"Sence bir cadıyı tam anlamıyla 'cadı' yapan şey nedir?"
Büyücüler Ülkesi'nde Saya'ya büyü dersi verdiğim sırada aniden bu soruyu sordu. Diğer bir deyişle, bir arpa boyu yol katedemediği için eli ayağına dolaşan kıza şunun nasıl, bunun böyle yapılacağını uzun uzun anlattığım sırada, tam asamı kavramışken lafımı bu soruyla bölüverdi.
Haliyle ben de kafamı yana yatırıp ona baktım. "Bu da nereden çıktı şimdi?"
Bir evin çatısında, ülkenin o kendine has manzarasıyla çevrili bir haldeyken, durup dururken böyle garip bir konuya girmişti. Şaşırtıcıydı doğrusu.
Sözlerine şöyle devam etti:
"Şu an çıraklık için çabalıyorum ve bir gün ben de cadı olmak istiyorum ama... Cadılar arasında bile çok fazla çeşit var, değil mi? Ülkeleri için canını dişine takanlar da var, sadece kendi arzularının peşinde koşanlar da. Bir de senin gibi özgür ruhlu olup vaktini dünyayı gezerek geçirenler var, Elaina."
"...Doğru." Haklıydı, konu cadılardan açıldığında hepsini aynı kefeye koymak o kadar kolay değildi. Farklı hayatlar yaşayan, bambaşka türde cadılar vardı.
"Bana bir büyü öğretirken birden aklıma geliverdi; sanırım benim cadı olma isteğimin arkasındaki sebep biraz fazla belirsiz."
"Bunda bir sorun yok ki."
"Peki ya sen, Elaina? Sen neden cadı olmaya karar verdin?"
"...Hmm..." O noktada, büyü eğitimine ara vermeyeli epey olduğunu fark ettim. Saya'nın yanına çöktüm. "Hadi biraz soluklanalım, ne dersin?" Yanımdaki kiremitlere vurarak ona yanıma oturmasını işaret ettim.
Saya dediğimi yaptı. Biraz gergin görünen kız yanıma tünediği anda, ben de masmavi gökyüzüne bakarak anılarıma daldım.
"Herkesin okuduğu Niche'nin Maceraları diye bir kitap vardır, bilirsin. Dünyayı tek başına gezen bir cadı hakkındaki kısa hikayelerden ibarettir aslında. Ama küçükken, o kitapta gözlerimin önüne serilen dünyaya bayılırdım. Onun gibi dünyayı gezebilsem ne kadar mutlu olurdum diye düşünürdüm. O dünyayı kendi gözlerimle görmek, ona dokunmak... Hikayeye kendimi kaptırır, ona hayranlık duyarak ne kadar eğlenceli olacağını hayal ederdim."
"...Hı-hı." Saya bunun uzun bir hikaye olacağını sezip pürdikkat kesilerek başını sallamaya başladı.
"İşte o kitabı okuduktan sonra gezgin olmak istedim ve bunu kendime hedef koydum. Gezgin olmak istiyorsam cadı olmam gerektiğini söylediler, ben de cadı oldum."
"...Hı-hı."
"Bitti."
"...Ha? Hikaye bu kadar mıydı?"
"Bu kadardı."
"Nasıl yani...?"
Onu yanıma oturtmak için o kadar zahmete girip anılarımı bu kadar çabuk bitirmem canını sıkmış gibiydi. Çekine çekine, merakla sordu: "Şey gibi bir şey yok muydu yani... bir cadının hayatını kurtardığı falan gibi bir olay...?"
"Yoktu."
"Peki ya erkekleri parmağında oynatmak ya da bir yığın para kazanmak için cadılığa özenmedin mi...?"
"Özenmedim."
Gerçi ikinci kısmı tamamen inkar edemezdim.
Sessizlik Birkaç an sonra Saya kafasını kaşıyıp sordu: "Yani cadı olma sebebin, özetle sadece bir kitap okumuş olman mı? Hepsi bu mu?"
"Hepsi bu."
"Biraz sığ bir sebep değil mi...?"
"Ne kadar kaba," diye karşılık verdim.
Öncelikle—
"Cadı olmak için özel bir sebebe ihtiyacın yok," dedim. "Cadı olan her kızın muazzam bir amaç duygusuna sahip olması ya da sadece çok dürüst insanların cadı olabilmesi gibi bir durum söz konusu değil. Bazı cadılar tam bir pisliktir; yetenekleri olsa da o berbat kişilikleri insana 'bu neden cadı olmuş ki' diye düşündürür. Bazıları ise sadece canı öyle istediği için cadı olmuştur."
