Savaşın Eşiğindeki Homurtular

Güverteden ayrılıp doğrudan Einhornun hangarına yöneldik. Jilk, aslen Julius için tasarlanan pilot üniformasını giyen Loic’in beyaz zırhın kokpitine tırmanışını izlerken kendi kendine mırıldandı. "Kont Bartfort gerçekten akıl sır ermez bir adam. Bizimki gibi ufacık bir filoyla Cumhuriyet gibi bir rakibin karşısına dikilmek ciddi bir cesaret ister."

"Cumhuriyet değil, isyancı ordusu," diyerek düzeltti Brad. "Hem sadece iki yüz gemileri var. Kazanma şansımızın oldukça yüksek olduğunu düşünüyorum."

"Askeri güçleri bizimkinin en az altı katıyken mi?"

Brad omuz silkti. "Amacımız Bayan Yumeria’yı kurtarmak, değil mi? Onu aldıktan sonra kaçma yoluna gidersek bizi yakalayamazlar. Sonuçta tüm teçhizatları tamamen savunma odaklı üretilmiş. Sınırlarının dışına çıktıkları an savaşamazlar."

Cumhuriyet’in Kutsal Ağaç’ın gücüne olan bağımlılığı, sınırların dışına çıktıklarında kaçınılmaz olarak zayıflayacakları anlamına geliyordu. Brad’in argümanı mantıklıydı.

"Ya rakibimiz gerçekten Luxion ile aynı yeteneklere sahipse? O zaman sınırların dışında da savaşabileceklerini varsaymak daha doğru olmaz mı?" diyerek araya girdi Chris.

"Iıı..." Brad yüzünü ekşitti. "Haklı olabilirsin galiba. Ama Luxion şansımızın yüksek olduğunu söyledi. Eminim planladıkları gizli bir strateji vardır."

Chris iğneleyici bir tavırla, "Ortadaki gizli stratejinin ne olduğuna dair en ufak bir fikrin bile yokken bu kadar büyük konuşman biraz tuhaf değil mi?" dedi.

Brad bu kez sessizliğe gömüldü.

Greg kaşlarını çattı. "Gereksiz konuşmayı bırakıp odaklanın. Karşımızdakinin kim olduğunu düşünürsek, bu kez gerçekten lakayt davranma lüksümüz yok."

Ideal da tıpkı Luxion gibi kayıp bir eşya sınıfındaydı ve Serge’e her türlü desteği sağlıyordu. Greg ve diğerleri, Arroganz ile savaştıklarında onun ne kadar güçlü olduğunu bizzat görmüşlerdi. Karşılarındaki gücün ne kadar dehşet verici olduğunu çok iyi biliyorlardı. Rakip de karşılarına benzer bir güçle çıkacaktı.

Arroganz lafı geçmişken, Leon zaten çoktan onun kokpitine yerleşmiş ve gözden kaybolmuştu. Dört soylu genç kendi aralarında konuşurken, içeriden onun sesi yankılandı. "Cır cır ötmenizden gına geldi artık! Mahalle mektebindeki çocuklar gibisiniz. Azıcık çenenizi tutun da işimize bakalım!"

Jilk, Leon’un bu tavırlarına alışmış olsa da yine de bıkkınlıkla kaşlarını çattı. "Gerçekten zehir gibi bir dilin var, hem de hiç çekilir cinsten değil."

"Kapatın çenenizi de canlı kalkanlık görevinizi yapın."

Leon’un tavrı daha önce canlarını sıkmadıysa bile, şimdi kesinlikle canlarını sıkmıştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.