Akademiye döndüğüm ilk gece.
Bugün de pek çok şey yaşandığını, hayır, fazlasıyla şey yaşandığını düşünerek geçmişi tartıyorum.
"Fetih Hedefinin kıza dönüşmesi de ne demek ya? Bunu tahmin etmek imkansız."
'Aynı fikirdeyim. Her halükarda, bu durum benimle Creare'den hangimizin daha üstün olduğunu açıkça ortaya koydu. Efendim, şu anki Değerlendirmenizi lütfeder misiniz?'
Daha önce Creare'nin daha güvenilir olduğunu söylememi içerlemiş olacak ki, Luxion benden değerlendirmemi düzeltmemi istiyordu.
Dürüstçe cevap verirsem kaybetmiş gibi hissedeceğim için sessiz kalmayı tercih ettim.
"Onu boş ver de uyuyacağım, bana ilacı ver."
'—Üstünlüğümü kabul etmek bu kadar mı zorunuza gidiyor? Ayrıca, o ilaca izin veremeyeceğimi defalarca söyledim, değil mi?'
"Bugün hiçbir şey düşünmeden uyumak istiyorum. Fetih Hedefi kıza dönüştü diyorum sana."
Tamamen mantıksız bir cümleydi ama asıl söylemek istediğim, bu beklenmedik gelişmeyi kendi içimde henüz sindiremediğimdi.
Şu an sadece hiçbir şey düşünmeden uyumak istiyordum.
'Gerek yok.'
"Keyfin bilir. İlaçları nereye sakladığını biliyorum nasılsa."
Luxion'ın ilaçları sakladığı yeri görmüştüm ve oradan bir hap bulup çıkardım.
Bunu gören Luxion'ın paniğe kapılması, oldukça nadir rastlanan bir durumdu.
'O olmaz.'
"Neden? Başka bir ilaç mı?"
'Hayır, uyku ilacı. Creare'nin formüle ettiği yeni bir ilaç. Testleri tamamlandı ancak yan etkileri var.'
"Yan etki mi? Ne yani, tehlikeli bir ilaç mı?"
'Hayati bir tehlikesi yok, kullanımının neredeyse hiçbir dezavantajı da bulunmuyor. Bu ülkede piyasada olan çoğu ilaçtan daha güvenli. Sadece—'
"O zaman sorun yok."
'—Ne?!'
Luxion bir şey söylemek üzereydi ama umursamadan ilacı yuttum.
Benim bünyeme göre üretilmiş bir ilaçtı sonuçta.
Yan etkileri de az olmalıydı, hem zaten tehlikeli olsaydı Luxion çoktan çöpe atardı.
Muhtemelen kararsız kalacağı kadar önemsiz bir yan etkiydi.
'Benden günah gitti. Sizi uyardım.'
"O zaman bir dahaki sefere daha güvenli bir ilaç hazırla. Esner... Uykum geldi, ben yatıyorum."
Yatağa uzandım ve gözlerimi kapattım.
Bu ilaç gerçekten de çok hızlı etki ediyormuş.
Bunu biraz sevdim.
'Efendim, uyanın lütfen. Kalkma vakti geldi.'
Ertesi sabah oldukça halsiz uyandım.
"Pek uyumuş gibi hissetmiyorum."
Sersemlemiş kafayla yataktan sürünerek çıktım, gerinerek esnedim.
"Şey, bugün ayın kaçıydı?"
Bugünün planını Luxion'a sorduğumda, bıkkın bir tavırla cevap verdi.
'Kendinize gelin lütfen. Bugün açılış töreni var. Kuzeniniz de okula başlayacakken böyle paspal bir görüntü sergilerseniz sizden nefret edecektir.'
"—Kuzenim mi?"
'Hâlâ uykunuzu alamadınız mı? Babanızın bir erkek kardeşi var ve onun kızı bu yıl akademiye başlıyor. Babanızın onunla ilgilenmenizi istediğini hatırlıyor olmalısınız.'