"......"
"Yani özetle, göğsünde cadı broşu taşıyan herkes hayatta harika ve görkemli hedefleri olan dürüst insanlar değil. Aralarında tam anlamıyla pislik olanlar da var. Hepimiz harika insanlar değiliz. Ama dünya böyle bir yer işte."
Cadı olmak için kendini paralayıp durmana gerek yoktu. Ağırdan almakta bir sakınca yoktu.
"Uzun lafın kısası," dedim, "büyü yapma konusundaki becerin gelişmiyorsa, bu senin bir amaçtan yoksun olmanla ya da buna benzer bir sebeple ilgili değil. Onu demeye çalışıyorum."
Yanımdaki Saya'nın gözlerinin fal taşı gibi açıldığını fark edebiliyordum.
Konuşmaya devam ettim.
"Belki de belirgin bir amacın olmadığı için cadı olmanın sana yakışmayacağını düşündün ama bu dert edilecek bir şey değil. Çok büyük ve şatafatlı hedeflerin olmasa bile yine de cadı olabilirsin."
Sessizlik Birkaç anlık sessizliğin ardından Saya gözlerini yere dikti ve cevap verdi: "...Acaba olabilir miyim?"
Başımı salladım.
"Eğitimine sıkı sıkıya asılırsan muhtemelen olursun. Ama cadı olmadan önce, Saya, senin bir çırak cadı olman gerekiyor."
"...Acaba olabilir miyim?"
"......"
"Heeey, bir saniye, neden sustun?"
"Şey, dürüst olmak gerekirse, çırak olmak cadı olmaktan çok daha zordur."
Çırak olabilmek için bir sınavı geçmesi gerekiyordu; ama sonrasında cadı olmak için bir öğretmen bulması, eğitimden geçmesi ve ancak öğretmeni onayladığında nihayet cadı unvanını alması lazımdı.
Kısacası, "cadı" unvanına erişmek, iyi ya da kötü, büyük ölçüde öğretmenin inisiyatifine kalmış bir şeydi.
"Cadı olmak o kadar kolay mı yani?"
"O kadar kolay ki, kafaya koyarsan bir günde bile cadı olabilirsin."
"Ciddi misin?!" Saya umutla başını salladı.
"Yakındaki bir cadıyı yakalayıp ona ilaç falan verirsen, beynini yıkarsan, 'cadı' unvanını tek bir günde kaparsın."
"Bu suç değil mi?"
"Sana dedim ya, broş takan her cadı muazzam hedefleri olan dürüst bir insan değildir diye..."
"Ama bunu şimdi duymak beni sadece endişelendiriyor..."
"Dünya böyle bir yer."
"...Bu arada, senin öğretmenin nasıl biriydi Elaina?"
Saya gözlerini kısıp bana şüpheyle baktı. Unvanımı suç işleyerek alıp almadığımı merak ediyordu.
Yok canım, ne yazık ki ben unvanımı usulüne uygun şekilde bir öğretmenin yanında çıraklık yaparak kazandım.
"Biraz nevi şahsına münhasır biriydi."
"Öyle mi?"
"Sabahları hiç çekilmezdi, yemek işini hep bana yıkardı, tam beni eğitecek derken bir bakardım kelebeklerin peşinden koşturuyor... Geceler boyu kendi araştırmalarına gömülürdü. Onunla tam bir yıl geçirdim ama bana gerçekten büyü öğrettiği zaman dilimi devede kulak kalır."
"Elaina, bu nevi şahsına münhasır falan değil, bildiğin pisliğin tekiymiş."
"Ama bana bir şeyler öğretti. Büyü değil ama ondan çok daha önemli bir şey."
"...Ne?"
"İnsanlar yoldan çıktığında ne kadar derinlere batabileceklerini öğretti..."
"Biliyordum. Tam bir pislikmiş, değil mi...?"
"Yine de iyi biriydi. Eğitim sırasında ondan tiksinirdim ama geriye dönüp baktığımda tüm bunların aslında benim iyiliğim için olduğunu görebiliyorum."
"......"
Kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra Saya kaşlarını çatıp kafasını yana eğdi. "Peki o cadı neden sana broşunu verdi ki, Elaina?"
Cevap verdim:
"Öyle ya da böyle bir yıl geçti ve sonunda verdi işte."
"Biraz baştan savma gibi geldi kulağa."
"O öyle bir öğretmendi işte."
Neyse, bu konunun ayrıntılarını başka bir zaman konuşuruz.
