Kraliyet başkentinde bir meyhane.
Bölmelerle ayrılmış özel bir odada, bir şahısla karşı karşıya oturuyordum.
Yanımda hazırda bekleyen ve etrafa öldürme niyeti saçan ortağım Luxion, kırmızı lensini tekinsizce parlatıyordu.
'Efendi, saldırı iznini ne zaman vereceksiniz?'
"Kim böyle bir şeyden bahsetti ki? Bugün sadece konuşacağımızı söylemiştim ya."
Karşımdaki taraf için de durum pek kolay sayılmazdı.
Hering'in ortağı Brave, kan çanağına dönmüş gözlerle bize bakıyordu.
'Ortak! Sakın sana zehir vermelerine izin verme, dikkatli ol. Bütün yemeklerin tadına önce ben bakacağım!'
"Bu sadece senin canının yemek istemesiyle alakalı değil mi?"
Dışarıdaki gürültü patırtı dersen, sanki kısa süre önce tüm başkenti ayağa kaldıran o kargaşa hiç yaşanmamış gibiydi.
Bu kalabalık dükkanda bizimle ilgilenenlerin sayısı azdı.
Zaten bölmeler olduğu için dışarıdan görünmüyorduk, bu yüzden burayı seçmiştim.
Hering'e asıl konuyu açtım.
"Hadi bakalım, artık açık konuşalım. Sen en başından beri neden benden şüphelendin? Giriş töreni günü bizi dikizliyordun, değil mi?"
Hering içeceğinden bir yudum alırken soruma şöyle cevap verdi:
"O otome oyununda Bartfault adında bir kahraman yoktu. Bunun ne anlama geldiğini anlayabiliyor musun?"
Beni denercesine söylediği bu sözlerden her şeyi kavradım.
"Sen de mi reenkarne oldun?"
Tepkimden yola çıkarak düşüncesinin doğruluğundan emin olan Hering, anlatmaya devam etti.
"Benim amacım Mia'yı korumak."
"Ana karakteri mi?"
"Muhafız Şövalyeliği'ni bilir misin? İmparatorluk'ta yüksek mevki veya statüdeki kadınları koruyan şövalyelere denir. Ben Mia'nın muhafız şövalyesi olmaya gönüllü oldum."
"Senin yüzünden ben de senden şüphelenip durdum. O otome oyununda muhafız şövalyesi diye bir şey yoktu."
"Oysa bu, oldukça eski bir geçmişi olan bir sistemdir."
Mia-chan'ın durumu hakkında konuşmaya başladım.
"İmparatorun gizli çocuğu olduğu için mi peşine takıldın?"
"Bu kadarını da mı biliyorsun?"
"Ben bilmiyorum. Bilen kişi Marie."
"Şu sahte Azize-sama mı?"
Hering "sahte" derken sanki başı ağrıyormuş gibi elini alnına götürdü.
Ardından, bizim hakkımızdaki söylentilerin İmparatorluk'a kadar ulaştığını anlattı.
"Sizin söylentileriniz bize kadar geldi. O otome oyununda 'Dışlanmış Şövalye' adında bir kahraman yoktu. Ayrıca sahte bir Azize-sama da ortaya çıkmıyordu."
"Bu yüzden mi bizden şüpheleniyordun?"
Gerçekten de, gideceğim yerde normalde olmaması gereken birileri varsa ben de tetikte olurdum. Hering'in endişesi haklıydı.
Sırtımı koltuğa yasladım ve Hering'in bu aşırı temkinli hallerine hayret ederek Omuz silktim.
"Madem öyle, gelip doğrudan iletişime geçseydin ya! Üstüne bir de işlerimize engel olmaya kalktın, tam bir fiyasko."
Bu sözlerimden hoşlanmayan kişi Brave oldu.
'Asıl fiyasko olan sizlersiniz! Göç gemisi Luxion... Eski insanlığın bıraktığı en berbat silahtır o!'
"En berbat silah" diye adlandırılmak Luxion'u kızdırmış olmalı ki Brave'e lafı yapıştırdı.
'Ben, eski insanlığın umutlarını emanet ettiği bir göç gemisiyim. En berbat olan ben değil, asıl siz değil misiniz?'
'Savaş mevzu bahis olduğunda yüksek hareket kabiliyetli savaş gemilerinden aşağı kalabilirsin ama diğer özelliklerin tam bir felaket! Ben senin benzer modellerinle de savaştım, bir daha asla tövbe!'
O kadar güçlü bir büyü zırhı olan Brave'in, Luxion'un benzeri bir modelle bir daha savaşmak istemediğini açıkça söylemesi şaşırtıcıydı.
