Akşamın Çalınışı

Her gün kanlar içinde olduğunu hatırlıyordu.

Mekân değişse de, efendileri değişse de hep bir kan yağmurunun içinde yaşadığını anımsıyordu.

“İki yıl önce kendime geldim. Tam da bu kızla bir olduğum sıralarda. O zamana kadar o kadar çok kan bulaşmıştı ki ellerime, asla temizleyemeyeceğimi biliyordum.”

“…………”

“Bu yüzden, hiç vakit kaybetmeden ölmeye karar verdim. Ölmeye ve bu dünyadan varlığımı silmeye.”

“…………”

“Şimdiye kadar öldürdüğüm tüm insanların kefareti olarak öleceğim… Lütfen, beni öldür,” diye rica etti Akşam Liella, kılıcını bana uzatarak.

Büyüyle ya da başka bir yolla onu yok etmemi söylüyor gibiydi.

“Yapmayacağım.”

“…………” Kılıcın diğer ucunda, Akşam Liella’nın gözleri boşaldı. “Kaç kere söylemem gerekiyor anlaman için, kanka? Yine mi kılıçlarımızı tokuşturmamız lazım? Aynı şeyleri tekrar tekrar mı yapalım?”

Akşam Liella bariz bir hayal kırıklığıyla karşılık verdi.

Ama hayır, hayır. Benim söylemek istediğim bu değildi aslında.

“O kılıcı yok etmek istemediğimi söylüyorum, çünkü etsem bile sen ölmeyeceksin,” diye içimi çektim.

Tuttuğu kılıca baktım.

Görünüşe göre, bulutlu gökyüzünün altında yeterince iyi bakmamıştım.

“O kılıcın nesi lanetli?” diye sordum.

“—Ha?”

Baktıkça, bana uzatılan kılıcın ucuz ve yepyeni olduğu daha da belirginleşiyordu. Bölgedeki tüccarların sattığı kör replikalardan birine benziyordu.

Allah aşkına neler oluyordu?

Akşam Liella’ya tekrar baktım.

Gizemli bir havası olan genç bir hanımdı. Yaşı yirmi civarı olmalıydı. Güzel pembe saçları at kuyruğu yapılmış, rüzgârda dalgalanıyordu. Gözleri, kış ortası gökyüzü gibi mavi ve berraktı. Üzerinde kırmızı bir cüppe vardı.

Hiç şüphesiz, tıpkı Liella’ya benziyordu.

Ama yüz hatlarında farklı bir şeyler vardı.

Örneğin, saçları gerçek Liella’nınkinden biraz daha uzundu. Pembe olmasına rağmen, Liella’nınkinden daha kırmızıydı sanki. Hatta yaşı bile, tanıdığım gerçek Liella’dan azıcık daha büyük görünüyordu.

O kadar benziyorlardı ki, yan yana baksam, kardeş zannedilebilirdi.

Neredeyse aynı görünseler de, insan ile nesne arasında belirsiz bir farklılık vardı.

İlişkileri, benimle süpürgem arasındaki ilişkiye benziyordu.

“Merhaba.”

Kaygısız bir havaya sahip bir kız, Akşam Liella’nın önüne çıktı.

Onun adı da Liella’ydı.

Kolaylık olsun diye, bu kıza Sabah Liella diyordum.

“Memnun oldum.”

Nazikçe gülümsedi.

Saatime baktım—kendi saatime, doğru zamanı gösteren.

Öğleden sonra iki buçuktu.

Saat üçe daha otuz dakika vardı.

“Voght Harabeleri’ne vardığımızda, muhtemelen senden onu yok etmeni isteyecek,” demişti Liella, yolculuk ederken.

Bir sabah erken saatlerde, ikimiz yan yana yürürken, “Lanetli kılıcın kendini yok etmek istemesi kaçınılmaz,” demişti bana.

Yola çıktıktan hemen sonra, Sabah Liella bana iki yıl önce olanları anlatmıştı.

Akşamlarının nasıl çalındığının hikâyesini anlatmıştı.

AKŞAMLARINI ÇALAN BENİM. BEN LANETLİ BİR KILIÇIM.

Bir sabah, Liella yastığının yanında bir notta bu sözleri bulmuştu. Son birkaç gündür, akşam saatlerinde olan hiçbir şeyi hatırlayamamasına neden olan tuhaf bir rahatsızlıkla uğraştığı için, zihninde bir sorun olabileceğinden endişelenmeye başlamıştı.