***
Öğretmenimle çalışmaya başlayalı yaklaşık bir ay olmuştu; o sırada Büyücüler Ülkesi'ndeyken başıma gelenleri hatırladım.
Öğretmenim Bayan Sheila da ele avuca sığmaz, ne yapacağı belli olmayan biriydi. Tıpkı Elaina'nın öğretmeni gibi günlerini miskinlik yaparak geçirirdi ve elinde çok fazla boş vakti olan işe yaramaz biri gibi görünürdü.
Mesela ben, "Öğretmenim! Büyüme bir bakın!" deyip büyük bir gururla büyüyü patlatsam bile beni zar zor dikkate alırdı.
"Ha? ...İyi gibi sanki?"
Ya da çocuk gibi mızmızlanıp, "Öğretmeniiiim! Hey, öğretmenim! Bana şimdiii biraz büyü öğret!" diye sızlansam, öğretmenim suratımın ortasına bir tütün dumanı üflerdi.
"Ah, kusura bakma, şu an biraz meşgulüm de..."
Leş gibi kokuyor! Allah kahretsin seni!
Bu berbat öğretmenden neredeyse her zaman böyle berbat muameleler gördüğüm için, kalbimin tütün dumanıyla kirlenmiş bir akciğer gibi kararması kaçınılmazdı herhalde.
Aynı zamanda öğretmenim, "Ha? Olamaz. Yapamam," gibi yorumlarını duman halkaları gibi üzerime salarak benden hoşlanmadığını belli ederdi.
Endişelenmeye başlıyordum.
"Bu kötü... Böyle giderse sonsuza kadar çırak cadı olarak kalacağım..."
Umutsuz hissediyordum. Ne olursa olsun, mevcut durumda öğretmenim bana gereken ilgiyi göstermiyordu. Bende neyin yanlış olduğunu merak ediyordum.
Ah, böyle zamanlarda Elaina burada olsaydı...
Suratını assa bile Elaina kesin bana bir tavsiyede bulunurdu diye düşündüm.
Yardım et bana Elaina!
Aslında, Elaina'nın "Cadı olmak çırak olmaktan daha kolaydır," gibi bir şeyler dediğini hatırlar gibiyim ama bu hiç de doğru değil, öyle değil mi?
Çıkmazdaydım.
Ve sonra—
"Hayır, hayır, her şeyi yanlış anlamışsın. Cadı olmak kolaydır."
—Zihnimde bir ses yankılandı.
"Bu ses...! Elaina!" Hemen başımı kaldırıp etrafa bakındım. Ama orada değildi. Aslında etraftaki tek kişi, şaşkın bir ifadeyle bana bakan öğretmenimdi. "...Ne var?"
"Saya... Saya... Şu an seninle zihninin içinden konuşuyorum..."
Ah, Elaina'nın sesi kafamın içinde...
Heyecandan yerimde duramasam da kendimi frenleyerek fısıldadım. "Elaina...! Beni bir yerden mi izliyorsun...?"
Kendimi tutuyordum çünkü öğretmenimin benim garip bir kız olduğumu düşünmesini istemiyordum.
Ama kısık sesim bile Elaina'ya ulaşmış gibiydi.
"Saya, maalesef asıl ben şu an bir yolculuğun tam ortasındayım. Muhtemelen yanından bile geçmiyorumdur..."
Burada değilsin, değil mi?
Zihnimde yankılanan ses, vakit kaybetmeden cevap verdi. Gerçek Elaina’nın şu an nerede olduğunu veya ne yaptığını ben bile bilmiyorum. Çünkü ben, senin kendi zihninde yarattığın Elaina’yım.
Neler oluyor böyle?
Esas itibarıyla senin kurguladığın bir fanteziyim. Ben, benim; ama aynı zamanda ben değilim.
Olaylara yaklaşımı biraz felsefiydi. Başka bir deyişle, bu demek oluyor ki...
Yani şu an kafamın içinde benimle konuşan kişi, kendi uydurduğum bir hayal mi? Hayali bir Elaina mı?
Açık ve net konuşmak gerekirse, tam olarak öyle diyorum.
Ciddi misin?
Evet.
Bunu yapabiliyor olmam tamamen delilik değil mi?
Bence de öyle.
Ah. Bu duygusuz ve mesafeli tavır tam Elaina gibiydi...
Peki o zaman Hayali Elaina, benden ne istiyorsun?
Saya, seni huzursuz eden şeyi çözmene yardım etmeme izin ver. Büyücüler Ülkesi’nde benimle yaptığın o konuşmayı sık sık hatırlıyorsun. Hani mola verdiğimiz sırada konuştuğumuz şeyler... İşte orada gizli bir ipucu var.
