Leon... Gitme...
Bayan Louise gözlerini hafifçe aralayarak hâlâ sayıklıyordu. Nefes nefese kalmış bir halde elini tavana doğru uzattı.
Uykucu uyandı sonunda, demek.
Hemen yanı başındaki sandalyede oturuyordum ve ben de daha yeni kendime gelebilmiştim. Sandalyeye yerleştikten sonra yorgunluk çökmüş, farkında olmadan kestirivermiştim. O tuhaf rüyayı da bu yüzden görmüş olmalıydım. Hem çok tanıdık hem de bir o kadar eğreti duran bir yanı vardı rüyanın. Bir ablayla konuştuğuma emindim ama o pislik Jenna ile geçmişe dair en ufak güzel bir anım yoktu. Acaba içimdeki bastırılmış arzuların bir dışavurumu muydu bu? Gizli bir abla kompleksim mi vardı yoksa? Kendimden şüphe etmeye başlamıştım.
Neler oluyor?
Bayan Louise doğrulup oturdu ve şaşkın gözlerle odayı süzdü.
Benim özel hava gemimizdeyiz, diye açıkladım durumu.
Angie ve kızlar, Louise uyurken üzerini giydirmişti. Yani artık anadan üryan sayılmazdı.
Belimi doğrultup ayağa kalktım. Luxion konuyu biraz araştırdı. Görünüşe göre o çiçeğin Kutsal Ağaç ile uzaktan yakından hiçbir bağı yokmuş. Ağaç, İblis Zırhı denen bir silah tarafından ele geçirilmiş sadece.
Bayan Louise ellerine bakakaldı. Demek rüya değilmiş.
Hayatta kaldığınıza sevindim.
Senin adına pek sevinilecek bir durum değil bu. Cumhuriyetin planlarına açıkça çomak soktun. Geri döndüğümüzde başın fena halde belaya girecek.
Bana öfkeyle bakarak beni azarlıyordu.
Hiçbir şey olmaz. Hatta bizzat başkanın onayını aldım.
Bayan Louise’in gözleri hayretle açıldı ama durumun ne anlama geldiğini idrak edince hemen yüzü asıldı. Babam yine ahmakça bir işe kalkışmış anlaşılan. Diğer hanedanlar şimdi kan davası güdecektir. Sen ne kadar doğruyu söylersen söyle, Altı Büyük Hanedan’ın diğer liderleri sana inanmaz. Çiçeğin solmasından doğrudan seni sorumlu tutacaklar.
Kendimi yırtıp anlatsam da ağzımdan çıkan hiçbir şeye inanmayacaklardı zaten. Bu pisliği temizleme işini Bay Albergue’e bırakmaktan başka çarem yoktu.
İşimiz yaş desene. Krallık kaçmaya ne dersiniz?
Yüzüme yayılan genişçe sırıtışla sordum bu soruyu.
Bayan Louise gözlerini dikmiş bana bakıyordu.
Bir sorun mu var?
Kardeşime dair sadece küçük bir çocuk olduğu zamanların anıları var hafızamda. Peki o halde neden seni ona bu kadar benzettim? Kafamı kurcalayıp duruyor bu soru. Ama yakından bakınca hiç de benzemediğini görüyorum. Hem benim Leon’um uslu ve dürüst bir çocuktu.
Dudak büker yüzünü başka tarafa çevirdi.
Aşk olsun, lütfen bana kızmayın artık. Sizi gitmekten vazgeçiremeyeceğimi anlayınca, geriye tek çare olarak sizi kandırmak kalmıştı.
Çok sinsice bir oyundu bu. Serge ile dövüşürken seni evire çevire dövmesine bilerek izin verdin, değil mi? Şimdi düşününce hiç de doğal gelmiyor kulağa. Senin gibi biri, yanındaki dostlarıyla birlikte orayı basıp beni gözünü kırpmadan kaçırabilirdi oysa.
