Cadı, köhne hanın penceresini açtığında, geceden içeri süzülen muhteşem bir bahar esintisi ensesini okşadı.
Bulutsuz semada asılı dolunay, kasabayı ışığına boğmuştu.
Kül rengi, savrulan saçlarına bir elini götüren cadı, arkasını dönüp doğruca yatağa girdi. Akşamın ışığı, odasını dışarıdaki kasaba kadar parlak aydınlatıyordu.
Henüz uyumayı düşünmüyordu.
O öğleden sonra aldığı kitaptan ayraçını çıkarıp okumaya devam etti. Bilinmedik diyardan bilinmedik diyara dolaşan biri olarak, her durakta yeni bir kitap almak keyif aldığı şeylerden biriydi.
Yeni bir kitapçıya girdiğinde, çoğunlukla neyle karşılaşacağını bilirdi. Sergilenen kitapların çoğu, bölgenin popüler eserleri olurdu. Bu, orada yaşayan insanların ilgi alanlarını öğrenmesi için bir yol sunuyordu ona.
İşte bu yüzden, bir cadı ve bir gezgin olarak onun için kitapçı ziyaretleri özel bir anlam taşıyordu. Gerçi bazen, sırf kitaplara olan sevgisinden ötürü de kitapçılara uğradığı olurdu.
O gün satın aldığı kitap, bir gizem romanıydı.
Bir handa geçen cinayet gizemini konu alıyordu. Her sabah birbiri ardına cesetler yığılıyordu. Suçlunun kim olduğunu bilmeyen han sakinleri ve çalışanları, birbirlerinden şüphelenmeye başlamıştı… Kitap, tipik bir kurguya sahipti. Sıradan bir gizem romanından farklı olan tek şey, hikayede dedektiflik yapan ana karakterin tamamen gececi olması ve gündüzleri odasından dışarı çıkmamasıydı. Bir de kurbanların hepsinin kanının çekilmiş olması.
Cadı sayfaları çevirdikçe, hikaye sonunda kaçınılmaz sonuna doğru ilerliyordu.
Suçlu ortaya çıktı.
"Bir vampir…?"
Cadı biraz hayal kırıklığına uğramıştı.
Suçlu, aslında hikayeyi ilerleten dedektifti ve kurbanların damarlarında kan kalmamıştı çünkü dedektif hepsini emmişti. Saçma bir numaraydı.
"Ne oluyordu böyle?" diye düşündü cadı.
"Ne oluyordu böyle?" diye homurdandı yüksek sesle.
Hayal kırıklığına rağmen, hikayeyi sonuna kadar okudu. Son sayfayı çevirdiğinde, kitabı yatağın kenarına koyup doğrudan uykuya daldı.
Ay ışığıyla aydınlanan şehirde, cadı da diğer tüm sakinler gibi, günün sonunu sessizce karşıladı.
Ne var ki…
"İyi akşamlar, genç hanım."
Şehirde, tam da kasabadaki herkes uykuya daldığında, kendi gününün başlangıcını karşılayan biri vardı.
Açık pencerenin pervazında fark edilmeden oturan, açık kahverengi saçlı genç bir kadın vardı. Yirmili yaşlarında görünüyordu. Yaşına göre gösterişli, kırmızı-siyah, cafcaflı bir elbise giymişti. Gözleri kırmızıydı ve müstehcen bir şekilde gülümsediğinde ağzında sivri dişleri görünüyordu. Tüm bunların üstüne, sırtında yarasa benzeri kanatları bile vardı.
Belli ki bir vampirdi.
"Ben bir vampirim."
Kendini böyle tanımlıyordu hatta.
"Sana karşı bir kinim yok ama, biliyorsun, bu gece açım, o yüzden kanından biraz alacağım."
Vampir, pencere pervazından aşağı atladı ve tereddüt etmeden, uyuyan cadıya doğru yavaşça yaklaştı.
Eski hanın zemini, her adımında korkunç bir gıcırtıyla inliyordu. Ama belki de cadı özellikle hoş bir rüya görüyordu, zira uykusundan uyanacağına dair hiçbir işaret vermiyordu.
Nihayet, vampir yatağın yanında durdu ve kül rengi saçlı cadıya tepeden baktı.
Uzun, kül rengi saçları kenara itti ve cadının solgun boğazını yavaşça açığa çıkardı.
Vampir fısıldadı.
"Üzgünüm."
Ardından savunmasız cadının boğazına elini koydu, ağzını kocaman açtı ve ısırmaya hazırlandı.