"Hatırlamıyorum. Luxion, şaka yapacaksan daha komik bir şeyler bul. Kuzenim falan olabilir ama böyle bir ricayı—"
Hatırlamadığımı söyleyemeden, Luxion kaydettiği bir ses kaydını oynatmaya başladı.
Bu, babamla aramdaki konuşmaydı.
'Leon, bu yıl kuzenin de akademiye başlayacak, onunla ilgileniver.'
'Kuzenim mi? Kimdi o ya?'
'Tanışmıyorsunuzdur. Erkek kardeşim, yani amcan, göreve başladıktan sonra taşraya gönderilmişti. Ama kızının okula başlayacağını söyleyip ilgilenmemi rica eden bir mektup yollamış.'
'Hımm.'
'Sen beni dinliyor musun? İç çeker... Nicks burada olsaydı gözüm arkada kalmazdı.'
Konuşma orada bitiyordu ama sesler kesinlikle bana ve babama aitti.
Konuşmayı hiç ciddiye almadığım ses tonumdan anlaşılıyordu.
"Hadi canım? Gerçekten kuzenim mi varmış? Tamam var diyelim de hiç görmediğim bir kuzenim mi okula başlıyor?"
Akrabalarım olduğunu biliyordum ama Finley dışında bizim aileden akademiye başlayacak başka bir çocuk olacağı hiç aklıma gelmemişti.
Zaten bunu hiç hatırlamıyordum.
Ben kulak asmamış olsam bile babamın bunu bana tekrar hatırlatmaması da garipti.
Evhamlı biri olduğu için yola çıkmadan önce kuzenimden bahsetmesi gerekirdi.
Babam da mı unutmuştu acaba?
Hem zaten, taşraya gönderilen bir amcam var mıydı benim?
Ben kara kara düşünürken, hatamı ortaya çıkardığı için keyfi yerine gelen Luxion, neşeyle bugünün planını anlatmaya başladı.
'Törenden önce kendisiyle görüşme planınız var. Ben de onunla tanışmayı sabırsızlıkla bekliyorum.'
"Sen mi sabırsızlanıyorsun?"
'Evet. Sizinle kan bağı olduğuna göre, genlerinin Eski İnsanlığa yakın olduğunu tahmin ediyorum.'
Her zamanki gibi şu eski-yeni meselesine kafayı takmış durumdaydı.
Bu saatten sonra bunu dert etmenin bir anlamı yoktu ama onun için hâlâ önemli bir konuydu demek ki.
Bu konulara girince çenesi durmadığı için bilerek hiçbir şey sormadım.
"O zaman kahvaltıyı yaptıktan sonra hemen gidip bir görüşelim."
Hazırlanıp kahvaltımı yaptıktan sonra okul binasına doğru yöneldim.
Gıcır gıcır üniformaları içindeki öğrencilerin oldukça neşeli göründüklerini fark ettim.
"Yeni dönem demek böyle bir şeymiş."
'Siz de okula başlarken bunu tecrübe etmiş olmalısınız?'
"Benim başladığım dönemdeki durum farklıydı. Sıradan bir manzara görmek bana daha sıra dışı geliyor."
Kız öğrencilerin hiçbirinin yanında yarı-insan özel uşaklar yoktu.
Sırf bu bile ortama inanılmaz taze bir hava katıyordu.
Burası gerçekten o akademi miydi?
Sanki bir rüyanın içindeydim.
Luxion ile birlikte okulun içindeki fıskiyeli meydana doğru yürüdük.
Fıskiyenin merkezinde olduğu bu meydan, pek çok öğrenci tarafından buluşma noktası olarak kullanılıyor gibi görünüyordu.
"Çok kalabalık. Onu bulmak zor olacak."
Kalabalıktan daralmaya başladığım sırada, Luxion önüme geçerek bana yol gösterdi.
