Louise, Leon'un koluna girip ona destek olarak koridora adım attı. Gözyaşları bir türlü dinmek bilmiyordu. Ölen erkek kardeşinin tıpatıp aynısı olan bir adamın, Serge tarafından acımasızca hırpalanmasını izlemek içini kelimelerle tarif edilemeyecek bir kederle doldurmuştu.
“Tam bir aptal gibi davrandın!” diye çıkıştı ona.
“Ha ha, kusura bakma.”
Kendi evlerinden ayrılmadan önce babası, Leon’un ilettiği o özür mesajını Louise'e söylemişti. O zaman ne kastettiğini anlayamamıştı ama şimdi her şey yerine oturuyordu.
“Demek söylemek istediğin buydu,” dedi.
“Bana kızgın mısın?”
“Kızgınım tabii ki! İnanılmaz bir karmaşaya sebep oldun. Ölmeden önce senin için af dileyeceğim ama işlerin nereye varacağı konusunda hiçbir fikrim yok.”
Louise kendisini feda etme düşüncesinden hâlâ vazgeçmiş değildi ama elinden gelen tüm desteği vermeye de hazırdı. Sadece, kendisi bu dünyadan göçüp gittikten sonra bunun bir işe yarayıp yaramayacağını bilmesinin hiçbir yolu yoktu.
“Kendini bu kadar zorlaman için hiçbir sebep yok,” diye devam etti. “Bu yolu ben seçtim. Sana daha önce de söylemiştim, kurban edilmeye razıyım. Leon’un yanına gitmek istiyorum.”
Aslında içten içe çok korkuyordu. Bir yanı, birisinin gelip onu kurtarmasını deli gibi arzuluyordu. Ama diğer yandan, her gece rüyasında acı çeken kardeşini görmeye daha fazla dayanamıyordu. Onun yanına giderse en azından kardeşinin orada yalnız kalmayacağına inandırmıştı kendisini. Yıllar önce onun ölümü karşısında çaresizce çırpınışının borcunu ancak böyle ödeyebilirdi. Kararını çoktan vermişti.
Leon ise beklenmedik bir şekilde, “Küçükken de böyleydin, görevlerine her zaman aşırı bağlıydın,” dedi.
“Efendim?” Louise’in kafası karışmıştı. Leon, onunla sanki çok eskiden beri tanışıyormuş gibi konuşuyordu; oysa daha yeni tanışmışlardı. Yine de uykusuzluktan bitap düşen zihni sağlıklı düşünmesini engellediği için düzgün bir cevap veremedi.
“Yılbaşı Festivali'ne birlikte gitme sözümüzü tutup sonra ortadan kaybolmayı planlıyordum ama şu lanet kutsal ağaç her şeyi mahvetti.”
“N-neden bahsediyorsun sen?”
“Benim işte. Yani, ben senin Leon'unum. Hâlâ anlamadın mı?”
“Ş-şaka yapmayı kes! Hiç komik değil!”
Leon sanki gerçekten de ölen kardeşiymiş gibi konuşuyordu ama böyle bir şey imkansızdı. En azından Louise buna inanmak istiyordu.
Leon acıyla inleyerek elini karnına bastırdı ama yüzündeki o zoraki gülümsemeyi eksik etmedi. Bu görüntü Louise’in yüreğini sızlattı. “Çok ama çok uzun zaman önce, aynı yatakta uyuduğumuzda altımı ıslatmış ve suçu senin üzerine atmıştım. Hatırladın mı? O kadar öfkelenmiştin ki benimle bir hafta boyunca tek kelime konuşmamıştın.”
Louise bu hikayeyi şimdiki Leon’a asla anlatmamıştı. “B-bunu nasıl bilebilirsin?”
“Kendimi affettirmek için kağıttan bir yüzük yapıp sana hediye etmiştim. Ancak herkesin önünde suçu üstlenip özür diledikten sonra beni affetmiştin.”
Kardeşi o zamanlar Louise’in inadı kırılınca öyle gaza gelmişti ki bu yüzüğün büyüdüklerinde evleneceklerine dair bir sözün simgesi olduğunu iddia etmişti. İkisi için de oldukça utanç verici bir anı olduğundan Louise bunu hiç gün yüzüne çıkarmamaya çalışırdı.
Gözyaşları artık sicim gibi süzülüyordu. “Neden... Neden bunu bana şimdi söylüyorsun?!”
Leon kollarını Louise’e doladı ve yumuşak bir sesle mırıldandı: “Yeni bir bedende, reenkarnasyon geçirmiş olarak birdenbire karşına çıksaydım bu senin için sadece dert olurdu. Şöyle bir uzaktan baksam yeter diye düşünmüştüm. Sadece herkesi yeniden görmek istedim.”
“Bana söylemeliydin! Bunca zamandır... Sana özür borcum vardı!” Louise başını Leon’un göğsüne yaslayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Söylemek istediği çok şey vardı ama kelimeler boğazına düğümleniyordu. İçindeki o ilk hissin doğru olduğuna, karşısındakinin gerçekten de kardeşinin ruhunu taşıdığına artık tamamen inanmıştı. Mantığına uymayan her detayı bir kenara fırlattı; sadece inanmak istediği gerçeğe tutundu.
“Böyle hüngür hüngür ağlayacağını bildiğim için hiçbir şey söylemek istemiyordum zaten. Sana karşı içimde en ufak bir kırgınlık yok. Son anımda da söylemiştim bunu, hatırlamıyor musun?”
Louise, Leon’un son saatlerini hatırlayarak başını salladı. O acı çekerken elinden hiçbir şey gelmemiş, sadece izlemekle yetinmişti.
“Benim için kendini feda etmeni isteyeceğimi gerçekten düşündün mü? Son nefesimi verirken sana gülümsüyordum, değil mi?”
“Evet. Evet, gülümsüyordun.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.