Ama gelin görün ki…
"Tamamdır!" Vampir o aptalca cümleyi sarf etti ama ağzına yayılan tat, genç bir kadının lezzetli kanının tadı değil, çok daha keskin bir şeydi.
Günlerce ağzında kalacak kadar inatçı bir tada sahip bir maddeydi.
Bir vampirin zayıflığı.
Sarımsaktı.
"Öğğ!"
Ağzını dolduran tadı fark eder etmez, vampir hemen oracıkta tükürdü ama sarımsağın kalıcı kokusu burnunu feci şekilde rahatsız etti. O kadar kötü kokuyordu ki dayanamadı. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
"Sarımsağa dayanamadığın söylentisi doğruymuş demek, ha?"
Cadı, acı çeken vampire zaferle baktı. Yatakta doğruldu ve esneyerek sordu: "Gerçekten uyuduğumu mu sandın?"
Cadı sırıttı. Vampiri tuzağa düşürmek için numara yapmıştı. Gerçekten uyumuyordu. Cadı, sadece savunmasız bir uykuya dalmış gibi yaparak vampirin ağzına sarımsak atabilmek için rol yapmıştı.
"Öğğğğ… ne kadar iğrenç… Kokuyor! Sen çok kötüsün…" Vampir ne olduğunu pek anlamamıştı; sadece etkilerini yaşıyordu. Dikkatsizce ısırdığı sarımsak parçaları açık ağzından dökülüyordu.
Bu manzara karşısında cadı, "Şey, üzgünüm ama çarşafları kirletmene izin veremem…" deyip sarımsak parçalarını mendiliyle topladı. Hazır el atmışken, vampirin ağzını da sildi.
Bu arada, o cadının kim olduğunu sanıyorsunuz?
Söylememe gerek yok, değil mi?
Evet, bendim.
"Acıyor… Kokuyor… Ne kadar iğrenç… öğğğğğğğğ!"
"Ağzını zaten sildim, sarımsağı da çıkardım, bu yüzden iyi olacağını sanıyorum. Benim için derin bir nefes alır mısın? Şöyle… haaah."
"Haaah."
"…Bu kokuyor."
…………
Önce, bir vampirle neden karşı karşıya geldiğimi anlatsam iyi olur sanırım.
Bunu yapabilmek için önce biraz geriye gitmem ve şehre vardıktan hemen sonra olan bir olayı anlatmam gerekiyor.
Kapıları çaldığım, sadece önceki sabahtı. Süpürgemle keyifli bahar çayırları üzerinden uçarak bunca yolu tesadüfen gelmemiştim.
Aslına bakılırsa, yerel yönetimde çalışan kişiler tarafından oraya davet edilmiştim.
Ne olursa olsun, bir gezgin ve bir cadı olduğum için, davetin sebebi elbette gezi amaçlı değildi.
İş için oradaydım.
"Gerçek şu ki, şehrimizde bir vampir var," diye içini çekti bir yetkili, hükümet binalarına varır varmaz. Bunu yüzünde çok ciddi bir ifadeyle söylemişti.
Şaka gibi görünmüyordu.
"Bir vampir mi?"
"Ciddi misiniz? Gerçekten varlar mı?" Şüpheciliğimi belli ederek başımı yana eğdim.
"Evet." Yetkili ciddi bir şekilde başını salladı. "Şehrimizde yaklaşık bir ay önce görülmeye başlandı. Muhtemelen başka bir diyardan kimse fark etmeden sızdığını düşünüyoruz. Vatandaşlar bu vampir yüzünden çok endişeli. Nerede saklandığını bile bilmiyoruz. Bu yüzden onu çabucak imha etmek istiyoruz."
"İmha etmek."
Yani bu şehirde vampirlere haşere muamelesi mi yapılıyor?
"Vampir yüzünden tetikte olmak, sakinlerimize çok fazla stres yaratıyor gibi görünüyor."
"Tek zarar duygusal mı…?"
"Ve son zamanlarda, cüzdan hırsızlığı olayları da tekrarlandı. Görgü tanıkları, suçlunun siyah kanatları olduğunu bildiriyor, bu yüzden insanlar muhtemelen vampir olduğunu söylüyor."
"…Kan emmeden kaynaklanan herhangi bir yaralanma olmadı mı?"
"Bazıları oldu ama daha çok soygun raporları var…"
…………
"Tüm bunlar demek oluyor ki, sizden, Cadı Hanım, kurnaz bir büyüyle vampiri imha etmenizi rica ediyoruz."
Ne diyeceğimi bilemiyorum…
"Üzgünüm. Daha önce hiç vampirle karşılaşmadım, bu yüzden onu imha etmek istesem bile bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum."