'Bu taraftan.'
"Bulabildin mi?"
'Evet. İşte, kendisi orada.'
Luxion'ın işaret ettiği yerde, her nedense yanında kurdele takılmış küre şeklinde bir yardımcı robot uçuşan kız bir öğrenci duruyordu.
Uzun siyah saçlarıyla ilk bakışta sıradan bir kız izlenimi veriyordu.
Ancak yanındaki kurdeleli robot yüzünden etraftakilerin dikkatini çekiyor, gruptan ayrışıyordu.
"Neden o kızda da yardımcı robot var? Yoksa o da mı bir antik eşya kullanıcısı?!"
Şaşkınlıkla Luxion'a döndüğümde beklenmedik bir yanıt aldım.
'Hayır, o benim ürettiğim destek amaçlı yapay zeka. Şirin değil mi?'
"Şi-Şirin mi? Sana sadece bir kurdele takılmış işte."
'Yüzey malzemesinin dokusu farklı. Ayrıca lens boyutu da değiştirildi, onu benimle aynı birim olarak görmek büyük bir hatadır.'
Dikkatli bakınca ufak farklar olabilir ama dışarıdan bakan biri için ikisi de tamamen aynı görünüyordu.
Sadece kurdele sayesinde ayırt edilebiliyordu, o olmasa kesinlikle karıştırırdım.
"An-Anlıyorum."
Luxion kıza doğru yaklaştığında, siyah saçlı kız beni fark etmiş olacak ki bize doğru adımladı.
Çantasını iki eliyle tutarak yürüme tarzıyla entelektüel bir kız havası yayıyordu.
Oldukça zarif bir izlenim bırakmıştı.
"Tanıştığımıza memnun oldum. Şey—"
Selam verecekken kızın adını bilmediğimi fark ettim.
"Ben Lynette. Sizinle tanışmak bir onurdur, Marki-sama."
"Ö-Öyle mi. Ben de—"
"Sizi tanıyorum. Leon Fou Bartfort-sama, değil mi? Bazı eksiklerim olabilir ama şimdiden tanıştığımıza memnun oldum, lütfen bana göz kulak olun."
Eğilerek selam veren Lynette, başını kaldırınca yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi.
Yakından bakınca oldukça sevimli bir kızdı.
Fakat nedense içimde garip bir huzursuzluk vardı.
O sırada, kurdele takmış olan Luxion burnumun dibine kadar sokuldu.
'Bir saniye, neye öyle dalıp gittin? Eğer Lynette'e elini sürmeye kalkarsan seni pişman ederim.'
"Luxion'ın bu çakmasının sadakat duygusu epey yüksekmiş. Dış görünüşü aynı olsa da içi tamamen farklı gibi."
Bir adım geri çekilip mesafe koydum ve dalga geçerek konuştum. Fakat Luxion her zamankinden daha soğuk bir tavır takındı.
'Onun bir adı var, Lucria.'
"Eee, adını sen mi koydun?"
'Bir sorun mu var?'
"Yok da..."
Ben Luxion ile konuşurken, Lynette ve Lucria da kendi aralarında sohbete başladı.
'Şey, Lynette! Erkeklerin hepsi birer kurttur, o yüzden sakın gardını düşürme. Özellikle de şu adama karşı kesinlikle dikkatli ol!'
"Akraba olduğumuz için bana o gözle bakmaz herhalde?"
'Lynette, sen çok sevimlisin. Bu yüzden daha temkinli olmalısın.'
"Yok canım, nişanlısı olduğunu duymuştum, kesinlikle bir şey olmaz."
Lynette, Lucria ile rahat bir tavırla konuşuyordu.
Anlaşılan kızın doğal hali buydu.
Bakışlarımı fark edince hemen kendini toparlamaya çalıştı.
"K-Kusura bakmayın lütfen. Lucria ile konuşurken bir an boş bulunup gevşedim."