GECELERİNİ ÇALDIM. ONLARI BENDEN GERİ ALMAK İÇİN, BENİ DOĞDUĞUM YERE GÖTÜRMELİSİN. İŞ BİRLİĞİ YAPMALISIN.

Akşam Liella’nın uzaktan yakından bildiği tek şey, doğduğu yerin Voght adında bir şehir olduğuydu, hepsi bu. Şehrin nerede olduğu ya da yıkılmasının üzerinden kaç yıl geçtiği hakkında hiçbir fikri yoktu.

“Her neyse, yola çıkmaya karar verdik.”

İkisi rastgele dolaşarak Voght’un nerede olabileceğini anlamaya çalıştı. Lanetli kılıç öğleden sonraları Liella’nın bedenini ele geçirirken, Liella sadece sabahları bedeninde kalıyor ve Voght hakkında insanlara sorarak seyahat ediyorlardı.

Liella bunun tuhaf bir his olduğunu söyledi.

“Bedenim güya çalınmış olsa da, hiç öyle hissetmiyordum. Gerçek şu ki, hayatım boyunca içe dönük biri oldum, söylemek istediklerini asla dile getiremeyen türden bir kız. İki yıl öncesine kadar, işte ya da ailem tarafından pek iyi davranılmıyordum.”

Etrafındaki insanlar tarafından dışlanmış değildi. Ama dileklerini kimseye nadiren ifade eden Liella, hayatındaki insanlar tarafından sık sık istismar edildiğini söyledi.

Hoş olmayan işler ona yüklenmişti.

İşi yapamadığında iğneleyici yorumlar almıştı.

İşini bitirdiğinde bile, varlığı hafife alınmıştı.

Liella, o günlerde bu acınası duruma katlandığını söyledi.

Ancak—

Bedeninin lanetli kılıç tarafından ilk kez ele geçirildiği sıralarda—

Akşamlarına dair hiçbir anısı olmadığını fark ettiği sıralarda, Liella etrafındaki insanların kendisine karşı davranış biçimlerinin de değiştiğini fark etti.

Liella’ya kendisi gibi işe yaramaz kızların bir an önce işi bırakması gerektiğini söyleyerek onu istismar eden patronu, aksine ona yaltaklanmaya başlamıştı. İçki kontrolünü kaybedip şiddete başvuran babası ise, o farkına bile varmadan evden kovulmuştu.

Lanetli kılıç eline geçtiğinde, hayatındaki kötü şeyler tersine dönmeye başlamıştı.

Biri onlarla ilgileniyordu, belliydi.

ETRAFINDAKİ HERKES TAM BİR PİSLİK.

Çünkü bu açık sözler not defterine yazılmıştı.

Hikâyeyi etrafındaki insanlardan daha sonra öğrendi.

Liella’ya neredeyse tacize varacak kadar çok iş yükleyen patronu, görünüşe göre Liella’nın kendi eliyle ezilmişti. Ama Liella’nın kendisinin buna dair hiçbir anısı yoktu.

Ve alkol bağımlısı olan Liella’nın babası, bir gece Liella’nın kendi eliyle evden atılmıştı. Ama elbette, buna dair hiçbir anısı yoktu.

Bu şekilde, lanetli kılıçta yaşayan diğer kişilik, Liella’nın orijinal kişiliğinin asla kullanmayacağı yöntemlerle hayatındaki tüm zorlukları ortadan kaldırmaya devam etti.

Eğer memleketinde kalsalardı, birileri onun gündüz ve gece tamamen farklı iki kişiliğe sahip olduğunu mutlaka fark edecekti. Ayrıca Akşam Liella’nın gereğinden fazla şiddete başvurma ihtimali de vardı.

Sonunda, Liella ayrılmaya karar verdi.

Eğer Voght Harabeleri’ne hiç gitmezse, yaşadığı sürece gecelerini asla geri alamayacaktı.

Bu yüzden, yol boyunca özel bir tanıdık edinmemeye çalışarak, lanetli kılıcın doğduğu yeri bulmak için bir yolculuğa çıkmıştı.

“Ama dürüst olmak gerekirse, lanetli kılıcın gitmesini istemiyorum.”

Geceleri elinden alınmış olsa da, lanetli kılıçla geçirdiği zaman onun için çok ama çok anlamlıydı.

“Bu yüzden, onunla sadece bir kez konuşmam gerekiyor—” demişti Liella.

Onunla ilk tanıştığım günü düşündüm.

Şehrin ortasındaki İş Birliği Çemberi adlı ilan panosunun cazibesine kapıldığımda Akşam Liella’yı bulmuştum. Gerçekten de, sunduğu ödül benim için yeterince iyiydi, bu yüzden görevini kabul etmeye karar vermiştim.