Şehrin çağrısına hemen yanıt verdiğim düşünüldüğünde, böyle bir şey söylemem biraz tuhaf görünüyordu ama ne yazık ki vampir imhası konusunda tam bir amatördüm. En iyi ihtimalle, doğru olabilecek ya da tamamen yanlış olabilecek birkaç bilgi kırıntısına sahiptim; tıpkı vampirlerin sarımsağa dayanamaması, güneş ışığına karşı hassas olmaları ya da aynalarda görünmemeleri gibi.
Size yardım edebileceğimin garantisi yok, biliyor musunuz?
"Elbette, böyle olabileceğini düşünmüştük." Yetkili başını salladı. "Bu yüzden bugün buraya bir vampir uzmanı davet ettik."
O an, ofisin kapısı büyük bir güçle açıldı.
"Uzman benim."
Sakallı yaşlı bir adamdı.
"Şehrimizde ortaya çıkan vampirin özelliklerine dair bir rapor hazırladım. Umarım onu imha etmenize yardımcı olur." Uzman, cebinden tek bir kağıt parçası çıkardı.
"Hımm…"
Yani hepsini tek bir kağıt parçasına sığdıracak kadar az mı özelliği var?
Ardından uzman, vampirin sözde özelliklerini okudu.
"Her gece, pencereleri açık bırakan evlere sızar, kanlarını emer ve kaçar."
Her gece, pencereleri açık bırakan evlere sızar, kanlarını emer ve kaçar…?
"Bu bir sivrisinek değil mi?"
"Hayır."
"Peki, kanı emilen insanlara ne oluyor? Vampir mi oluyorlar?"
"Hayır, kurbanların hiçbir raporunda böyle bir şey geçmedi."
"Peki ne oluyor o zaman?"
"Çoğunlukla, ısırılan yer kaşınıyor."
"O zaman bu bir sivrisinek!"
"Hayır. Öncelikle, şehirde gizlice dolaşan vampir, biyolojik olarak dişi bir varlığın tüm özelliklerine sahip."
"Dişi sivrisinekler kan emer, biliyorsun."
"…Belki de gerçekten bir sivrisinektir."
Uzman kolayca pes etti.
…………
"Bu adam gerçekten uzman mı?"
"Belli ki şüpheli bir karakter."
Sorumu, kendini uzman ilan eden kişinin beni duyamaması için hükümet yetkilisine yeterince sessizce fısıldadım.
Yetkili başını salladı.
"Suçlunun dedektif ve vampir olduğu bir gizem romanı yazan bir yazar. Oldukça ünlü."
"Yani tüm yaptığı bir kitap yazmak mı, bunu mu söylüyorsunuz bana?"
"…Yanlış kişiyi mi buldunuz?"
Ama şehirde vampirler hakkında bir şeyler biliyor gibi görünen tek kişi oydu... Şahsen, ben de onun eserlerinin bir hayranı olduğum için, onu bugün buraya davet etmeye karar verdim.
…………
Bu arada, sonra kendi kopyamı imzalatmayı düşünüyorum.
…Bu, makamını kötüye kullanmak olmaz mı?
Siz de bir kopya ister misiniz, Bayan Cadı?
Hayır, teşekkürler.
***
Her neyse, vampirle yüzleşmeye karar vermeden önce yaşadıklarım bunlardı.
Oldukça yüklü bir miktar parayı kapora olarak almış ve onca yolu katetmek için zahmete girmiştim; bu yüzden işi almamak aptallık olurdu diye düşündüm.
Hem zaten, ısırılacak kadar talihsiz olsam bile, sadece kaşıntı yapacakmış gibi duruyor; o zaman sorun olmaz, değil mi?
Tüm bu meseleye oldukça tasasız yaklaşıyordum.
***
Görevi kabul etmeye karar verdiğimde, hareket planım belliydi.
Bir tüccardan büyük miktarda sarımsak almış, hazır el atmışken bir de kitap edinmiştim. Ardından, akşama kadar zaman öldürdükten sonra, odamın penceresini açmış ve beklemek üzere yatağa uzanmıştım.
Sonrasında ne olduğunu biliyorsunuz.
Vampir arsızca içeri dalmış, ben de ağzına sarımsak fırlatmıştım.
***
Ne kadar korkunç...! Siz insanlar hep böylesiniz! Tek istediğim birazcık kanınız, ama tacizden başka bir şey görmüyorum! Ah, insanlardan nefret ediyorum!
Vampir, tükürük ve küfürleri aynı anda savurdu.