'Kendini toparlamaya çalışan Lynette çok tatlı!'
Lucria, Lynette'in etrafında döne döne "çok tatlı" diye bağırıp duruyordu.
Lynette ise yüzünde zoraki bir gülümsemeyle karşımda hanım hanımcık bir tavır sergilemeye çalışıyordu.
"Pek önemseme. Ben de kısa süre öncesine kadar fakir bir baron ailesinin üçüncü oğlundaydım. Resmî tavırlardan pek hoşlanmam zaten."
Bunu söyleyince Lynette gözle görülür bir şekilde rahatladı.
"Gerçekten mi? Bak, sözünü aldım ona göre. Marki-sama'dan izni kopardım, değil mi? Ah, çok şükür! Böyle resmi resmi konuşmaya devam etseydik içim daralacaktı."
Tavrı birdenbire değişince, karşımda sporcu ve enerjik bir genç kız belirdi.
Belli ki kendini kasmak için epey zorlamıştı.
Fakat Lynette, aramızdaki mesafeyi şaşırtıcı bir hızla kapatıverdi.
"Peki, Marki-sama'ya nasıl hitap etmeliyim? Bana kalırsa sürekli 'Marki-sama' deyip durmak kulağa biraz garip geliyor."
Kendinden bahsederken erkek çocuklarının kullandığı "boku" kelimesini seçmişti.
Sustuğunda uysal bir kız gibi görünse de konuşmaya başladığında karakteri hemen kendini belli ediyordu.
"Senpai de diyebilirsin, Leon da. Nasıl istersen öyle seslen."
"Doğrudan adınızla hitap etmek biraz çekindiriyor doğrusu. En doğrusu Leon-senpai herhalde. Ama onun dışındakileri zorlayacak olursak, abiciğim falan mı desem? Sonuçta kuzeniz, öyle seslensem sorun olur mu?"
Erkeksi bir konuşma tarzı olan Lynette bana "abiciğim" deyince nedense içim bir hoş oldu.
Ona karşı karşı cins olarak bir ilgi duyduğumdan değil de, içimdeki o sahiplenme ve koruma arzusu tetiklendiği içindi bu.
Lynette kendi kendine seçenekleri saymaya devam etti.
"Leon-senpai mi, yoksa Leon Abi mi? Leon Abiciğim demek biraz fazla mı samimi kaçar acaba? Hangisi daha iyi?"
"Leon Abiciğim de."
Ben hiç düşünmeden cevap verince, Luxion ve Lucria yanımıza gelip fısır fısır konuşmaya başladı.
'Hiç tereddüt etmeden abiciğimi seçti, Luxion Abi.'
'Lucria, efendim tam olarak böyle biridir. Her gün kız kardeşlerinden nefret ettiğini söylese de aslında içten içe bundan keyif alır. İflah olmaz tekinin tekidir.'
—Ne? Bir dakika. Bu Luxion denen herif, kendisine abi mi dedirtiyor?
İşte bu kesinlikle kabul edilemezdi.
"Başkalarını eleştirecek durumda mısın sen? Kendine abi dedirtiyorsun resmen. Onu sen yarattıysan, babası sayılmaz mısın?"
Lucria sert bir tonla bana çıkıştı.
'İstediğim gibi hitap etmesinde ne sakınca var! Hem, eğer Luxion Abi babamsa, annem kim? Kim ha?! Getir de görelim!'
"Creare falan mı?"
'Ha?! Ne münasebetle o kadın annem oluyormuş? Tamamen anlamsız. Bana bunu açıklayabileceğin, aklımın yatacağı dört yüz kelimelik bir savunma yap hemen!'
Bu çok sinir bozucuydu.
Lynette'e karşı aşırı şefkatli davranırken bana karşı neden bu kadar amansızdı?
Luxion, Lucria'yı sakinleştirmeye çalıştı.
