Marie, Einhorn’un köprüsünde dikilmiş, olayları başından sonuna kadar endişeyle takip ediyordu. Savaşın gidişatını şimdi de nefesini tutarak izlemekteydi.
Düşmanın görüntüsü, Angie’ye o karanlık geçmişi hatırlatmıştı. “Neden o şeylerden biri burada? Neler oluyor böyle?”
Livia ellerini birbirine kenetlemiş, korkuyla titriyordu. “Leon Bey iyi olacak mı dersiniz?”
Angie’nin sesi pürüzlüydü. “Kara Şövalye’yi yenmeyi başardı ama bu düşmanın neler yapabileceğini henüz bilmiyoruz. Kesin bir şey söylemek imkansız.”
“Olamaz!”
Jilk, Brad, Greg ve Chris, kendi zırhlarıyla Einhorn’un etrafında havada süzülüyordu. Julius ise Loic’i göz hapsinde tutmak için köprüye çekilmişti.
Marie, bakışlarını Loic’e çevirdi. “Kutsal Ağaç’ın üzerindeki o çiçek benzeri şey normal mi?”
“Hayır, bildiğim kadarıyla değil.” Loic’in ses tonu başta umursamazdı ancak durumun ciddiyetini fark edip hızla düzeltti. “Yani, hayır efendim. Normal değil. En azından ben daha önce böyle bir şey duymadım. Ağaçta bir çiçeğin açtığına dair hiçbir tarihi kayıt yok.”
“Öyleyse neden bir insanı kurban edecek kadar ileri gidiyorsunuz?”
Loic içini çekti. “Bu, Altı Büyük Hane liderlerinin aldığı bir karar. Kont Bartfort’a karşı üst üste aldıkları yenilgilerden sonra, Kutsal Ağaç’ın kendilerini terk etmesinden ölümüne korkuyorlar sanırım.”
Julius yüzünü ekşitti. “Yani her şeyin sorumlusu Bartfort.”
“Buna katılmıyorum. Er ya da geç birini kurban edeceklerdi zaten. Alzer Cumhuriyeti’nde Kutsal Ağaç’ın iradesi mutlaktır. Hele ki herkesin duyabileceği şekilde seslenirse, insanların ona ve isteklerine inanması çok daha kolay olur.”
Marie çaresizlikle başını ellerinin arasına aldı. Louise ölürse, Albergue kesin o son patron olacak! Onunla yüzleşmeyi hiç ama hiç istemiyorum! Buraya kadar boşuna gelmiş olamayız, her şeyin anlamsız olduğunu söylemeyin bana, yoksa... Ha, Noelle?
Noelle, kucağında fidanla öylece durmuş, dışarıdaki savaş alanını izliyordu. Sağ elinin arkasındaki nişan hafifçe parıldamaya başladı.
Julius da dışarıdaki durumu süzüyordu. Çıkıp yardım edemediği için içi içini yiyordu. “Bir şeyler yapabilseydik keşke ama muhtemelen sadece ayak bağı oluruz.” Ne de olsa kendisinin ve arkadaşlarının kullandığı zırhlar, Arroganz’ın sadece kalitesiz birer kopyasıydı. Arroganz bile zorlanırken onların hiç şansı yoktu.
“Julius, böyle söyleme. Ona yardım etmek zorundasınız!” diye yalvardı Marie. “Leon, Arroganz’la bile o şeyi yenemiyor, görmüyor musun? Ama siz zırh kontrolü konusunda ondan çok daha yeteneklisiniz, bunu biliyorum. Aralarındaki güç farkını tekniğinizle kapatabilirsiniz.”
Angie araya girdi. “Yanılıyorsun.”
“N-nasıl yani?!”
“Leon güçlüdür. Şu an zorlanmasının tek sebebi, düşmanın Louise’i rehin tutuyor olması. Bu sorunu çözebilirsek, Leon o zaman...”
Noelle, lafını bitirmesine izin vermeden atıldı. “Bırakın ben yapayım.”
Marie’nin gözleri Noelle’e kaydı. Şimdi Kutsal Ağaç fidanı da parıldıyordu. “Ne? Noelle, ne yapıyorsun sen?”
“Louise’i oradan çıkarmak istiyorsak önce onu ikna etmeliyiz,” dedi Noelle kararlı bir sesle. “Ama işler böyle giderse onunla konuşamayız bile. İşte burada devreye ben giriyorum. Eğer yeterince yaklaşabilirsem sesimi ona duyurabilirim.”
“B-buna emin misin?!”
Noelle kekeledi. “Y-yani, sanırım yapabilirim.”
Livia başını iki yana salladı. “Hayır. Kendinizi tehlikeye atmanıza izin veremeyiz, Noelle Hanım.”
Neyse ki Loic, Noelle’i destekledi. “Aslında bu işe yarayabilir. Rahibe’nin, nişana sahip olan kişilerin doğrudan kalbiyle iletişim kurabildiğini duymuştum. Hatta bu konudan bahseden bazı tarihi belgeler okudum; Rahibe, diğer insanlarla bağ kurmak için ağacı kullanabiliyor. Louise’e dokunacak kadar yaklaşabilirse, onunla konuşabilmesi gerekir.”
“Bir dakika!” Marie dehşetle araya girdi. “O sadece fidanın rahibesi, Kutsal Ağaç’ın değil. İkisi çok farklı şeyler. Ona izin veremeyiz...”
Sözünü bitiremeden, Livia’dan beyaz bir ışık süzüldü. Genç kızın teninde parıldayan desenler belirirken saçları havada dalgalanmaya başladı.
“Gyaaa! Hayalet gibi parlıyor!” diye çığlık attı Marie.
Angie sertçe çıkıştı. “Kes sesini. Livia, buna hazır mısın?”
“Henüz tamamen kontrol edemiyorum ama kısa bir süreliğine de olsa yapabilirim.”
“Ben de yardım edeceğim. Noelle, sen de gel.”
Neler olduğunu anlayamayan Noelle kaşlarını çattı. “Ne? Şey, ben...”
Angie elini tutup onu kendine doğru çekti. “Sesini ona duyurabileceğini söylemişti değil mi? Onu ikna edebileceğini? O zaman Livia ve ben de sana destek olacağız.”
Noelle, Livia’nın kendisine uzattığı eli ürkekçe kavradı. Livia fidanı nazikçe alıp üçünün ortasına yerleştirdi. Fidanın etrafında el ele tutuştular ve küçük bitki eskisinden çok daha parlak bir ışıkla parıldadı.
“Bu çok uzun sürmez,” diye uyardı Livia. “Onu ikna edeceksen lütfen elini çabuk tut.”
“A-anladım.” Noelle gözlerini sıkıca kapattı.
Dışarıdaki dev zırhın hareketleri yavaşlamıştı. Marie, gözlerini içerideki üç kadından ayırabilseydi bunu fark edebilirdi. Üçü de hafif bir ışık huzmesiyle sarmalanmıştı. Marie neler olup bittiğine anlam veremiyordu.
İmkansız. Olivia’nın hiçbir kutsal eşya kullanmadan, tamamen kendi gücüyle mi azize yeteneklerine ulaştığını söylüyorsunuz bana? Bunu n-nasıl yapabiliyor?!
Livia’nın bu ani gelişimi karşısında şoka uğrayan Marie, gözlerini dışarıya dikti.
Şimdi her şey Noelle’in Louise’i ikna etmesine bağlıydı...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.