…………
Çarşaflar, hatta yer bile kirlenmişti. Sinirle mendilimle sildim, sonra vampir'e baktım.
Vampir, gözlerini bluzunun koluyla ovuşturuyordu.
O...?
…Ağlıyor musun?
Ha? Ağlamıyorum, diye ters ters baktı bana.
Ama o zaman—
Ağlamıyorum! Gözüme bir şey kaçtı sadece! Of!
Vampir öfkeliydi.
***
Bu arada, adın ne? diye sordum mendilimi katlarken. Ve bu şehre ne sebeple geldin?
Senin gibi kötü kalpli birine söylemek istemiyorum, diyerek hışımla başka yöne baktı vampir.
Bende bolca yedek sarımsak var, biliyorsun.
Gün içinde depoladığım sarımsaklardan birkaç tane çıkardım. Bir dişini koparıp görmesi için havada tuttum.
Beklendiği gibi, vampir'in sarımsağa karşı yoğun bir tiksintisi vardı sanki. Ellerime baktı ve irkilerek hafif bir çığlık attı.
T-tehditlere boyun eğmem!
Vay canına.
Ama söylemezsen, sana fırlatırım!
Bu işe biraz kapılmıştım.
Dur! Bu taciz, bildiğin taciz!
Yine çığlık attı. Korku dolu gözlerinde gözyaşları vardı, titreyerek başını ellerinin arasına aldı.
Nedenini tam olarak anlamıyordum, ama çok heyecanlı hissediyordum.
Sadece şunu söyleyeyim, eğer bana anlatmazsan, büyük kozlarımı ortaya çıkarabilirim, diye, içimde kabaran sadist arzuya rağmen soğukkanlılığımı korumaya çalışarak söyledim.
A-ah...
Sonra yenilmiş bir şekilde, "Acaba bir sandalye ödünç alabilir miyim?" diye sordu. Başımı sallayınca, birkaç derin nefes alıp verdi ve ağzındaki kalan sarımsak kokusunu dışarı attıktan sonra konuşmaya başladı.
***
Adım Oronella... Adınızı sorabilir miyim?
Başımı salladım.
Elaina. Ben gezgin bir cadıyım, Küllü Cadı.
Anlıyorum. Dinle, Elaina, bana bakınca anlayacağından eminim, ben sıradan bir insan değilim. Ne demek istediğimi anlıyor musun?
Sinsi bir hırsız mısın?
Hayır! Of! diye öfkeyle bağırdı. Ben bir vampirim! Bir vampir! İnsan kanı emen yaratıklar!
Sarımsağa karşı yoğun bir tiksinti duymasından bunu tahmin etmiştim zaten. Sınırlı bilgimle bile, onun gerçekten bir vampir olduğundan emindim.
Vampirler izinsiz insanların evlerine giremez sanıyordum?
Az önce okuduğum kitapta böyle bir şey yazıyordu sanki.
Hayır, hiç de öyle değil.
Ama o zaman—
Tesadüfen, sadece bir kitap okuduğu için kendini uzman sananlardan mısın?
Ona bir diş sarımsak fırlattım.
Acıdı!
Tamam, toparlan biraz.
***
Vampir'e, daha doğrusu Oronella'ya baktım.
Görünüşe göre yirmili yaşlarında gibiydi, ama çoğu zaman insan gibi görünen ama insan olmayanlar, göründüklerinden çok daha yaşlı olurlardı.
Kaç yaşındasın?
Tch. Kim bir kıza aniden yaşını sorar ki böyle? Gerçekten hiç inceliğin yok.
Bir diş sarımsak daha fırlatmaya hazırlandım.
Doksan iki, diye titredi Oronella.
Anlıyorum.
Yani neredeyse yüz yıldır yaşıyorsun?
İlginç.
Oldukça ileri bir yaş...
Nasıl böyle dersin?! Vampir dünyasında ben hala bir ergenim! Yaşım daha üç haneli sayılara bile ulaşmadı ve cildim hala taze ve genç! Bak!
Vampir aniden yüzünü benimkine yaklaştırdı. Yanağını hışımla yüzümün dibine soktu, sanki daha yakından bakmamı istiyordu.
Ee?
Gerçekten de cildi güzeldi, ama—
Üzerindeki sarımsak kokusu çok baskın.
…………
Oronella tamamen morali bozulmuş görünüyordu. Sandalyesinde dizlerini göğsüne çekti ve zayıf bir sesle sızlandı: Öğğ... çok kötüsün. Sana ne yaptım ki ben...?
