Julius nehrin kenarına geldi, köprünün altına oturdu. Suyun akışını izlerken dalıp gitmişti.
"Herkes elinden gelenin en iyisini yaparken, bir tek ben işsizim."
Diğer dördü işlerini çabucak bulmuş olmalıydı. Görünen o ki, Jilk ve Brad **zaten** epey para kazanmışlardı. Greg ve Chris'in durumu neydi, kıyasla nasıl gidiyorlardı, hiçbir fikri yoktu ama kesinlikle cebinde bir kuruşu bile olmayan Julius'tan daha iyi durumdaydılar. Beşi arasında, o bir yüktü. Bu farkındalık Julius'u şaşkına çevirmişti.
"Tek başıma boynu bükük dönersem, Marie'nin bana karşı olan sevgisi de yok olur gider."
Julius'u bir hüzün kapladı. O böyle düşüncelere dalmışken, birinin yaklaştığını belli eden ayak sesleri duyuldu. Başını kaldırdığında, ellili yaşlarında bir adam gördü.
"Selam, pek iyi görünmüyorsun."
"E-evet, sanırım öyle." Julius daha sözünü bitiremeden midesi guruldadı, bu da onu daha da utandırdı. **Gözlerini** yere **dikti**.
Adam kıkırdadı. "Aç mısın? Tam da zamanı. Benim yanımdan bir şeyler atıştırmaya ne dersin?" Yanında bir seyyar yemek arabası çekiyordu. Üzerinde Alzer dilinde "şiş" yazan bir tabela vardı. Julius'un çenesinden neredeyse salyalar akacaktı.
"Ö-özür dilerim," dedi Julius, "ama yanımda pek param yok."
"Ne kadarın var?"
Julius adama gösterince, adam sırtını sıvazladı. "Bu sana üç şiş yeter. Fazlasını da ben ikram ederim, hadi gel." Görünüşe göre, arabasını **akşam** için daha yeni çıkarmıştı, bu yüzden **henüz** başka müşterisi yoktu.
Adam şişleri ızgaraya atmaya başlayınca, Julius gözleri parlayarak izledi.
"Bu kadar mı sevdin?" diye sordu adam.
"Evet!"
Julius bir tanesine ısırınca, sessizce onu ve aldığı diğerlerini mideye indirdi. Daha önce tattığı her şeyden daha lezzetliydi, belki de çok aç olduğu içindi.
"İnanılmaz lezzetliydi," diye mırıldandı.
"Başı dertte olan birine benziyorsun," dedi adam. "Ne oldu sana?"
Julius ilk başta ne diyeceğini bilemeyerek dudaklarını büzdü ama adam ona fazladan yiyecek ikram edecek kadar nazik davrandığı için hikayesini dürüstçe anlattı. Bu sefer, gerekenden fazlasını anlatmamaya karar vermişti. "Evden atıldım ve önümüzdeki ay kendi başımın çaresine bakmam söylendi."
"Görünüşüne bakılırsa, şımarık bir zengin çocuğu olduğunu tahmin ederim. Eh, dünyanın hallerini öğrenmek sana iyi gelecektir eminim."
"Evet, ama kimse beni işe almıyor. Tanıdığım herkes **zaten** iş buldu. Bir tek ben geride kaldım."
Julius bir kez daha sefalete gömülürken, adam çenesini okşadı.
"Sadece bir aylık işe ihtiyacın var, değil mi?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.