Siyasi Oyunlar ve Haince Gülüşler

Einhorn’a dönene kadar maskeli şövalye ortalıktan kaybolmuştu bile. Onun yerine toplantımıza katılan Julius, Greg ve diğerlerinin kendi gizli kimliği hakkında ileri geri konuşmasını hiç de memnun olmayan bir ifadeyle dinliyordu.

“O piç… Tam bir budala gibi davranıyor ama komuta etmeyi iyi biliyor.”

“Öyle mi dersin?” Julius duyduğu bu memnuniyeti gizlemekte zorlanıyordu. Maskeli adamdan nefret ediyor olabilirlerdi ama becerisini reddedemiyorlardı.

Siz budalalar gerçekten bu tiyatroyu yemeye devam mı ediyorsunuz? Zihnim daha çok Bay Albergue’nin ricasıyla meşguldü. Doğrudan Rachel Kutsal Krallığı’nı ilgilendiren bir durumdu bu. Davranışları bu derece alçakça ve hilekârcayken kendilerine kutsal krallık demeleri tam bir komediydi açıkçası. Rachel, Bayan Mylene’in memleketine karşı düşmanca bir tutum sergilediği için benim de kara listemdeydi. Onun düşmanları benim de düşmanlarımdı. Yaptıkları tüm hataların bedelini eninde sonunda ödeyeceklerdi.

Anlamakta zorlanmış gibi Albergue’ye sordum. “Kutsal Krallık armada donanması Cumhuriyeti işgal mi etti yani?”

“Doğrudur. Feivel Hanesi’nin bölgesini ele geçirmek için kendi filolarını gönderdiler. Muhtemelen kendimizi savunamayacak durumda olduğumuzu biliyorlardı. Bölgedeki hâkimiyetlerini pekiştirmek için bundan sonra daha fazla destek kuvvet göndereceklerini tahmin ediyorum.”

Rachel, Cumhuriyet’in bütün topraklarına el koymayı kafaya koymuştu.

Yanımda oturan Brad, hoşnutsuz bir tavırla başını salladı. “Rachel ile Holfort birbirine düşman. Bu yüzden güçlenmeleri bizim açımızdan hiç iyiye işaret değil. Kutsal Ağaç’ı almalarına izin verirsek başımıza daha da büyük bir belâ olurlar.”

“E, ne yapacağız peki? Onları püskürtecek miyiz?” diye sordum.

“Asıl mesele, bu durumun doğrudan Cumhuriyet’i ilgilendirmesi. Holfort ile en ufak bir alakası yok. Müdahale etmek için geçerli bir sebebimiz bulunmuyor. Daha da önemlisi, bunu deneyecek askeri güce sahip değiliz.”

İçimi çektim. “Gerçekten yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu?”

“Şey, aslında bir yol var ama…” Brad gözlerini benden kaçırdı. Aklındakini söylemeye çekiniyor gibi dudaklarını büktü.

“Çıkar ağzındaki baklayı,” diye çıkıştım.

“Açık konuşmak gerekirse, onları defetsek bile hemen geri gelirler. Bizim işe karışmamız sadece kaçınılmaz olanı geciktirir.”

Halkın ülkeyi yeniden inşa etmesi ne kadar sürerse sürsün, Cumhuriyet’i sonsuza dek korumamız imkânsızdı. Brad’in de kabul ettiği gibi, bizim tarafımızdan yapılacak herhangi bir yardım kesinlikle boşa gidecekti. Önümüzde tek bir hareket planı olduğunu iddia ediyordu.

“Tek çaremiz Cumhuriyet’i kendi topraklarımıza katmak.”

Gözlerimi dikip yüzüne baktım. “Göründüğünden de budalaymışsın, ha?” Amacımız Cumhuriyet’in kendi hükümetini kurmasına yetecek kadar burayı güvende tutmaktı. Onları işgal etmek bu sorunu nasıl çözecekti ki?

“Bunu bana söyleyecek son kişisin,” diye tersledi Brad.

Albergue çenesini sıvazlayarak başıyla onayladı. “Kötü bir fikir değil.”

“Ha?”

Yine yanımda oturan Jilk, bana tepeden bakan tavrıyla vakit kaybetmeden açıklamaya girişti. “Anlayabileceğiniz seviyede, daha basit ifadelerle açıklayayım Kont Bartfort. Aslında son derece yalın bir mantık. Cumhuriyet’in kendilerine rakip olamayacağını düşünüyorlarsa, onların yerine bu toprakları kendi üzerinize geçirip ‘Burası bundan böyle Krallık toprağıdır!’ dersiniz. Rachel bu hamleden sonra buraya kolay kolay patisini uzatamaz.”

Cumhuriyet o eski korkutucu itibarını kaybettiği için, Krallık adını kullanarak burayı sahiplenmek olası düşmanları uzak tutmada çok daha etkili bir yöntem olacaktı. Doğrusu, Holfort’un yardımına bu derece muhtaç kalmaları acınası bir durumdu ama mevcut şartlarda başka türlü davranmak Cumhuriyet’in çöküşüne yol açardı. Yeniden toparlanmak zaman alacaktı. Tek umutları bizdik.

“Yani Cumhuriyet tekrar ayağa kalkana kadar Holfort’un adını ödünç alıp bu toprakları sahipleneceğiz, öyle mi?” diye durumu özetledim.

“Aynen öyle.”

Gözüm Bay Albergue’ye kaydı, başıyla onayladı. Planı kabul etmeye hazır görünüyordu. Ortada tek bir sorun vardı, o da yanımda oturan adamın bunu açıklamak üzere ağzını açmış olmasıydı.

Jilk sıkıntılı bir ifadeyle, “Ancak bu sorunu çözmek için zamanımızın kısıtlı olmasından korkuyorum,” dedi. “Kendi hükümetimizin son kararı vermesini bekleyecek vaktimiz yok. Henüz izin almadan harekete geçmek de Majesteleri için sorun yaratacaktır…”

Roland’ın başına dert açılacağı lafını duyar duymaz neşelendim, yüzümde geniş bir gülümseme belirdi. Etrafımdakiler bu tepkime bıkkın gözlerle baktı ama ne çıkar? Bu planı hayata geçirmem için gereken son dürtükleme tam da buydu.

“Mükemmel!”

İhtiyar Roland’ın midesine bir iki kramp daha girecekse, Cumhuriyet’e yardım etmeye dünden razıydım. Bir taşla iki kuş; hem insanlara yardım edecek hem de o piç kurusunun hayatını burnundan getirecektim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.