***
Söylediklerinden, bir yerlerde vampir toplulukları olduğu sonucunu çıkarmak zor değildi. Bu topluluklarda nasıl bir hayat sürdüklerinden emin değildim, ama en azından, insan şehirlerine gidip kanlarını içmekten daha keyifli olması gerektiğinden emindim.
İnsan yerleşimine gelmek için bu kadar zahmete girmesinin çok iyi bir nedeni olması gerektiğini düşündüm, tıpkı büyük şehirde tutunmayı uman kasabalı bir kız gibi.
Bu şehre neden geldin?
Bu yüzden ona doğrudan sordum.
Ağzını açtı ve "Hıh!" diye homurdandı.
Hala söylemeyecek misin? diye sordum, ona cilveli bir şekilde bakarak.
Pes etmeye başlıyor...
Söylemeli miyim, söylememeli miyim bilmiyorum.
Bu şehrin insanları tarafından onu imha etmek için tutulduğumu düşünürsek, sormam oldukça utanmazca.
Ama sanırım onu buraya getiren koşulları sormama aldırış etmez.
…………
Oronella bana sessizce baktı.
Sonra yavaşça ağzını açtı ve "Pek de büyük bir hikaye değil ama yine de dinlemek ister misin?" dedi.
Genellikle hikayelerine böyle bir ifadeyle başlayan insanlar, çok zorlu koşulları anlatırlar. Bunu çok iyi bilirim.
Bu yüzden kendimi yeterince hazırladıktan sonra başımı salladım.
Pekala, dedi sadece, sonra anlatmaya başladı.
***
Yaklaşık altı ay önce bu insan şehrinde dolaşırken buldum kendimi—
Ciddi bir ifadeyle, bana çok eski zamanlardan bir hikaye anlattı.
Birkaç on yıl önce—
Şey, insan kanı gerçekten çok lezzetlidir, biliyor musun?
Oronella henüz oldukça gençken.
Görünüşe göre, Oronella'nın büyükbabası bir zamanlar topluluklarının dışında, bir insan şehrinde yaşamıştı. Oronella'ya ve küçük kız kardeşlerine sık sık eski hikayelerini anlatırdı.
İnsan kanı...?
İki kız şaşkındı, ama büyükbabaları devam etti.
Özellikle genç kadınların kanı. İnanılmaz lezzetlidir. Birbiri ardına kızlar, her gece farklı biri... Ah, ne güzel anılar...
Oronella muhtemelen insan şehirlerine ilgi duymaya başlamıştı, çünkü büyükbabasının eski hikayelerini anlatırken gözleri her zaman pırıl pırıl parlıyordu.
…………
Anılarını anlatmaya yeni başlamışken araya girdiğim için çok üzgünüm, ama—
Büyükbaban nasıl bir adamdı? diye araya girdim.
Bana anlattığına göre, insan dünyasında "horozların horozu" olan bir vampirmiş.
Öyle mi? Hmm. Ah, bu arada, artık kimse "horozların horozu" demez.
Benim geldiğim yerde o ifadeyi kullanan bir sürü insan var, biliyor musun!
O da sadece kırsaldan geldiğin için.
***
Her neyse, zaman akıp gitti.
Sonra, çok da uzun zaman önce değil—
Genç kadın, vampir topluluğunda her gününü can sıkıntısıyla geçiriyordu.
Yaşadığı topluluk, insan yerleşiminden çok uzakta, ormanın derinliklerinde, bir mağara sisteminin içindeydi; hem kendilerine zarar veren güneş ışığından kaçmak hem de gereksiz çatışmalardan sakınmak için.
Birçok vampir orada huzurlu bir hayat sürmekten son derece memnundu.
Ama Oronella için durum böyle değildi.
Artık dayanamıyorum! Bu ıssız yerde yapacak hiçbir ilginç şey yok! Ve yiyecek olarak sadece hayvan kanı var! Burası nemli ve iç karartıcı! Nefret ediyorum! İnsan şehrinde her gece eğlenmek istiyorum! Gerçek, canlı insan kanı içmek istiyorum!
Doksan yaşındaki vampir, bağırışları komşularının evlerinde yankılanacak kadar yüksek sesle her gün şikayet ediyordu.
Aynen öyle, tam da zahmetli asi döneminin ortasındaydı (doksan yaşında).
Dünyadan bihaber, korunaklı (doksan yaşındaki) bir kızdı ve büyük şehre özlem duyuyordu.
Doksan yaşında...
Görünüşe göre, ailesi bu asi dönem yüzünden fena halde şaşkındı. Bir insan için bu, hayatın akıl almaz derecede geç bir döneminde gelmiş olurdu.
