ister misin?”

“...Bunların hepsini sen mi kazandın?”

Para kesesinin içine tıkıştırılmış muazzam miktarda altın sikke duruyordu.

Hadi canım, şaka mı bu? Resmen normal bir insanın yıllık kazancı kadar para vardı orada. İnanılmaz!

“Erkekler basit yaratıklar. Göğüs dekolteni birazcık gösterdin mi genelde istediğin her şeyi alabiliyorsun.”

“................................................ Doğrudur.”

“Ah, affedersin.”

Bakışlarını benim göğüslerime indirip sonra kıkırdayarak kendi kafasına vurdu. “Hi-hi!”

Kafasının tam ortasına kocaman bir buz kütlesi indirme isteğimi bastırdıktan sonra, “Her neyse,” dedim. “Sanırım bu etkinlik daha çok açık saçık giyinenlere ve zorba yöntemler kullananlara yarıyor, değil mi? Peki burada yaşayanlar için herhangi bir faydası var mı?”

“Olmaz olur mu, tabii ki var!”

“Neymiş peki?”

“Dünya güzeli kızlarla özgürce konuşabiliyorlar. O tatlı kızların onlara şakalar yapmasına, oyunlar oynamasına izin veriyorlar.”

“Yani erkekler...”

“Hepsi tam birer aptal.”

“............”


Yine de...

Ziyaret ettiğim bu ülke hakkında anlayamadığım bir şey vardı.

Lisa’nın söyledikleri doğru olsa bile, canavar kılığına giren o insanların kostümlerindeki işçilik, nereden bakarsanız bakın tek kelimeyle kusursuzdu.

Öyle ki onları gerçek canavar sanmıştım.

Öyle ki etrafımı sardıklarında korkudan ödüm patlamıştı.

“............”

Belki de...

Belki de onlar aslında kostüm falan değildi; orası canavarların bir arada yaşadığı bir ülkeydi.

Belki de sırf insanlarla etkileşime geçebilmek için yılda bir kez bu festivali düzenliyorlardı.

Kafam türlü türlü ihtimallerle dolup taşmıştı.


Festivalden sonra, ülke sakinleri meyhanede muhabbet ediyordu.

“Bu yıl da şahaneydi be!”

“Başıma inanılmaz şeyler geldi. İnsan bir kız beni iple bağladı! Sonra da öylece bırakıp gitti!”

“Vay be! Ben de cadı gibi giyinmiş bir kıza bütün şekerlerimi kaptırdım!”

“Ne? Harbi mi? Cadı kılıklı bir kız beni de tehdit etti.”

“Nasıldı peki?”

“...Mükemmeldi.”

“İnsan kızları sahiden bir başka oluyor...”

“İnsan erkekleri sahiden bir başka oluyor...”

“Hey, dinlesenize! İnsan bir adam bana evlenme teklif etti!”

“Oha! Ee, sonra ne oldu?”

“Şey, biraz taşa dönüştü kendisi.”

“...Yani şu yanındaki kaya—”

“Ha, bu mu? Evet. Bu benim kocam.”

“......”

“Tch... Öldür beni.”

“Hey, kim yaptı bunu? O insan şövalyeyi kim kaptı getirdi? Hemen geri götürün şunu.”

“Bir dakika, lütfen yapma ork kardeş! O kız özel!”

“Özelmiş, pehlivan yapısı sanki! Geldiğinden beri 'Tch... Öldür beni' demekten başka bir şey yapmadı.”

“E şaşırdın mı? Şunun üstündeki kıyafete baksana!”

“Öyle şeyleri sadece geceleri giymeli.”

“......”

“Tch... Öldür beni.”


Canavarlar diyarında, kapıları yılda sadece bir kez açıp Balkabağı Festivali düzenlemek bir gelenekti.

Ancak insanları gereksiz yere korkutmamak için, hepsi sanki sadece canavar kostümü giymiş gibi davranır ve gelen turistlerin eğlenmesine bakarlardı.

Kimse farkına varmadan bu festival hem insanlar hem de canavarlar için bir kostüm yarışmasına dönüşmüştü. Ama durumdan kimsenin şikayeti yoktu.

Aksine, hallerinden memnundular.

Gelecek yıl kapıların tekrar açılacağı o günü iple çeken meyhanedeki canavarlar, şafağa kadar çılgınlar gibi eğlenmeye devam ettiler.


Sonsöz

Bu, Kakuyomu sitesinde yayımlanmış olan bir yan hikayedir. Cadılardan bahsedince akla haliyle Cadılar Bayramı geliyor; sanırım bu hikaye de o döneme denk gelmesi için yazılmıştı. Başlarken yaklaşık dört sayfalık bir şey olmasını planlamıştım ama sonunda beklediğimden epey uzun bir iş ortaya çıktı.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.