Ancak Luxion kırmızı lensini parlattı.
'—Yani bu, uzaya kaçmaya çalışan benzer modelime saldırdığınız anlamına mı geliyor? İçinde savaşçı olmayan sivillerin bulunduğu bir gemiye saldırmak tam da yeni insanlığa yakışır bir hareket.'
'Bunu söyleyen siz misiniz yani?!'
Giderek hiddetlenen bu ikiliye hayret ederek Hering ile birbirimize bakıp Omuz silktik.
"Luxion, yeter artık. Konu ilerlemiyor."
'Karşılıklı anlayışı derinleştirmek sadece zaman kaybıdır. Efendi, yeni insanlığın yadigarlarını yok etme izni verin.'
"Olmaz dedim ya."
Hering de Brave'i ikna etmeye çalışıyordu.
"Kurosuke, artık bunlar eskide kaldı değil mi? Üstelik şu an Mia'yı kurtarmak istiyorum."
'—Ah, doğru ya.'
Mia-chan'ı kurtarmak mı?
Sahi, Marie de kafa karıştırıcı bir şeyler anlatmıştı.
Normalde hayat dolu ve neşeli bir kız olması gerekiyormuş ama nedense vücudu çok zayıfmış ve ağır bir hareket yaptığında nöbet geçirip acı çekmeye başlıyormuş.
O otome oyunundaki ayarlardan bu kadar uzaklaşmış olması kafamı kurcalıyordu.
"Ana karakter... Mia-chan'ın sağlığı yerinde değil mi?"
Hering, Brave'e içeceğini uzattı. Brave pipetiyle meyve suyunu içerken bana dik dik bakmaya devam ediyordu.
"Geçen yıla kadar gayet iyiydi. Fakat bazen nefes darlığı çekiyor. İmparatorluğun en iyi doktorlarına gösterdik ama nedeni hala belirsiz."
"Nedeni bilinmiyor mu?"
"Büyü gücü verildiğinde nöbet hafifliyor, yani iyileştirme büyüsü işe yarıyor aslında. Ancak kökten bir tedavi yapılamadı. İyileşme belirtisi olmadığı gibi, durumun giderek kötüleştiği söyleniyor."
"Onu bu haldeyken mi eğitime gönderdiler?"
"Ben de dinlenmesini istedim elbet. Ama... Burada Mia için çok önemli bir etkinlik var."
"Etkinlik?"
Marie de Mia-chan'ın geçen yıldan beri sağlığının bozulduğunu söylemişti ama bunun nedeni belirsiz bir hastalık olacağını tahmin etmemiştim.
Öte yandan, kötü kalpli prenses tarafı "hastalıklı" ayarından kurtulup iyileşmiş gibi görünüyordu. Neler oluyordu böyle?
Hering, Mia-chan'ın önemli etkinliği hakkında konuştu.
"Oyunun orta kısımlarında bir uyanış etkinliği var. Krallık başkentindeki bir zindanda kalıntılar varmış, onlara dokunduğunda Mia'nın yeteneği uyanıyor."
Bu uyanış etkinliği hakkında Marie'den hiçbir şey duymamıştım.
"Bunu bilmiyorum."
"Oldukça önemli bir olay olmasına rağmen mi?"
Hering sanki "Ha, sen bunu bilmiyor musun?" der gibi bakınca biraz sinirlendim.
"Ben o otome oyununun sadece ilk oyununu oynadım! Asıl sen, o oyunu ne kadar çok oynamışsın böyle."
"Erkek başına..." diyecektim ki bu lafın bana bumerang gibi döneceğini fark ettim.
Ayrıca Hering'in önceki hayatında erkek olduğunun da garantisi yoktu.
Kelimelerimi dikkatle seçerken Hering, o oyunu neden bildiğini anlattı.
"Kız kardeşim oynarken yanında izlerdim. Hikayenin nasıl olduğunu o kadar heyecanla anlatırdı ki ister istemez aklımda kalmış."
"Kız kardeşinle aran iyi mi yani? İnanılır gibi değil."
Marie gibi bir kardeşe sahip olan benim için bu, kabul etmesi zor bir hikayeydi.
Bencil, şımarık... Bir abi için kız kardeş demek, her şeyden önce bir düşman demektir.
Ben açıkça tiksinmiş bir yüz ifadesi takınırken Hering konuyu zorla geri getirdi.
"—Her neyse, Mia için önemli bir etkinlik var. Oyun mantığına göre statüleri artıyor ama ben bunu kullanarak hastalığını tedavi edip edemeyeceğimizi denemek istiyorum."