Yine aynı şeyleri söylediğine inanamıyorum! İnsan şehrine gidersen iyi bir şey olmaz. Bu yüzden sana hep bu fikirden vazgeçmeni söylüyorum! Uslu bir kız ol, toplulukta kal ve kendine kan toplayıcısı olarak bir iş bul! diye azarladı annesi.
Görünüşe göre, vampir topluluğunda, kanlarını başlıca inek ve koyun gibi çiftlik hayvanlarından elde ediyor ve bunu yiyecek olarak kullanıyorlardı.
Hayır! Gitmek istiyorum! Ama doksan yaşında, kız mantıklı söz dinlemiyordu.
Bir şey söyle lütfen. Sen onun babasısın!
Şey... tamam. Doğru. İnsanlar, şey, korkutucu. İnsan şehrine gitme fikrine karşıyım.
Boşuna! Ama o gerçekten inatçı bir baş belasıydı ve söyledikleri hiçbir şeyi dinlemiyordu.
Pes doğrusu... Kim dolduruyor bu çocuğun kafasını böyle saçma fikirlerle...?
Ho ho ho, diye güldü büyükbabası.
Baba! Lütfen ona o saçma hikayeleri anlatma!
Neredeyse her gün, yaptığı tek şey "Gitmek istiyorum! Gitmek istiyorum!" "Gitmek istiyorum! Gitmek istiyorum!" "Şehre gitmek istiyorum!" diye ağlamaktı.
Günler geçtikçe, kız sonunda şu sonuca vardı:
En iyisi kaçmak!
Sadece. Kaçmak.
Zaten doksan yaşındaydı, ne de olsa. İyi bir yaştı. Ailesinin itirazlarını aşıp özgürce yaşamak için iyi bir zamandı.
Ve böylece—
Tüm bunlardan sonra—
Nihayet—
“Elveda taşra!”
Eşyalarını toplayıp, uzun zamandır hayalini kurduğu şehir hayatına atılmak üzere taşrayı terk etti; insanlarla dolu bir şehirde yeni yaşamı böylece başlamış oldu.
Peki, insanlar sıradan bir vampir hakkında neler bilir dersiniz?
Gün ışığına dayanamayan, güçlü bir yaşam gücüne sahip ve genellikle çekici bir dış görünüşe bürünebilen, ancak aynı zamanda insanlara zarar veren tehlikeli yaratıklar olduklarını...
Kabaca bildiklerimiz bunlar, değil mi?
İnsan dünyasına adım attıktan sonra Oronella, altı ay boyunca oradan oraya amaçsızca dolaştı. Ancak nereye giderse gitsin, vampirler hakkındaki bilgilerin çoğunlukla aynı olduğunu gördü.
“İyi akşamlar, genç hanım. Acaba kanınızdan biraz alabilir miyim? Açım da, anlarsınız ya.”
Gittiği ilk yerde safça dürüst davrandı. İnsanlardan kan dilenirken aşağı yukarı bu sözleri sarf ediyordu.
Şehrin genç hanımlarının bu masum ve cahil kıza tepkisi şöyle oldu:
“Hıh? İğrenç.”
Reddedildi.
“N-ne...?”
İnsanlar kanlarını öylece vermiyordu. Vücutlarında üretilen ve kayıp telafi edildikçe yenisi yapılan bir şey olsa da, öyle hemen “Elbette, buyurun,” deyip boyunlarını uzatmıyorlardı.
Oronella oradan oraya dolaşmaya devam etti ama kanını cömertçe verecek kimseyi bulamadı. Kime sorsa, her zaman kesin bir şekilde reddedildi.
Yaklaşık bir ay boyunca çeşitli yerleri dolaşıp insanlardan açlığını gidermek için biraz kan vermelerini rica etti, ancak hiç kimse isteğini kabul etmedi.
“Çok açım... Ne yapacağımı bilmiyorum...”
Sonunda, daha fazla dayanamadı.
Görünüşe göre, vampirler aşırı acıktıklarında kendilerini kaybedip insan kanı avına çıkabiliyorlardı. Bu yüzden Oronella, o duruma gelmemek için az miktarda hayvan kanı içiyordu. Ancak insan şehirlerinde, gözlerinin önünde o kadar çok lezzetli görünen genç kadın vardı ki...
Buna katlanmak onun için tam anlamıyla bir işkenceydi.
Bu yüzden, biraz kötü bir şey yaptı.
