"Arroganz'ın son derece az bir enerjisi kaldı. Eklemleri de dayanma sınırına ulaştı. Vakit kaybetmeden bakıma alıp ikmal yapmanızı öneririm," dedi Luxion.
"Önce bu işi bitirmeliyiz." Arroganz'ın her hareketinde eklemlerinden gıcırtılar yükseliyor, etrafta yankılanan alarm sesleri enerjinin neredeyse tamamen tükendiğini haber veriyordu. Sağ elimin sırtındaki Koruyucu Nişanı parıldamaya başladığında sol elimle üzerini örttüm.
"Noelle, Lelia'yı kurtarabildin mi?" diye mırıldandım kendi kendime. Kutsal Ağaç'ın içine girme isteğini kabul etmiştim. Kısa süre sonra ağaç boydan boya çatlayıp yarıldı. İçinden fışkıran kırmızı sıvı yere yayıldı ve temas ettiği anda sihirli taşlara dönüştü. Bastığımız toprak ışıl ışıl parlayan mücevherlerle kaplanmıştı.
O anda Emile'in Kutsal Ağaç'taki varlığı yok oldu; geriye sadece Ideal kaldı. Üzerimize dokunaçlarını savururken attığı her adımda bedeninden oluk oluk kan akıyordu. Saldırırken mekânik sesi çınladı: "Luxion! Leon! Başka hiçbir şey yapamasam bile ikinizin kaçmasına izin vermeyeceğiiim!"
Onu engellemek için üç zırh öne fırladı. Chris'in mavi zırhı dokunaçların bir kısmını doğrarken, Brad'in mor zırhı bir sürü drone'a emredip geri kalanını taradı. Greg ise doğrudan benim yanıma geldi. "İyi misin Bartfort?!"
Burnumu çektim. "Geç kaldınız aptal sürüsü!"
"Bakıyorum da laf yetiştirebildiğine göre keyfin yerinde!"
"Jilk ile Loic ne alemde? Lafı açılmışken, şu maskeli sersem ne yapıyor?"
"Sivilleri tahliye etmekle meşgul. Kıçını kurtarmaya üçümüzün yeteceğini düşündük."
Demek diğer aptallar ve dostlarım kalan canavarların kökünü kazımakla ilgileniyordu. Sonra onlara sağlam bir ikramiye ödemem gerekecekti.
"Geriye bir tek Kutsal Ağaç kaldı o zaman," dedim.
"Onu halledebileceğinden emin misin?"
"Başka çarem mi var!" Elimdeki uzun kılıcı havaya kaldırdım. Kabzasından taşan ışık her yöne yayılarak genişledi. Kılıç artık Arroganz'dan birkaç kat daha uzun ve geniş bir boyuta ulaşmıştı.
"Kafasını ikiye böl," diye akıl verdi Luxion. "Sadece tek bir saldırılık enerjimiz kaldı."
Tek darbe. Bu bizim tek şansımızdı.
Arroganz, üzerine gelen ağacın karşısında dik durdu ve uzun kılıcı başının üzerine kaldırdı; saniyeler sonra devasa bir güçle aşağı indirdi. Kılıcı kaplayan ışık, hareketini takip ederek bir yelpaze gibi dışarı püskürdü. Göz açıp kapayıncaya kadar Kutsal Ağaç'ı tam ortasından yardı. Kısa bir duraksamanın ardından devasa ağaç ikiye ayrıldı ve her iki parça da etrafa kan saçarak devrildi. Fışkıran sıvı havadayken hızla kristalleşip Arroganz'ın dış zırhına çarpan parıltılı bir taş yağmuruna dönüştü. Ağacın kendini yenilemediğini gördüğümde içimi büyük bir rahatlama kapladı.
"Bu demek oluyor ki... Bitti, değil mi?" diye sordum.
"Evet. Emile kendisini ağaçtan kopardığında yapının iyice zayıflamış olmasına yatıp kalkıp dua etmeliyiz. Yoksa tek çaremiz, Cumhuriyet'in kökünü kazıyacak olan ana topumla ateş etmek olacaktı."
Gözlerimi ona diktim. "Korkunç bir şeysin, biliyorsun değil mi?"
Sohbete daldığımız için devrilen Kutsal Ağaç'ın enkazından bir şeyin kaçıştığını ilk anda fark edemedik.
"Usta, bu Ideal!"
Ideal'in uzaktan kumanda terminali havada süzülüyor, çaresizce kaçacak bir yer arıyordu.
Hemen gürledim: "Kaçmasına izin verme!"
Arroganz'ı hareket etmeye zorladığımda eklemleri feryat etti. Çabamın şiddetiyle sol kolunu kopardım, ardından uzun kılıcı bırakıp havaya fırladım. Ideal'e yetişip onu sağ avcumun içinde sıkıştırdım. "Hiç sanmıyorum!"
"Dikkat etmeniz gereken çok daha önemli bir konu var," diyerek beni uyardı Luxion.
Başımı kaldırdığımda ana gövdesinin bize doğru alçaldığını gördüm.
"Usta, Noelle'in pek zamanı kalmadı."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.