"Neden arkası arkasına gelmeye devam ediyor bunlar?!"
Dişlerimi gıcırdattım. Ağzımın içine bakır tadında koyu bir lezzet yayıldı. Kan, kesinlikle kan. Ama bunu dert edecek tek bir saniyem bile yoktu. Neyse ki haberlerin tamamı kötü değildi; Luxion uzak terminaliyle arasındaki bağlantıyı yeniden kurmuştu.
"Usta, hazırladığım güç artırıcıyı uyguladınız mı?" diye sordu.
"Geciktin," diye çıkıştım. "Beni bırak şimdi. Az önce ortaya çıkan şu yaratıkla ilgilenmemiz lazım. Bu sırada tüm gücünü serbest bırakmanı istiyorum."
"Bunun akıllıca olduğuna emin misiniz?"
"Noelle’i kurtarmak istiyorum. Bunun en hızlı yolu ana gemini buraya getirmek."
"Onun uğruna ana gövdemi herkesin gözü önüne çıkarmayı mı planlıyorsunuz? Bu büyük bir kargaşaya yol açar."
Sırf bu yüzden onun gerçek gücüne başvurmaktan kaçınıyordum. Herkesten ne kadar güçlü olduğumu sergilemeye bayıldığım doğruydu ama ben bile Luxion’ın tüm potansiyelini kullanmaktan çekiniyordum. Herif kontrolden çıkmış bir güç abidesiydi. Yine de fırsatımız varken elimizdeki tüm kozları oynamazsam hayatımın sonuna kadar pişman olacağımı biliyordum.
"Kim takar," dedim. "Sonuçlarını hayatta kaldıktan sonra düşünürüm."
"Anlaşılan hiçbir plan yapmadan bodoslama dalıyorsunuz."
"Bazen kervan yolda düzülür. Şimdi Noelle’i kurtarmaya odaklanalım."
Yeni düşmanımıza doğru dönerken zihnimi toparlamaya çalıştım. Kafası; Luxion, Cleare ve hatta Ideal’ın kullandığı uzak terminallerin tıpkısının aynısı olan bir canavardı bu.
"Sorgulama bittiğine göre söyle bakalım: Bu şeyi yenebilir misin? Bana çetin bir ceviz gibi göründü."
İkinci oyunun orijinal son patronu gerçekten bu kadar korkunç mu görünüyordu?
Tek gözlü devasa yaratığın ağaç köklerinden kollarla bacakları vardı. Bizi fark ettiği an bu uzuvlar Arroganz’a doğru fırladı. Birer kırbacı andırıyorlardı. Bize yaklaştıkça uçları sivrileşip mızrak halini aldı.
"Oha!"
Arroganz iticilerini ateşledi. Kırbaç gibi savrulan uzuvların arasından sıyrılıp var gücüyle kaçındı. Luxion bu sırada düşmanın analizini bitirmekle meşguldu.
"Bu; Ideal, Kutsal Ağaç ve Emile’in birleşimi bir yapı. Her birinden belirgin özellikler taşıyor. Ideal’ı yutarak ana gemim tarafından fırlatılan her türlü saldırıyı etkisiz kılma yeteneğini elde etmiş."
"Harika, tam oldu."
Luxion’ın ana topunu püskürtme yeteneği, bu mahlukla nasıl baş edeceğimiz konusunda elimizi kolumuzu bağlıyordu. Oyunun asıl hikayesinde Noelle ve etrafındaki erkekler böyle bir iblisle nasıl başa çıkmıştı ki?
"Usta, ana gemim Licorne ile temas kurdu. Cleare ile buluşup Noelle’in tedavisine başlayacaklar."
"Sana güveniyorum. Onu kurtarsan iyi edersin."
Bunu da hallettiğimize göre ikinci oyunun son patronuyla yüzleşmeye hazırdım.
"Bu işi bitireceğiz. Mutlu bir son uzakta olsa bile en azından eli yüzü düzgün bir son elde edeceğiz!"
"Gerçekçi bir hedef, takdir ettim. Yine de bu savaş bittiğinde sizin de tıbbi müdahaleye ihtiyacınız olacak. O ilaçların vücudunuza yüklediği Seviyedeki baskıyı küçümsemeyin lütfen."
"Tamam, tamam. Nutuk çekmeyi savaş sonrasına sakla!"
Yaratığın dokunaçları bir kez daha üzerimize çullandı. İlkini kıl payı ıskalatıp kılıcımla kökünden kestim. Ancak ne yazık ki saniyeler içinde yeniden uzadı. Bize savurduğu darbeler, bir devin sinek kovalamasından farksızdı. Tüm bu esnada rotasından sapmadan ilerlemeye devam ediyordu. Her neresiyse artık.
"Bu şey nereye gidiyor?" diye sordum.
"Yörüngesini hesapladım. Görünüşe göre... Licorne’a mı gidiyor? Hayır, doğrudan benim ana gemime doğru ilerliyor."
"Ne?! Onu durdurmalıyız! Sakın kendini tutayım deme!"
"Anlaşıldı. Fakat ilerlemeden önce Marie’den gelen bir bildirim var."
Kafamı salladım. "Sonraya sakla!"
Bir an duraksadı, yine de mesajı iletti. "Noelle bilincini kaybetmiş gibi görünüyor. Cleare oraya zamanında yetişemediğini bildirdi."
Dişlerimi daha da sıkarak kumanda kollarını adeta ezim ezim ezdim. "Marie’yi bağla."
Önümdeki monitörde belirdiğinde her yeri kan içindeydi ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. "Ağabey, ben... Çok üzgünüm. Olivia ile ne kadar uğraşsak da... Onu iyileştiremedik."
"Duydum."
"Yalvarırım. Henüz nefes alıyorken ona bir şeyler söyle. Çok geç olmadan onunla son bir kez düzgünce konuş."
Hat kesildi. Derin bir nefes alıp gözlerimi Luxion’a diktim. Daha ağzımı açmadan ne düşündüğümü anladı.
"Hayır. Kesinlikle olmaz."
"Bu bir emir," diye fısıldadım dişlerimin arasından. "Yap şunu."
"Reddediyorum. Vücudunuza binecek yük kabul edilebilir sınırların çok üzerinde."
"Umrumda değil. Yap."
"Bu emri onaylayamam. Şu anki gücünüz rakibimizle baş etmeye fazlasıyla yeterli."
"Sana tek bir saniyemizin bile olmadığını söylüyorum! Bu işi bir an önce bitirmek istiyorum. Lütfen."
Luxion’ın yanıt vermesi biraz zaman aldı. Güvenliğim için endişelendiği açıktı. Asır gibi gelen bir sürenin ardından konuştu. "Steroid enjeksiyonu başlatılıyor."
Sırtıma batan bir başka iğne... Damarlarımda lav akıyormuş gibi hissettiren o sıvı içeri süzüldü. Alnımda biriken ter damlaları sicim gibi süzülmeye başladı.
"Bok var," diye hırladım. "Bu mereti bir daha asla kullanmayacağım!"
"Doğru bir karar. Zaten bundan sonraki hiçbir kullanımı onaylamayacağım."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.