“...Giriyorum!” Oronella, açık bırakılmış pencerelerden insan evlerine gizlice girmeye başladı. Uyuyan bir kıza sokulur, saçlarını kenara iter ve sonra kızın boynuna dişlerini geçirirdi.
Oronella her seferinde sadece biraz kan içerdi, tam bir yudum bile değildi.
Bu arada, vampirlerin vücut sıvılarının özel bir özelliği olduğunu söylemişti bana. Çok fazla içtiklerinde, insan vücudunun vampir sıvısına tepki vererek kurbanın bir vampire dönüşme ihtimali vardı. Bu yüzden Oronella'ya tek bir yudumun doğru miktar olduğu öğretilmişti.
Görünüşe göre, sadece bir yudum kan almak bile insan vücudunda bir değişikliğe yol açıyordu: ısırık bölgesinde hafif bir kaşıntı.
Bu da bana, onun sonuçta bir sivrisinek gibi olduğunu düşündürdü.
Oronella, bundan sonra, her gece pencerelerden insanların evlerine gizlice girip kızların kanını içmeye başladığını söyledi.
Peki, neden sadece kızların kanını içiyordu?
Bunu sorduğumda, “Çünkü büyükbabam kızların kanının en lezzetli olduğunu söylemişti...” dedi.
Cevap verirken biraz utanmış gibiydi. Yetişkin erkeklerden korktuğunu ve onlara yaklaşamadığını da ekledi.
Bu vampir de neyin nesi böyle, masum bir genç kadın gibi konuşuyor?
“Peki, gerçekten lezzetli miydi?”
“O-ho-ho, merak mı ediyorsunuz, Bayan Cadı?”
…………
Ama ne kadar sinsi olursa olsun, insanların kanının gece yarısı birileri tarafından emildiğini fark etmemeleri mümkün değildi. Karanlık çöktükten sonra insanların yatak odalarına gizlice girerken sonsuza dek fark edilmemesi imkansızdı.
Her gece evlere gizlice girip insanların kanını emen bir vampir olduğu söylentisi şehirde hızla yayıldı.
Çok geçmeden, vatandaşlar bazı karşı önlemler geliştirdi.
Bir gün, Oronella her zamanki gibi bir pencereden içeri süzüldü.
“Yemek vakti!”
Ağzını açtığında, uyuyor olmasını beklediği kız doğruldu.
“Lanet vampir!” Kız ona sarımsak fırlattı.
“Ah!” Sarımsak doğrudan Oronella'nın alnına isabet etti.
Alnından başlayarak keskin bir acı tüm vücuduna yayıldı. Sarımsak, vampirlerin doğal düşmanıydı.
O gece, Oronella alnını tutarak akşam havasına karışıp kaçtı.
O günden sonra işleri hiç de iyi gitmedi. Şehirdeki insanlar pencerelerinin pervazlarını sarımsaklarla süsledi, pencerelerinde sarımsak olmayan evlerde ise, içeri girer girmez sakinler ona sarımsak fırlatmaya başlıyordu.
Pencerelerinde sarımsak olmayan evlerin çoğu, genç kadınların yaşadığı yerlerdi; yani daha önce Oronella tarafından kanları emilmiş kurbanların evleri. Onların evlerine gizlice girdikten sonra tamamen sarımsakla kaplanmış halde buldu kendini. Kurbanları ondan intikamını almıştı.
“N-ne kadar acımasız! Bana neden böyle şeyler yapıyorsunuz?”
Bana kalırsa hak etmişti.
Nihayetinde, Oronella şehirden kaçmak zorunda kaldı.
Başka bir şehre vardığında Oronella, yine her gece evlere gizlice girmeye başladı. Başlangıçta kimse onu fark etmedi ve kanlarını içebildi. Ancak yaklaşık bir ay geçtikten sonra insanlar onu bir vampir olarak tanıdı ve hepsi ona sarımsak fırlatmaya başladı.
Ona sarımsak fırlatmaya başladıklarında, Oronella bir başka şehre doğru yola çıktı.
Aynı döngüyü tekrar tekrar yaşadı. Kan emdi, keşfedildi ve üzerine sarımsak fırlatıldı. Günleri böylece art arda geçerken, durumu hiç düzelmedi.
Bu şehre vardığında ise, nedense, insanlar onu görür görmez üzerine sarımsak fırlatmış ve hırsızlıkla suçlamışlardı. Bana kalırsa hak etmişti ama Oronella tabii ki şikayet etti: “N-ne kadar da kötüler! Kim neden böyle bir şey yapar ki?!”
Evet.
Son altı ay böyle geçmişti işte.