'Lucria, bu kadar yeter. Efendimin Creare'i anne olarak belirlemesinin arkasında hiçbir mantık yok. Bunu sorgulamak tamamen anlamsız.'
'Senden de bu beklenirdi Luxion Abi. Bu adamın ciğerini biliyorsun resmen.'
'Abartılacak bir şey yok.'
Yapay zekalar el ele vermiş benimle dalga geçiyordu.
Tam başıma yeni bir bela yapay zeka daha musallat oldu diye düşünürken, fıskiyeli meydana Angelica ile Olivia çıkageldi.
"Buradaymışsın."
"Leon-san, yanındaki kız kim?"
Belli ki beni arıyorlardı. Lynette'i görünce şüphe dolu bakışlar atmaya başladılar.
Bir kızla baş başa olmam dikkatlerini çekmiş olmalıydı.
Olay büyümeden durumu açıkladım.
"Akrabam, adı Lynette. Babam onunla ilgilenmemi rica etti."
Gerçeği söyleyince Angelica'nın bakışları yumuşadı.
"Demek öyle. Ben Angelica."
Olivia da Lynette'e selam verdi.
"Ben Olivia. Tanıştığımıza memnun oldum, Lynette-san."
Lynette hafif bir telaşla eğilerek selam verdi.
Tavırlarından, nişanlılarım hakkında önceden bilgi sahibi olduğu anlaşılıyordu.
"Memnun oldum."
Tanışma faslı bittiğine göre artık bu konuşmayı sonlandırabiliriz diye düşünürken, Angelica ve Olivia birden Lynette'e doğru yaklaştı.
Bir anda dibine kadar girilmesiyle neye uğradığını şaşıran Lynette'in çenesini, Angelica parmaklarıyla hafifçe yukarı kaldırdı.
"Akraban mı? Gerçekten de Leon'a benziyor."
"Ş-Şey?"
Arkasından yaklaşan Olivia ise o dolgun göğüslerini şaşkınlık içindeki Lynette'in sırtına yasladı.
"Haklısın. Yaydığı hava da bir şekilde ona benziyor."
Kolların arasında kalmış, süzülmüş ve sıkıştırılmış olan Lynette, gözleriyle bana "Kurtar beni" diye yalvarıyordu.
"Leon Abi..."
Şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyen kuzenimi kurtarmak adına ikisini uyardım.
"Kızlar, bu kadar yeter. Lynette zor durumda kalıyor."
Bunu söyleyince Angelica bakışlarını bana çevirdi.
Gülümseyen yüzünde davetkar ve gizemli bir çekicilik vardı.
"Ne var bunda? Ben onu çok sevdim. Leon'a benzemesi harika bir şey."
"—Ne?"
Angelica, Lynette'in yüzünü iki eliyle nazikçe kavrayıp kendi yüzünü ona yaklaştırdı.
Lynette, Angelica'nın karşısında yanakları kızarmış bir halde öylece kalakalmıştı.
İşte tam o anda Olivia inanılmaz bir şey söyledi.
"Angelica zaten kızlardan hoşlanır."
Bu sözler üzerine nutkum tutuldu.
Ben şaşkınlıktan donakalmışken Angelica, Olivia'ya döndü.
"Erkeklerden zaten ağzımın payını aldım. Hem sanki senin erkeklere ilgin var mı?"
"Hiç yok."
Angelica ve Olivia'nın bu itirafları karşısında, durumu netleştirmek için sorma ihtiyacı duydum.
"Şey, ben de bir erkeğim ama?"
İkisi birden bana anlam veremeyen gözlerle baktılar.
Acaba bana acımışlar mıydı?
Ben böyle düşünürken Olivia merakla sordu.
"Leon-san, siz Leon-sansınız, değil mi?"
"E-Evet. Öyleyim."
Kesinlikle Leon'dum ama aynı zamanda bir erkektim de.
"O zaman sorun yok."