Bunu duyan Luxion ortamın neşesini kaçırdı.
'Tedaviyle sonuçlanmama ihtimali de var. Hatta en kötü ihtimalle hastalığın daha da ciddileşmesine yol açabilir.'
"Hey."
Ben Luxion'u susturunca Hering başını öne eğdi.
Görünüşe bakılırsa bu ihtimali o da düşünmüştü.
"Ortağının dediği gibi. En kötü senaryoyu biz de hesaba katıyoruz. Bu yüzden krallıkta araştırma yapmam emredildi. Mia'nın tedavisine ışık tutacak her türlü bilgiyi ne pahasına olursa olsun toplamam istendi."
Hering'e emir verebildiğine göre, bu kişi İmparatorluk'ta oldukça üst mevkide biri olmalıydı.
Ne de olsa Mia-chan, imparatorun gizli çocuğuydu.
İmparatorluk, bir koruyucu şövalye hazırlayacak kadar Mia-chan’a önem veriyor demek ki.
Bu noktada da o otome oyunundan farklı ilerliyor.
Göz ucuyla Luxion’a baktım.
"Mia-chan’ı iyileştirmen mümkün mü?"
Tedavi edip edemeyeceğini sorduğumda, Hering başını kaldırıp Luxion’a dik dik baktı.
Luxion’un sahip olduğu teknolojiye umut bağlıyor olmalıydı.
'──Muayene etmeden bir şey söyleyemem. Ancak, oradaki büyü zırhı çekirdeğinden daha güvenilir olduğum su götürmez bir gerçek.'
Brave ile rekabet eden Luxion’un hali, nasıl desem, pek bir insansıydı.
Brave öfkeden kudurmuş olacak ki, yüzeyi diken diken olmuştu.
"Senin gibi birine değerli Mia’mızı emanet edeceğimizi mi sanıyorsun!"
'Bu şekilde kurtulma ihtimalini mi çöpe atacaksınız? Anlaşılmaz bir düşünce yapısı. Büyü zırhı çekirdekleri gerçekten işe yaramaz.'
Yine kavgaya tutuşmak üzere olan Luxion’u yakalayıp durdurduğumda, Hering de Brave’i tuttu.
Görünüşe göre ikimiz de ortaklarımızdan yana dertliydik.
"Peki, muayene işini sonraya bırakalım. Bizimle düşman olma niyetinde olmadığını bilmek beni rahatlattı. Seninle bir daha dövüşmek istemiyorum çünkü."
Bunu söyleyince, Hering nedense yüzünü ekşitti.
"Ben de seninle dövüşmek istemiyorum. Zaten o zırhın normal falan değil."
Arroganz’a anormal demek de ne büyük kabalık.
"Sen benden daha güçlüydün ya. Burada o kadar çabaladım; silahlarım parçalandı, mermilerim bitti, resmen ecel terleri döktüm."
"Saçmalama. Sürekli silah değiştirip üzerime çullanan senin karşında benim ne kadar soğuk terler döktüğümü sanıyorsun?"
Arroganz’ın özelliği çok çeşitli silahlar kullanmasıydı ama bunların hepsine karşı koyan birinden bunları duymak bana iğneleme gibi geliyordu.
"Asıl sen kalleşçe dövüştün. Öleceğim sandım."
Bunun üzerine Hering yumruğunu masaya indirdi.
"Asıl ben öldürülüyordum be! Zırhının en sonunda indirdiği o bitirici vuruş neydi öyle? Onun yüzünden Kurosuke paramparça oldu."
"Ben tüm gücümle vurmama rağmen pek bir hasar almadın diye panikledim. 'Bu herifi yenmem imkansız' diye düşünüyordum."
"Ölümden döndüm diyorum sana! Üstelik ben, müsamaha göstermeyi planlıyordum."
"Hadi oradan! Müsamaha mı?! Öleceğim diye ödüm koptu be!"
Hering ile gürültü yaparken, dükkan çalışanı özel odamıza geldi. Luxion ve Brave herhalde durumun farkına vardılar ki, masanın altına süzülüp gizlendiler.
"Şey... biraz daha sessiz olursanız minnettar oluruz."
Mahcup görünen çalışandan ikimiz de özür diledik.
"Kusura bakmayın."
"Dikkatli oluruz."
Çalışan çıkınca, ikimiz de pişmanlıkla biraz sakinleşmek için içeceklerimizden birer yudum aldık.
"Bu konuyu sonraya bırakalım. Siz Mia-chan’ı kurtarmak için buraya geldiniz, değil mi? Başka bir amacınız yok?"