Elaina ile olan konuşmamız mı?
Başımı ellerimin arasına alıp inledim. Hmm...
O zamanki konuşma, sanırım şöyleydi:
Saya... Sana karşı hislerim... Şey, ikimiz de kız olduğumuz için bunu söylemek biraz tuhaf biliyorum ama... Seni seviyorum.
Çok mutluyum! Ben de sana karşı hep bir şeyler hissediyordum Elaina...
Sahte anılar uydurmaktan vazgeçersen çok memnun olurum.
Aman canım, en azından bir kere böyle bir konuşma yapmışız gibi hissediyorum.
Hayal ile gerçeği ayırt etmekte zorlanıyor musun?
Zaten ayırt edebilseydim, Hayali Elaina hiçbir uyarı yapmadan aniden ortaya çıkmazdı, değil mi?
Kafamın içindeki Elaina, tiksinti dolu bir iç çeker gibi yaparak devam etti. Seninle konuşmaya çalıştığım şey bunlar değildi. Çatıdayken bana öğretmenimi sormuştun, hatırlıyor musun? Lütfen o anı hatırla.
O anı hatırla...
Yine başımı ellerimin arasına aldım.
O zaman... Sanırım... Şöyle olmuştu:
Saya, zaten çırak olduktan sonra cadı olmak çocuk oyuncağı! Tek yapman gereken öğretmenin için bir aşk iksiri hazırlayıp onu kendine âşık etmek... Bunu yaparsan her şey yoluna girer. O-ho-ho!
Anladım! Demek yapmam gereken buydu!
Çok teşekkürler Elaina! Hemen gidip bir aşk iksiri yapacağım!
Ha? Hayır, öyle bir şey dememiştim...
Zihnimdeki bıkkın Elaina’yı görmezden gelerek, birini resmen beynini yıkayacak o iksiri hazırlamak için odadan fırladım.
Birkaç gün sonra...
Bayan Sheila! Her şey için teşekkürler! Bu içimden gelen bir hediye... Lütfen kabul etmez misiniz?
Yavru köpek bakışları atarak, ev yapımı kurabiyeleri (içinde aşırı güçlü bir aşk iksiri olanları) uzatırken öğretmenime resmen dalkavukluk yapıyordum.
Bunları yediği an, öğretmenim kölem olacak ve ne dersem yapacak!
Hmm?
Öğretmenim kurabiyeleri elimden aldı ve açıkça, Üzgünüm ama kurabiye sevmem. Sen yiyebilirsin, dedi. Kurabiyelerden birini ağzıma tıktı.
Mmph!
Maalesef normalde de gardı düşmeye oldukça meyilli biriyimdir. Bu yüzden öğretmenimin ağzıma tıktığı kurabiye doğrudan boğazımdan geçip mideye indi.
Kendi yaptığım aşırı güçlü aşk iksirli kurabiyeyi yemiştim.
Öğretmenim muhtemelen ne yapmaya çalıştığımı en başından anlamıştı. Beni çözmüştü bile.
Öğğ... Öğğ, benim zaten sevdiğim biri var, adı da Elaina... olduğum yerde acı içinde kıvranmaya başladım.
Çektiğim ıstıraba buz gibi gözlerle tepeden bakan öğretmenim, Demek aşk iksiriydi, ha? diyerek dumanını savurdu. Bana iğrenerek bakıyordu. Eğer bana istediğini yaptırmak istiyorsan, büyü becerilerini biraz daha geliştirmen gerekecek.
Sonra, dudaklarının kenarıyla dişlerini göstererek sırıttı, beni oturtup, Şimdilik omuzlarımı ov bakalım, dedi. Vakit elverdiğince, iksirin etkisi sürdüğü müddetçe beni kölesiymişim gibi her işe koştu.
Bundan sonra akşam yemeği hazırla.
Git bana tütün al.
Ekmek al gel.
Yak bir ateş, yak.
Ve bunun gibi daha pek çok şey.
İşin acı tarafı, yaptığım aşk iksiri mükemmel şekilde işe yarıyor gibiydi. Bu muameleye rağmen öğretmenime vıcık vıcık bir sesle, E-he-he... Tabii ki yaparım. Öğretmenimi seviyorum! diye cevap veriyor, her emrini yerine getiriyordum.
Dahası, beni küçük bir uşak gibi oradan oraya savururken bile bağırmaya devam ediyordum:
E-he-he... Nasıl bu kadar iyi bir insan olabiliyorsunuz efendim?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.