Umudun Sınırında

Maskeli şövalye, Kutsal Ağaç'ın o eski görkemli halinden eser kalmayıp beyaza kesmiş, taşlaşmış gövdesini Licorne'un güvertesinden izliyordu. Hırsla önündeki korkuluğa yumruğunu indirdi. "Kahretsin!"

Ağaçtan sürüyle canavar doğduğunu ve etrafa yayıldığını görebiliyordu ama yapabileceği hiçbir şey yoktu. En azından doğrudan müdahale edemezdi. Leon'un kendisine emanet ettiği akıllı telefon benzeri tablete uzanıp konuştu: "Savaşabilecek durumda kaç gemimiz kaldı?"

Daniel telsizin diğer ucundan cevap verdi: "Bizi yine savaşa mı sokacaksın?! Mühimmatımız tükenmek üzere. Zırhlarımızın çoğu bakımda ve ikmal yapılıyor, yani şu an kullanılmaz haldeler!"

Leon'un arkadaşları gerçekten çetin bir mücadele vermişti. Düşmanın zırhları ve hava gemileri katbekat üstündü. Tek şansları, onları kullanan kişilerin zerre kadar yetenekli olmamasıydı. Altı Büyük Hanedan'ın armasını taşıyanlar, Einhorn ve Licorne karşısında kolayca bozguna uğramıştı. Ancak galipler, savaş bittiğinde düşmanın gücünü ne kadar gözlerinde büyüttüklerini anladılar. Bu devşirme orduyu yenmişlerdi yenmesine ama kendileri de yaralanmadan kurtulamamıştı.

Jilk ve diğer çocukların zırhları Licorne'un güvertesinde duruyor, Luxion'un otonom robotlarından bakım ve ikmal alıyordu. Serge ile göğüs göğüse çarpıştıkları için hepsi hurdaya dönmüştü.

Maskeli şövalye, güvertede yere çökmüş olan Greg'e döndü. "Greg, tekrar savaşabilir misin?"

"Bize emir verme yetkisini nereden aldığını anlatmak ister misin? Neyse, söylenmek istesem de sanırım şu an hiç sırası değil. Sahaya çıkabilirim. Ama şimdiden söyleyeyim, o mahlukatların hepsiyle tek başıma baş etmeye kalkarsam işim harbi yaş."

Chris, ağaçtan fırlayan yaratıkları dikkatle süzdükten sonra üzerindeki pilot tulumunu çekip çıkardı. Altındaki peştemalla kalmıştı. Tek parmağıyla gözlüğünü burnunun kemiğine doğru hafifçe iterek düzeltti. "Rastgele saldırıyor gibi görünüyorlar. Hükümet aşağıdaki halkı tahliye etmeyi bitirdi mi?"

Yorucu savaşın ardından yüzü süzülmüş olan Brad, eliyle geçiştirircesine bir hareket yaptı. "Baştakilerin hepsi armalarını kaybetti, komuta zinciri tamamen çöktü. Bu şartlar altında hava gemilerini bile uçuramıyorlar. Yani kısacası, ortada bir hükümet falan kalmadı."

Jilk de söze girdi. "Tarafımızın gördüğü hasarı saymıyorum bile." Müttefik gemilerindeki yıkımı incelemek için dürbününü kullandı. "Sanırım asıl sorunumuz, Kont Bartfort'un kendisinin desteğe ihtiyaç duyması. Cumhuriyet halkını kurtarmakla vakit kaybedebileceğimizi hiç sanmıyorum."

Maskeli şövalye başını geriye atıp yukarı baktı. Gökkuşağı rengindeki bariyer Cumhuriyet'in dışındaki her şeyi kapattığı için gökyüzünü görmek imkansızdı. Bu gidişle ülkeden kaçıp kaçamayacakları bile meçhuldü.

Şimdi ne olacak, diye düşündü maskeli şövalye. Bartfort'u kurtarmak için harekete geçmemek akıl kârı değil ama böyle devam ederse Cumhuriyet halkı da yok olacak. Yine de elimizdeki bu sayıyla herkesi kurtarmanın hiçbir yolu yok.

Bakışlarını tekrar güverteye çevirdi.

Marie, Noelle'i iyileştirmeye çalışıyor ama daha ne kadar dayanabilir ki? Leon bu tür kararları alma yetkisini maskeli şövalyeye vermişti. Bu da zor seçimler yapmakta zorlandığı için kendi yetersizliğine daha çok sövmesine neden oluyordu. Yiğitçe savaştın, Bartfort. Yeteneklerine gerçekten saygı duyuyorum. Ama madem bu işi bana bırakmayı seçtin, ben de doğru bildiğimi yapmak zorundayım.

Kararını kesinleştiren maskeli şövalye emir vermek üzere ağzını açtı ki Angie'nin güverteye fırlamasıyla sözü kesildi. "Angeli... şey, Bayan Angelica?"

Angie kararlı adımlarla yanına gelip tableti elinden çekip aldı. Sesi güvertede çınladı: "Doğrudan Leon'dan bir mesajım var! Alzerya sivillerine saldıran canavarları yok edeceksiniz ve tek bir tanesini bile canlı bırakmayacaksınız!"

İletişimin diğer ucundan Leon'un arkadaşlarının itiraz sesleri yükseldi.

"İmkansız. Bunu yapamayız!"

"Biz burada perişan haldeyiz!"

"Gemilerimiz ne kadar güçlü olursa olsun, bir sınırı olduğunu anlamalısınız!"