Planımın pek de pratik olmadığının farkındaydım. Yol üstünde birkaç şeyi test etmek istemiştim sadece ve bunu da başarıyla yerine getirmiştim.
Bayan Louise beni baştan aşağı süzdü. Normal bir insan böyle şeyler için bu kadar ileri gitmez. Hatta ağzından kanlar geliyordu. Sahi, iyi misin sen?
Ha, o mu? Sahte kandı o. Gerçekten kan kustuğumu düşünmediniz herhalde?
Cebimden küçük bir kapsül çıkarıp ona gösterdim. Sonra da ağzıma atıp dişlerimle ezdim. Saniyeler içinde çenemden aşağı kan kırmızısı bir sıvı süzülmeye başladı.
Bayan Louise’in yüz hatları gerildi. Gerçekten tam bir rezilsin. Senin için endişelendiğim her saniyeye acıyorum.
Kızmayın hemen canım. İş yaradı mı, yaradı. Hem beni gözünüzde o kadar büyütmeyin. Dürüst olmak gerekirse son dakika uydurulmuş, derme çatma bir plandı. Keşke daha eli yüzü düzgün bir şey hazırlasaydım diye hayıflanıp duruyorum zaten.
Ideal’in savunma mekanizmaları beklediğimden çok daha baş belası çıkmıştı. Bu yüzden işler tahmin ettiğimizden uzun sürmüştü. O araya girmeseydi bu meseleyi çok daha tereyağından kıl çeker gibi halledebilirdik.
Eğer benim Leon’um da yaşasaydı, büyüyünce senin gibi biri mi olurdu acaba? Ablası olarak bu durumdan hiç memnun kalmazdım herhalde. Onun yerine efendi, ahlaklı bir delikanlı olmasını yeğlerdim.
Sizin ve Bay Albergue’in anlattığı o çocuk bana daha çok yaramaz bir velet gibi gelmişti. Pek öyle hayal ettiğiniz gibi efendi ve ahlaklı bir tip olacağını sanmam.
Lütfen ama. Onun seninle uzaktan yakından alakası yoktu.
Louise bir kez daha somurtuyor, benimle göz teması kurmayı reddediyordu. Bana da odadan çıkmaktan başka seçenek kalmamıştı.
Pekala, öyle söylediğim için kusura bakmayın o zaman.
Tam kapıya yönelmişken duraksadım. Sahi, aklıma gelmişken. Bana daha önce sorduğunuz o sorunun cevabını sonunda buldum.
Ne? Bunca zamandır bunu mu düşünüyordun? Doğru cevabı asla tahmin edemezsin.
Bayan Louise’in, yalanımı ortaya çıkarmak için sorduğu sorudan bahsediyordum. Az önceki o garip rüyadan sonra, doğru düzgün bir cevap bulduğuma neredeyse emindim. Bayan Louise asla bilemeyeceğimi düşünüyordu ama içimde garip bir güven hissi vardı. Rüya bana iyi bir ipucu vermişti. Ayrıca önceki hayatımda anne babama da benzer bir hediye verdiğimi hatırlamıştım. Onlara verdiğim şey, ne zaman isterlerse yardımlarına koşacağıma dair söz veren bir kupondu. Rüyadaki ise ne zaman başı sıkışsa ablamı kurtaracağıma dair söz veren bir bilet gibiydi.
Bir kurtarma bileti... Ne zaman başınız belaya girse sizi oradan çekip çıkaracağıma dair bir söz. Nasıl, doğru tahmin ettim mi? Yok canım, muhtemelen bu değildir. Her neyse, benim artık gitmem gerek.
Odadan çıkarken Bayan Louise’in yüzündeki o donakalmış, şoke olmuş ifadeyi son bir anlığına görebilmiştim.
Hedefi bu kadar mı ıskalamıştım yani?
Yüzündeki o şaşkınlığa bakılırsa, muhtemelen öyleydi. Keşke ağzımı hiç açmasaydım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.