Güvenin Çöküşü

Serge geminin koridorlarından birinde tüm gücüyle koşuyordu. “O kadın… Son dakikada bize ihanet etti.” Onlar ayrıldıktan sonra hem kadını hem de Leon’u gözetim altında tutmuştu, şimdi ise peşlerinden güverteye doğru aceleyle ilerliyordu.

Oraya vardığında Leon ve Louise’i sarılırken buldu. İçindeki bir şeyler o an kopuverdi. “Bak sen şunlara. Yolun bu kadar sonuna gelmişken gerçekten kaçabileceğinizi mi sandınız?”

Louise cevap verirken Leon sessizliğini korudu. “Serge, bizi rahat bırak.”

Konuşmalarının tamamına kulak misafiri olan Serge, alaycı bir kahkaha patlattı. “Küçük kardeşinin gerçekten hayata döndüğünü mü sanıyorsun? Ne umutsuz bir aptal ama. Bu yalancının tam da senin Leon’unla aynı zamanlarda doğduğunu unuttun mu yoksa?”

Eğer bu Leon gerçekten kardeşinin reenkarnasyonu olsaydı, ikisinin de aynı dönemde doğmuş olması tuhaf kaçardı. Bu şüpheye düşmek son derece doğaldı ama Louise’in sarsılmasına yetti. “Leon?” diye sordu ona dönerek.

Leon hiçbir şey söylemedi. Serge ise bu sırada tabancasını çıkardı.

“Lanet olası sahtekâr. Zihnen zayıf bir anında olduğu için Louise’i kandırmak kolay olmuş olabilir ama başkasının gözünü boyayamazsın. Sen sadece laftan ibaret, icraatte sıfır olan sahte bir kahraman modelisin. Ve şimdi de öleceksin.”

“Leon?” diye tekrar seslendi Louise, sesindeki çaresizlik her halinden okunuyordu. “Bana tek bir şey söyle. O kâğıt yüzüğün içine ne yazmıştın? Bu, senden ve benden başka kimsenin bilmediği bir sır. Eğer gerçekten söylediğin kişiysen ne yazdığını biliyor olmalısın, değil mi?!”

Bu, onlardan başka kimsenin cevabını bilemeyeceği bir soruydu.

“Şey…” Leon, kadının bakışlarından kaçarak boğazını temizledi. “Sanırım ‘Seni seviyorum’ yazıyordu?”

Yanlış cevap. Louise, yüzü tiksintiyle kasılarak onu geriye doğru itti. “Beni kandırdın.”

“Yazık oldu,” dedi Leon. “Oysa her şey ne güzel gidiyordu.”

Devasa gemi sonunda Kutsal Ağaç’ın tepesine ulaştı. Louise geri çekilerek Leon ile arasına mesafe koydu. Leon kadını geri çekmeye yeltendi ama Serge ikisinin arasındaki zemine bir el ateş ederek onu durdurdu.

“Kımıldama,” diye uyardı. “Sadece orada dur ve izle. Bak, Kutsal Ağaç’ın çiçeği sonunda göründü.”

Ağacın tepesinde tek bir beyaz kasımpatı duruyordu ve içinden halat benzeri yüzlerce ince dokunaç fırladı. Louise’i ararmışçasına havada savrulmaya başladılar. Etrafta bir ses yankılandı.

“Abla, neredesin? Seni bulamıyorum.”

Bu sesin küçük kardeşine ait olduğunu anlayan Louise’in sesi kısılır gibi oldu. “Buradayım. Tam buradayım! Ablan burada, Leon!”

Dokunaçlar bu sese tepki vererek doğrudan ona doğru yöneldi. Olan biteni izleyen Leon, kadını durdurmak için çılgınca arkasından atıldı ama Serge bir kez daha ateş etti. Bu seferki bir uyarı atışı değildi; kurşun hedefini buldu.

“Höh!”

Leon, kurşunun Louise’e gelmesini engellemek için kendini bilerek hedef tahtası yapmıştı ama bu yüzden kadını yakalamayı başaramadı. Louise güverteden aşağı atladı ve havada süzülen dokunaçlar onu yakalayıp çiçeğe doğru çekmeye başladı.

“Bayan Louise!” diye bağırdı Leon, elini arkasından uzatarak. Ancak bunun beyhude bir çaba olduğunu anlayınca dönüp Serge’e öfke dolu gözlerini dikti.

İkinci rauntta girdiklerini ve bu kez onu kurtaracak kimsenin olmadığını belirten Serge, şarjörü boşalttığı için silahını fırlatıp attı. Cebinden başka bir iksir şişesi çıkarıp tek dikişte bitirdi ve şişeyi omzunun üzerinden fırlattı. Ardından mızrağını kavradı.

Leon ise hiçbir silaha uzanmaya yeltenmeden, oldukça rahat adımlarla Serge’e doğru yürümeye başladı.

“Ne oldu? Belindeki o silah sadece süs diye mi duruyor? En azından ben seni—”

“Çok gürültü yapıyorsun. Çekil yolumdan.”

“Ne?!”

Göz açıp kapayıncaya kadar geçen o kısacık anda Leon ileri atıldı ve yumruğunu Serge’in suratının tam ortasına indirdi. Serge sertçe güverteye serildi. Tek bir darbe yetmişti; kendini sırtüstü yerde, gökyüzüne bakarken buldu. Leon onunla daha fazla uğraşmadı; hemen Arroganz’a tırmanıp Luxion ile buluştu.

“Asıl planımız bu değildi. Louise’i güvenceye alamadınız mı?” diye sordu Luxion.

“Son ana kadar harika gidiyordu. Kahretsin! Aralarında sadece ikisinin bildiği bir sır olduğunu nereden bilebilirdim? Planlarımızın bu kadar mahvolması hep diğer Leon’un suçu.”

Serge ayağa kalkmaya çalıştı ama Leon’un indirdiği darbe sandığından çok daha fazla hasar vermişti; bir türlü dengesini toparlayamıyordu. Aldığı ilaçlar sayesinde acıyı neredeyse hiç hissetmiyordu fakat vücudu söz dinlemiyordu. Leon ise arkasına dönüp bakmaya bile tenezzül etmeden Arroganz’ın kokpitine süzülüp oradan uzaklaştı.

Serge burnundan sızan kanı silerken dişlerini sıktı. “Beni hiç yokmuşum gibi görmezden geliyor, öyle mi?! Piç. Demek beni sadece kullandı!” Leon’un, kendisinin ona saldırmasına bilerek izin verdiğini fark ettiği an, içini yakıp kavuran bir öfke ile titremeye başladı. Hayatında hiç bu kadar aşağılanmamıştı. Şimdiye dek inşa ettiği tüm o özgüven çatırdayarak yıkılıyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.