Raymond hepsinin sesini bastırarak onlar adına durumu açıkladı: "Bayan Angelica, dayanacak gücümüz kalmadı. Mevcut durumumuzda savaşmamızın imkanı yok. Subaylarıma ölüme gitmeleri için emir de veremem. Burası Krallık değil, Cumhuriyet. Öz vatanımızı korumak için savaşıyor olsaydık başka ama kimse yabancı bir devlet uğruna canını ortaya koymak istemez."

Raymond adamlarına bu emri vermeye razı olsa bile, bu sadece ordu moralini çökertmeye yarardı. En kötü ihtimalle firarlar baş gösterirdi.

Angie kaşlarını çatarak derin bir nefes aldı. Sesi kalınlaşmış, tehditkar bir hal almıştı: "Burada hiçbir şey yapmazsak bunun Krallık'a hiç etki etmeyeceğinin garantisini verebilir misin?! Bu ucube yaratığın sürekli canavar doğurmasına izin verirsek ve günün sonunda bizim ulusumuzu da yok ederse ne yapacaksınız?! Olası kayıpları azaltmak istiyorsak tüm gücümüzle karşılık vermeliyiz!"

"A-ama..."

Angie, yüzüne yayılan bir tebessümle adamın sözünü kesti. "Ayrıca, nişanlımın kim olduğunu unuttunuz mu? Leon kazanamayacağı bir savaşa girecek bir adam değildir! Yenilgisinin kesin olduğu durumlarda bile zaferi söküp almayı başarmıştır. Şu an bile cephenin en önünde savaşıyor. Sizce neden?"

Söyledikleri doğruydu; Leon defalarca umutsuzluğun pençesinden zafer çıkarmıştı. Sözleri, arkadaşlarının bu gerçeği hatırlamasını sağladı. "Prens Julius ve diğerleriyle yaptığı düelloyla başladı her şey. Onları gerçekten yenebileceğine tek bir ruh bile inanmıyordu... Ama kazananın kim olduğunu hepiniz hatırlıyorsunuz, değil mi?"

"...Leon."

Julius, maskesinin arkasında saklanıyor olsa da bu olayın lafının geçmesiyle yine utançla doldu. Bunu açmaya gerek var mıydı sanki? Lütfen, daha fazla anlatma... Ne kadar cahilce, kendine aşırı güvenen bir edayla savaşa atıldığını ve Leon'un kendisini nasıl budala durumuna düşürdüğünü hatırlamak zorunda kalmıştı.

Angie, onun sessiz yalvarışlarına kulak asmadan konuşmasına devam etti: "Sırada Prenslik vardı. İçinde bulunduğumuz gezi gemisinin komutasını kim ele geçirdi ve Prenslik askeri filosunu, o ünlü Siyah Şövalye'yi kim devirdi?"

"Yine Leon. Harbi ya... Düşününce, Siyah Şövalye'yi bile yenmişti!"

Adamların sesleri yavaş yavaş daha umutlu gelmeye başladı.

"Daha sonra kendi iç karışıklıklarıyla boğuşan Krallık, Prenslik ile savaşa girmek zorunda kaldı. Durumumuz son derece elverişsizdi ama buna rağmen bize kim zaferi getirdi?"

"Leon!"

"İşte bu kadar! Kazanamayacağını bildigi hiçbir savaşa girmez o!"

"Dur bir dakika, yani bu demek oluyor ki... Bu sefer de kazanabiliriz? Bütün ihtimaller aleyhimize olsa bile mi?!"

Angie gururla ilan etti: "Bu savaşta zafer kazanacaksınız ve isimleriniz hem Krallık hem de Cumhuriyet tarihine altın harflerle kazınacak! Böyle kalıcı bir iz bırakanlar, sadece kendilerine değil, gelecek nesillerine de onur getirecekler. Şimdi soruyorum size kahramanlar, ne yapacaksınız?"

Gruba "kahramanlar" diye hitap edilmesi, özellikle Daniel olmak üzere herkeste yeni bir heyecan dalgası yarattı. "Ulan yapacağız işte! Madem buraya kadar geldik, Cumhuriyet'te de adımızı duyuralım!"

Raymond içini çekti. "Sanırım bu işi sonuna kadar götürmemiz gerekecek. Haah... Neyse ya. Sonuçta zırhlarımızı ve hava gemilerimizi karşılıksız olarak geliştirdi."

Leon, Cumhuriyet'e gelmeden önce birçok düzenleme yapmıştı. Arkadaşlarına verdiği hava gemilerine ve zırhlara yaptığı iyileştirmeler de bunlara dahildi.

Angie'nin konuşması bittiğinde, maskeli adam ona doğru eğilip fısıldadı: "Muazzam bir konuşmaydı. Ama sormam gerek, gerçekten kazanabileceğimize inanıyor musun?"

"Şansımız elliye elli. Her şey Leon'a bağlı."

Adam ciddiyetle başını salladı. "Mantıklı. Ama en azından bu oranla bir şansımız var demektir. Yani... Ben de savaşabilirim."

Onlar konuşurken Kutsal Ağaç zonklamaya devam ediyor, uzaktan beyaz bir toz gibi görünen şeyleri etrafa saçıyordu. O zerrelerin her biri, tam teşekküllü bir canavara dönüşüyordu.

Angie ellerini göğsünün üzerinde birleştirip dua etti. "Ah, Leon. Sakın delice bir şey yapma."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.