"İdeaalaaaaaal!"
Gier, o kapkara sıvıya gömüldükten sonra koca bir et yığınına dönüşmüştü. Yüzeyinde beliren damarlar zonklayarak şişiyor, cılız, küçücük eller dışarı fırlıyor, adeta bir insanı andıran bir yüz şekilleniyordu. İdeal’e doğru feryat eden bu şeyin sesi, Serge’in ta kendisiydi.
"Bir dakika, o yüz... Yoksa?" diyebildim dehşetle.
"Evet, Serge’in yüzü. İdeal, İblis Zırhı’nı tamamen yok ettiğine yemin etmişti ama anlaşılan bir parçasını Gier’e enjekte etmiş. Gerçekten de düşündüğümden çok daha ileri gitmiş. Usta, senden sonra kimse beni bu kadar budala yerine koymamıştı."
"Sırası değil! Onu o... şeyden kurtarma şansımız var mı?!"
"Onu kurtarmak mı istiyorsun?"
Ağzımdan çıkacak cevabı tartarken bir an tereddüt ettim. "Duymamış gibi davran, olur mu?"
Sözler zihnimden önce dökülmüştü dudaklarımdan. Serge’in yaptığı bunca şeyden sonra, İdeal tarafından kandırıldığı gerçeği bile onu kurtarmazdı; kendi halkı onu yine de idama mahkûm ederdi.
"Yar... Yardım etıın!" Serge’in acıyla kıvranan yüzünden dökülen kelimeler birbiriyle örtüşüyor, merhamet dileniyordu. Fakat çok geçmeden gözleri koyu bir kırmızıyla parladı, yüzündeki bütün duygu bir anda çekip gitti.
"Usta, tehlikedeyiz!" diye uyardı Luxion.
"Farkındayım, kör değilim herhalde!"
"Sadece karşımızdaki İblis Zırhı’ndan bahsetmiyorum. Kutsal Ağaç da tehlike arz ediyor."
"Ha?" Neyden bahsettiğini anlamak için Arroganz’ı havalandırdım. Luxion ekrandaki görüntüyü yakınlaştırdı. Gördüğüm şey akıl alır gibi değildi. "Emile neden Kutsal Ağaç’la birleşiyor?!"
"Licorne’dan bir mesaj var. Usta, Emile ve İdeal başından beri iş birliği yapıyormuş."
"Beni rahat bırakın artık! Gerçekten bu saçmalıklardan bıktım usandım!"
Aşağı baktığımda, İblis Zırhı olmaya çalışan o devasa et yığınının üzerime doğru atıldığını gördüm. Çevresinde aniden beliren buzdan bıçakları üzerime fırlatmaya başladı. Tıpkı az önceki lazerler gibi, bu buz taneleri de kaçınmaya çalıştıkça Arroganz’ı takip ediyordu. Havadaki bıçakların sayısı birkaç yüzü buluyordu.
"Karşılık ver!" diye kükredim.
"Nasıl emredersen."
Arroganz’a takılı ilave zırh plakalarında çok sayıda füze vardı. Luxion, peşimizdeki buz bıçaklarını patlatmak için füzeleri peş peşe ateşledi. Bütün mühimmat tükendiğinde ise boşalan plakaları gövdeden ayırıp attı.
"Elimizdeki tek şey bu kalmış gibi görünüyor," dedi. "Usta, Kutsal Ağaç kontrolünü tamamen kaybetmek üzere. Çıldırması an meselesi."
Bunlar sadece bir girizgâhtı, hamle yapmak için benden onay beklediğini biliyordum. O ağacı yok etmek, oyunun ikinci serisinde karşılaştığımız tüm sorunları kökten çözmenin bir yoluydu. Ağacı ortadan kaldırmanın getireceği yıkıcı sonuçları bir kenara bırakırsak, bu meseleyi halletmenin kesinlikle en hızlı yoluydu.
"O henüz harekete geçmeden, ana gövdemi kullanarak bir saldı..." Luxion cümlesini bitiremedi bile. Sözün ortasında öylece kalakaldı.
"Luxion?! Hey, Luxion! Şaka yapıyorsun değil mi, tam da şimdi mi?!"
Sanki tüm sistemi yeniden başlatılmış gibiydi. Bir an sonra konuşmaya başladığında sesi robotik ve tamamen duygusuzdu.
"Ana gövde ile olan bağlantı kesildi. Şartlar gereği çevrimdışı moda geçiliyor."
"Olamaz..."
Luxion’ın bağlantısı koptuğuna göre, hem İblis Zırhı’yla hem de Kutsal Ağaç’la tek başıma savaşmak zorundaydım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.