…………
Kısacası—
Özetle—
“Hiç de büyük bir olay değil, değil mi?”
Özetle, bu çok sıradan bir evden kaçış hikayesiydi.
Sözlerimi dinlerken Oronella pencereden dışarı baktı. Gözlerinde çok ama çok uzaklara dalmış bir ifade vardı.
“Zaten en başta da bunu söylemiştim, değil mi?”
Şehir yönetiminin bana verdiği görevi tamamlayacaksam, Oronella'yı hızla şehirden kovmam gerektiğine ve meselenin böylece çözüleceğine emindim.
Peki, bu sorunu kökten çözer miydi?
Onu bu şehirden kovsam bile, yeni bir şehirde kesinlikle aynı şeyi yapacaktı: her gece evlere gizlice girip insanların kanını çalacak ve yine aynı şekilde, sakinler tarafından üzerine sarımsak fırlatılmasıyla sonuçlanacaktı. Kesinlikle onu burada ve şimdi azarlamam, kafasına güm diye vurup paylamam, artık bunu yapamayacağını söylemem önemliydi.
En önemlisi, ve bu onun hikayesinde geçmemişti, ama şehir yetkilisine göre, görünüşe göre hırsızlığa da el atmıştı; hiç de iyi bir durum değildi bu.
Ne ikilem ama.
“Şey, bu kadar uzun bir hikaye anlattıktan sonra boğazım kurudu biraz. Gerçekten lezzetli bir şeyler içmek isterim.”
Ne ikilem ama.
“Lezzetli kanınızdan bir yudum verebilir misiniz lütfen?”
Gerçekten kafa karıştırıcı...
Abartılı bir iç çektim ve ona dedim ki: “Öncelikle, insanların evlerine pencerelerden gizlice girmeyi bırakmaya ne dersin?”
Sinsi sinsi dolaştığın için kötü işlere bulaşıyorsun, öyle değil mi?
“İnsanların evlerine gizlice girmeyi bırakmaya söz verirsem, bana kanınızdan verir misiniz?”
Neden bahsediyorsun sen?
“Boynumdan kan almana izin vermiyorum, üzgünüm.”
“Neden olmasın?”
“Boynumun etrafının kaşınmasını istemiyorum.”
“Of...”
Memnuniyetsiz görünüyordu. Yanaklarını şişirmiş bir şekilde bana baktı.
O yüzle bana baksa bile bu fikri hala beğenmiyordum ve onun hatırına saçlarımı kenara itip ensemi açacak değildim.
Daha da önemlisi, ilk önceliğim onun bir insan şehrinde kabul edilebileceği bir yol düşünmek olmamalı mıydı?
“Sana bir şey sormak istiyorum,” diye sordum ona. “Eğer yasal yollarla kan almanın bir yolu olsaydı, gece yarısı insanların evlerine gizlice girip onlarınkini almayı bırakırdın, değil mi?”
“Hmm?” Sözlerime şaşkınlıkla başını eğdi, yüzünü biraz huysuz bir ifadeyle buruşturdu ve inledi: “Mm... Sanırım öyle. Yani... öyle bir yol olsaydı, geceleri gizlice dolaşmayı bırakabilirdim.”
Görünüşe göre başlangıçta, az önce bana sorduğu gibi, insanlardan—özellikle genç kadınlardan—doğrudan kan vermelerini isteyerek safça dürüst davranmıştı. İnsanların evlerinin etrafında dolaşması illa da istediği için değildi.
Sadece kan elde etmek için başka bir yol bulamadığı için gizlice giriyordu.
Kısaca sorunu düşündüm, artık insanların evlerine gizlice girmek zorunda kalmaması için bir şeyler bulmaya çalıştım.
Bunu işe yarar hale getirmenin bir yolu yok mu—?
“...Ah!” Sonra aniden aklıma bir şey geldi.
Çığır açıcı bir şey olduğunu söyleyemem ama o kadar da kötü değildi.
Tek bir yol vardı.
“...Oronella, dedektiflik işlerine ilgin var mı?”
Bunu söylerken, yatağın yanına göz attım.
Orada, az önce okumayı bitirdiğim dedektif romanı duruyordu.
Dedektifin bir vampir olduğu o absürt roman.
“Yani diyorsunuz ki, insanlara yardım etmenin ödülü olarak kan alabilirim?”
Oronella ve ben, ay ışığıyla aydınlanmış şehrin sokaklarında yan yana yürüyorduk, bir yandan da tartışıyorduk.
Önerime karşı biraz şüpheciydi.
“Ama ben bulmaca çözmede pek iyi değilim.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.