Ancak başka bir belirleyici faktör daha vardı.

Bunun sadece benim yerine getirebileceğim bir istek olduğundan emindim.

İsteğinin gereklilikleri şöyle yazılmıştı:

“BİR NESNEYİ İNSANA DÖNÜŞTÜREBİLECEK BİR BÜYÜ YAPABİLEN BİRİNİ ARIYORUM.”

Sabah Liella, Akşam Liella’nın kendininkilere çok benzeyen ellerini tuttu. “Memnun oldum. Sonunda bu fırsatı bulduğuma sevindim,” dedi.

Liella saatini bir saat ileri almıştı. Aslında şu an öğleden sonra iki buçuktu. Henüz yer değiştirmeleri için zaman değildi.

“Senin, lanetli kılıcın, kendinden kurtulmaya, kendini yok etmeye çalıştığını biliyordum.”

Sabah Liella buraya gelmeden önce tek bir şeye karar vermişti.

“Eğer laneti kaldırma yöntemi seni öldürecekse, bunu yapmanı engellemek istediğime karar verdim. Ve eğer sen, lanetli kılıç, benim uğruma ortadan kaybolmaya çalışıyorsan, seni durduracaktım.”

Bir şekilde—

Sabah Liella’nın onunla konuşması gerekiyordu.

Bu yüzden, buraya ulaşma yolculuğumuzda, Sabah Liella’ya büyü öğretiyordum. Ona bir nesneyi insana dönüştürme büyüsünü öğretiyordum.

Bu yüzden, hedefimize ulaşmak biraz daha uzun sürmüştü, ama neyse ki, böyle yüz yüze başarılı bir şekilde buluştuklarına göre, bunu bir zafer saymaya karar verdim.


“Burası benim ölüm yerim. Anlıyor musun, küçük kız?”

“Anlamıyorum.”

“Burada ölmeliyim.”

“Henüz ölmeni istemiyorum.” Sabah Liella’nın sesi biraz daha güçlendi. “Neden ölmek zorundasın?” diye sordu. “Bir sürü insanı incittiğin için mi?”

“…………”

“O halde, bundan sonra ikimiz etrafta dolaşıp telafi edeceğiz. Lütfen burada ölme.”

“…………”

“Ölme ve beni bırakma, lütfen.”

“Ama dur, sana ne fark eder ki—?”

“Ben çoktan senin bir parçan oldum. Sen de benim bir parçamsın. Bu yüzden özür dileyeceksen, ben de seninle gelirim.”

“…………”

“Ayrıca, öyle görünmeyebilir ama seninle zamanı paylaşmaktan keyif alıyorum bu günlerde.”

Doğduğu günden beri lanetlenmiş ve nefret edilmiş olan Akşam Liella, ölmeli olduğu düşüncesiyle tüm hayatı boyunca kendine eziyet etmeye devam etmişti.

Her insan onun için bunu dilememiş olsa bile.

“Benimle gel, olur mu?” diye sordu Sabah Liella.

Şüphesiz, bunlar söylemeyi çok istediği sözlerdi.

Bunu yazılı değil, doğrudan, yüz yüze konuşmak istediği belliydi.


Liella'ya bir nesneyi insan formuna dönüştürme büyüsünü öğretirken dahi, bana defalarca şunu dile getirmişti:

"—Ona söylemek istediğim onca şey var ama ikimiz daha bir kere bile yüz yüze gelmedik."


Belki de kılıç, Liella’nın hayatını değiştirmesinden ötürü kendini mesul hissediyordu.

Kendi hayatını ortaya koyarak bu sorumluluğu üstlenebileceğine inanıyordu belki.


Ama Sabah Liella bunu hiç mi hiç istemiyordu.

Akşam Liella’ya anlattım.

Liella’ya büyüyü öğrettiğim tüm o süre boyunca konuştuklarımızı ona aktardım.

“Liella, anlaşılan o ki ikinizin sonsuza dek birlikte yürümesini istiyor.”

Ne de olsa yürümeyi seven bir kızdı o.

Eminim en sevdiği kişiyle yan yana yürümek isterdi.


“Bunu ilk defa duyuyorum.”

Akşam Liella, tıpatıp kendisine benzeyen kıza gülümsedi.

Sabah Liella da bir anlık gecikmeyle gülümsedi.

Ardından, elini Akşam Liella’ya uzatarak, “Şey, bugün ilk kez karşılaşıyoruz, öyle değil mi?” dedi.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.