"Nasıl yani!? Hiç de sorun yok falan değil! Ben de erkek olduğum için benden nefret ediyorsunuz, değil mi!?"
Bu endişemi silip süpüren kişi Angelica oldu.
"Sorun yok. Erkeklerden nefret ederim ama seni seviyorum. Ben doğrudan Leon'u sevdim, cinsiyetin bir önemi yok."
Bu mertçe sözler karşısında kalbim küt küt atarken, Angelica bakışlarını tekrar Lignier'e çevirdi.
"Bu yüzden Leon'a benzeyen bir kız görünce ilgimi çekti."
"Hımm. Efendim?"
Bir an için aklıma yatacak gibi oldu ama yine de durumu pek kavrayamadım. O sırada ne ara yanıma geldiğini anlamadığım Marie belirdi. Kıyafetimi sıkıca kavramış, somurtkan bir ifadeyle bakıyordu.
"Sen ne zamandan beri oradasın!?"
Marie, Lignier'e dik dik bakıyordu.
"Abiciğimin tek kız kardeşi benim! Kendini bir şey sanma!"
Herkesin içinde bana abiciğim diye bağıran Marie'nin ağzını telaşla ellerimle kapattım.
"Ap, aptal! Neden burada böyle bir şey söylüyorsun! İşler karışacak diye sus demiştim sana... Ha?"
Korkuyla Angelica ve Olivia'ya baktım ama ikisi de orada yoktu.
Ne ara kaybolduğunu anlamadığım Marie de gitmişti. Havuzlu meydanda sadece ben, Luxion, Lignier ve Lucria kalmıştık.
"N-Nasıl yani? O ikisi nerede? Marie de yok. Hey, Luxion."
Luxion'dan durum raporu almaya çalışırken aniden bir çalar saat sesi duyuldu.
'Efendim, lütfen uyanın. Kalkma vakti geldi.'
Gözlerimi açtığımda yatağımda uzanıyordum.
Gövdemi doğrulttuğumda Luxion'un her zamanki iğneleyici sesini işittim.
'Ooo? Bugün epey uysal bir şekilde uyandınız.'
Yavaşça Luxion'a baktığımda her zamankinden farklı hiçbir şey yoktu.
Az önce yaşadıklarımın hepsi bir rüya mıydı yani?
Her şey o kadar gerçekçiydi ki emin olmak için Luxion'a sordum.
"Dün içtiğim ilacın yan etkilerini söyler misin?"
'Bu halinizden anlaşıldığı üzere, yan etkiyi bizzat tecrübe etmişsiniz. Tam tahmin ettiğiniz gibi efendim. O ilacın yan etkisi, gerçek gibi hissettiren rüyalar gördürmesidir.'
Bu korkunç yan etki yüzünden derin bir iç çektim.
"Bunu duyduğuma rahatladım. Rüyamda tanımadığım bir kuzenim olduğunu gördüm de. Hatta senin bile bir kız kardeşin vardı."
'Benim bir kız kardeşim yoktur.'
"Değil mi! Oh be, çok şükür. Rüyamda Angelica ve Olivia'nın erkeklere ilgisi olmadığını söylemeleri beni çok korkutmuştu."
'Bundan sonra ilaçları yan etkilerini kontrol ederek kullanın lütfen. Bu arada...'
Luxion bana bugünün programını anlatmaya başladı.
'Julius ve diğerlerinin kız kardeşi akademiye kaydoluyor. Sizinle görüşmek istiyor, bu yüzden törenden önce bir araya gelmelisiniz.'
O beşinin kız kardeşi mi var? Bir an böyle düşündüm ama hemen ardından kafamda bir soru işareti belirdi.
O heriflerden kız kardeşlerinin okula başlayacağına dair tek bir kelime bile duymamıştım.
Yani bu da mı rüya? Yoksa gerçek mi?
Gerçekten hangisi!?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.