Hering ve Brave’in amacını teyit ettiğimde, ikisi de aynı anda başını salladı.
Amma da iyi anlaşıyorlar.
"Öyle."
'Mia güvende olduktan sonra, bu dandiğin ülkesine gelip ne yapalım.'
Memnuniyetsiz Brave’i boş verdim. Eğer durum buysa, aramızda kavga etmek için bir sebep yoktu.
Bunu öğrenmek bile büyük bir kazançtı.
"O zaman benim açımdan bir sorun yok. Kalıntılar konusunda yardım edebilirim, bir şeye ihtiyacınız olursa el uzatırım."
Ben adım atınca, şaşırtıcı bir şekilde Hering’in o gergin tavrı yumuşadı. Sonra bana meraklı gözlerle bakıp sordu:
"Sahiden mi?"
"Ne sahiden mi?"
"Yani── 'Serseri Şövalye' diye anılan senin, çok daha kalitesiz bir insan olduğunu düşünüyordum."
Hering mahcup bir tavırla, krallığa gelmeden önce duyduğu dedikodulardan bahsetti.
"İmparatorluk’ta dolaşan söylentilere göre, kanı bozuk, acımasız biriymişsin."
"Söylentilere güven olmuyor işte. Bu arada, ne gibi söylentiler var?"
Kendi hakkımdaki dedikodulara merak salınca, Hering söylemekte tereddüt etse de anlattı.
"Kızma sakın, tamam mı? Kendi ülkenin prensini düelloda patakladığın haberi gelmişti. Şimdi düşününce, böyle bir şeyin olması imkansız tabii."
──Beş Aptal ile olan o düello tantanası mı? Hering imkansız olduğunu söylüyordu ama ben bunu gerçekten yapmıştım.
"O bilgi yanlış."
"Tahmin etmiştim. Kimse gerçekten bir prensi pataklamaz herhalde."
"Hayır── Patakladığım kişi sayısı bir değil, oyunun ilk serisindeki beş fetih hedefinin tamamıydı."
"Ha?"
Hering’in ne dediğimi anlamadığı o anlarda, Luxion detaylı açıklamaya girişti.
'Efendim, Julius da dahil olmak üzere beş soylu beyefendiyi halkın gözü önünde patakladı. Arroganz’ın ezici performansı karşısında o beşli çaresiz kalmıştı.'
O günleri hatırlayınca içimi bir huzur kapladı.
"İçimin yağları erimişti ama."
'Evet.'
Ben ve Luxion bunları söyleyince, Hering panikle bir sonraki söylentiyi teyit etmeye çalıştı.
"P-peki ya Cumhuriyet meselesi ne ayak? Altı Büyük Soylu'dan birine meydan okuduğun doğru mu?!"
Alzer Cumhuriyeti’nde birine meydan okuduğum bilgisi yanlıştı.
"Yanlış."
"Ö-öyle tabii. Kimse eğitim için gittiği bir ülkede kavga çıkarmaz herhalde."
Rahatlayan Hering’e durumu detaylıca açıkladım.
"Bana bulaşanlara karşılık verince, Altı Büyük Soylu'nun neredeyse tamamını düşman edinmiş oldum sadece. Bu arada, yıkılmalarının sebebi ben değilim. Darbe çıkınca bastırmak için harekete geçtim, o sırada Cumhuriyet kendiliğinden çöktü işte."
Nutku tutulan Hering’in yanındaki Brave, küçük elleriyle adamın kıyafetini çekiştiriyordu.
'Ortak, bu herif söylentilerden daha betermiş.'
Brave’in bu sözlerine içerleyen kişi, her nedense bugün sadakati tutan Luxion oldu.
'Bunu duymazdan gelemem. Efendimin kötülüğünün bu kadarla sınırlı kalacağını mı sanıyorsunuz? Henüz söylentilere konu olmamış ne fenalıklarını anlatmadım daha.'
"Tamam, sen sus artık."
Sadakati uyandı sanmıştım ama görünüşe göre yanılmışım.
Hering bana bakarken resmen benden soğumuştu.
"Söylentilerden daha beter olman beklenmedik bir durum."
Görünüşe göre, nedense bana karşı olan ihtiyatı daha da artmıştı.
Akademiye döndüğümde, beni bekleyen Marie tarafından yakalandım.
"Nerede kaldın! Okula giriş saati çoktan geçti! Yoksa içki mi içiyordun?!"
Meyhanede olduğum için koku üzerime sinmiş olmalıydı ama benim içkiye pek bir ilgim yoktu.
"Yirmi yaşına kadar ağzıma içki sürmeyeceğim."
"Aptalca bir cevap. Burada çoktan reşitsin ya."
"Ben kendi kurallarıma göre yaşıyorum. Neyse, bir şey mi isteyeceksin?"
Boş muhabbeti kesip bir an önce odama dönmek istediğimi tavırlarımla belli edince, Marie’nin gözleri doldu.
Ellerimi sıkıca tutup ne kadar ciddi olduğunu anlatmaya çalıştı.
"Abi, dinle beni. ──Erica meğer benim kızımmış!"
Marie’nin söylediklerini duyunca esnedim.
Yanımdaki Luxion, Marie için endişeleniyordu.
'Eğer bu alkolün etkisiyle söylenmiş bir söz değilse, hafıza bulanıklığı mı yaşıyor acaba? Marie, kafanı bir yere mi vurdun?'
"Sarhoş değilim, kafamı da bir yere vurmadım!"
Luxion’a bağıran Marie’ye bakıp güldüm.
"O zaman durumun daha da vahim demektir. Bir kere Prenses Erica, Mylene-san’ın öz çocuğu, senin kızın falan değil. Ona kendi kızınmış gibi davranman saygısızlık olur."
Bunu söyleyince Marie kaval kemiğime sağlam bir tekme indirdi.
"Ah! Acıdı!"
Acıdan gözlerim yaşarırken, Marie bana dik dik bakıyordu.
"Ne demek istiyorsun sen?!"
"Hayır, yani... Dışarıda başkaları duyarsa sıkıntı olur anlamında söyledim. B-başka bir niyetim yoktu."
Nedenini bilmediğim bir şekilde ağzımdan saygı ifadeleri dökülüvermişti ama şu anki Marie'de itiraz kabul etmeyen bir heybet vardı.
Özür dileyen halimi gören Luxion, bu durumdan keyif alıyor gibiydi.
'Konuşma tarzınızdan sanki başka bir niyetiniz varmış gibi gelmişti ama?'
"Sende efendini koruma arzusu hiç mi yok?"
Luxion ile atışmaya devam edecekken Marie ellerini çırparak bakışlarımızı üzerine çekti.
"Yeter artık, dinleyin beni!"
İstemeye istemeye de olsa Marie'yi dinlemeye karar verdik. Marie'nin yüzünde gerçekten ciddi bir ifade vardı.
"Kızım derken, önceki hayatımdaki kızımdan bahsediyorum. Yani abi, Erica senin önceki hayatındaki yeğenin oluyor."
"Ha?.."
Bir an kulaklarıma inanamadım. Marie'den daha önce bir kızı olduğuna dair hikayeler duymuştum.
Marie'ye hiç çekmemiş, çok nazik bir çocuk olduğunu anlatmıştı. Bahsettiği o muydu?
"Hayır da, nasıl yeğenim olur? G-gerçekten mi?"
"Teyit ettim, eminim."
"Ne zaman öldü?"
"Kendisi altmış yaşına kadar yaşadığını söyledi ama bunu neden merak ediyorsun?"
"Bizden sadece iki yaş küçük o kız!"
Bizden onlarca yıl sonra ölmesine rağmen, reenkarnasyon süreci nasıl olmuştu da bizden sadece iki yıl sonra bu dünyaya gelmişti?
Kafam iyice karışmıştı ama belli ki Marie de aynı durumdaydı.
"Ben de detayları pek bilmiyorum ama oydu işte, eminim."
Bizim kafamızdaki soru işaretlerini Luxion basitçe açıkladı.
'Efendim ve Marie'nin burada sınıf arkadaşı olduğu gerçeğini düşünürsek, bu konuyu tartışmak yersizdir. Zamanla ilgili bir kısıtlama söz konusu değil gibi görünüyor, öyle değil mi?'
Reenkarnasyon geçirenler hakkında bizim de pek bir bilgimiz yoktu.
Neden bu dünyaya reenkarne olduğumuzu bilmemize imkan yoktu zaten.
Sonuçta gözümüzü açtığımızda kendimizi bu dünyada yaşarken bulmuştuk.
Luxion ise bu duruma bilimsel bir merakla yaklaşıyordu.
'Yine de eğer ortada bir kural veya işleyiş varsa bu oldukça ilgi çekici. Detaylı araştırmalara devam edelim.'
Bunlardan ziyade, benim asıl canımı sıkan Erica'nın durumuydu.
"Yani benim yeğenim, şu kötü kalpli prenses mi şimdi?"
Bundan sonra neler olacaktı acaba?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.